![]() “lenartaya vardılar! elektriği
kestiler komutanım!” damien onlara bakarken john da yavaşça
ayağa kalkıyordur, damien ona yardım eder, sonra diğerlerine dönerken konuşur “dışarda olmamız faydalı, dıştan
sararız, kaynaklarımız ne durumda-“ askerler ona bilgi sunarken john damienın
sırtını tutuyor, dengesini bulma alıştırması yapıyorken damien bir sürü emir
verir, john sonunda iki ayağı üzerinde durmayı başarmış, yaşasın derken damien
ona döner, dudaklarını örterken john şaşırır, askerlerin önünde onun böyle
şeyler yapacağını sanmazdır, ama damien aldırmıyor, onun boynunu tutarken bir
an sonra çekilir, fısıldar “uzaklaşma..” john emredersiniz komutanım derken
damien onu hafifçe öper, sonra dönerek arabalara ilerlerken john yavaş yavaş
onu takip eder.. SOUNDTRACK PAUL OAKENFOLD – SWITCH ON “masadakiler, herkes hızla olduğu yerden ismini söylesin,
çabuk..” masadakiler eksiksiz bir şekilde konuşurken james hepsinin nerede
olduğunu kafasına kazımış, görmek için ışığa ihtiyaç yokken tam oreon’u
saydıracakken üst lobinin kapısı açılır ve elindeki ateş topuyla ortalığı
aydınlatan dorian, kıranlar ve beşinci element içeri giriyor, telaşla ne
olduğunu soruyorken james şimdi gidip ateş kıranı alnından öpebilirdir “güzel, fener, kibrit, ışık verecek bir şeyler bulun.. gruplara
ayrılın, birazdan hepimiz ayrılıp bu binadan çıkacağız, anlaşıldı mı?” herkes başını sallıyorken hızlı adımlar küçük gruplar halinde
ilerliyor, ateşin ışığıyla fenerler aranıyorken şu anda binaya kimin girip
çıktığı kesinlikle bilinmiyor, savaş gibi bir saklambaç başlıyordur.. “delia-delia nerede COLM!” colm edward’ın olduğu tarafa bakarken wusla da genç adamın
yanında, ikisi delia’yı soruyordur, colm hızla etrafına bakıp genç kızı
göremediğinde başını sallar ve büyük fenerlerden birini kapıp lobiden tek
başına çıkarken edward wusla’yı yanına almış, bütün itirazlarına rağmen
yürümesini söylüyorken colm kızlarını bulacaktır, onların şimdi kahrolası
klonları öldürmeleri gerekiyordur... “ian! MELANIE! KİMSE YOK MU!“ delia karanlık koridorlarda sağa sola tutunarak yürüyorken
ewan’dan saklanma fikrinin hiç de akıllıca olmadığı ortadadır, sonunda
kaybolmuştur işte, klonlar onu bulup parça parça edecektir, ewan yüzünden
ölecektir, sonundan tamamen ayak altından kalkacaktır işte- “IAN!! MELANIE! CARTER! tanrım..” delia ayağını bir şeye çarparken owwlar, el yordamıyla yürümeye
devam ederken bu sefer de önündeki duvara çarptığında küfreder, sağa gider,
yine duvarla karşılaşırken bu sefer sola döner, koridor buradan devam ediyorken
delia merdivenleri bulmaya çalışıyordur, üst lobiye çıkabilirse birilerini
bulacağını düşünüyorken tekrar bir duvara geldiğinde camsız koridorların zifiri
karanlığında el yordamıyla orada bir kapı olup olmadığını arıyor, sonunda
bulduğunda kolu indirir ve merdivenlere açıldığını umarken yaklaşan adım
seslerini duyduğunda yutkunur, birazdan bir ışık görünürken delia adımların
yukardan geldiğini anlamış, o da hafifçe aydınlanmış merdivenlerden çıkıyorken
bağırır “BABA!? ANNE-“ “DELIA!” “COLM! yüce luslo, colm-şükürler olsun!” delia köşeyi döndüğünde ona doğru koşturan colm’u gördüğünde
rahatlayarak basamakları tırmanır, genç adam ona elini uzatıp yanına alırken
delia ona sarılır “klonlar beni öldürecekti-“ “nerelerde saklanıyorsun!?” “bilmiyorum-öylesine dolaşıyordum bir anda bütün ışıklar
söndü-tanrım kör olmak korkunç bir şey-annemler nerede?!” colm deliayı kolundan çekerek yukarı çıkartıyorken cevap
vermiyor, çünkü nerede olduklarını bilmiyorken genç kız kolunu kendine çekerek
colm’u durdurur “nerdeler colm!?” “bilmiyorum!” “nasıl bilmiyorsun!? colm!” “onlar başlarının çarelerine bakarlar delia senin korumam
gerekiyo-“ “COLM!” colm şimdi hiç mızmızlanma çekemeyecek, deliayı çekip belinden
tuttuğu gibi sırtına atar, genç kız bağırarak onun sırtına vuruyorken colm
aldırmıyor, merdivenleri tırmanmaya devam ediyorken delia ondan nefret ettiğini
bağırıyordur- “SUS ARTIK! KLONLAR DUYACAK!” delianın sesi kesilirken colm kapılardan birini açarak yine
karanlık koridorların birine girmiş, deliayı yere indirir... “bryce-BRYCE NEREYE GİDİYORSUN!?” bryce karanlığa falan aldırmıyor, gayet rahatça yürüyorken ian onun elini
tutmuş, arkasından melanei ve carter birbirlerine bağlı bir şekilde gidiyorken
bryce kimsenin göremediği kapılardan birini açar merdivenlere gelmişlerken
bryce arkasında kör gözlerle etrafa bakan arkadaşlarına döner, bir an onların
neden göremediklerini aklı almazken sonra hatırlar “sizi güvenli bir yere götürüp benim
livann’a katılmam gerekiyor-“ “EFENDİM!?” “HİÇBİR YERE GİTMİYORSUN!” “DELİ MİSİN KIZIM SEN?!” bryce bir anda yankılanan yüksek
seslerle elini kaldırır ian elinin bırakıldığını hissederken bryce’in rüzgarı
bile duyulmuyordur, gece görüşü olmayan insanlar sadece karanlığı dinliyorken
biraz sonra carter’ın arkasından biri ona dokunduğunda genç adam bağırır,
melanie de çığlığı basarken bryce o tarafa dönmüş, gelenleri görür “elle landon! sakin olun, tamam!” carter küfrediyorken landon özür
diliyor, ama sese doğru görmeden yürüyünce ancak bu kadar olduğunu söylüyorken
topuk sesleri duyuluyordur, herkes yine pür dikkat kesilirken bryce konuşur “ben yürüyorum, korkmayın..” kimse korkmazken bryce bir yerde bir şeyleri karıştırıyordur, kırılıp
dökülme sesleri duyuluyorken bir an sonra merdiven boşluğunu masmavi bir ışık
kapladığında bryce gülümseyerek onlara döner “artık yürüyebiliriz..” kimse yürümek falan istemiyorken bryce
aşağı inmeye başladığında çaresiz, arkadaki beşli de onu takip eder.. “nereye gidiyoruz?” delialona fısıldayarak colm’un yanında
yürüyorken genç adam laboratuvar kapılarını açmaya çalışıyordur, o da fısıldar “bilmiyorum, bir yere.. aşağı inip
isyancılarla yüz yüze gelirsek suratlarını dağıtacak bir şeye ihtiyaç var..” “yumruk?” delia yumruğunu kaldırmışken colm
gülümser “ellerin acımasın, başka bir şey
bulalım..” delia indirir, aynı anda colm’un
açmaya çalıştığı kapı açılırken ikisi de feneri kaldırıp nereye girdiklerine
bakarlar EMBRİYO
GELİŞTİRME LABORATUVARI “yüce luslo...” delia etrafındaki kocaman keselerin
içinde bir sıvıda duran insanları
gördüğünde colm’un koluna yapışmış, bütün gücü kesilmiş keselerin her biri kısa
bir süre sonra ölecekken colm sonunda feneri onlardan birine değil de
önlerindeki yola çevirdiğinde adımları hızlanmıştır “işe yarar bir şey bul, kesici,
delici, can acıtıcı herhangi bir şey..” ikisi de laboratuvarın sonundaki
bölümde neşter ya da makas benzeri bir şey arıyorken delia sorar “neden yukarı dönmüyoruz?” “nasılsa tekrar aşağı ineceğiz,
yukarda bir şey kalmadı..” delia oflayarak aramaya devam ederken
bir çekmeceyi açtığında içinde boy boy, içi şeffaf bir sıvı dolu şırıngaları
görür “colm, buraya bak..” colm genç kızın ona uzattığı şırıngayı
alır, içinde ne olduğunu okurken etikette yazan şeylerin yarısını bile
anlamıyordur, tehlikeli bir şey olduğunu umarak yanına alırken deliaya döner “eline ve ceplerine ne kadar sığıyorsa
al, dikkat et kapakları açılıp bir tarafına batmasın..” genç kız tamam diyerek şırıngaları
avuçlarken colm da birazını almış, diğer çekmeceleri açıyor, keseleri kesmek
için kullanıldığını tahmin ettiği uzun bıçaklardan alıp arka ceplerine
koyuyorken bir tanesini de delia’nın eline verir, genç kız yutkunarak keskin
metali alırken colm tekrar merdivenlere dönmelerini söyler ve deliayı elinden
tutarak geldikleri yoldan geri yürümeye başlar... “hadi, hadi klonlar, hadi kloncuklar,
gelin de boynunuzu bir güzel kırayım..” ashley yanındaki norman’a şşttlerken genç adam boynunu kütürdetir “tetikte beklemek kadar nefret ettiğim
bir şey yok, saldırın öldüreyim..” ashley bir şey söylemiyorken ikisi en
alt kata ilk inenler olmuş, üst kattan daha da labirentleşmiş olan koridorlarda
yürüyorken uzaktan uğultular geliyordur, ashley girişe yakın olduklarını
anlamışken ikisi de bir süre için durup hareketi dinler, o sırada köşeden iki
şaşkın klon keyifle yürüyorken birini ashley, birini norman tutukları gibi
boyunlarını kırarak bir kenara atarken onların düşüşlerini bile duymayan
onlarca klon açılan kapıdan içeri giriyordur.. “sen? jose’yi öldürdün?” james elinde kalan silahlardan birini
bianaya uzatıp red cevabı aldığında neden istemediğini sormuş, biana dokunmam
yeter dediğinde james bir örnek istemişken biana jose’yi vermiştir, james
tabancayı geri çekerken gözlerini kısar “umarım haklısındır..” biana cevap vermezken james eidan’ı
işaret eder “sen, iki su beraber dolaşın..” eidan biana’ya bakıyorken onu
öldüreceğini düşünüp gece kabuslarla uyanan adam şimdi aynı kadınla dolaşacakken biana da onu süzüyordur,
konuşur “öldürmeyeceğim, ayrıca güçlüsün, bir
şey yaparsam sadece dokun ve kanımı kuruttuğunu düşün..” eidan hala duruyorken james ona bakar “kadın sana onu nasıl öldüreceğini de
söyledi, yürü..” eidan korkak adımlarla yaklaşırken
biana yanındaki ewan’a döner “dikkat et..” ewan tamam derken biana ve eidan aşağı
iniyordur, james ewan’a bakar “gücünün sınırlarını bilmiyorum, ama
bir şey öldürebildiğin sürece umrumda değil..” ewan gülümseyerek james’in elindeki
tabancayı alır ve beline takarken andrea ve dorian’ı yanına alır, hamile toprak
kıran ve koruyucuları çıkarken james diğer uçta siennayı ve calis’i yanına
alıyor, cuslov pierce ve myra’nın yanına gidiyorken james yanına gelen opal ve
loret’e döner, ikisi de kartal gibi keskin, başkanları gülümserken opal
tabancasına bakıyor, loret saçlarını topluyorken james kapıyı açarak onlara yol
verir, o sırada üst lobiye julianne bir telaşla girerken bütün kafalar o tarafa
döner.. SOUNDTRACK ANA JOHNSSON – WE ARE “işe yaradı-aşı işe yaradı..” herkes kızıl kadına bakıyorken
julianne elindeki şırıngayı kaldırır “klonların kanlarına enjekte edilen
sakinleştirici ileri yaşlarda vücudun hormonal dengesiyle çakışıyor, doğal bir
döngü olduğu için de vücutta iz bırakmıyor, ama bu aşı bütün dengeleri eski
haline getiriyor..” kimseden ses çıkmıyorken julianne
omuzları düşerek kollarını indirir, james sorar “elinizdeki zımbırtı isyanı durduracak
mı profesör?” julianne başını iki yana sallarken james
diğerlerine döner “biraz önce ne yapıyorsak ona devam
ediyoruz, klonları değil insanlar kurtaracağız, bunu unutan olursa gelsin, ben
hatırlatırım..” evren başkanı, ikinci ve üçüncü
başkanlarıyla lobiden çıkarken julianne elindeki şırıngayı bırakıp masada duran
tabancalardan birini alır, birazdan yılların çalışması şu basit aletten çıkacak
kurşunlarla çöpe gidecekken julianne koluna dokunan elle başını çevirir,
rebecca yanında duruyorken konuşur “sırf klon oldukları için onlara
ayrıcalık yapılmamalı. eğer diğer insanlar gibi isyan edip zarar veriyorlarsa,
aynen onlar gibi ortadan kaldırılmayı da hak ediyorlardır..” julianne başını sallarken rebecca onun
elindeki tabancaya bakar, sonra tekrar genç kadına bakıp omzunu sıkar ve
arkasını dönüp uzaklaşırken luther onu arıyordur, rebecca profesörün yanına
gidip luther’in sol elindeki ikinci silahı alırken luther şoka giriyor, rebecca
eliyle onu takip etmesini işaret ediyorken luther ağzı hala açık, yürümeye başlıyordur.. john hahalayarak büyük silahı indirir,
tekrar doldururken her atışta beş klonu öldürüyordur, konuşur “süper bir adamım ben, vurdular
vurdular ama ölmedim..” michael yanında, kendi silahını
ateşlerken cevaplar “ben olmasam ömrün beş dakikaydı
black..” john her neyse diyorken konuşur “seni tanımam da süperliğimden..”
michael gülerek ateşler, john damienın nerelerde olduğuna bakarken generali
ilerde binadaki tutsakları nasıl kurtaracağını planlıyordur, john da o tarafa
gider.. “korkuyoruuuum..” colm delia’nın titrek sesiyle genç
kızın elini biraz daha sıkıp kendine azıcık daha yaklaştırır, delia onun
gömleğine tutunurken yürüyordur “şırıngadakiler ya adrenalin falansa?” “adrenalin olsa anlardım, bir şeye
benzemiyor, kesin kötüdür..” “öyle diyorsan öyledir..” colm gülümserken delia onu gömleğinden
çeker “şşşş..dinle bak..” colm dinlerken adım sesleri
geliyordur, ama ikisi de ne taraf olduğunu kestiremiyorken colm hızla arkasını
döner, fener izbandut gibi iki klonu aydınlatırken adamlar sırıtır, delia
korkuyla inlerken colm deliayı sırtına yapıştırıp elini bırakır ve bıçağı
çıkarırken klonlar elindeki kocaman silahlarla kaşlarını kaldırırlar, colm
küfreder... “bir şey duyuyor musun?” pierce duymadığını söylerken cuslov da
negatif olduğunu söyler, myra bütün duyuları açık, yavaş adımlarla yürüyorken
bir anda tüyleri diken diken olur ve başını kaldırdığı anda arkadan cuslov’un
acı dolu inlemesi duyulurken genç kadının kolundan ve karnından çıkan iki
bıçağı tutan eller ve vücut görünür olduğunda pierce küfreder, myra kahrolası
genlerinde görünmezlik olan klon kadına atılırken kadın zıplayarak tekrar
ortadan kaybolur, myra yine etrafını dinliyorken pierce yerdeki cuslov’un
yanına çöker.. “pekala, masa sistemlerine göre burdan
ve burdan çıkılması emrolunacaktır, başkanları düşünmemeliyiz, onlar
kendilerini kurtarır, diğer korunmasızlar önceliğimiz,-“ john o tarafa gelirken sorar “ben ne yapacağım?” damien hiçbir şey
derken john kaşlarını çatar, damien teğmene ve üstteğmene gerekli emirleri
verirken onlar gider, john sevgilisini onların önünde rezil etmemiş, şimdi
sorar “ne demek bir şey yapmayacağım-“
damien ona dönerken planı çizdiği lazerli kalemi kapatıyor, ona bakarak
cevaplar “john, daha yeni birleştin-“ “ama birleşiğim! benim görevim bu, içerde
george var!” damien ona bakarken john devam eder “george içerdeyken ben duramam.. o
neredeyse orda olmam lazım, kanımız bir akar-“ “öyle mi akıyor?” john ona bakarken
cevaplar “ne demek istediğimi biliyorsun..
george da benim geleceğimi biliyor-“ “george öldüğünden emindi-“ “george hiç öleceğimi düşünmez!
cesedimi görse şaka yaptım sanır! asla öyle bir şey diyemezsin damien-“ damien
iç çeker, konuşur “bir yere gitmiyorsun black, bu bir
emir.” john kızgınlıkla ona bakarken cevaplar “benim patronum plutodur general, neptün
değil-“ damien ona bir adım atarken cevaplar “plutoyu burada göremiyorum, ve eğer
emrimi geçersen seni masadan attırırım black, yaparım.” john ona bakıyorken damien konuşur “bu seni sevdiğim için değil, durumun
yüzünden.. içerde şu anda faydalı olacağını düşünmüyorum, düşünsem ilk seni
yollardım, tek başına 5 askere bedelsin.. ama şimdi burda kalacaksın..” john sesini çıkartmazken damien güzel
diyerek döner, uzaklaşırken john da dönerek arabalardan birini açar, silahları
içine atar, girer ve gaza basarken damien dönerek uzaklaşan arabaya bakar.. “bryce şimdi birileri bizi şiş kebap
yapacak, nereye gidiyoruz?” bryce hızla merdivenleri iniyorken
koskoca gökdelende merdivenler in in bitmiyordur, genç kız ian’a döner “livann’ın yanına ulaşabilirsek
güvende olursunuz, onlar burayı adım adım bilirler, değil karanlık, her yer
ateş bile olsa yürürler-“ “evet reklamlar bitti! devam edin!” carter arkadan milleti ittirirken
herkes yürümeye devam ediyor, ama landon bir an duruyorken arkasını döner, elle
korkuyla ona bakıyorken genç adam onu bir basamak daha indirip yanına alır “bir şey olmayacak, kurtulmak için
geldik, kurtulacağız, tamam mı?” elle başını sallarken landon eğilerek
onun dudaklarını hızla öper, sonra önüne dönerek onu da çekerken elle iki
eliyle genç adamın eline tutunmuş, basamakları iner.. “kahrolası alet!” pierce pili biten feneri bir köşeye
fırlatıp parça parça ederken cuslov kesik nefesler alıyor, acıdan gözleri
kararmış, titreyerek kanıyorken biraz sonra üzerlerinde uçuşan küçük ışık
hüzmelerini gördüğünde gözlerini kapatır, pierce önünün aydınlanmasıyla myraya
bakarken genç kadın da onun yanına eğilmiş, elini cuslov’un yarası üzerine
kapatır- “DİKKAT!” myra refleksle başını eğerken pierce
myranın başının üzerinden savrulan bıçağı yakalar, birazdan bıçağı tutan kol
görünür olurken klon kadın diğer elindeki bıçağı da savurur, pierce’ın yanağı
çizilirken myra başını cuslov’a eğmiş, üzerinde boğuşanlardan korumaya
çalışıyorken sağ bacağıyla klonun ayak bileğine vurur, kadın dengesini
kaybettiğinde myra da ayaklanırken pierce yüzünü tutuyor, myra klon kadını
iterek duvara atıyorken o daha görünmez olmayı düşünemeden elinden çıkan iki
ışık halatıyla onu kendine bağlıyorken kadın haykırarak bıçakları elinden
düşürüyor, birazdan cansız bedeni yere yığılıyorken myra nefes nefese az önce
öldürdüğü cesede bakıyordur.. “BENİM BİR KIZIM VAR! GERİZEKALI! EVE
DÖNMEZSEM KAFAMI KIRAR!” norman klonun kafasını kırarken ashley
gülüyor, seslenir “ne biçim kız o? sana çekmiş-“ norman
hem de nasıl derken dönerek bir kafayı daha kırar, o sırada kate merdivenlerden
çıkar, açık hava suratına çarparken eli göğsünde, rahatlar, ama o anda suratına
uçan bir koldan eğilirken norman kolun sahibini yakalayıp onun da kafasını
kırar, kate dikleşirken saçlarını düzeltir, teşekkür ederken ashley masanın
dinamiğinden nefret ediyor, o da bir norman istiyorken dönerek klonun bacağına
vurur.. myra ellerinde cinayet, umursamaz,
zamanında daha kötü canlar almış, dönerek ilerlerken pierce da cuslova
dönmüştür, genç kadın tekrar onun yanına çöker, elleri cuslovun yaralarında
dolaşırken dikkatle konuşur “cuslov, beni duyuyor musun-“ genç
kadın yutkunurken bir ses çıkartır, myra onun başını rahat ettirirken konuşur “sakin ol, iyileştireceğiz, charlize
ve jason daha iyi yapar, onlar gelene kadar biraz dayan, uyuşturacağım tamam
mı-“ myra cevap beklemeden onun yaraları üzerinde elini gezdirirken altınlar
karanlığın içinde parlar, myra dönerek genç kadının huzurlu yüzüne bakarken
kısa süreceğini biliyor, iç çeker, karanlıkta başını kaldırırken çevrede
hareket var mı inceleyen pierce’a bakar, ikisi de bir masanın arkasına
saklanmış, cuslovu koruyorlardır, pierce da ona dönerken myra fısıldar “yüzün..” pierce kaşlarını çatar,
iyiyim derken eliyle siler, ama myra uzanıp onun yanağında elini gezdirir, pierce
onun güneş gibi sıcaklığıyla derin bir nefes alırken myra gülümser, pierce onun
elini öper, sonra tekrar dönerek karanlığa bakarken myra da genç kadına döner.. sydney koşuyor, bir kapıyı açar, içeri
girerken arkasından claire ve franco koşuyordur, antonio da arkalarından kapıyı
kapatırken sydney dolapları açıyor, konuşur “işe yarayacak aletler lazım, ikiniz
de çok iyi dövüşmüyorsunuz-“ claire şokla sayar “ben verona’daki dövüş turnuvasında
eskrim birinciliği-“ sydney dönerek onun suratına bir neşter uzatır, claire
geri zıplayarak alırken sydney döner, çekmeceleri karıştırırken konuşur “eskrim güzel spordur, ama burda kimse
size saldırmadan önce selam vermeyecek, franco sana kaba kuvvet vereceğim, spor
sanatın yok, al-“ eğilerek bir masayı kırar, franconun gözleri büyürken genç
kadın masanın bacağını söküp ona verir, franco alırken teşekkür eder, sydney
saçlarını toplamış, ışıkları denerken birden önüne bir adam çıkar,
saklanmıştır, sydney onun elindeki neştere bakarken gözleri büyüyerek geriler.. calis ve charlize önden yürüyorken
sienna onları takip ediyor, sürekli etrafına bakarak birinin önlerine
atlamasını bekliyorken bir anda duyulan bir patlama sesiyle üçü de irkilir,
sienna bu neydi diyorken calis konuşur “yaklaşıyorlar, bombalar artık
yakındakileri vurmaya çalışıyor olmalı..” “ya da tam olarak burayı, yanık kokusu
var..” sienna da kokuyu alıyorken calis için
henüz koku çok uzaktadır, charlize hızlı adımlarla yürüyorken bir köşeyi
döndüğünde asansörlerin önüne gelir, yüzüne buram buram sıcak hava vuruyorken
calis elini kapıya uzatır, metal kapılar yanıyorken genç adam elini hızla
çeker, sienna şimdi ne yapacağız derken charlize konuşur “kapıyı açacağız-“ “alevler çok güçlüyse hava gördüğü
anda buraya dolar-“ “o zaman havayı keseceğiz-“ “efendim?” charlize calis’e aldırmadan siennaya
döner “sen oksijenin bu katta zerre kadar
kalmadığına emin ol, ben ona nefes aldıracağım..” sienna nasıl yapacağım demeye bile
korkuyor, başını sallarken derin bir nefes alır, aldığı nefesi tutar ve kendini
zorluyorken biraz sonra calis charlize’in koluna yapıştığında tanrıça elini
genç adamın boyununa koyar ve nefes verirken sienna’ya bakarak gülümser “aferin sienna..” sienna da aynı şekilde gülümserken
nefes almaya ihtiyacı olmadığını farkettiğinde daha da gülümser, charlize
calis’le beraber bir iki adım geri atarken sienna da onların arkasına geçer,
tanrıça elini kaldırarak kapılara açılmasını söylerken metal kapılar ikiye
ayrıldığında alev alev yanan asansör boşluğunun ışığı onları aydınlatır, sienna
tanrılara dua ediyorken calis elini gözlerine siper ediyordur, charlize
ellerini indirir... “sydney-“ sydney gerilerken konuşur “antonio, onları tut- bak bana
saldırma, lütfen, zaten zor tutuyorum-“ klon neyi tutuyorsun derken ona
saldırır, claire ve franco herkesin göremeyeceği bir sahneyi görürlerken sydney
o anda kırmızı bir kıyafet içerisinde, saçları açılarak kollarını kaldırır,
ellerinde beliren küçük kılıçlarla adamı engellerken döner, bir klıcı adamın
böğrüne saplar, klon yere düşerken franco claire’i omuzlarından tutup kendine
çeker, claire itiraz etmezken sydney yere düşmüş adama bakıyordur, antonio
konuşur “sydney.. geçti..” genç kadın uyanır gibi ona döner,
korkuyla ona bakan ikiliyi görünce açıklar “bakın, ben iyi bir kadınım, gerçekten..
böceklere bile zarar vermem.. ama ben dövüş tanrıçasıyım, çevremde bu kadar
dövüş varken kendimi tutmam onların faydasınaydı, ama tutamıyorum artık, böyle
olmam lazım.. bana saldıran kişi delirmiş olmalı, ares ve soyu dışında kimse
beni yenemez, delilik..” sydney döner, klonun üzerinden geçer
ve kapıya asılarak açarken franco fısıldar “kızgın bir yakut gibi..” antonio onları ilerletirken cevaplar “soyunu duymasam michiou derdim..
burdan..” antonio da yürürken franco da ilerler,
bir eliyle claire’in serbest elini tutarken parmaklar parmaklarına dolanır,
franco sıkarak onu çekerken claire elinde neşteri, klonun üzerinden sıçrar,
odadan çıkarlar.. charlize siennaya elini uzatır “yardım et, oksijen olmadan ateş
olmaz, unutma..” sienna başını sallarken ikisi ateşin
şiddetini azaltmış, alevlerin boyu gittikçe kısalıyorken calis merdivenlere
giden kapının açılmadığından emin olmak için bekliyordur, biraz sonra kapı
zorlanmaya başlarken genç adam bağırır “daha fazla tutamayacağım-kapıları
kapatın..” charlize arkasını dönüp calis’e
bakarken alevlerle biraz daha uğraşır, calis hadi artık! diyorken tanrıça
ellerini kaldırır, kapılar tekrar kapanırken calis merdiven girişini bırakır,
metal kapı kırılarak arkasından kısa boylu üç dört delikanlı çıkarken charlize
kaşlarını çatar, sienna bunlar daha çocuk diyorken calis ayağa kalkıyordur,
delikanlılardan biri genç adamın karnına bir yumruk indirirken calis acıyla iki
büklüm oluyor, sienna ona atılıyorken delikanlılardan biri onun saçlarına
uzanır ve çekerek genç kadının yere atarken charlize artık iyice
sinirlenmiştir, büyükleri yetmiyormuş gibi bir de çocuklarla mı uğraşacaktır,
bir iki adımda ona saldıran ufaklığın birini yakalarından tuttuğu gibi duvara
fırlatırken yere düşen klon kalkamıyor, diğeri hala siennayı tartaklıyorken
charlize onu da saçlarından tuttuğu gibi geri çeker, delikanlının mavi gözleri
nefretle ona bakıyorken siennayı tutan elini tanrıçanın suratına savurur,
charlize ona kalkan eli tutup kırarken arkadaşlarının haykırışını duyan
diğerleri de calis’in başından çekilerek sarışın kadına koşuyordur, sarışın
kadın eli kırılanı da çöp köşesine atarken ona koşturanlara artık dokunmak bile
istemiyor ellerini kaldırarak yumruklarını sıkarken ikisi de mosmor olup
boğularak yere düşer, charlize ellerini indirirerek ayağının dibindeki siennaya
eğilirken genç kadın dudağı yarılmış, gözü acıyor, titreyerek tanrıçanın
kollarına tutunur, calis de olduğu yerde ayağa kalkmaya çalışıyorken charlize
hava kıranın saçlarını çekerek yüzüne bakar ve elini kanayan dudağından geçirir “gözlerini kapat..” sienna söz dinlerken charlize genç
kadının kanlanmış gözünü de serin dokunuşuyla iyileştirirken titremesi hala
durmamıştır, sienna gözlerini açarken bir yeri acımıyor, ama korkudan ölüyorken
bir an sonra charlize’e sarıldığında güçlü tanrıça hazırlıksız yakalanmış, ama
havada kalan kolları birazdan siennayı sarıyorken iç çeker.. “duralım, biraz duralım-tanrım..” andrea karnını tutarak eğilirken hızlı
nefesler alıyordur, dorian onu tutuyorken ewan eğilerek genç kadınla göz göze
gelir “andrea doğuruyor musun?” “bilmiyorum ewan, canım yanıyor..” ewan küfrederek silahını dorian’a
verir “bana bırak..” dorian silahı alıp andrea’dan
uzaklaşırken genç kadın bebeğiyle konuşuyor, daha zamanı olmadığını söylüyorken
yine de bir gecede karnı burnuna gelmiş bir kadının bir kaç saat içinde
doğurması gayet zamanlı görünüyordur, ewan onu bir duvarın köşesine oturturken
dorian etraftan birilerinin gelip gelmediğini kontrol ediyordur, ewan elini
genç kadının karnına koyarak acısını biraz alırken andrea derin bir nefes alır “doğuramam, doğurursam ikimiz de
ölürüz..” “ben burdayım, ölmeyeceksiniz, sakin
olmaya çalış, nefes al, gücüne odaklan andrea..” andrea gözlerini kapatmış, derin
nefesler alıp veriyorken ewan onun karnını okşuyor, işte böyle sakin olmasını
söylüyorken birazdan dorian birini vurduğunda ikisi de o tarafa dönerler, ateş kıran
koridorun sonundan oraya akmaya başlamış klonları vuruyorken biraz sonra
kurşunlarla bu işin olmayacağını anlamış, tabancayı atarak hemen önlerinde
ateşten bir kalkan yaratırken diğer uçtan bir başka kapı açılıp livann’ın
ekibiyle bryce ve arkasındakiler içeri düşerken carter ateş duvarını gördüğünde
waowlar, melanie andrea’ya koşarken bryce livann’ın arkasından takip ediyordur,
ian diğerlerini alarak başka bir köşeye sığınırken dorian yanına gelen livann’ı
gördüğünde kalkan biraz daha alevleniyordur... “ŞIRINGALARI BATIR!” delialona bağırarak üzerine gelen
adama iğneleri batırıyorken bu onun saçlarından tutulup yere atılmasını
engellemez, colm bunu görünce üzerindeki beyinsizi biraz daha sert tekmeler,
yere mıhlanmış kollarını kurtarma umuduyla adamın yüzüne tükürürken adam
gözlerini kapattığı anda elleri biraz olsun gevşer, colm kolunu kurtardığı gibi
neşteri adamın boynuna saplar, klonun kanları suratına sıçrarken gözlerini
kapatır, daha elindeki silahi nasıl kullanacağını anlamamış olan zavallı klon
artık yere yığılırken delialona kendi klonunu tekmeliyordur “BIRAK! BIRAK! ARGH-GERİZEKALI!” delialona adamın bacak arasını
tekmelerken klon can acısıyla onun saçlarını bırakır, delia yere düşen
neşterini alıp adamın ensesinden sokarken bunun öyle bir hırsla yapmıştır ki
bir an sonra o bile kendine şaşırırken adam kendinden geçip yere düştüğünde
delialona elleri titreyerek yerden kalkan ve yüzü tamamen kana bulanmış colm’a
bakar “oh tanrım-oh-oh-oh-öldürdüm-senin
yüzün-oh-tanrım...” colm gömleğini üzerinden yırtıp
çıkarır, yüzünü temizlerken delia hala adamın başında titriyordur, colm gömleği
atarak ona ilerlerken genç kız ellerini ona uzatır, colm tutarken onun
gözlerine bakıyordur “sakin ol, tamam, sakin, nefes al,
derin, aaalll.. veeer...” delia söyleneni yapıyorken hala deli
gibi titriyor, nefesi bile kesik kesik çıkıyorken colm birazdan bayılacak olan
kızı kendine çektiği gibi dudaklarına yapışırken delia feryat ederek ona
tutunur, colm korkan dudakları sıkıca öpüp kendinden iterken delia şoktadır,
mırıldanır “salaksın sen..” colm sırıtırken sorar “sakinleştin mi?” “ÇOK!” “yürü o zaman, hadi..” delia kolundan çekilerek yürütülürken
yerde yatan tiplere bakmamaya çalışıyor, daha çok colm’un çıplak sırtına
odaklanıyorken başını silkeler ve yürümeye devam ederken colm ona kapıyı açıp
önden çıkarır, mavi ışıklı merdiven boşluğuna girdiklerinde kapı arkalarından
kapanır.. SOUNDTRACK CHRISTOPHE BECK – LOVERS WALK (LONELINESS OF SIX) myra sırtını masaya vermiş,
bekliyorken pierce da yanına oturur, ikisi uyuyan kadına bakıyorken dışarda
bombalar patlar, çığlıklar duyulur, bina arada sırada sallanırken myra başını
onun omzuna koyar, elleri dizlerini sarmış, mırıldanır “kızımı özledim..” pierce gülümserken ayaklarını uzatmış,
cevaplar “kim bilir nelerle uğraşıyordur.. genç
dertler.. çocuk bana bakmadı, bugün çirkin miyim, sivilcem çıktı mı, saçım
güzel mi-“ myra gülerken pierce da gülümser, başını onun başına dayarken myra
derin bir nefes alır, gözleri kapalı, beklerken pierce’ın gözleri açıktır,
bilir.. charlize siennaya sarılmış, geçtiğini
söylerken genç kadın artık dayanamıyor, kaç haftadır biriken her şeyi ağlarken
charlize onun güzel saçlarını okşuyor, konuşmadan geçtiğini söylüyorken calis
bir masaya dayanmış, nefes alıp veriyordur, onları izlerken charlize ona bakar,
calis gülümserken charlize genç kadını sakinleştirmiş, sienna uslu, başı ona
dayalı, hala parmakları kumaşlara asılıyken bırakmaz, bir süre daha öyle kalırken
charlize onu itmez.. franco dönerek kollarını kaldırır,
güzel prensesi belinden tutarak kaldırır, yanına indirirken claire gülümser,
ona bakarken franco bu kadar karanlığın, pisliğin içinde parlayan kadına bakar,
elinde küçük neşteri, ona bakan asalet gülümserken başını eğer, antonio da
onları geçerken franco ayılır, genç kadına yol verirken claire yine öne düşer,
elini geri uzatırken franco tutar, onunla beraber ilerler.. jason karısının iyi olduğunu biliyor,
babasının onu iyi tutacağından emin, flaslerle beraber ilerliyorken naunet de
yanında, jason bir kapıyı açacakken genç kadın hayır der, jason kapıdaki
işarete bakarken radyoaktiviteyi görür, ikisi sola saparken flasler elinde bir
silah, iç çekerek onları takip eder.. brian wusla ve edwardla beraber
gidiyorken edward önde, binayı ezberlemiş bir şekilde yürüyordur, wusla brianın
elini tutuyor, aklı kızında, neler olduğunu merak ediyorken genç adam onun için
de bastıkları yerlere dikkat ediyordur, ikisi köşeyi dönerken suratlarına
rüzgar çarpar, kırılmış camlardan aşağıda uzanan şehre bakarlar.. james terasa çıkarken arkasındaki
kapıdan sarışınıyla kızılı çıkar, onun iki yanında dururken evren başkanı
alevleri, geceyi delen aydınlıkları izlerken sabahın geç kaldığını düşünür.. john arabadan iner, kapıyı iterken
burası boştur, genç adam iç çekerek arabaya uzanıp silahlarını alır, bir
tanesini sırtına vurur, diğerinin de şarjörünü kontrol ederken biri omzunu
dürter, genç adam dönerek silahı ona tutarken damien’a bakar, bir an donarken
damien onun elindeki silahı alır, binaya uzaklaşırken john arkasından bakar,
sonra koşturarak onun yanına giderken ikisi binaya girerler.. george norman ve ashleynin yanına
ulaşmış, kate devamlı boşalan silahları doldurup doldurup onlara veriyorken
oğlu bu hikayeleri duyunca gözleri parlayacaktır, emindir, norman boş bir
taneyi atıp yeni bir tane alırken kate boşu doldurmaya başlar.. “bariyeri kaldırabilirsin dorian..” “çok kalabalıklar..” “biz hallederiz..” “çok
kalabalıklar ede-livann” genç kadın gülümserken elini dorian’ın
elinin üzerine koyar, başını hafifçe sallarken dorian ona bakıyor, güzel yüze
vuran alevlerinin ışığını izliyorken bariyerin arkasındaki bağırışlar onu
korkutmuyordur, livann bakışlarını ateşe çevirir, birazdan alevden duvardan yok
olduğunda arkada bekleyen klonlar bir an durur, sonra bütün güçleriyle
saldırırken livann’ın ifadesi boş ama sert, silahını doğrultarak kendi
insanlarını birer birer öldürüyorken dorian onu izliyordur... livann bütün fiziksel gücünü
kullanıyor, boşalan silahını bir köşeye fırlatıyorken arkada yükselen ve sönen
alevleri hissedebiliyordur, dorian geridekileri korurken livann ve ekibi arkaya
olabildiğince az adam geçmesine çalışıyordur, sarışın kadın konuşur gibi tekme
ve yumruklarını savuruyorken biraz sonra hemen yanına bryce’a doğrulan bir
silah gördüğünde genç kıza vurarak yere düşürürken çıkan kurşun alnının
ortasından girdiğinde cansızca yere yığılıyor, bryce çığlık atıyorken dorian
donarak o tarafa bakıyordur.. john koridorlarda ilerliyor, damien
askerler arasında nasıl en iyisiyse, o da ajanlar olarak en iyisi, o önden
gidiyorken damien bir şey söylememiştir bile, onu takip ediyorken john
george’un aklını biliyor, binayı dolaşır ve lobiye girerken george’ların
arkasına çıkınca bağırır “GEORGE!” george onu duyunca döner, norman
yaşasın diye bağırırken bir adama daha sıkar, george ilerleyerek johna sarılır,
adamı neredeyse devirirken john da gülüyor, onun sırtına vurarak ölmeyeceğini
söyler, george onu sıkmış, sırtını sıvazlarken gülerek onun yaşadığını
hisseder, geri çekilerek ona bakarken neden bu kadar geç kaldığına dair
azarlar, john aptal gibi gülümsüyor, cevap verirken damien onu izler.. livann’ın düşmesiyle ekip daha da
hırsla saldırırken dorian arkadakileri yine bir ateş bariyerinin arkasına alıp
yerdeki cansız yatan kadının yanına eğilir, livann masmavi gözleri açık, nefes
almıyorken dorian onun başını dizlerine yaslar, elleri yavaşça gözlerini
kapatırken o kattaki son klon da yere düştüğünde ateş kıran livann’ı kucağına
alarak kaldırır, gözlerinden birer damla yaş düşerken bariyeri kaldırıp herkesi
geçerek kapıya yürür... charlize önden yürüyorken sienna
arkasındadır, calis en arkadan takip ediyorken charlize sakin, yürürken konuşur “sevmiyorum aslında, sevmememin
nedeni, ne zaman buralara gelsem, sevmediğim işleri yapıyor olmam, bak mesela-“
genç kadın şifreli, kasa gibi bir kapının önüne gelmiş, iç çekerken elinde bir
alet yaratır, kapıya yapıştırarak çevirir, sienna saçları toplu, şık kadını
izlerken calis mırıldanır “bilmediğin bir şey var mı?” charlize kapıyı açarken yok der, içeri
girerken karanlıkların içinde pierce ayağa kalkar, ona dönerken charlize
konuşur “biri ölüyor, kim ölüyor?” pierce eliyle o tarafa ışık atarken
calis yerdeki cuslovu görünce beyazlar.. colm ve delia merdivenleri iniyorken
artık kimse ne aşağı iniyor ne de yukarı çıkıyordur, alt katların birinde kapı
açıldığında colm deliayı arkasına alarak cebinden bir neşter daha çıkarır, ama
kapıdan çıkan dorian’ı gördüğünde çıkardığı gibi indirirken ateş kıran onları
farketmemiş bile, kucağındaki cansız bedenle merdivenleri inerken onun ardından
melanie ve diğerleri çıkar, delia colm’un arkasından melanieye ellerini
uzatırken colm ikisinin arasından çekilir, onlar orada sarılırken ewan
andrea’yı çıkarıyordur, colm onları görünce yardım için atılırken ewan
kucağındaki hamile kadınla colm’u süzer “sen neden çıplak ve kanlısın?” “sen neden esmersin?” ewan doğru diyorken andrea inlediğinde
ewan tekrar merdivenlere döner, colm son çıkan ian ve bryce’ı da önüne alarak
içerinin durumuna bakar, sonra merdivenlere döner ve kalabalığın arkasından
inmeye devam eder.. myra olanları anlatıyorken sienna
şokta, yerde yatan kadına bakıyordur, charlize hangi yaranın nerden ve ne
şekilde açıldığını, myranın ne yaptığını dinliyorken calis eli hala demin
açtıkları kapıda, arkasında ateşin, yangınların ve kirin kırmızılığı, önündeyse
açık gecenin maviliği ve bembeyaz olmuş cuslovun suskunluğu varken fısıldar “yapamaz..” sienna ona dönerken calis ona bakar “yapamaz, ölemez, charlize ölüyor
dedi-“ sienna sakin olmasını söylerken calis yürüyerek konuşur “charlize, ölmüyor değil mi,
diriltebilirsin, bir yara, cuslov bu kadar basit değil-“ charlize ona dönerken
cevaplar “herkes basit şeylerden ölür calis-“ “o basit değil! daha yaşayacakları
var!” charlize ona bakarken mırıldanır “nerden biliyorsun?” calis bir anda tıkanırken geriler,
konuşur “hayır.. hayır ölümü burda değil, bu
şekilde değil! adaletsizlik burada olamaz charlize!” charlize ona bakıyorken pierce iç
çeker, mırıldanır “adaletsizlik her yerde gelir calis..
cuslovun zamanı dolmadıysa, onu elbette iyileştirebiliriz.. ama ölüme karşı
koyamayız, biz bile yapamayız-“ “o
zaman deneyin!” myra zaten denedim diyorken calis bağırır “charlize öldüğünü söyledi! cuslov ölmez! opalin öldüğü ihtimalinde dağları devirdiniz, cuslov burda yerde yatıyor!” pierce tekrar o günleri hatırlarken
charlize’e döner, genç kadın yere çökerken cuslov hareketsizdir, calis onları
izliyorken sienna eli ağzında, nefes bile almıyordur, olur da hava dengesini
bozarsa, cuslova zarar verirse, ödü kopuyordur, charlize genç kadının saçlarını
okşar, parmağını boynunda gezdirir, yarasının üzerine getirirken beyaz ışıklar
varolur, hepsi birden kararır, ve cuslov öksürerek gözlerini açarken
ciğerlerini havayla doldurur, charlize sakin olmasını söylerken calis yere,
onun yanına çöker, genç kadının başını kendine çevirirken saçlarını okşuyor,
geçtiğini söyler, artık eve döneceklerdir, burda bir dakika bile
kalmayacaklardır, bitmiştir, artık güvendedir, cuslov gözlerini kapatır.. biana ve eidan ewan ve diğerlerinin
sesini duymuş, en alt katta onları bekliyorken ewan kollarındaki andreayla
beraber son basamakları iniyordur, biana genç kadının acı dolu yüzüne bakarak
elini karnına koyar, andrea onun elini tutarak gözlerini kapatırken biana gülümser,
o sırada binanın çıkış kapılarından biri eriyerek yere düşerken dorian önden
dışarı çıkar, aşağı ulaşmış olanlar onlara bakıyorken ewan’ın kucağındaki
andrea’yı gören scott buz keserek olduğu yerde kalakalıyordur.. yıkık dökük olmuş binadan, jason,
naunet ve flasler çıkış olduğuna bile emin olmadıkları bir yerden açık havaya
çıkarlar, sol taraftaki kalabalık tanıdıkken, bağırıp çağırarak üzerlerine
koşan kimse yok gibidir, jason ve naunet hızla o tarafa yürüyorken flasler de
bir adım atar, ama o anda gözünün önünden kırmızı, saten bir kurdele uçarak
süzülürken genç adam elini uzatır, çamurdan lekelenmiş, ama o kadar kir içinde
hala kan kırmızı parlayan kurdele parmaklarına dolanırken genç adam görmeyi
özlediği sihri parmaklarının ucunda hissediyor, hafifçe gülümserken bir an
sonra onun ismini bağıran biri ona doğru koşuyorken başını kaldırır, sienna
rüzgar gibi gelerek genç adamın boynuna atlarken flasler derin bir nefes alarak
onu tutuyor, genç kadını sımsıkı sararak boynunu öpüyorken parmaklarına dolanan
kırmızı kurdele usul rüzgarda uçuşuyordur.. charlize kapıları açarak alt lobiye
çıkarken onu hisseden kocası o tarafa döner, charlize yorulmuş, koşturarak ona
gider, boynuna sarılırken kocası ona sarılır, onunla gurur duyduğunu söylerken
charlize başarmış, onunla beraber durur, calis cuslovu taşıyor, lobide
ilerlerken vien onlara koşturur, ne olduğunu sorarken o tarafta bir endişe
dalgası yayılır ama sonra geçerken herkes teker teker geliyordur, john
tebrikleri kabul ediyorken kırık çıkıklarını sayamadığıyla övünüyordur, damien
edwardla konuşuyorken john diğerlerini geçer, yürüyerek edwarda bakarken edward
içeri giren kızını görünce o tarafa ilerler, wusla da koşarak kızına sarılırken
delia onlara tutunur, damien kavuşan baba kızı izliyorken boynunda bir el
duyumsar, john onun ensesini sıkarken kulağına fısıldar “döndüm kenrich.. beş çocuk..” damien hafifçe gülümserken mırıldanır “git george’la yap..” john onun kulağını ısırırken damien
gülümseyerek ona döner, dudaklarını örterken john da onu tutar, jason
yanlarından geçiyor, babası, loret ve opal ortada yokken pierce’a gider, genç
adam sakin olmasını söylerken onlara bir şey olsa pierce’ın canı yanardır, bir
şey yoktur, naunet de iyi olacağını söylüyorken myra dorianın alevlerinin
söndüğünü görmüş, kendisi ışık yaratırken derin bir nefes alır.. herkes birbirine kavuşuyorken james
kapıları açarak iter, o anda karısı koşarak boynuna sarılırken james’le onu
tutar, öper ve nasıl olduğunu sorarken myra iyidir, myra hep iyidir, james ona
gülümser, eli karısının belinde, konuşur “evet..” birden sessizlik olurken opal brianı
arıyordur, bulunca gülümser, jason lorete gelmiş, onu öpüyorken ikisi nasılsa
dinliyorlardır, james gözleriyle etrafı incelerken mırıldanır “pekala, bu durum beni geriyor, bu adamlar
birazdan binaya girecekler, binaya girseler de bir şey bulamamalarını sağladık,
loret bütün çalışmaları biraz önce yok etti..” julianne’in gözleri büyürken rebecca
da şaşırmıştır, luther böyle bir şeyi bekliyorken james konuşur “ve yedeklemeleri de yok ettim..” şimdi luther de şoka girerken üç
itiraz yükselir, james elini kaldırınca itirazlar donarken senor konuşur “ama yok.. ares haklıydı, tanrılarımın
hepsi haklıydı, ben de haklıydım, burası olmaması gereken bir yer.. kendi
lanetini kendisi buldu, böyle düşünün-“ “ama çalışanlar?! onlar insan-“ “çalışanlarınızın sadece %5’i insan,
ve hiçbirinin bu gezegen dışında bir bağı yok, hepsi esir alındı, muhtemelen de
öldüler..” hepsi yutkunurken james konuşur “amacımız bu hastalığın çaresini
bulmaktı, o zamana kadar dayanacağımızı söylemiştim, çare bulundu, buranın
ayakta kalması için bir sebep yok..” john gülümserken damien gözlerini
devirir, james devam eder “madem aramızda biri doğurmak üzere,-“
andrea evet derken james mırıldanır “güzel, eksik var mı, herkes tam mı?” herkes eşlerini kontrol ediyorken
evet, tamdırlar, james konuşur “tamam o zaman.. pierce ve loret
hepimizi oreona götürecek, herkes birini tutsun, gideceğimiz yere ait olmayan
bir şeyi tutmayın..” hepsi sadece birbirlerini tutarken james
üçe kadar sayıyor, iki biterken luther rebeccanın kolunu tutar, genç kadın ona
bakarken hepsi cisimlenir, bir an sonra da lenarta yok olarak tarihe karışır,
gizli dosyalar mühürlenir.. “it andrea-it, şimdi!” andrea bütün gücüyle iterken scott’ın
ellerini tutuyor, genç adam da onunla beraber itiyorken hangisinin doğuracağı
belli değildir, andrea bağırarak bir kez daha iterken hemen sonra vien küçük
kızı çıkarır, ağzını ve burnunu temizlediği anda güzel kız ağlamaya başlarken
bir yanda annesi, bir yanda kızısı ağlıyor, babası şokla bakıyorken bir günde
hayatı değişmiş, andrea’nın ellerini bırakamıyorken vien bebeği temizliyordur,
ilk kumaşlarına sararak annesine verirken andrea sarsılarak ağlıyor, küçük
kızını kucağına alırken vien odadan dışarı çıkmış, bebeğin doğduğu haberini
veriyor, az önce bir sürü adam öldürmüş olanlar şimdi küçücük bir yaşam için
bağırıp tantana çıkarıyorken doğum odasında andrea küçük kızının yüzüne
bakıyordur, burnunu çekerek başını scott’a kaldırır “bebeğimiz..” scott hala inanamıyor, ama elini
kaldırıp küçük kızın başına dokunduğunda her şey gerçek oluyorken genç adam
gözlerini kapatır, gülümseyerek tekrar açtığında andreaya eğilirken kapının
dışında millet içeri isim bağırıyordur, jane,
julia, emily, lucy, martinda ve benzeri bir sürü kız ismi oreon ve merkez
masadan yağıyorken andrea bebeğinin daha açılmamış gözlerine bakarak fısıldar “liv..” scott da gülümseyerek kızının adını
söylerken andrea başını onun koluna yaslıyor, adı hayat olan güzel bebek minnacık parmaklarıyla yüzünü
ovuşturuyordur... “araçlar hazır james, istediğiniz
zaman sizi guadalajara’ya götürecekler..” james colm’a teşekkür eder ve genç
adamın elini sıkarken colm onunla çalışmanın bir onur olduğunu söylemiş, selam
vererek uzaklaşırken james sırıtıyor, opalle göz göze gelirken kaşlarını
kaldırır, genç kadın gözlerini devirirken james ellerini cebine sokar, o sırada
birisi koluna dokunur, genç adam arkasını dönüp latty’i gördüğünde genç kadın
ona bir adım atar ve sarılırken james elleri cebinde, öylece kalakalmış, latty
onu biraz daha sıkarken ellerini çıkarır ve genç kadını tutarken latty ondan
ayrıldığında mırıldanır “her şey için teşekkür ederim james,
sen olmasan yapamazdık.” james genç kadını izliyorken onlar
gittikten sonra bu isyandan daha zor şeylerle uğraşacağını biliyor ve nasıl
olduysa altından kalkabileceğine inanıyorken gülümser “rica ederim kraliçe flacil-“ “prenses..” james daha da gülümserken latty
rahatlamış bir nefes alarak güler, james onun burnuna bir fiske vururken latty
genç adama bir daha sarılır, kendine çok dikkat etmesini, ölürse çok
ağlayacağını söylerken james luplexlilerin akıl sağlı adına ölmeyeceğini
söylemiş, ikisi gülerek ayrılmışken oreon merkez masadaki partnerleriyle, arkadaşlarıyla vedalaşıyor, bundan sonra
mümkünse sadece balolarla görüşmek istiyorken en yakın balo yine bahar
balosudur, hepsi orada buluşmaya sözleşirken james ellerini birbirine vurur “evet! masa! eve gidiyoruz, herkes
araçlarına!” masa ahalisi hiçbir emri bu kadar
çabuk yerine getirmemiş, saniyeler sonra uçuş üssünde masadan kimse kalmazken james’le
en öndeki aracın kapısında, arkada kalanlara selam verir, latty’e göz kırparak
içeri girerken kapılar kapanır, araçlar çalışır, büyük kapı açılır, araçlar merkez
masa takımını evine uçururken oreon derin bir nefes alarak yeni hayatlarının
ilk gününe başlar... THE END dilş; başardık! 214 sayfa
oldu, ama yazması 400 sayfa gibi meşakkatli, o kadar özene bezene, o kadar
güzel oldu ki, ben gurur doluyum.. bu senaryoyu 405’in hem bir spin-off’u, hem
de bir parçası olarak düşünmekteyim,
spin-off’tu çünkü bizi ilgilendiren çok şey olmadı, giriş gelişmeler daha çok
crash evreni içerisindeydi, ama aynı zamanda 405’in de bir parçasıydı, belki
SEVENBUÇUK olabilecek bir şeydi, çünkü şu anda EIGHT’te olan olaylara dair
plotlar açıldı, çok devasa ölçüde ipuçları ve aydınlatılmalar verildi, bunu
alabilecek okuyucu zevkine gerçekten vararak okudu eminim, alamayan
okuyucununsa ruhu bile duymadı, o yüzden problemimiz olmadı.. 405 serisi, bu
olayların olduğunu bilerek, kabul ederek, ama onları bilmeyen adamın ölmeyeceği
bir düzlemde gidecek.. yine de iki büyük olayı, john-damien ve
luther-rebecca’yı 405 içerisinde de vereceğim, amma velakin iki olayın da
köklerinin burası olması benim için önemli ve güzel bir olay oldu.. dilekle
yazmak ayrı bir zevkti, bir şey demeden anlayan bir ortağınız olması, ve
problem çıkmadan yazabilmek, bir oturuşta 30-40 sayfa birden çıkartmak her iki
insanın yaşayabileceği bir duygu değil, ama biz yaşadık, ve mutluyum, ikimizin
de gözbebekleri bir araya geldi, ve büyük bir bütün oluşturdular, çıkan ürün
gerçekten hoşuma gitti, bazı yerlerde okuyucu, bazı yerlerde yazar oldum, iki
duyguda da en iyisini hissettim, umarım okuyucu da zevk almıştır, teşekkürler. dilek; hayatımın en en en güzel deneyimlerinden biriydi!
Dilşimle ortak bir şey yaratmış olmak, üstelik başladığımız işi bitirebilmiş
olmak zaten inanılmaz bir başarıyken, bir de bu kadar güzel, bu kadar tutarlı
ve sonraki hikayeler için bu kadar sağlam bir temel olacak bir şeyi yazmış
olmak inanılmaz bir mutluluk. Hem kendi evrenime, hem de yıllardır içinde
yaşadığım 405 evrenine o kadar büyük bir aitlik taşıyorum ki şu an, zevkten
süblimleşmek üzereyim. Bffime bütün kalbimi, okuyanlara da cici teşekkürümü
veriyorum ve bu dopdolu hikayeye bir nokta koyuyorum. Bir sonraki “omg
nereden buldun bu fikri!” ortaklıklarında görüşmek üzere, teşekkürler. 01.09.07 14:27 04.11.07 21:21 |