CRASHED405 - #18 - FOLLOW THE YELLOW BRICK ROAD JOHN

“nereden buldunuz elliot

 

“nereden buldunuz elliot?”

“bir tek silahlar değil, başka şeyler de var..”

“ne gibi?”

 

march yerinden kalkarak odadan çıkar, scott ve elliot bekliyorken genç kadın elinde bir kaç gazeteyle döner, hepsini scott’a uzatırken genç adam alır, her biri geçtiğimiz haftaların gerçek gazeteleri, bazılarının ana başlıkları, geri kalanların da ilk sayfaları lenarta’daki salgın haberiyle doluyken scott bunların buraya nasıl girdiğini anlamıyor, lenarta’nın yerleşkeye verilen medyayı çok sıkı kontrol ettiğini biliyorken gazetelerden başını kaldırır

“nedir bunlar?”

“söylendiğine göre bunlar biziz. lenarta’da yaşıyoruz ve klonuz, üstelik çok tehlikeli bir salgın hastalığın pençesindeyiz, dışarı çıkamıyoruz çünkü yönetim izin vermiyor..”

“ve siz bunlara inanıyorsunuz?”

 

elliot ve march cevap vermezken, ikisi de korkuyordur, scott yine gazetelere dönmüş, mırıldanır

“bunları size kim veriyor?”

“biz de kasabanın dışındaki bir adamdan alıyoruz, bunları direkt olarak sadece o alıyor..”

“adamın adı nedir?”

“neden bilmek istiyorsun?”

 

scott gazeteleri bir kenara bırakır ve karı kocaya bakar

“eğer böyle bir şey gerçekse ben de bunun bir parçasıyım demektir, bu adamın doğru söyleyip söylemediğini nereden bileceğiz? belki bu gazeteleri kendisi basıyor-“

“basmıyor, ona veren adamı gördük..”

“kimmiş?”

“adını bilmiyoruz, uzun boylu esmer bir adam, bir gün tesadüfen gördüm sadece, jeremy  de adamın adını bilmiyor-“

“jeremy?”

“bu gazeteleri ve silahları sağlayan adam..”

“soyadı yok mu?”

“grunt  ya da grund.. hiç yazılı görmedim..”

 

scott hmmlarken çenesini kaşır

“ben de jeremy’le görüşmek istiyorum, gözlerimle görmeden inanamam ve eğer böyle bir şey varsa hastalanıp ölmek istemiyorum, ya da o klonlara ne yapıyorlarsa, onları bana yapmasınlar..”

 

elliot ve march başlarını sallarken scott şimdi gidip gidemeyeceklerini soruyordur, march kocasına bakarken elliot onun elini tutar ve scott’a döner

“pekala, ama jeremy bundan pek hoşlanmayacak..”

“ben de sizden biriyim elliot, herkes gibi benim de bilmeye hakkım var, değil mi?”

elliot ona hak verirken march dikkatli olmalarını söyler, genç adam söz vererek karısını öper ve scott’la odadan çıkarken az önceki ses kayıtları eksiksiz bir şekilde, eş zamanla lenarta’ya ulaşmıştır...

 

 

“grund ya da grunt, ikisini de deneyin..”

 

edward colm’a isimleri vermiş, genç adam veritabanına girerken george edward’ın yanına gelmiştir

“henüz öğrendim, yapmamız gereken bir şey var mı?”

“klonlara klon olduğunu öğreten adamı bulmak dışında, hayır.. biz jeremy denen adamı araştırıyoruz, nedir kimdir, kimin genlerinden klon olmuş, ne tip güçleri var, vesaire..”

 

george pekala derken edward black’in nasıl olduğunu soruyordur, şimdilik dağlarda kamp yaptığını öğrenirken colm biraz sonra elinde jeremy grund’a ait bilgilerle gelmiştir, george’a da bir kopya uzatırken genç adam teşekkür ederek alır ve onlar adamın kim olduğunu öğrenirken scott komplo teorilerini yayan adamla tanışmak için yola çıkmıştır..

 

 

“burası...”

elliot arabayı kuytu bir köşeye park etmiş, scott’la beraber inerken genç adam etrafına bakıyordur, kasabanın dışında, varoş bir mahallede tek tük evler vardır, bazısından soluk ışıklar sızıyorken bu insanlara ne olduklarını her kim sızdırıyorsa çok güzel bir nokta seçmiştir, zira burada yaşayan herkes böyle sefil yaşamaktansa klon olduklarını ve burada esir olduklarını düşünmeyi tercih edecek kadar fakirdir..

 

elliot ve scott derme çatma bir evin kapısına geldiklerinde elliot kapıyı çalar, yanındaki adama bakarken konuşur

“kendisi basacak kadar çok teknolojiye sahip değil, değil mi?”

scott başını sallarken birazdan kapı aralanır, suratsız bir adam ikisine bakıyorken bir an scott’ı  inceler, sonra elliot’a döner

“kim bu?”

“o da bizden jeremy, girebilir miyiz?”

 

jeremy scott’ı yine şöyle bir süzer, sonra kapıyı açarken elliot önden girer, scott da onu takip ederken zehirin yayıldığı yere girer..

 

 

pierce esniyorken james ona vurur, genç adam toparlanırken hala onunla konuşmuyor, dikleşirken sorar

“bilmeleri o kadar da büyük bir şey mi? bir şekilde öğrenmiş olabilirler, dövmeyle geziyorlar..”

luther çok alışılmadık bir durum değil diyorken rebecca cevaplar

“hepimizin iki gözü var, neden iki gözümüz var diye araştırmıyoruz.. onların da hepsinin dövmesi var, neden dövmemiz var diye araştırmıyorlar..”

pierce sorusunu yutar, bir daha sormaya da korkarken opal konuşur

“bir şekilde öğrenmiş ve unutmamışlar.. klon olduğunu öğrenen klonları ne yapıyorsunuz?”

luther ona dönerken cevaplar

“uysalsa, klon olduğunu bilenlerin kesimine alıyoruz.. yok değilse ve habitatına zarar verecek bir durumdaysa, diğer yarıyı da kabul etmiyorsa uyutuyoruz..”

loret rebeccanın omuzlarının sertleştiğini görürken james mırıldanır

“bunların uyutulması lazım yani.. ama kaçmışlar.. uyutucu timin lideri kimse getirin, konuşalım, adam bir şeyleri kaçırmış ya da para almış, belli.. diğer konu neydi?”

opal silah derken luther cevaplar

“o konuda bir bilgim yok maalesef.. silah lenartada sınırlıdır, ulaşmak da iş ister.. binadaki silahların sayısında da eksik yok, onlar farklı bir yerden gelmiş..”

james ona bakıyorken pierce mırıldanır

“gezegene giriş olmadığını söylüyor..”

luther ama bir şekilde olmuş derken james iç çeker..

 

 

john genç ve güçlü, silah da kullanmayı bildiğini söylediğinde ilgi çekmiş, kampta ilerlemişken georgeu ve tartışan diğerlerinin gürültüsünü duyuyordur ama netlikten uzak bir alandadırlar, john çevresini inceliyorken ona verilen battaniyeyi katlıyor, daha bir evde kalmayı hak etmemiş, uyku tulumunun içine girer, battaniyeyi de içine tıkıştırır ve yatarken herkes evlerine girer, kapılar kapanır, ışıklar sönerken genç adam gökyüzüne bakıyor, derin bir nefes alırken diğerlerini dinler, james bir şeyler söylüyor, george cevap veriyor, gerideyse raporlar ve sinyaller duyuluyordur, john gözlerini kapatarak sinyallerin ritmik sesine kendini bırakırken bir şey olursa george bağırarak onun dikkatini çekerdir, yana dönerek kıvrılırken o konuşur

“hey..”

john gözlerini açarak ileri bakarken damien hattı odasına yöneltmiş, arkasına yaslanır..

 

 

“diğerleri günlük raporları konuşuyorlar, scott da rapor bıraktı, durumu iyi merak etme.. uyumak üzeresin, gürültü dinleme diye buraya aldım, ben de çalışıyorum..”

john hafifçe gülümserken başını tulumun yastığına yerleştirir, damien sayfaları gözden geçiriyor, imzalarken bir süre konuşmaz, onun nefeslerini dinlerken john da aynı şeyi yapıyordur, damien bir süre sonra bir kutuyu açar, iki yüzüğe bakarken mırıldanır

“Kenrich-Black mi, Black-Kenrich mi daha güzel sence?”

john hafifçe gülerek boynunu kaşırken damien da gülümser, konuşur

“ben daha büyüğüm.. ayrıca generalim.. ve dövüşsek seni yenerim-“ john öksürürken damien sırıtarak arkasına yaslanır, cevaplar

“pek de karşı çıkabileceğin bir noktada değilsin ajan black..”

john gülümserken damien dikleşir, konuşur

“uyu hadi.. yarın yorucu olacak..”

john gözlerini kapatırken damien yeni bir dosya açar, içeri giren jensen konuşacakken damien sesi kısar, devam etmesini söylerken jensen girer, yeni raporlar hakkında konuşurken onlar johnu duyar, ama john onları duymuyor, uykusuna dalar..

 

 

“BLACK, KIPIRDA!”

 

john gözlerini açarken george oturuyor, günaydın derken john küfrederek dikleşir, george gülerken konuşur

 

“sevgilin senden saatler önce kalktı john, nişanlın mı demeliyim-“ john bir küfür daha sunarken kollarını kütürdetiyordur, george bir yudum alırken bilgisayardan çıktılara bakıyor, mırıldanır

 

“adam bazen robot gibi çalışıyor, efsaneye göre uykusuz 20 gün rahat rahat gidiyormuş, kassa 1 aya çıkartıyormuş, loret bile 2 hafta sonra sapıtıyor..”

 

john bir şişeden su içiyor, buz gibi su soluk borusundan inerken borunun ve ciğerlerin varlığını ona hatırlatır, john ciğer ağrısıyla tıkanırken george devam eder

 

“her neyse, dün gece biz de uyumadık john, araştırma yaptık, scottun da söylediğine göre klonların bir kesiminde silah var, diğer kesimi de klon olduğunu ya biliyor ya da öğrenmeye başlamış..”

 

john tulumu katlıyorken george mırıldanır

 

“arkasında kim var bilmiyoruz, ama bir adam bu bilgileri sızdırıyor, gazete falan veriyormuş, sizin grubun lideri de herhalde öyle bir yolla haberdar oldu, bilmiyorum.. sen bileceksin, senin işin..”

john gözlerini devirirken george devam eder

 

“evet, kıpırda.. açım.”

 

john iç çekerken çantasını sırtına vurur..

 

 

“burda mı kalacaksınız?”

“neden kalmayalım? hastalık buraya gelmedi-“

“ama bu tarafa geliyor.. iç kesimler daha güvenli değil mi?”

 

adamlar kendi aralarında konuşuyorken john dudak okuyor, ilerdeki birinin fikrini söyler

 

“hem artık toplaşmalar da başladı, isyan çıkacak, siz katılmayacak mısınız?”

 

liderleri ona döner, john mırıldanır

 

“bir köşede oturursak gelip bizi vururlar.. bu davada tarafsızlık olmaz, biz ve onlar, karşı karşıyayız.. hepsi senorun yüzünden, o kendi sarayında hüküm sürüyor, biz burda götümüz donuk yaşıyoruz..”

 

hepsi yavaş yavaş gaza geliyorken john senorun sesini duyar, james mırıldanır

 

“sarayımı özledim.”

 

john gülümserken grubu izliyor, cevap vermez..

 

 

andrea’nın yattığı yatak genç kadına bütün gece büyük gelmiş, ne zaman elini atsa boşlukla gözlerini açmışken iç çekerek tekrar uykusuna dönmüş, gece boyunca saçma sapan bir karın ağrısı çekmiş, ama uykusu daha ağır gelmişken sabah güneş yüzüne vurarak uyandığında yatağın diğer yarısı yine boştur, genç kadın gözlerini ovarak dikleşirken başını indirdiği anda kendine ait olamayacak kadar kocaman olmuş karnını görürken gözleri büyür, bir an sonra aklı yerine geldiğinde korkuyla haykırır...

 

 

“ANDREA!”

 

sienna ve flasler kendilerini genç kadının odasına attıklarında andrea örtüleri iterek ayağa fırlamış, elleri kolları titreyerek karnını gösteriyorken sienna da dehşetle karnı burnunda olan kadına bakıyordur, andrea ağlayacak, bu nedir! diye bağırıyorken sienna genç kadını sakinleştirmek için atılır, flasler diğerlerine haber vermek için koşarken andrea korkuyla ağlayarak siennaya tutunuyordur..

 

 

andrea derhal ultrasona alınmış, irina her ne kadar genç kadının şeytani bir şey taşımadığını söylese de bir gecede karnının burnunda olmasına şimdilik bir sebep bulamıyorken zeka tanrıçası cevabı arıyor, andrea siennanın eline yapışmış, vien’in karnındaki şeye bakmasını izliyorken vien ekranda gördüğü küçük suratı gösterir

 

“işte burada, yüzü..”

 

andrea ağlayarak başını çevirirken sienna ahlıyordur, vien biraz daha incelerken ufaklığın bir kız olduğu anlaşılır, andrea bunların hepsine normalde çok sevinebilecekken şimdi aklını kaçırmış gibidir, daha dün hiçbir şey yoktur, bugün kalkıp nasıl 6 aylık hamile olabiliyordur, 6 aylık! her an doğurabilecekken vien bebeğin gayet sağlıklı olduğunu, kalp atışlarının çok düzenli olduğunu söylüyordur, o sırada içeri irina girdiğinde andrea bir açıklama duymak için tanrıçanın gözlerine bakıyor, adeta yalvarıyorken irina gülümsediğinde sienna rahatlar, andrea nedir diye sorarken genç kadın elini toprak kıranın şişmiş karnına koyarak konuşur

 

“sen toprak kıransin andrea, hayat topraktan gelir ve sen bir hayat vereceğin zaman biraz daha çabuk veriyorsun, bu kadar.. korkulacak bir şey yok, bebeğin çok sağlıklı ve tertemiz, aydınlık bir ruha sahip, kimbilir annesinden nasıl aydınlık güçler alacak..”

 

andrea irinayı dinliyor, ama bir yandan da ağlıyorken güzel tanrıça genç kadının elini tutar ve dokunmaya korktuğu karnına koyarken andrea titreyerek bir nefes alır, o sırada kızı onun eline bir tekme atarken andrea ağlayarak siennanın eline asılır, bebeği ona kendince merhaba diyorken irina korkudan neredeyse aklını kaybetmiş genç kadına sarıldığında andrea sakinleşir, eli hala karnında, irinaya tutunurken sienna gözleri dolmuş, elini ağzına kapatarak gülümser...

 

 

SOUNDTRACK

BOND – ALLEGRETTO

 

 

mihann şehri genç adamın önünde uzanıyor, john bayırı iniyorken dürbüne ihtiyacı yoktur, görebiliyordur, şehir ayaklanmıştır..

 

her yerde yanan binalar, sallanan bayraklar, flamalar, john üzerlerinde ne yazdığını görmüyor, alev almış sallandırılan çarşaflar, son gaz giden arabalar, çarpışmış arabaların etrafındaki kırık camlar ve sızmış benzin kokusu, yağmalanan evler, mağazalar, binalar.. ağlayan çocuklar..

 

john yürüyorken daha önce çok asi şehir görmüş, bunun da bir farkı olmadığını düşünüyorken adımlar şehir merkezine gidiyordur, john gergin, akıntıya uyar..

 

 

bir süre sonra andrea’nın odası kalabalık, herkes genç kadının bir anda oluşmuş hamileliğinin şokuyla bakıyorken latty konuşur

 

“oreon’a dönmelisin andrea, burası güvenli değil-“

“hayır-hayır scott olmadan hiçbir yere gitmiyorum..”

 

genç kadın hala korkuyor, ultrasondan çıktığından beri elleri karnından çekilmiyorken herkesin asıl düşüncesi scott bunu öğrendiğinde ne olacağıdır, klonların isyan tehditleri yetmiyormuş gibi bir de sevgilin şu anda 6 aylık hamile denildiğinde genç adamın ne yapacağı kestirilemiyorken şimdilik bir şey söylenmemiş, toprak kıran ve dünyaya gelmek için sabırsızlanan bebeği lenarta’da bütün gözlerden sakınılıyorken, colm hızla içeri girdiğinde bütün gözler ona döner

 

“mihann’da ayaklanma şiddetlendi, merkez’e doğru yürüyüş başlıyor..”

 

herkes nefesi kesilerek andrea’ya dönerken genç kadın scott’ın gittiği yerin adını duyduğunda karnını biraz daha kavrar, gözleri dolarak sakin olmaya çalışırken herkes bir anda hareketlenmiş, her kafadan bir ses çıkıyorken andrea gözlerini kapatarak hiçbirini duymamaya çalışıyordur...

 

 

george johnun özel şifreli mesajını dinliyorken mors alfabesi değil de, john alfabesidir bu, george bir kulağı onda, bakışları duvarda, dinlerken konuşur

“büyük şehir, tamamen yıkılmış, yağmalanıyor-isyan hazırlığı var, liderleri belli değil-arıyorum-çok gergin, çok-ne? çok kalabalık-çok kişi var, herkes biliyor, kızgınlar-üşüyorum-gerizekalılar- tamam john anladık..”

george kulaklığı indirirken james mırıldanır

“isyan yapacaklarsa buraya yapacaklar demektir, tamamen bakir kısımlar varsa onları toparlayın, kapatın ya da kaldırın..”

luther onaylarken james üst lobide lenarta gezegeninin haritalarını inceliyor, konuşur

“bu iş artık bilimsel kriz olmaktan çıkmaya başladı, ayaklanmaya gidiyor, bunu da masa çözer, oreonun işi başından aşkın, ne işi olduğunu anlamasam da, bana isyancı grupların olası psiko ve sosyo tahlillerini getirin, loret, inceleyeceğiz.. diğerleri de nüfuslarla ve rakamlarla ilgilensinler, sizler de oreona gidin ajancılık oynayın ne halt çeviriyorlar kontrol edip gelin..”

norman ve kate oraya giderken diğerleri de işlerine döner, james haritayı, kırmızı noktaları izliyor, düşünüyorken brian mırıldanır

“bu kadar kırmızının yan yana gelmesi nadir olur.. ve sadece bir taraf kazanır, biliyorsun..”

james iç çekerek başını sallarken cevaplar

“biz olsak sevinirim, damien nerde?”

brian çenesiyle gösterirken james o tarafa uzaklaşır, brian kırmızı noktaların değişim kayıtlarını inceler..

 

 

charlize iskemlelerden birine oturmuş, raporları öylesine okuyorken pierce yanına çöker, kendi raporlarını da onun önüne atarken charlize alarak düzenlemeye başlar, mırıldanır

“irina kayıp.. oreonda bir şeyler dönmüş, ona bakmaya gitti.. james duymasın, kızmaya başlıyor..”

“james zaten canım, devamlı bir gözü oreonda..”

charlize ona bir bakış atar, pierce kızgın, kollarını kıvırıyordur, charlize mırıldanır

“kıskandın mı juane?” pierce ben mi derken dosyaları alır, kalkarak uzaklaşırken charlize onu ondan iyi tanıyor, sırıtırken ilerdeki jamese bakar, genç adam damienla konuşuyordur, charlize lütfederek kalkar, o tarafa gider..

 

 

“anladım.. anladım, tamam..” damien notlarını almış, dönerek uzaklaşırken james gömleğinin düğmesini açıyordur, charlize’i görürken hımlar, genç kadın onun yakalarını düzeltirken konuşur

“juane seni kıskanıyor..”

“yine mi? bu sefer ne olmuş, senle mi görmüş?”

charlize onun yakalarını çekerken james susar, genç kadın açıklar

“öylesine değil.. kızdırmışsın, buram buram kızgın kıskançlık yayıyor.. konuşmadınız mı hala?”

james kaşlarını çatarak ilerdeki pierce’a bakarken pierce opalle konuşuyordur, james mırıldanır

“ben aştık sanıyordum, hala orda mı o?”

“öyle görünüyor.. juane paylaşmaktan hoşlanmaz..”

james ona bakar, charlize kaşını kaldırır ve uzaklaşırken james iç çeker, yanına gelen lorete mırıldanır

“dünyayı döndür, evreni döndür, çocuklara bak, oreonla uğraş, karını mutlu et, size bak, bir de kıskançlıklarla uğraş..”

loret seninki de hayat mı derken profilleri ona uzatır, james alırken yürür..

 

 

scott lenarta’da yaşananlardan şimdilik habersiz, mihann’daki halkın yavaş yavaş silahlandırılmasını izliyorken kendine uzatılan bir sırt çantasını ve bir tabancayla yedek şarjörleri alıyordur, elliot ona kullanmasını bilip bilmediğini sorarken scott göstermesini istemiş, elliot şarjörleri takıp nasıl tutulacağını gösteriyorken scott onu izliyor, aynı zamanda etrafını inceliyorken oluşan küçük takımların başkanlarını aklına kazıyordur, jeremy hepsini toparlıyor gibi görünürken scott onu kimin yönettiğini merak ediyor, ama gizemli adam ortaya çıkacak gibi görünmüyorken elliot şarjörü tekrar çıkarmış, silahı tekrar scott’ın eline tutuşturup yapmasını söylemişken genç adam zaten bildiği şeyleri yapar, namluyu doğrultarak elliot’a bakarken adamın hoşuna gitmiş, bir tek onun değil, herkesin gözünde anlamsız bir zafer parıltısı varken scott etrafına bakar, istisnasız bütün şehir sokaklara dökülüyorken herkes kendi evlerini yağmalıyor, her şeyin yalan olduğunu söyleyen nidalar atıyorken scott derin bir nefes alarak kendi grubunu takip eder..

 

 

john mihanndan çıkışlarda ilerliyor, kulağında george ona andreanın hamileliğini, scottun şimdi eve dönmesinin daha da zorunlu olduğunu anlatıyorken john adamı daha görmemiştir ki arkasını kollasın, onun daha mihann’a gelip gelmediğini john alfabesiyle sorarken geride grubun başkanlarından biri mekanik tarama aletini çalıştırmıştır, john baş ağrısıyla öne eğilirken geri döner, adam ona bakarken john konuşur

 

“o da nesi,-“ adam ona ilerliyorken john acıyı daha da hisseder, masada alarm seslerini duyarken bir yerden suratına bir şey vurulur, son duyduğu şey bağırışlar olur

 

“HAİN VAR! İNSAN VAR!”

 

 

“BULDULAR! F2!”

 

güvenlik bölümü bir anda delirmişken mia bunu duyunca geri döner, koşarak merdivenleri tırmanırken üst lobiye dalar, bağırır

 

“JOHN’U BULDULAR!”

 

james ona dönerken damien da hızla genç kadına bakar, edward sorar

 

“nasıl, kaç-“

“F2-“ edward beyazlarken damien plutoyla oreonun ortak kodlarını bilmiyor, onun ne olduğunu sorarken edward mianın yanından geçerek merdivenleri iniyordur, james de bilgi talep ederken mia cevaplar

 

“kızgın grubun içinde yakalandı, esir olacak ve muhtemelen öldürülecek demek..”

 

damien beyazlarken pierce onun kolunu tutar..

 

 

SOUNDTRACK

JAMES HORNER – THE SINKING

 

 

“john-“

“john duyuyor musun-“

“john cevap ver-“

“oreon arıyor john-“

“masa konuşuyor john,-“

 

bir sürü frekanstan yayın yapılıyorken hiç biri cevap vermiyordur, damien kızgın bir arslan olmuş, dört dönüyorken james yüzü ciddi, elleri standda, olanları izliyorken pierce kenardadır, küslükler şu anda unutulmuşken kapı açılır, latty içeri girerken herkes genç kadına bakar, genç kadın konuşur

 

“yapabileceğimiz bir şey var mı?” james ona bakarken loret cevaplar

“edward da yardımlarını sunuyor latty, şu anda yapılabilecek tek şey scottla bağlantıyı kopartmamak, ve hazırlanan ekiplere yardımcı olmak.. araştırmalar ya da oreon klonlarının yapısını umursamayarak içeri dalış operasyonu yapacağız-“ latty başını sallarken elbette diyordur, opal formaliteden kağıtları ona uzatırken latty göz gezdirir, imzalarken conrad içeri giriyordur, sorar

“ne yapıyorum-“ damien ona dönerken diğerlerinin konuşmasına fırsat vermeden cevaplar

“komutanın nerde asker?” conrad ona bakarken konuşur

“bilmiyorum efendim, o yokken ben komutadayım-“

“güzel, birliklerinizi hazırlayın, masa lenartada dağılışa geçiyor, oreonun korunmasını oreona bırakacağım, tam takım düzen ve birlik açıklanmasını istiyorum, eksik çıkarsa komutanınızı değil sizi yargılarım asker..”

 

conrad selam verir, dönerek çıkarken latty endişeyle kağıdı opale uzatırken opal sessiz, damienı izliyordur, myra kıranların kapıya dizildiklerini görürken o tarafa ilerler, onlarla beraber üst lobiye geri dönerken yine de çalışmaya devam etmeleri gerektiğini onlara anlatır..

 

 

“HAİN VAR! İNSAN VAR!”

 

scott bir anda sesin geldiği yere dönerken etrafındaki klonlar onu iterek o tarafa doğru koşuyordur, scott da bir an sonra milleti yararak o tarafa koşarken adam akıllı dövülen birini gördüğünde bir kaç kişiyi daha ittirir, yerde suratı dağıtılan adamın john olduğunu gördüğünde gözleri büyürken lenarta’ya F2’nin yollandığını biliyor, kalabalıktan sıyrılırken bir kaç şakşakçı dışında herkes merkeze yürüyüş için toplanmaya devam ediyordur, scott ellerini saçlarına sokarak etrafına bakıyorken ne yapması gerektiğini düşünüyordur..

 

 

scott isyancıların arasından sıyrılıp yağmalanmış bir eve girer, üzerinde ne kadar alıcı, verici, tel, mikrofon, şu ve bu varsa çıkarıp tuvalete atarken sifonu üzerine çeker, tuvalet zaten tıkanmış, taşmaya başlarken scott aldırmadan evden çıkar ve tekrar kalabalığa karışırken eğer john için bir şey yapmak istiyorsa ilk yapması gereken yakalanmamaktır, ilerdeki gruptan biri ona hızlı olmasını söylerken scott koşar adımlarla onlara katılır..

 

 

ewan üst lobiye giriyorken conrad da diğer kapıdan giriyordur, myra, tanrılar ve kıranlar oradayken conrad yürüyor, konuşur

“johnu bulmuşlar, F2, kenrich bütün ordu planlamasını istiyor, tamam dedim, bir şey olursa beni yargılayacak merak etme-“ ewan kim ne derken conrad onu döndürerek yürütür, genç adam itiraz etmezken ikisi bir masaya çöker, conrad hem anlatıyor, hem görevliyi tartaklayarak uzaklaştırmış, bilgisayara oturuyorken ewan olanları öğrenir, sonra dönerek o da güvenlik kısmına giderken conrad da çıktıyı almış, koşarak onu takip eder..

 

 

“ELLENLA BAĞLANTI KESİLDİ!”

 

latty hızla o tarafa dönerken görevliler beyaz, aynı frekanslardan bu sefer ellen için konuşuyorlarken ashley öne çıkar, konuşur

“ne demek?! nasıl kesildi-“

“hepsi bir anda, kan dahil, ne yaptı bu çocuk-“ edward kaşlarını çatıyorken george kesilme anlarını inceliyor, mırıldanır

“arada salise farkları var, ya öldürüldü ve yakıldı, aynı anda, ya da bilerek bir etkileme söz konusu-“ latty yutkunuyorken ewan içeri girer, konuşur

“durum nedir-“

“ellen da F6,-“ conrad içeri girerken efendim der, damien sinirlenmeye başlıyor, uydu raporu isterken lenartanın uydu taraması dışında olduğunu öğrenince cevap vermez, james onun doldurduğunu görüyorken konuşur

“sakin olun.. burası dar olmaya başladı, lobiye taşının.. hadi..”

herkes dönerek toparlanırken görevliler önden koşturur, yetkililer takip ederken kapılar açılır kapanır, adımlar ilerler..

 

 

john kan tükürürken elleri yerde, karları eziyor, beyazlığın ortasına düşen kırmızı lekeye bakarken bir an güzelliğine hayran olur, o sırada karnına yediği bir tekmeyle gerçek dünyaya dönerken sesler geri döner, genç adam düşerken ‘İNSAN! İNSAN! İNSAN!’ anlayabildiği tek kelimedir, belki de onu belirttiği içindir, john bencil bir adamdır, sırıtırken ahlar, suratına bir tekme yerken bu işin gittikçe çirkinleşmeye başladığına karar verir, artık dönüşü de olmayacağını anlarken kalkar, onuruyla yakalanmak için cevap vermeye başlarken adamın suratına kan tükürür, sonra o suratı alıp yere yapıştırır, üzerine basarak ilerlerken arkasındaki klon manyağı bağırır, john önüne geleni dövmeye başlarken evet, ajanlar bu adam olmak istiyorlardır, haklılardır.

 

 

 

“NE DEMEK SCOTT DA GİTTİ-“ andrea bayılacak gibi olurken eidan onu tutar, bağırırken franco da ona yardım eder, ikisi genç kadını oturturken james içeri giriyor, onun hamile olduğunu görünce bir an geriler, sonra konuşur

 

“hamileyi uzaklaştırın, diğerleri! işime yaramayacak herkes gitsin, kimseye kızmayacağım, duygusal travmalar masada olmaz, iş bitince köşenize çekilip ağlarsınız...”

 

herkes senora bakıyorken masa elemanları yerleşiyordur, görevliler kovulmuş, her yer siyah bilgisayarlarla doluyorken james devam eder

 

“şu andan itibaren bu katta kalıyorsanız, kraliçeniz dahil masa çalışanısınız demektir.. hepiniz liderlerin sözünü dinleyecek, uygun davranacaksınız.. küslükler unutulacak, aşklar gömülecek, kavgalar tarihe karışacak.. ne zaman ki john ve scott bu kapıdan, ya da bize ait herhangi bir kapıdan içeri girer, istediğiniz kavgayı ya da seksi yaparsınız, anlaşıldı mı?”

 

hepsi anlaşıldı derken james güzel der, konuşur

 

“masa acil planı devrede, başlayın..”

 

herkes otururken edward ve george komutaları ister, damien james’in yanında, kıpırdamıyorken james ona döner, konuşur

 

“damien, onu bulacağız.. john kolay kolay ölmez.. ölse john olmazdı..”

 

damien ona bakar, mırıldanır

 

“umarım.. ölürse bu gezegeni yıkarım, senor..”

 

james başını sallar, gitmesini işaret ederken general uzaklaşır, james elleri belinde, yine ellerini beline koyması gereken bir durum çıktığını anlıyor, iç çekerken çalışan arılarına bakar..

 

 

ewan listeleri alıyor, hepsini sırayla duvara raptiyeliyorken latty bir süre onu izler, genç adam sabırsız, listeyi onun elinden sökerken konuşur

“uyan latty!” latty onun adını kullanmasıyla ayılırken özür diler, dönerek diğer listeleri duvara raptiyelerken conrad gelmiş, konuşur

“bunlar da sonuncular-“ ewan alarak duvara yapıştırırken latty conrada bakar, conrad ona bir bakış atıp uzaklaşırken latty ilerdeki jamese bakar, genç adam elleri belinde, çevresini izliyordur, lattyle gözgöze gelirken başını sallar, latty de onaylarken kaptanına döner, ewan listeleri inceliyor, konuşmaz..

 

 

“ona ne yapacaklar?”

“kime?”

 

elliot ve scott kalabalık bir grubun içinde ana meydana ilerliyorken onlar acemi gruptur, asıl dövüşen ve silahlı olan grup arkada john’la ilgileniyorken scott kendi grubunun önden yem olarak gönderileceğini biliyor, asıl problem o değilken diğer grupla aralarının açılmasını istemiyordur..

 

“insana..”

“muhtemelen öldürecekler-yürü hadi çok geride kaldık..”

 

scott itiraz etmeden yürüyorken ne yapıp edip arkada kalması gerekiyordur, bir an sonra belindeki silahı çıkararak elliot’a doğrultur

 

“HAYIR!”

 

elliot ona döndüğü anda suratına doğrulmuş namluyu gördüğünde ilerleyen kalabalık bir anda durmuş, arkadaki gruptan da bir kaç kişi tetikte bekliyorken scott bağırıyordur

 

“İNSANI KURTARMAKTAN BAHSEDİYOR! İNSANI KURTARDIĞINDA ELİNE NE GEÇECEK ELLIOT!”

 

elliot etrafına bakarak scott’ın yalan söylediğini bağırıyorken adam o kadar korkuyordur ki scott’ın elinin bir gıdım bile titrememesi onun güvencesi oluyorken kimse yerinden kıpırdamıyordur, elliot ne yapacağını şaşırmış, dehşetle scott’a bakıyorken genç adam bağırmaya devam eder

 

“AMACA BAĞLILIĞIN BU MU ELLIOT?! NAMLUNUN KARŞISINDA KORKUDAN TİTREMEK Mİ!?”

“NE SAÇMALIYORSUN-BAKIN BEN BİR ŞEY YAPMADIM-“

 

ve elliot’ın sesi iki kaşının arasından başına saplanan bir kurşunla kesiliyorken acemi gruptakiler irkilerek cansızca yere yığılan adama bakıyor, arkadaki gruptan uğultular yükseliyorken scott amaçlarına ihanet etmiş adama büyük bir nefretle bakarak yere tükürür, ağzını elinin tersiyle silerken arkadan birisi acemilere yürümelerini bağırıyordur..

 

 

john bir süre çok iyi gitmiş, gerçekten kendiyle gurur duyarken yine de 1’e karşı 1500 pek başarmadığı bir skordur, en nihayetinde yenilirken kafasına bir şey geçirilir, görüşü kapanırken john en çok bundan nefret ediyor, kurtulmaya çalışırken kollar onu tutar, ellerini bağlarken böğrüne bir yumruk yer, öne eğilirken itilir, yürümesi istenirken biri bağırır

 

“ONU LENARTADA KURBAN EDELİM!”

 

john hızla dikleşirken scottun sesini duyar, torbanın altında kaşını kaldırırken scottun teklifi alkışlarla karşılanır, insanın lenartada bina önünde kurban edilmesine karar verilirken john itilir, yürürken yalnız olmadığını biliyor, adım atar..

 

 

scott infazı en azından bir süre ertelemiş, grupla beraber yürüyorken bir an sonra biri el ense, onu kenara çeker, adını soyadını, yerleşkesini, dövmesini falan sorarken scott her şeyi cevaplar, grupta itile itile, her seferinde yeni bir sorguyla en sonunda en arkaya giderken liderler buradadır, scott johnun gittiği kabileyi artık göremiyorken endişeli, yine de lenartaya kadar çok yol olduğunu biliyor, buradaki adamların sorularına cevap verirken johnun sapıtmamasını diler..

 

 

“andrea-andrea bana bak, sakin ol.”

 

andrea sakin olmayı reddediyor, her şeyi reddediyor, element odasında dört dönüyorken karnını tutuyordur, biraz sonra yorulduğunda diz çökerken bir eliyle yeri tutuyor, diğeri bebeğini hissediyorken sienna genç kadının yanına çöker, toprak kıran ağlayarak havaya tutunurken o hiç böyle hayal etmemiştir, onun rüyalarındaki hayat bu değildir, genç kadın göz yaşları arasında kendi kendine mırıldanıyorken büyük annesinin masallarıyla büyümüş küçük kız hiçbir mutlu sonu unutmamış, ama kötünün her mutlu sondan önce bütün gücüyle saldırmak için karanlıkta beklediği aklından uçup gitmişken şimdi her şey o kadar canını acıtıyordur ki, elindeki bütün güçle sadece ağlayabiliyordur..

 

 

john gecenin düştüğünü kuşların sessizliğinden anlıyorken bir süre sonra herkes buraya yerleşmeye karar verir, oturulunurken ateşler yakılır, şarkılar söylenir, johnun başındaki torba çıkarken herkes onun suratına bakar, john tek gözü kapalı, diğer gözüyle onları inceliyorken ne var diye sorduğunda suratına bir yumruk yer, önüne dönerken biri onu saçlarından yakalar, kaldırarak sürüklerken konuşur

 

“biz durmuyoruz insan.. yürü.”

 

john onunla beraber yürürken dişlerini sıkar, ona vurulabilirdir, ama saçlarından çekilince canı çok yanıyordur, eve dönünce bu konuyu araştırmaya karar verirken yürümeye devam eder..

 

 

john gece boyunca yürümüş, scottun da buralarda bir yerlerde olmasını umuyorken geri dönüp bakamıyordur, baksa biri kafasına vurarak onu önüne döndürüyordur, john daha ne kadar gideceklerini merak ediyorken ilerde, çok çok ilerilerde lenartanın beyaz ışıkları parlıyordur, john yürürken konuşur

 

“insanların hikayelerinde bir kızın sihirbazı aradığı bir hikaye vardır beyler, bilir misiniz? sarı tuğlalı bir yolda ilerlerler, bir korkuluk, bir teneke adam, bir de arslan-“

“ee, biz onlar mıyız, sen de küçük kız?”

 

hepsi gülerken john da sırıtır, yürüyorken konuşur

 

“en sonunda ben kazanacağım ama-“ kafasından itilirken gülerek yürümeye devam eder..

 

 

küçük kızın ulaşmaya çalıştığı beyaz ışıklı büyük binada en üst katta bir general ışıklı masaya eğilmiş, lenartanın haritasını eski planlardan inceliyorken uzaysal düzlemsel planlara nasılsa herkes bakıyordur, genç adam farklı bir şeyleri arıyorken kalemle çiziyor, olası yolları planlıyor, bir klon gibi düşünmeye çalışıyorken o adamların johna neler yapabileceklerini hayal etmek istemiyor, ama onu bulduğuna hepsini onlardan fitil fitil getirecekken kimse john’a dokunamazdır, kimse ona vuramazdır, damien yine kanının kaynadığını hissediyorken yeni bir harita açar, dönerek gezegende uzayan karanlık dağlara bakarken orda burda yanan ateşleri izler, bir tanesinde john vardır, biliyordur, öldüğünü kabul etmez, dönerek çalışmaya devam ederken 20 günden daha fazla uykusuz kalabilirdir, gücü ikisi için de yeterlidir, çalışır..

 

 

john yere atılırken çevresindeki adamlar ellerinde sopaları, silahları, ona bakarak konuşurlar

“şimdi biz uyuyacağız..”

 

john peki derken adamın teki mırıldanır

 

“ama biz uyurken senin kaçmaman lazım..”

“kaçmam, söz.. sizden neden kaçayım, böyle güzel bir eşken-“ john bacağına inen tekmeye gülerken diğer adam konuşur

“kaçmamanı sağlasak iyi olur diye düşündük.. koşsan da yakalanabilir olmalısın..”

 

john onlara bakarken ilk defa korkar, hayır derken adamlar evet der, bir an sonra john haykırarak kendini geri atarken sesinin lenartadan duyulduğuna emindir..

 

 

damien hızla başını kaldırırken içinden bir şey kopmuştur, nefes alamazken james ona bakar, genç adam yutkunurken tekrar planlara döner, james onu izlerken mırıldanır

 

“damien, yeterli olmadığını düşünürsem seni bu görevliğine değiştiririm-“

“senor-“

“ben olsam sen beni bile değiştirirdin.. o yüzden benden üç tane var..”

 

damien iç çekerken iyi olduğunu söyler, james onaylarken general işine devam eder..

 

 

john inliyor, hatta inlemiyor, uluyorken kırılmış bacağının acısı onu kör ediyordur, genç adam dönerek karlara elini bastırırken küfrediyordur, her dilde sayıyorken scott gerizekalısı nerdedir, onu bu tip şeylerden koruması gerekiyordur, ona güvenmek bile hatadır, elin yeni mezun çömezi-

 

john bağırmasını yutarken gözleri kararır, kendinden geçerken son düşüncesi en azından bir bacağın kırıldığıdır, bir de sürünmek vardır..

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >