CRASHED405 - #19 - UNDERCOVER

SOUNDTRACK

 

SOUNDTRACK

MORGAN – THE KING

 

 

“NASIL YAPARSIN!?”

 

biana elini savurarak favian’ı acıyla yere yıkarken genç adam dişlerini sıkıyor, nefesini toplamaya çalışıyorken biana saçları savrularak arkasını döner, odanın girişinde jose onlara bakıyorken genç kadın yutkunur

 

“ne istiyorsun?”

“her zaman ne alıyorsam onu biana, birliklerin biraz güce ihtiyacı var..”

 

genç adam su kırana göz kırparken favian ayaklanıyordur

“defol git jose..”

 

jose cık cıklarken biana favian’a döner

“sen bu işin dışında kal-“

“SANA NE YAPTIĞINI GÖRMÜYOR MUSUN!? SENİN YERİN BURASI DEĞİL BIANA-“

“KES SESİNİ DEDİM!”

 

favian acıyla haykırarak kendinden geçer ve yere yığılırken biana kararmış gözlerle joseye döner, genç adam onu izliyorken biana bir kaç adımda onun karşısına gelmiş, simsiyah gözleri onu izliyorken narin elleri karşısında hareket bile edemeyen adamın boğazına dolanır, uzun parmakları akan kanı hissediyorken yüzünde şeytani bir gülümseme, karanlık boyutların sahibi adamın kanındaki bütün gücü çekerken jose hareket bile edemiyor, biananın elleri arasında öylece kuruyup gidiyorken su kıran bir anda içine dolan güçle sendeleyerek yere çökerken jose’nin cansız bedeni onun önünde yere yığılıyordur..

 

 

biana zorlukla annesinin yanına cisimlendiğinde lenalda kızının içinden yayılan karanlıkla inler, biana adeta yerde sürünerek yaşlı kadının eteklerine tutunurken biraz sonra ikisi el ele tutuştuğunda biana ağlayarak içinden çekilen karanlığı hissediyor, annesi her nefeste biraz daha güçsüzleşiyorken kızından temizlediği karanlık onu öldürüyordur, biana sarsılarak annesinin ellerine tutunurken lenalda onu bırakmıyor, titreyerek kızını esir eden son damlayı da kendine alıyorken tutuşu gevşediğinde biana ağlayarak yaşlı kadının yüzünü tutar

 

“anne, annem, gitme, beni bırakma...

 

lenalda güçsüz ellerini kızının saçlarına koyarken bunca yıldır onu yiyip bitiren nefret ve kin’in üstüne josenin karanlığı da eklendiğinde yaşlı beden artık buna karşı koyamıyor, suyun saflığı kötünün gölgesiyle kirleniyorken biana biraz sonra gözleri kapanan annesinin dizlerine yaslanarak bütün gücüyle ağlıyordur...

 

 

ewan listeleri incelediği panonun karşısında durduk yere sendelerken bir an sonra dengesini kaybederek elini uzatır, ama tutunacak bir şey bulamazken bir an sonra gözleri kayarak kendini kaybederken conrad odanın diğer ucundan fırlamış, yere yığılan adamın başına çökmüşken james’le konuşan latty de elinde ne varsa james’e vererek o tarafa koşarken conrad’ın kollarındaki sarışın adam birazdan özüne döndüğünde latty elini ağzına kapatarak conrad’la göz göze gelir..

 

 

ewan’ın kendinden geçmesinden hemen sonra lenartada güç dengeleri bir anda sapıtmışken james bir de bununla uğraşamayacaklarını bağırıyor, görevliler adeta feryat ederek oradan oraya koşturuyorken bir an sonra lobinin ortasında biana ve güçsüz bir favian belirirken, genç adam geldikleri gibi yere yığılır, göstergeleri inceleyen delora onu gördüğü anda koşarken biana ewan’ın tarafına bakıyordur, kimsenin kılı bile kıpırdamıyorken latty genç kadını izliyor, biana ona döndüğünde hızla bir nefes alıyorken kimsenin ölmediğini gören james’in sesi duyulur

 

“kaptanı alıp daha uygun bir yere götürün, latty..”

 

latty başını sallayarak ewan’a uzanırken biraz sonra biana da onunla beraber eğilir

 

“geri çekil..”

 

latty ellerini çekerek gerilerken biana conrad’a bakar, genç adam da ewan’ın başından uzaklaşırken genç kadın ewan’ın başını tutuyor, parmakları kahverengi saçlarda dolaşıyorken eğilerek dudaklarına dokunduğunda ewan içine dolan nefesle gözlerini açar, biana geri çekilerek gülümserken ikisinin bakışları birbirini bulduğunda ewan nefes nefese, onu izleyen kadının gözlerine bakar..

 

 

“black..black.. hey.. john, gözlerini aç.. benim, ellen..”

 

john hayal meyal duyduğu sese gözlerini açarken yine neresine tekme yiyecek, hangi kemiği kırılacak bilmiyor, daha da önemlisi ne zaman karlardan çıkarılıp kuru bir yere yatırıldığını da hatırlamıyor, olduğu yerde doğrulmaya çalışırken bacağının acısıyla inlediğinde scott onu omuzlarından iterek geri yatırır

 

“hareket etme-yat dedim black..”

 

john sonunda yatarken scott hızla konuşur

 

“senin başında beklemem için beni de seninle beraber bu çadıra attılar, şimdiye kadar üç kere kontrole geldiler, bir düzeni yok, beni tanıdığını belli etme, adımı bile unut, bir kaç kez sayıkladın, yarım saattir de uykunda konuşuyorsun ve bir daha yürümek istiyorsan bacağını hareket ettirme..”

 

john bu söylenenlere sadece küfürle cevap verirken scott onu uyandırmadan önce yaptığı işe döner, kırık bacağın yanında eğilerek destek olması için sert bir şeyler bağlarken john gözlerini açmış, çadırı inceliyordur, scott paçavralardan birini daha john’un bacağına bağlarken bir gözü de devamlı kapıdadır, fısıltıyla konuşmaya devam eder

 

“gün ışır ışımaz yola devam edecekler, yarın öğlenden önce sınırdan içeri girmeyi planlıyorlar, üç kasaba adam ön birlik olarak yollandı, muhtemelen hepsi ölecek, arkadan benim ekibim gidiyor, onlar da 500’e yakınlar..”

 

john yine küfrederken resmen bir klon ordusu saldırıyordur, scott son paçavrayı da iyice sıkarken john acıyla inleyip bacağına uzanır, scott bacaktan uzaklaşıp genç adamın görüş alanına girerken black ona bakıyor, aynı şekilde fısıldar

 

“sen buraya kadar nasıl geldin?”

“içlerinden birini hain olmakla suçlayıp öldürdüm, beni aralarına aldılar..”

 

john işte buna sevinmişken elinde olsa hepsini ateşe verecektir, ama arada o da yanarsa yaptığı şeyin bir halta yaramayacağını biliyor, şimdilik düşünce gücüyle hepsinin beynini patlatmayı umuyorken birazdan çadıra biri girer, john derhal gözlerini kapatırken scott silahını doğrulatarak ayağa kalkmış, adamı görünce indirir, durum raporu verirken adam bilinçsiz yatan john’a bir daha bakıp çadırdan çıkar, john’un gözleri açılırken scott’la göz göze gelirler...

 

 

“adam çok ateşli, sanki bunu bekler gibi bir hali var, isyan çıksa da lenartaya saldırsam diyor devamlı..”

 

patronlar çadırdaki james hakkında konuşuyorlarken her biri onun mükemmeliği konusunda hayrandır ama çaktırmıyordur, herhalde genetik kodlaması süper oluşturulmuştur, james onlara muhtemelen masada çalışması için üretildiğini söylediğinde kimsenin kuşkusu kalmamış, ayrıca masanın neden süper elemanlara sahip olması gerektiğini ve neden kendilerinin süper olmadıklarını da algılayamamışlarken patron konuşur

 

“insanla yalnız kalmasın, devriye devamlı değişsin, gidiyoruz..”

 

herkes ayaklanırken çadırlar kaldırılır, john’un bağırışı duyulurken adamın canı gerçekten çok yanıyor olmalıdır, sen bir kemiği kır, sonra bir de o bacağa devamlı tekme at, hayvanlıktır cidden, ayıp.

 

 

“ewan?”

 

ewan ona bakıyorken gözleri kocamandır, ne işi olduğunu anlamaya çalışıyor gibidir, zaman üst lobide durmuşken kendi acısını düşünen bir adam konuşur

 

“evet? birileri karar versin..”

 

herkes damienın sesiyle ayılırken james doğru diyordur, mırıldanır

 

“benim de kafam durdu, bu kim?”

“biana..” james siyah saçlı kadına bakarken genç kadın ayağa kalkıyordur, conrad konuşur

“biana kötü değil..” masanın kaşları kalkar, naunet kadını inceliyorken mırıldanır

“kötü gibi davranıp sonra kötü olmamak nedir biliyorum, bu kadın kötü gibi duruyor, prensesinizi yakmamış mıydı-“

“ben kimseyi yakmadım..” biana’nın sesiyle naunet susarken james konuşur

“su yakmaz zaten, her neyse, kadının iyi olduğuna emin misiniz?”

 

delora, favian, ewan, cuslov, calis ve conrad başlarını sallarken kate waowlar, james mırıldanır

 

“ben iyi miyim diye sorsam bu kadar kafa sallanmaz.. evet, george, damien, jason, siz devam edin.. edward, ashley, norman, siz de onlarla çalışın.. geri kalanlar, çabuk 5 kelimelik özetler, sen kıpırdama, istediğin kadar su mu ol, arkamda 30 tane tanrı var.. evet, açıklama?”

 

biana sessiz kalırken herkes bir an ne diyeceğini düşünür..

 

 

“biana lattynin ablası-“

“ewan beşinci element-“

“biana şimdiye kadar saklıymış-“

“babası nestor onları atmış-“

“elementlerin bir arada durması lazım-“

“favian zamanda gezebiliyor-“

“cuslov hepsini saklamış-“

“bana hepsini gösterdi, ben gördüm-“

“calis ve cuslov biliyorlar-“

“conrad hep biliyordu-“

“ve biana kötü değil.”

 

james bir sürü kelimeye bakarken biana sessizdir, opal mırıldanır

 

“naunet daha kolaydı..”

 

naunet gülümserken james iç çeker..

 

 

“pekala.. latty itiraz etmediğine göre, ki onun beyninin şu anda çalıştığından emin değilim-“ latty onaylar bir ifadeyle bakıyorken her şey bugün oluyordur, biraz fazladır artık, ama ip bir kere kopmuşken nereye vuracağını bekliyordur, cevaplar

 

“olayları düşünmek lazım, benim problemlerim sonra da çözülür-“

“aynen öyle, tam bir yönetim kararı, aferin latty, olaylara dönüyoruz o yüzden.. kıranlar, siz ondan uzak durun, çok iyiyim diyen gördüm, biri ewanı adam gibi bir yere oturtsun, ve bu adam böyle mi kalacak, sarışın daha güzeldi-“ ewan ona bir bakış atarken dikleşir, james devam eder

“zamancı ölmek üzere, biri su versin, sen değil-“ biana dururken james konuşur

“sen oraya geç, neden bu kadar uysalsın?” biana oraya giderken cevaplar

“şu anda burda olmam gerekiyor da ondan.. kimseye zarar vermeyeceğim..”

 

james ona bakarken mırıldanır

 

“benim kim olduğumu biliyor musun?”

 

biana da ona bakarken cevaplar

“senor?” james onu izlerken biana konuşur

“eskilerden fırlayan bir düşman değilim ben.. ewan yaptıklarımı biliyor, diğerleri de biliyor, hep biliyorlardı, sadece unutmuşlardı-“

“algılarla oynanmasını sevmem biana-“

“ben de öyle, ve şimdi döndüm.. hepsi artık hatırlıyor..”

 

james onu inceliyorken loret mırıldanır

 

“gerçekten iyisin yani?” biana iç çekerken cevaplar

“benim iyiliğim tartışılır.. su neye koyarsanız onun şeklini alır..”

 

james sessiz, onu izlerken biana oturur, ifadesi her ne yapıyorlarsa ona dönmelerini söylerken james pierce’a bakar, ikisi uzaklaşırken masa görev yerlerine gider, oreonlular birbirlerine bakarken dertleri orada, iskemlede oturmaya devam eder..

 

 

delora favian’ın başında, hiçbir yere gitmesine izin vermemiş, kendi ofisinde yatırıyorken, genç adam birazdan kendine geldiğinde başını tutar, biana’nın ona verdiği baş ağrılarına alışkın, ama gözünü açtığında gördüğü şey yepyeniyken delora gözleri dolu, onun yüzünün yanında duruyorken favian nefesini bırakarak gözlerini kapatır

 

“bitti..”

 

delora da başını sallayarak bittiğini fısıldarken favian gözlerini açarak onun yüzünü tutar ve kendine çekerken ikisinin dudakları buluşur...

 

 

“biana nerede?”

 

delora bir bardak su daha getirmişken biana artık nasıl saldırmışsa favian’ın tek istediği sadece sudur, genç adam bunun doğal olduğunu söylüyor, biananın nerede olduğunu soruyorken lobide oturduğunu öğrendiğinde önce gülümser, sonra suyunu bitirir, bardağı geri verirken mırıldanır

 

“yalnız bırakmayın..”

 

delora bir an koca bir senedir onların uykularına giren, her türlü kötülüğün onun başının altından çıktığını düşündükleri kadının şimdi yalnız kalmaması gerektiğini duyuyorken daha da garip olanı delora da aynı şekilde hissediyordur, bitmiştir artık, beklemenin anlamı yoktur, delora gülümser, favian’ı su ve bardakla başbaşa bırakarak çıkarken lobiye döner..

 

 

“biana..”

 

ilk oturduğu yerde kıpırdamamış genç kadın adını duyduğunda başını çevirir, delorayı ve uysal yüzünü gördüğünde omuzları rahatlarken neden gerildiğini bile unutmuş, sorar

 

“favian nasıl?”

“iyi.. biraz susamış..”

 

biana başını sallarken içinden özür diliyordur, delora bir şekilde bunu biliyorken etrafına bakar, herkes arı gibi çalışıyor, düzen kendi kendine işliyorken biananın buradan kalkması artık bir şeyi bozmayacaktır, genç kadın su kırana döner

“ewan’ı görebilirsin..”

 

biana’nın ilk geldiği andan beri arkasında durduğu kalkanlar bir anda inerken birinin ona bunu söylediğini hayal ettiği gün o kadar uzakta kalmıştır ki, genç kadın emin olamazken delora ona yolu gösteriyordur, siyah saçları bütün parıltısıyla omzularından düşen güzel su kıran kalkar, deloranın önünden geçip yürümeye devam ederken her adımda hafifliyor, sonunda başardığının hissi o kadar dizlerini titretiyordur ki düşmekten korkarken belinde ve kolunda hissettiği eller onu tuttuğunda başını çevirip deloraya bakar, sarışın kadın hafifçe gülümserken biana iç çekerek onunla yürümeye devam eder...

 

 

SOUNDTRACK

MISSY HIGGINS - NIGHTMINDS

 

 

delora ewan’ın yattığı odanın kapısını açar, içeri bile bakmadan bianaya yol verip kapıyı kapatırken genç kadın içeri girer, yatmasını beklediği adam yatakta oturuyor, başını ona çevirip kahverengi gözleri onu buluyorken biana bir yere tutunmak istiyor, mümkünse oturmak, ya da bir kez olsun o da bayılmak istiyorken çok istemiş olacak, eli ondan habersiz tutunacak bir yer ararken ewan oturduğu yerden fırlar, biananın uzattığı eli tutarak onu yakalarken genç kadının beline sarılıp onu kendine çekmiş, biana ona tutunuyorken başını kaldırır, bu adamın neyi bildiğini bile bilmiyorken birazdan ewan dudaklarına eğildiğinde ikisi de gözlerini kapatarak usul bir ses çıkarır, biana tuttuğu kumaşları sıkarken ewan simsiyah saçları tutuyor, sıcak dudakları öpüyor, ikisi de birbirine susamış, öpüşüyordur..

 

 

biananın gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyorken ewan’ın parmakları güzel yüzde dolaşıyor, biana her dokunuşla yenileniyorken karşısındaki adam en son bıraktığı gibi güçlü, ayakta, yaşıyor, onu biliyor, hala seviyorken biana artık dayanamayarak genç adama sımsıkı sarılır, kolları onu boğacak gibiyken ewan aldırmıyor, o da olabildiğince bianayı kendine çekiyorken, genç kadın mırıldanır

 

“iyisin..”

“iyiyim..”

 

biana gülümseyerek gözlerini kapatırken ewan onun boynunu öpüyor, o bırakana kadar öyle kalmaya devam eder..

 

 

SOUNDTRACK

JAMES HORNER – ROSE

 

 

masanın bazı genetik özellikleri vardır, bu sanıldığı gibi uzun yaşamak, güzel görünmek ya da yakışıklı ve zeki olmak değil, davranış genetikleridir..

 

başkanlar dertlenince terasa çıkar, norman sıkılınca bahis açar, ve sıkıntıyla çaresizlik oluşunca dert sahibi mutlaka merdivenlerde oturur..

 

bu genetik bozulmamış, damien elinde raporlar, başı duvara dayalı, şehre bakan merdivenlerde oturuyorken bu alışkanlığın karşı tarafı da bozulmaz ve yanına birisi oturur, damien sesini çıkartmazken yanındaki elini tutar, kim olduğunun önemi yoktur, masadandır, biliyordur ki merdiven kalp kırıklığını simgeler; bitince üzerine basıp çıkar, işine devam edersin.

 

 

“damien nerde?”

“merdivenlerde..”

 

james iç çeker, yeni sayfa açarken conrad merdivenlerin neresi olduğunu anlamamıştır, ama onun dışında herkes anlamış görünüyorken genç adam konuşur

 

“bu kadar uzun süre ajanla bağlantısızlık pek iyi bir işaret değil, hele ki black ve ellen gibi davalarda..”

“ellen’ın bağlantısını bilerek koparttığını düşünüyoruz, bu da onun tehlikede olmadığının göstergesi.. john için evet, bağlantılı bir görevde bu kadar süre bağlantısızlık kötü şeyler demek, hepimiz biliyoruz..”

“öldürürler mi sizce?” hepsi lattye bakarken james mırıldanır

“umarım öldürmezler.. ama öldürürlerse çok kötü şeyler olacaktır, generali ben tutamam, tutmam da.. başından yapmamız gereken bir şeydi bu..”

rebecca ona bakarken james konuşur

“bak, bunlar insan olsa tamam-“

“klonlar da insandır-“

“evet, ve tanrınız benim.. benim imzam.. ben imza attığım için nefes alıyorsun..”

 

rebecca ona bakarken james devam eder

 

“bu sana mantıklı geliyor mu? gelmiyor.. o zaman insan değilsiniz.. klonsunuz..”

 

james döner, yeni bilgilere bakarken rebecca iç çeker..

 

 

ewan siennadan herkesin nerde olduğunu öğrenmesini istemişken genç kadın yürüyor, defterine yazıyorken flasler gideceği yere kadar bir süre ona eşlik eder, ikisi sessizce ilerliyorlarken merdivenlerde oturan damien ve charlize’i görürler, sienna eliyle işaret ederken flasler de o tarafa bakar, genç kadın fısıldar

 

“ne kadar uysal görünüyor.. sence korkuyor mudur favian?”

flasler geceyi izleyen, generalin elini tutan ve hiçbir şey söylemeyen kadına bakarken mırıldanır

“bilmiyorum.. charlize de korkarsa biz ne yapmalıyız, bilmiyorum..”

 

sienna iç çekerken fısıldar

 

“ben korktuğumda charlize korkmamı yasakladı, artık korkmamı yasakladı flasler, ama nasıl korkmam? bu kadar şey oluyor, ajanlar gidiyor dönmüyor, kameralar kapanıyor, iletişimler kesiliyor, charlize bile birazcık korkmuyor mudur sence?”

 

flasler ona döner, genç sevgilisini alnından öper ve geçeceğini söylerken sienna iç çeker, flasler uzaklaşırken artık genç hava kıran için bu öpüşler teselliden çok sadece flaslerin simgeleridir, hayat öpücüklerle düzelmiyordur, biliyordur, defterine onları da yazarak döner, uzaklaşır..

 

 

SOUNDTRACK

JAMES HORNER – A BUILDING PANIC

 

 

john yürüyen, yürüdükçe de büyüyen grubun çıkarttığı isyan sesini dinliyor, ona verdikleri sopaya dayana dayana yürüyorken bacağını kopartmak istiyordur, damien ne halt ediyordur bilmiyordur ama umuyordur ki onun için çabalıyordur yoksa john onunla nah evlenirdir, genç adam dişlerini sıkarak yürürken georgeun onun için dağları devireceğini biliyor, ama buradaki dağları sevmemişken canı sıkılan gelip ona vuruyordur, john sopayı birinin götüne sokmak isterken yine de uslu durur, scott da yine ortalardan kaybolmuştur, john onun başının derde girmesini istemiyor, kendi kendini yine kollayabilir ama bir de çömezle uğraşmak istemiyorken çömez ondan ummadığı bir soğukkanlılıkla devam ediyordur, john iş bitince belki takdir ederdir, çok adi bir adamdır yahu, ama bacağı kırıktır, ilerlemeye devam eder..

 

 

“oraya gittiğimizde isyan olacak, dağları devireceğiz, binaları yıkacağız, zaten bir sürü insanı öldüreceğiz, kurban vermenin ne anlamı var?”

 

scott sonunda birinin bunu akıl etmesiyle içinden donarken bu tartışma gündem maddesine oturur, her kafadan bir ses çıkarken zaten azgın olan grup coşar, insanın peşine düşerken bağırışlar her yerden patlar, scott geride kalmış, artık tek çaresi bu, belindeki işaretli silahı çıkartır, gökyüzüne bir el ateş ederken herkes ona döner, ama lenartada makineler ötmeye başlarken gezegen birbirine girer..

 

 

“İŞARET!”

 

bir anda kafalar o tarafa dönerken george görevliyi savurur, otururken konuşur

 

“johnun silahı bu, onun işaret fişeği,-“ damien o tarafa ilerliyorken james george’un omzunun üzerinden izliyor, parmağıyla ekrana bastırır-

 

“burası, tim, A5-“ damien dönerek uzaklaşmışken james arkasından bağırır

“damien hayır!” ama general ona aldırmıyor, dolaplara şifreleri girerken sınırlı olan o silahlar ona açılır, damien alır ve dönerken james kızgın, konuşur

 

“damien, biliyorum kızgınsın, ama başka biri de o fişeği çekmiş olabilir, bir çocuk bile olabilir!”

 

damien ona bakar, mırıldanır

 

“oradaki miss olsaydı benden önce koşuyor olurdunuz senor..”

 

james ona bakarken cevaplar

 

“ben kolay kolay ölmem general-“

“ben de öyle.. izninizle..”

 

onu geçer ve çıkışlara giderken james arkasından bakar, sonra konuşur

 

“biri onunla gitsin, michael-“ michael başını sallar, koşarak uzaklaşırken george timleri uyandırıyordur, andrea sorar

 

“scottan haber yok mu?”

 

kimse cevap veremezken george konuşur

 

“eminim beraberlerdir andrea.. bir fişekleri vardır..”

 

andrea sessiz kalırken karnını okşuyor, iç çeker..

 

 

john arkada, çok gerilerde patlayan kırmızı fişeğe bakarken tehlike yoldadır, bir şeyler olacaktır, o anda bir yerlerden bağırış sesi gelirken john haykırılan kelimeleri seçer

 

“İNSANA ÖLÜM! İNSANA ÖLÜM!”

 

genç adam sopayı kullanmasının zamanının geldiğini anlar, çevirirken arkasındaki adamın suratına sopayı gömer..

 

 

SOUNDTRACK

JAMES HORNER – THE SINKING

 

 

damienın önderliğindeki tim sahaya çıkmışken damien fişek çekildiyse durumun ne halde olduğundan korkuyor, kar jipleri yolu delip geçiyorken klonlardan farkları zengin olmalarıdır, ama oraya gittiklerinde işin zeka ve kas gücüne kalacağını biliyor, konuşur

 

“michael, beni durdurmaya kalkma, askerimsin..”

 

michael onaylarken mavi gözleri karanlığı deliyor, önünü izliyordur, damien partner olarak onun gönderilmesine itiraz etmemişken genç melek oldukça güçlüdür, zaten departmanı onu yeterince ideal yapıyorken damien kimle karşılaşırlarsa karşılaşsınlar kazanacaklarını biliyor, jipi süren askere hızlanmasını söyler..

 

 

scott kalabalığı yararak ilerliyorken o kadar büyük bir kalabalık vardır ki johnun sağ çıkması için tanrı falan olması lazımdır, scott önüne geleni devirerek koşuyorken kar işini zorlaştırıyor, cıvık cıvık onu yavaşlatıyordur, genç adam düşme tehlikesi geçirirken yine de durmaz, masanın da bu tarafa geldiğinden emin, fişek koordinatlarına gitmek için johnu geçmelerinden korkarken ‘İNSANA ÖLÜM!’ dağlarda yankılanıyordur, scott koşmaya devam eder..

 

 

john artık dayanamıyor, yere düşerken ölümün şimdi gelmesinin, ve bu klonların elinden gelmesinin ironisini düşünüyordur, nefret ettiği varlıkların elinde ölmek onun için çok kötü bir sondur, bunu mu hak etmiştir yani, bu kadar şey yapmıştır, kaç defa ucundan sıyırmıştır ama burada mı toslayacaktır-

 

john suratında patlayan tekmelerle kendinden geçmek isterken yapamıyor, ajan kafası sonuna kadar ayık, her darbeyi beynine kaydediyorken sırtına yediği silah darbeleri, yumruklar, john linç ediliyor, en sonunda gözleri kararırken damienı affeder, o da bir kere geç kalmıştır, ve john artık belki de ölmek üzere, kendinden geçer..

 

 

damien daha arabalar stop etmeden iner, timleri dağıtırken o ve michael ön takımda, karanlığa daldıklarında ilerilerde ‘İNSANA ÖLÜM! İNSANA ÖLÜM!’ duyuluyordur, damien o insanın john olması ihtimaliyle bile donuyorken teğmenlerinden biri konuşur

 

“bombalayalım mı efendim-“

“dış kalkanlardan başlayın, merkeze dokunmayın-“ emir tekrarlanır, bir an sonra beş patlama sesi duyulurken damien ve michael ormana dalarlar..

 

 

scott patlamalarla öne eğilirken klonlar bir an şaşırırlar, daha önce patlama görmemişlerdir, çığlıklar haykırışlara karışırken herkes kendi canının derdine düşer, scott tekrar yola koyulurken klonları savurarak geçiyor, ölüm kalım umrunda değil, ilerliyorken linç dağılmıştır, scott her adımda bulacağı şeyden korkuyorken elinde silahı, sırtındaki çantayı çoktan atmış, ilerliyor, bağırır

 

“JOHN! JOHN!?”

 

ama kimse ona cevap vermezken scott cıvık cıvık zeminde koşmaya devam eder, her zaman temizleyici olan kar bu gece siyah, yolları daha da karartır..

 

 

damien ve timi ilerliyorken her yerde klonlar koşuyordur, askerler önlerine çıkanı vuruyorlarken ölüm emri verilmiştir, damien umursamıyor, masa başkanı emri bizzat imzalamışken kimse kurşun esirgemiyor, ilerledikçe ilerliyordur, damienın mavi gözleri tek bir hedef arıyorken daha önce çok esir kurtarmıştır, ama bu seferki apayrıyken onu hala bulamamak onu delirtiyordur, orada yatan o olsa john onu çoktan bulmuş, gezegeni de bir güzel patlatmıştır, damien bunu gururuna yediremezken koşmaya devam eder..

 

 

“JOHN!!”

 

scott daha önce bir sürü ölmek üzere olan adam görmüş, ama bu en korkuncuyken bir an haykırmayı düşünür, ama onu da yapamazken dizleri tutmaz, onun yanına çökerken kontrol etmeye korkar, bu adam john mudur, kıyafetlerini bilmese tanımayacaktır, normalde sapsarı parlayan tertemiz güzel saçları şimdi çamurdan simsiyah, baktığı kadınları titreten, erkekleri korkutan buz mavisi gözleri şimdi iki kocaman mor kabarıklık olmuş, alnının ortası yarılmış, çenesi kırık, omzu çıkmış, bacağındaki sargılar gitmiş, beli garip bir açıdayken scott adam hala yaşıyorsa onu vurup öldürmeyi düşünür, şokla ona bakmaya devam ederken başına bir tabanca dayanır, genç adam umursamadan ona dönerken damien onu görünce onu savurup kenara atar, johnun başına çökerken scott geriler..

 

 

“john-john hayır-“ damien onun kafasını çevirirken john cevap vermiyor, mor bir et yığınıyken damien şokla ona bakar, michael öbür taraftan çökerken askerler generallerini koruyorlardır, damien elleri titriyor, onun suratına bakıyorken bir an bir şey yapamaz, michael genç adamın göğsünü açarak bir iğne saplar, hızla enjekte ederken adrenalin alan john yaşıyor mudur hala kimse kontrol etmemiştir, michael elini johnun gözlerine kapatır, sonra çekerken damien inler, yere çökmüşken michael konuşur

 

“korkunç bir şey bu,-“ scott anlatırken damien onları duymuyordur, elleri johnun göğsünde, kocaman olmuş surata bakıyorken adrenalinin işe yaramasını diliyordur, o kadar geç kalmış olamazlardır, fısıldar

 

“john, klonlara ölürsen rezil olursun, yapma-“ michael da evet diyorken konuşur

“seni benim yenmem lazım, uyan hadi-“ onu dürterken damien kırık bacağı görür, boğuk bir ses çıkartırken john öksürür, damien hızla onun suratına dönerken john gözlerini açamıyor, kulakları çevresini dinliyorken damien gürültüde eğilir, onun saçlarını okşuyor, konuşur

 

“geldim.. geldim, benim, ben kimim-“

“geç kaldın-“ damien onun kanlı yüzünü öperken özür diler, gelmiştir, tekrar özür dilerken john yutkunarak onun bacağını tutar, sonra fısıldar

 

“ellen nerde-“ scott burdayım derken john iyi der, yatmaya devam eder..

 

 

michael onun gözlerinin üzerinden ellerini geçirir, bir süre sonra john gözlerini açarken karanlık gökyüzüne bakar, gözlerini kırpıştırırken damien görüş hizasına girer, john onu gördüğüne hiç bu kadar sevinmemiş, ağlamak istiyorken konuşur

 

“dövüldüm..”

 

damien gülerek biliyorum derken john iç çeker, michael onun bedeniyle uğraşıyordur, john fısıldar

 

“o kadar mı kötüyüm-“ damien korkunç durumdasın derken john iç çeker, mırıldanır

“iz kalmaz umarım..” michael ben yapıyorsam kalmaz derken john güzel der, damienın parmakları yüzünde dolaşıyorken john yüzünü buruşturur, damien özür dilerken john sorar

 

“kıymetimi anladın mı kenrich? bak azıcık gittim, aklın çıktı-“ damien gülerken john onun gözlerinin dolu olduğunu gördüğünü sanır, ama emin olamazken bacağı oturtulunca genç adam haykırır, damien onu tutarken john bir süreliğine her şeyi unutur..

 

 

“BİR GRUP İÇERİ GİRİYOR-TELEKOM SEKTÖRÜNDELER!”

 

bir anda lenartanın bütün enerjisi sönerken bilgisayarlar kapanmış, her şey, her şey bir anda ölmüşken colm elinin altındaki karanlık şeye bakıyor, kimseden çıt çıkmıyorken buz devrinde daha kağıt bile tekrar icat olmamışken koca bir evren kuran adamın sesi duyulur

 

“şimdi herkes sakin olsun..”

 

 

john onun göğsüne dayanmış, gözleri kapalı, vücudunun toparlanmasını bekliyorken michael onları görünmez ve dokunulmaz yapmış, scottla beraber birliğe karışmışlarken john gözleri kapalı, başı onun boynunda, iyileşiyorken damien onu sarmış, dudakları başında, iyileşmesini bekliyorken john fısıldar

 

“affettim.. geç kalınca..”

 

damien onun saçlarını öperken mırıldanır

 

“geldim ama.. çok olay oldu, geç kaldım-“

“ama geldin.. ben gidince kadınlarla gün ettin sandım-“ damien gülerken onun alnını öper, kabuk tutmuştur şimdiden, iyileşiyordur, damien onun deli gibi çalışan vücudunu çok severken john iç çekerek gözlerini kapatmış, beklemeye devam eder..

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >