![]() SOUNDTRACK DAMIEN RICE & LISA HANNIGAN – UNPLAYED PIANO damien odasında, ajanların sevdikleriyle birlikte olması ve çocuk
falan yapması saatiyken o kızgın, ama rasyonel olmak için kendini zorluyor,
johnun görev gerginliğinden çenesini tutamadığını biliyorken yine de kırgınlığı geçmiyordur: o onun iyiliği için
söylemiştir, damien hiçbir zaman john aktifken onun önüne geçip onun için bir
şey yapmamıştır, başarının ve tek başına bunu elde etmenin önemini bilen bir
adamdır o, johnun bunun aksini düşünmesi onu üzmüştür sadece, damien çamaşırını
giyip yatağa girer, bir an inlerken günlerin yorgunluğu şimdi odasındaki
yalnızlıkta ortaya çıkar, damien lenartanın gökyüzüne bakarken gözlerini
kapatır.. john odasından çıkar, saçları ıslak, sinirli, yürürken kaynaşma
saatinden dönen oreonluları görür, siniri daha da tepesine çıkarken sienna tüm
tatlılığıyla konuşur “yarın için bol şans john, umarım başınıza bir şey gelmeden
evinize dönersiniz.. hepimiz sizin için endişe edeceğiz..” uzanıp onu yanağından öper, johnun siniri biraz geçerken bu cici
kızın bir suçu yoktur, cevaplar “bir şey olmaz.. döneceğiz.. sağol.. ellen ne yapıyor?” “andrea onunla ilgileniyor..” john güzel derken eidan mırıldanır “sen neden damienın yanında değilsin? senor bu saate bir ad
takmıştı, neydi-“ franco çocuk yapma saati diyorken john izin isteyerek
ayrılır, diğer koridora çıkarken george da onu orada bekliyordur, duvara
dayanmış, mırıldanır “çocuklar haklı, niye orda değilsin?” john iç çekerken cevaplar “kavga ettik.. ben öküzlük ettim daha doğrusu..” “her zamanki gibi..” john iç çekerken eliyle gözlerini kapatır, mırıldanır “adam beni seviyor..” “garip bir şekilde..” john ona bakar, george gülümserken cevaplar “salaklık etme john.. nereye gittiğin belli değil, sana bir şey
olursa, ve damien seninle küs kalarak bunu yaşarsa kendini affetmez.. o senin
gibi öküz değil..” john doğru derken ona bakar, george gülümser “yarın sarışırız..” john başını sallar, onu geçerek hızla
koridorlarda ilerlerken george iç çekerek kendi odasına girer.. damien sırtının ortasında bir öpüş hissederken eller iki yanında,
yatağa bastırıyor, üzerindeki beden ona değmiyordur, damien bir an göğsünün
ortasında bir şeylerin kaydığını hissederken uyanır, öpüşler boynuna çıkmışken
damien fısıldar “john?” john onun kulağını öperken mırıldanır “başkası bunu yaparsa öldürürüm..” damien gülümserken gözlerini kapatır, yastığa yatarken mırıldanır “cesaretin nerden çıktı-“ “george verdi-“ “yarın çiçek yollarım-“ “centilmen sevgilim benim..” ve onu öperken damien gülümser,
dönerek onunla yüzyüze gelirken johnu kendine çeker.. damien onu kendine çekmiş, barışmışlarken fısıldar “ben seni zayıf görmüyorum-“ “biliyorum, özür dilerim, aptallık ettim-“ onu öperken damien
şaşkın, ondan böyle sözler duyduğuna göre johnun gerçekten korktuğunu anlarken
onun saçlarını okşuyor, mırıldanır “böyle olacağımız aklına gelir miydi?” john çekilerek ona bakarken damien sorar “bir anda.. hücre arkadaşı, ajan ve general, arkadaş, dost, şimdi
de bu..” “bu nedir general?”
damien gülümserken mırıldanır “bilmiyorum.. nedir?” john onun çenesini öperken fısıldar “kız olsan çoktan düğünü basmıştım..” damien gülerken cevaplar “benim gibisini zor bulursun çünkü: yaşlı, tek başına, zavallı-“ “ya ya tabii.. ben de
bakirim aslında-“ damien gülerken john onun gülüşüne aşık, sırıtır.. damien gözleri kapalı, dinleniyorken john fısıldar “evlensek?” damien tek gözünü açarak ona bakarken mırıldanır “sen evlenemezsin.. yasak.. kimle evleneceksin ayrıca?” “seninle.. gramerin de bozuldu..” “daha beynim oturmadı, canımı çıkarttın..” john sırıtırken damien
mırıldanır “ne nikahı ayrıca, nerden çıktı? damien black, john kenrich,-“ “ikimiz de aynı soyadını alıyoruz salak-“ “hangimizinki önde olacak-“ “fark etmez, sen seç, umrumda değil-“ “sen ciddisin..” john tekrar onun üzerine geçerken cevaplar “ciddiyim.. kimle evleneceğim ki başka?” “bilmem, kaderindeki kadınla?” john yok öyle bir kadın derken damien şaşkındır, ona bakar.. “john aklını başına topla, görev stresi bu-“ “ne görevi damien, görev umrumda değil, gir-vur-çık bu, en
kolayı-“ “kolay şeyler can yakar-“ “o yüzden mi bu kadar zorsun!?” damien şokla gülerken john onu
yumruklar, damien owlarken genç adam konuşur “ciddiyim ben! ben aşk ilanı yapmam-“ “hala pek yapmış değilsin john, gerçi bugün iki kere adımı
söyledin-“ “onları da mı sayıyorsun-“ “o kadar nadir söylüyorsun ki.. genelde sevgilim balım böceğim
takıldığından-“ “hiç de bile, ben takma isim kullanırım ama sevgilim falan
demem-“ “bana diyorsun.. farkında değilsin..” john ciddileşerek ona bakarken bir an sonra eğilir, onu
hapsederken fısıldar “yapalım.” “john, delirdin-“ “hayır delirmedim, sen beni istemiyor musun, istiyorsun, istersen
bir tur daha gidelim-“ “gerek yok, uyuman lazım-“ “bak hala beni düşünüyorsun! sen bana teklif etsen ben sabaha
kadar düzüşürüm-“ “hayvansın çünkü, doğaldır-“ john onu öperken damien gülerek onu
tutar, bir süre sonra kendinden ayırırken konuşur “uyu hadi, kim bilir bir daha ne zaman uyuyacaksın-“ “yarın gece, damien ben ciddiyim-“ “ben de ciddiyim.. böyle gecelerde verilen kararlardan genelde
pişman olunur john-“ “daha önce böyle bir gecede karar mı verdin?” damien cevap vermezken john ona bakar.. “verdin mi? daha önce evlendin mi? kayıtlarında yok öyle bir
şey-“ “john-“ “cevap ver!” damien onun kıskançlığına bakarken cevaplar “evlenmedim, doğru.. ama karar verdim evet-“ “evlilik için mi? kim? kadın mı? erkek mi? yaşıyor mu?” “öldü.. john, lütfen-“ “seviyor muydun-“ “evet..” john ona bakarken damien sıkıntılıdır, bir süre sonra
john fısıldar “hala esas sevgin onda yani..” damien bunu duyunca ona bakar, john yutkunarak gerilerken damien
konuşur “john, öyle bir şey demedim-“ “ama reddetmiyorsun da-“ “sevgilerim farklı john, ona duyduğum aşk farklı, sana duyduğum
farklı, gençtim daha, toydum, sende öyle miyim, görmüyor musun halimi, yıllarca
tektim ben-“ “belki de bu yüzden bana kapıldın, bir anda gelen şovalye-“ “yalnız ve aptaldım demedim, tektim dedim, kafam çalışıyordu, ve
ben hep tektim, askerdim ben aptal, yıllarca liderlik yaptım-“ “sonra da yıllarca duvara baktın,-“ “şimdi duvara mı bakıyorum? claudine daha ilk okula gidiyordu,
şimdi liseye başlayacak, yıllar oldu!” john iç çekerken damien konuşur “sen apayrısın.. görmüyor musun senin için nasıl çırpınıyorum,
herkes bunun farkında, arkamdan gülüyorlar belki de-“ “çenelerini kırarım-“ “ama umrumda değil.. bize saygı da gösteriyorlar john, iki masa
çalışanı, bu kadar yüksekte masa çalışanı bir arada olmamalıdır-“ “masa birbiriyle yatmaktan bir hal oldu damien-“ “onlar tanrı john.. istediklerini yaparlar.. sen değilsin.. ben
değilim..” john iç çekerken damien eğilir, onun şakağını öperken ikisi de
derin bir nefes alır, damien tekrar onun tenini öperken fısıldar “sakin ol.. aklını temizle.. lütfen.. başına bir şey gelirse
kendimi affetmem, hele de böyle aptal bir şey yüzünden.. aramızdaki şey aşk mı
bilmiyorum-“ “aşk, sevgi, her şey.. hissetmiyor musun? karşılaştığımız ilk
andan beri bu ortamızda duruyor.. ben yıllarca büyüdüm, kendimi eğittim, ve
sana geldim.. tüm yollarım sana çıktı, neden beni itiyorsun?” damien onun boynuna gülümser, dudaklarını bastırırken john
gözleri kapalı, kesik bir nefes alır, damien fısıldar “beni sevdiğini söylemedin bile.. nasıl teklif bu?” john hafifçe gülerken damien da gülümser, john ona dönerken ona
bakıyor, mırıldanır “evet mi?” “neye evet ki?” john ona vururken damien sırıtır, eğilerek onu
öperken john onu kendine çeker, damien onun onu tutuşundan ne hissettiğini
anlıyorken john nefessiz, geri çekilerek fısıldar “ne ara sevdim seni?” damien onun saçlarını kenara çekerken mırıldanır “dört duvarın ortasındaki en güzel şey bendim, doğaldır..” john
gülümserken damien da gülümser, ona eğilirken john fısıldar “bak seni kurtardım diye yapıyorsan-“ “neredeyse ölüyordum john.” john eh derken damien
gülerek onu öper, john onu kendine çeker.. “james bu saate ne adını vermiş biliyor musun?” damien omzundaki dudaklara hımlarken john fısıldar “çocuk yapma saatiymiş..” damien hafifçe gülerken yastığa
mırıldanır “hemen yapalım..” john onun koluna gülümserken onun solunda, onun
üzerine yatmış, parmakları genç adamın kalçasında dolaşıyorken mırıldanır “yapalım..” damien gözlerini devirirken dönerek konuşur “john, şu göreve git, gel, sonra istersen 5 çocuk yaparız, tamam
mı?” john ona bakar, damien parmağıyla onun kafasını yastığa iter,
john düşerken damien aferin diyerek tekrar yatar.. damien sabah uyandığında odada yalnız, dikleşerek saate bakar,
daha gitme saati değildir, kalkarak banyoya giderken johnun kendinde olmasını
umar, odasından çıkıp koridorda ilerlerken onu gören herkes gülümsüyordur,
damien korkmaya başlarken yukarı çıktığında konuşan george ve james’ten james
ona dönerek gülümser “damien, tebrik ederim.. masa da tebrik etti say..” damien kaşlarını çatarken george mırıldanır “john dedi ki-“ “ne dedi?” george bir an jamese bakar, sonra cevaplar “seni sonunda bağlamış.. döndüğünde eğer isterse beş çocuk
yapacakmışsınız..” damien ohlarken başını sallar, james gülümserken damien sorar “john nerde?” cevabı orda bir yerlerde olurken oradaki bir yerde
john ve scott konuşuyorlardır, damien o tarafa ilerler ama önüne bir sürü kişi
girer, james konuşur, george talimat verir, edward son durumları kontrol
ederken damien geride kalmıştır, iki ajan ve patronları özel geçide girmek
üzereyken andrea scottun adını seslenir, genç adam ona dönerek ilerlerken john
onlara bakar, damien onun sırtını izliyorken korkuyordur, aptalca bir şeydir
bu, ama içinden bir ses ona bir şey olacağını söylüyordur işte, john elinde
çantası, bir nefes alarak döner ve bakışları onu bulurken damien onun ajan
gözlerinin her şeyi gördüğünü tekrar hatırlar, ona bakıyorken john emin
değildir, onu utandırmak istemiyordur, damien onun düşüncesini görebiliyorken
ilerler, john her adımında ona bakıyorken damien sonunda ona ulaşmış, konuşur “dikkatli ol.. hiç birimiz seni kurtarmak için bu binadan çıkmak
istemiyoruz..” james kesinlikle derken john gülümser, damien da gülümserken
uzanarak onun dudaklarını örter, geride topluca bir nefes duyulurken masa
sırıtıyor, norman sonunda falan
diyordur, john çantasını bırakır, onun gömleğini tutarken damien ona izin
verir, john onu kendine çekerken koluyla onun boynunu sımsıkı yakalar,
bırakmazken damien onun gitmek istemediğini biliyor, onun kazağını sıkar, sonra
geri çekilerek konuşur “dikkatli ol..” john başını sallar, onun elini tutarken geri
çeker, dönerek çantasını alır ve geçide girerken george onu takip eder, damien
elindeki kutuyu açar, iki altın yüzük bulurken loret onun kolunu sıvazlar,
damien iç çekerken kutuyu kapatır, cebine atarken loret gülümser.. SOUNDTRACK MY CHEMICAL ROMANCE - TEENAGERS “ciddi misin sen?” melanie gayet ciddi, zaten uyandığı andan itibaren ben artık
yatmayacağım diye tutturmuş, üstelik klon muyum ben de burada yer işgal
ediyorum diyerek sosyal görüşlerini de belirtmişken bir kaç saat önce odasından
çıkmasına izin verilmiştir, genç kız önce annesini ve babasını aramış, kutsal
amacını onlara da anlatmış, bir güzel azar işitmiş, ama yine de bildiğini
okumuşken evrenine hizmet edecektir, bunun neresi kötüdür, zaten okula bu
yüzden gitmiyor mudur, dans, müzik, sanat nereye kadardır, burada bir
felaketten bahsediyoruzdur, genç kız işte o felaketle savaşmak için hızlı
adımlarla lenarta koridorlarını arşınlıyorken carter da onu takip ediyordur,
melanie elle’in odasının kapısını çalıp içeri girerken genç kadın da onu
bekliyordur, iki görev bilinci yüksek genç kadın beraberce yüksek merciilerle
görüşmek üzere yürürken onların arkasındaki landon ve carter gözlerini
devirerek onları takip ediyordur.. “şimdilik bir yardım ekibine ihtiyaç olduğunu sanmıyorum mela-“ “her zaman yardıma ihtiyaç vardır!” latty melanie’nin yardım ateşiyle bir adım gerilerken james
bilmem hangi zamandan gelmiş elle’e bakar “siz yeterince yardım etmediniz mi?” “aşı işe yararsa dağıtım için çok fazla insana ihtiyacınız
olacak-“ “masayla oreon’un yeterince insanı var-“ “biz de gitsek?” james yine melanie’ye dönerken kızın dili de, aklı da çok güzel
açılmıştır, evren başkanı falan dinlemeden istediğini yaptırmaya çalışıyorken james
o kadar kolay pes etmezdir, sorar “ya ölürseniz?” “nasıl öleceğiz?” “hasta olur delirirsen bu sefer kimse seni kurtaramaz-“ “kendime de aşı yaparım-“ “aşının işe yaradığını kim söyledi-“ “yarayacak-“ “nereden biliyorsun-“ “siz yaramayacağını nereden biliyorsunuz senor?” “ben senor’um-“ “tamam bu kadar yeterli!” latty araya girerken james elleri belinde, melanie’yi izliyordur,
genç kadın kollarını kavuştururken latty birileri ömür boyu neburaya gitmeden
önce konuşur “eğer aşı işe yararsa dağıtımda görev alabilirsiniz melanie, ama
şu an için karantina alanına inemezsiniz. oreon melekleri olarak şimdilik
ofislerin içinde kanatlarınızı çırpabilirsiniz. üst lobide size ihtiyacı olan
bir sürü insan tanıyorum..” melanie peki derken james’e bakar, senor bütün öfkesiyle onu
izliyorken genç kız kollarını indirir “üzgünüm senor, saygısızlık etmek istememiştim-“ “benimle çalışacaksın, yanımdan ayrılma..” melanie’nin gözleri büyürken latty gülümser, james bir hışımla
ofisten çıkarken melanie onun arkasından bakıyordur, senor çıktığı kapıdan
tekrar içeri döner “takip edeceksin, kanatlar çalışsın..” melanie derhal senor’u takip ederken latty elle’e döner “sen de benimle gel elle, diğerleri nerede?” elle herkesin nerede olduğunu ayrıntısıyla anlatırken latty de sağ
kolunu bulmuş, onunla beraber ofisten çıkar... “birisi o adamı bulup öldürür mü artık, ben sıkıldım, ciddiyim,
sıkıldım artık..” james sıkıntısını kelimelere döküyorken melanie arkada o adam’ın kim olduğunu öğrenmeye
çabalıyordur- “melanie, bunları jason ve colm’a götür, onlar ne yapacaklarını
bilirler..” melanie eline tutuşturulmuş kağıtlara bakarken koordinatlar,
isimler falan görüyordur, anlamaz, anlamak da istemezken james ona bakıyordur,
genç kız koşar adımlarla gitmesi gereken yere doğru yola çıkar, opal james’e
bir bakış atarken iyice yanına yaklaşarak konuşur “yeni bir sarışın mı buldunuz senor?” “kıskandın mı?” “çok...” “güzel..” james diğerlerine dönerek sesini yükseltir “biri bana joseyi bulsun. öldüreceğim.” masa senor’unun isteğini yerine getirmek için dağılırken asıl
sarışın da odadan çıktığında james yine yalnız kalmıştır, sıkılır.. “ben geldim..” colm başını kaldırıp içeri giren deliayı görür, gülümseyerek
tekrar işine dönerken genç kız masanın yanında dikiliyor, kağıtları falan
karıştırıyorken colm elini kağıtların üzerine koyar, gözleri hala bilgisayarda,
konuşur “karıştırma ve neden gidip ewan’ın yanında dolaşmıyorsun?” “sen neden delorayla
konuşmuyorsun?” colm hızla dönüp ona bakar, delia aldırmadan kağıtları bırakır ve
masanın karşısında otururken konuşur “ayak altında dolaşmak istemiyorum-“ “şimdi ne yapıyorsun?” “benimle olmayı seviyorsun yalan söyleme bu bir, ikincisi,
saklanıyorum, tamam.” colm elindeki işi bırakıp deliaya döner “saklanacak ne var delia?” “bilmiyormuş gibi yapma colm, lütfen.. ben bu dakikadan sonra
ewan’la güle oynaya beraber olabilir miyim sanıyorsun? gerçi önce de olabilir
miydim bilmiyorum-her neyse.. hafıza kaybından önce latty vardı, şimdi de biana
var.. durum değişmedi-“ “hafıza olayından önce öpüşmemiştiniz-“ “hafıza olayından önce hiçbir şey olmamıştı, şimdi çok şey oldu,
ama hala geri dönülebilir, ben de dönüyorum. ewan beni isterse nasılsa arar
bulur, ben kaybolan bir tip değilim, ama istemiyorsa da onu zorlamıyorum, ben
daha çok gencim colm, ewan’ın aşkı için kendimi üzemem..” “aşık olana bakın..” delialona gülümserken elini sallar “öyle demek istemedim, tabii ki ewan’ı seviyorum, ama ben ewan’ı hep seviyorum, zaten bana kimse sevmeyi
bırakmamı söylemiyor, ama karşımdaki beni benim istediğim gibi sevemeyecekse
zorlamaaya gerek yok, sen de aynı şeyi yapmıyor musun?” “ben nişanlıydım delia..” “benim ligimde ben de nişanlı gibi bir şey sayılırdım, küçümseme
lütfen..” colm özür dilerken delia önemli değil der, ikisi gülümserken colm
iç çeker “yarı yolda bırakılmış sevgililer olarak hep beraber mi
takılacağız artık, kaybedenler..” colm isimlerini altın harflerle havaya yazarken delialona güler,
bacaklarını kendine çekerek koltuğa daha da yerleşirken konuşur “belki sonunda biz beraber oluruz..” colm kaşlarını kaldırırken delia neden olmasın diyordur, genç
adam bir kahkaha atar, delia sinirlenmiş “neden!? çok mu çirkinim!?” “sen melek gibisin ama ben cinayete kurban gitmek için çok
gencim!” “babam ewan’ı vurmadıysa sana hiçbir şey yapmaz..” “denemek ister misin?” “isterim.” colm efendim? derken
delia başını sallar “isterim. hadi sevgilim ol.” “delia aklını kaybettin galiba-“ “ne var? sen de yalnız değil misin? ikimizin de kalbi kırık değil
mi? beraber olsak birbirimizi iyileştiririz?” colm dehşetle onu izliyorken delialona ayağa kalkar, masanın
etrafında dolaşıp colmu kendine çevirir, eğilerek dudaklarına yaklaşırken genç
adam yutkunur, genç kızın mavi gözleri parlayarak ona bakıyorken delia sırıtır “kandırdım.” colm rahatlayarak koltuğa erirken delia gülüyordur “korkunçsun ayrıca, ya gerçekten istiyor olsaydım, çoktan
öpmüştüm, nasıl engelleyecektin?” “sessizce oturacaksan otur, bir süre de yanıma yaklaşma..” colm oturduğu yerde biraz daha masaya yaklaşırken delia elini
ağzına kapatarak güler, colm dişlerini gıcırdatarak ensesini ovarken delia
sırıtarak kağıtları karıştırmaya devam eder.. “franco.. franco!? HEY!” franco sonunda arkasını döndüğünde eidan genç adama yetişmiş,
omzuna bir yumruk geçirir “neredesin sen?” “burada, omzumu kırdığın şu noktada bekliyorum.” eidan gözlerini devirirken franco yüzünü buruşturmuş, kolunu
yerleştiriyordur “bir şey mi oldu?” “çok şey oldu, ben evleneceğim galiba ve sen neden sürekli bir
yerlerdesin?” franco bir an durur, ellerini kaldırır, eidan da susarken franco
ellerini indirir “bak eidan, artık büyüdün, konuşmayı öğrendin, konuları
birbirinden ayıracak zekan da var tanrıya şükür, o yüzden tane tane konuş..” “iyi, nerdesin sen?” “ben evlilikten bahsedersin sanmıştım-“ “claire’le mi koklaşıyorsun?” franco şokla eidan’a bakarken su kıran kaş göz hareketleri
yapıyordur “ne? olamaz mı? dün bütün gün lenartayı dolaştınız, yok teraslar
bilmemneler-“ “terasa çıkınca koklaşmamız mı lazım?” “ben koklaşırım..” “evlenecek adama bak-“ “ama vien’le çıkarım orası ayrı, ciddiyim, ne iş?” “bir iş yok eidan-“ “ama olması lazım, yaşın geldi artık..” “tek başına evlenemiyorsun, değil mi?” eidan cıklarken franco
güler, eidan dalga geçme diyorken bu kararı şimdilik sadece o biliyordur, çenesini
kapatacaktır ve şimdi gidip bir şeyler yiyeceklerdir, o sırada o da claire’le
evlenecektir, böylece eidan korkmayacaktır, her şey çok güzel olacaktır, franco
sürüklenerek kafeteryaya götürülür.. “iki gün önce söylemiş olsanız sakladığınız için ikinizi de
vururdum-ama şimdi, tebrik ederim!” cuslov gülerek üzerine atılan delorayı tutarken genç kadın
ablasının ve calis’in yıllar önce verilmiş evlilik kararının tekrarını
öğrenmiştir, üçü de bütün geçmişlerine sahip, mutlu mutlu konuşurken kendine
ait olan bir şeyi almak için gelen latty kapıyı çalıp içeri girer “cuslov hafızamı geri istiyorum, senin bildiklerini ya da
gösterilenleri değil, her şeyi..” odadakiler bir an dururken latty’nin arkasından conrad odaya
girer “hayır cuslov.” cuslov genç adama bakarken yutkunur, delora ve calis’e döner “bizi biraz yalnız bırakır mısınız?” calis ikiletmezken delorayı da alarak odadan çıkar, kapı
arkalarından kapanırken conrad cuslov’a, latty ise yine neler olduğunu ondan
önce bilen conrad’a bakıyordur... “seni neden ilgilendirdiğini sorabilir miyim conrad?” conrad cevap vermezken cuslov latty’nin koluna dokunarak genç
kadını kendine çevirir “latty, sizin hafızlarınızın kilidi conrad’da, birbirlerine
bağlılar, benim ve calis’inki gibi..” latty zerre kadar bir şey anlamamış, neden bu kadar önemli bir
şeyi conrad’ın taşıdığını anlamıyorken sinirle güler “bir kez olsun, sadece bir
kez bana bütün doğruları söyler misiniz?” cuslov bunun üzerine conrad’a bakarken genç adam dişlerini
sıkıyor, derin bir nefes alarak başını indirir, elleri saçlarından geçerken
nereden başlayacağını bilemiyor, başlaması gerektiğine bile inanamıyorken latty
onu sertçe kolundan tuttuğunda başını kaldırır ve öfkeyle parlayan
kahverengilerle karşılaşırken latty dişlerinin arasından emreder “konuş.” SOUNDTRACK DISHWALLA – WHEN MORNING COMES “latty, lütfen otur..” latty conrad’ın kolunu bırakarak sertçe arkasını döner ve
cuslov’un gösterdiği yere otururken sarışın kadın da onun yanına oturur “conrad konuşmadan önce beni dinle-“ “ben hayatım boyunca sizi dinledim zaten cuslov, işime yarayacak
bir şey ver bana..” cuslov haklı olduğunu, ama biraz daha sabrederse öğreneceğini
söylüyorken ekler “biana benden algıları değiştirmemi ve hafızaları saklamamı
istediğinde değiştirmesi gereken durum o kadar kötüydü ki hepiniz bunun tek
çare olduğunu bilerek kabul ettiniz, o dönemde kimsenin bilmemesi gereken ve
luplex krallığının tarihi boyunca saklanmış bir sırrı sadece sen, ben ve conrad
biliyorduk-“ “nedir o?” cuslov soruya henüz cevap vermez, devam eder “bu sırrın güvenliği için conrad senin hafızalarının kilidini
aldı, daha doğrusu sen verdin..” “onun hafızası kimin kilidi altında peki?” “hiç kimsenin.. conrad en başından beri her şeyi biliyordu,
hafızası ya da algılarıyla oynanmadı..” latty efendim!? diyerek
conrad’a dönerken genç adamın konuşma sırası gelmiştir, derin bir nefes alarak
latty’nin karşısına oturur, koltuğun kenarında, her an kalkacakmışçasına
dururken dirseklerini dizlerine yaslamış, elleri de sanki bir şeyi kırmaktan
korkuyormuşçasına birbirine kenetlenmiş, bütün ciddiyetiyle latty’nin
gözlerinin içine bakar “ne söylersem söyleyeyim, ne yaparsam yapayım bağırıp
çağırmayacaksın-“ “bağıracak kadar gücüm kalmadı conrad, anlat-“ “ewan benim kardeşim.” latty’nin bakışları boşlaşırken cuslov conrad’a bakıyor, hafıza
kilidinin açıldığını duyumsuyorken latty başını eğerek cuslov’un elini tutar... “gezegen savaşları bittiğinde eski dünyadan kurtulan tek dünyalı
çocuk masalı tamamen yalan. ewan ve ben başka bir evrenden geliyoruz, başka bir
zaman dilimi, başka bir boyut, tamamen artık var olmayan bir yerdeniz. savaş
sırasında açılmış boyutların birinden kaçak girdik-“ “ne-neden?” latty bütün gücüyle hatırlamaya çalışıyorken conrad uzanarak onun
elini tutar “sakin ol, kendini zorlama ben anlatıyorum, hepsi yavaş yavaş
gelecek..” latty derin bir nefes alırken conrad devam eder “ewan’ın beşinci element olduğu doğru ve saklanması gerekiyordu,
bizim yaşadığımız yer cehennemdi latty, ewan asla hayatta kalamazdı, beşinci
element olması ya da herhangi bir şey beni ilgilendirmiyordu, o ölse başka bir
denge seçilecekti, ama o benim kardeşim, o yüzden onu kaçırdım ve güneş
evrenine getirdim, başka bir savaşın ortasına düştüğümüzü gördüğümde de onu bir
şekilde marslı birliklerin yanına verdim, onlar eski dünyadan kurtardıkları
güzel çocuğa taptılar, ben de böylece kardeşimin hayatını kurtarmış oldum..” latty usulca başını sallar ve biraz durmaları gerektiğini
söylerken cuslov ona bir bardak su getirmiş, latty alıp içerken conrad cuslov’a
bakar, sonrasını kendisi halledebileceğini söyler, cuslov diğerleriyle
ilgileneceğini söyleyerek çıkarken conrad elindeki bardağı izleyen latty’e
bakıyordur, iç çeker... “ben ewan’dan büyüğüm, çok büyüğüm hem de.. geldiğimiz yerde
yıllarca savaştım, kardeşimin doğumu umut olmuştu, o kadar büyük bir güçle
doğan çocuk kurtuluş demekti, ama daha güçlerini kullanacak zamanı bile olmadan
onu buraya getirdim..” “seni neden hatırlamıyor?” conrad usulca sorulan soruyu aynı sakinlikle cevaplar “unutturdum, görüntüsünü de değiştirdim, bana benzememesi için-“ “ama gerçek ewan sana
benziyor..” conrad başını sallarken latty ona bakıyor, artık bir çok şeyi
hatırlıyor, ama yine de conrad’dan duymak istiyorken sorar “sen nesin? hiçbir şeye ihtiyaç duymadan bu kadar sene
yaşayabildiğine göre..” “bir çeşit iblisim, bizim evrenimiz sürekli yıkım ve savaş
içindedir, en azından bir gün kendini yok edene kadar öyleydi, ben çocukluğumdan beri savaşırım, ewan’ın da
savaş iç güdüleri bu yüzden kuvvetlidir..” latty başını sallarken o kadar yorulmuştur ki başını arkaya
yaslarken kimse onları rahatsız etmiyordur, conrad sıradaki soruyu bekliyorken
genç kadın konuşur “sen şimdi ewan’ı seviyor musun?” “kardeşimi seviyorum, evet, ama ewan bazen sinirlerime dokunuyor.
ben yetiştirmiş olsaydım çok farklı bir adam olurdu..” “ama özünde aynı adam, ne olursa olsun senin kardeşin-tanrım çok
garip..” conrad gülümserken latty sorar “ona söyleyecek misin?” “hayır.. hiç bilmedi, şimdi de bilmesi bir şeyi değiştirmez, o
kendini koruyabilecek duruma geldiğinde ben zaten gitmiş olacağım..” latty işte bununla oturduğu yerde doğrulurken conrad onu
izliyordur, bir şey söylemez.. “ne demek gideceğim?” “bu şimdi konuşulacak bir şey değil latty-“ “beni de mi bırakacaksın?!” conrad susarken latty’nin aklı başına gelmiştir “ewan olayını kavramam zor olmuş olabilir, korunan sır vesaire,
ama ikimizi gayet iyi biliyorum! gideceksin diye beni kardeşine bırakmış olmanı
da hatırlıyorum, o kadar şeyden sonra hala gideceğim diyorsan aptalsın sen-daha
kaç kere sana dönmem gerekiyor benim-hayatım tepe taklak conrad-ewan umrumda
değil, beni bırakamazsın.” conrad bir anda üzerine atılan binlerce okla oturduğu yere
mıhlanmış, biraz sonra latty uzanarak genç adamın dudaklarına yapışırken conrad
gözlerini yumar, latty onu sıkıca öperek bırakır “ewan’a bir şey söylemeyeceğim, söz veriyorum, yine.. ama gitme konusunu sonra
konuşacağız ve sen vazgeçeceksin-“ “latty-“ “sus. hafızama kilit koymayı biliyorsun ama değil mi?” conrad cevap vermezken latty onun saçlarını düzeltir ve
gözlerinin içine bakarken conrad o upuzun ömründe neden dönüp dolaşıp yine bu
kıza aşık olduğunu hatırlar.. SOUNDTRACK CIARA FEAT CHAMILLIONAIRE – GET UP “sen git biz arkandan bakarız john, dünyayı kurtar john, aman
hasta olma john, hepiniz orda seks yapıyorsunuz adiler! götüm donuyor burda!”
john binaya yumruğunu sallarken tepeden bir ışık yanıp söner, genç adam iç
çekerek önüne döner, karlı arazide yürümeye devam ederken birden kulağında
george’un sesini duyunca küfreder, kanındaki çip aktive olduğunu söylüyorken john
kafasını kaşıyor, onlardan nefret ediyor, yürümeye devam ederken bir yere
çantasını atar, üzerine uzanırken dürbününü çıkartıyor, mırıldanır “köye bakıyorum, bekle..” dürbünü ayarlarken george birilerine teşekkür ediyordur, john
bakışlarını kısmış, mırıldanır “kucak dansı mı alıyorsun-“ “kahve..” john da kahve isterken iç çeker, konuşur “köy yaşıyor görünüyor, bazı yerlerde ışıklar ve oynayan gölgeler
var.. scottan haber var mı?” “düzenli rapor sunuyor, sen kendi işine bak..” john cevap vermezken dürbünüyle bütün köyü tarıyor, mırıldanır “damien ne yaptı?” “ağladı..” john sırıtırken george konuşur “iyi, işini yapıyor.. buraya gelmedi, sormadı.. saatlik raporu
iletiyoruz, resmi..” john tamam derken mırıldanır “kötü olduğumu falan söylemeyin-“ “kötü müsün-“ “değilim, ama mutlaka bir yerde olurum..” george gülerken john kalkarak çantasını alır, köye ilerler.. john bayırı iniyorken birden yok yerden erkekler fırlar,
silahlarını ona doğrulturlarken john korkmamış, böyle bir şeyi bekliyor,
ellerini kaldırırken konuşur “vurmayın! ben de burdanım!” adamlar onun çantasını alır, genç adamı döndürerek kolunu ve
ensesini açarken john geçici dövmelerini gösterir, adamlar onu bırakırken sorar “nerden geliyorsun-“ “lenartadan, her yer mikrop dolu-“ “senin kapmadığını nerden bileceğiz-“ “kapan 12 saatte ölüyor, ben 2 gündür yoldayım..” adamlar onu inceliyor, geçmesine izin verirlerken john sorar “silahları nerden buldunuz?” büyük siyah adamlardan biri gülerken cevaplar “biz her şeyi buluruz adamım.. kafa çalışıyor.. klon olsa bile..” john yürürken ona bakar, sonra tekrar devam ederken george james’i
çağırmalarını söylüyordur.. james onu ve bunu imzalıyorken hayatı sıkıntıyla geçmeye
başlamış, en azından masada höt ve de zöt dediğinde koşturan adamları varken
birileri koşarak içeri girer, nefes nefese konuşur “senor, senor george sizi istiyor, acil-“ ilerdeki damien o
tarafa dönerken james kalkarak çıkar, damien da onunla giderken james adamı
engelleyemeceğini biliyor, kapıyı iterek mırıldanır “ne var, john üşüdü mü-“ “adamların silahları var, ve klon olduklarını biliyorlar..” james peki derken damien sorar “john iyi mi?” george başını sallarken damien da peki der.. SOUNDTRACK BOND – STRANGE PARADISE scott karantina altına alınmış yerleşkeye girdiğinde yeni bir
kimliği, işi ve evi vardır. gerçek sokaklardan hiçbir farkı olmayan sokakta
ilerliyorken üzerindeki giysiler her zaman giydiği şeylerdir, kaldırımlarda
koşarak oynayan çocuklar, bisiklete binen delikanlı ve genç kızlar, her sabah
arabalarıyla çıkarak işlerine giden anne babalar, gençler, yaşlılar.. her şey kusursuzca akıp gidiyorken kimsenin onları kırıp geçiren
hastalıktan haberi yok gibidir, zaten olmaması da gerekiyordur, her gün
aralarından kopup giden klonların hepsi için geçerli bir mazeret yaratılmış,
huzur ortamı korunuyorken, bir şekilde herkes normal yaşamına devam ediyordur.. scott yolun karşısındaki evine
bakıyor, yola bir adım atarken bisikletli çocukların biri geri çekilmesini
bağırarak tam önünden geçer, genç adam bir adım geri atar, hala eve bakıyorken
yolun boşaldığını hissettiğinde karşıya geçer, elindeki anahtarla kapıyı açar
ve eksiksizce döşenmiş, karlı bir günde sıcak bir şekilde onu karşılayan eve
bakarken iç çekerek içeri girer.. scott evde hızla dolaşmış, odaların yerini, giriş – çıkışları ve
bütün pencerelerin ne taraflara baktığını belirlemişken lenartaya kısa bir
rapor yollayıp arka bahçeye çıkmış, yan arazideki komşularının köpeğini boş
havuza işerken bulmuşken hayvan onu görünce koşarak çalılardaki delikten tekrar
evine dönmüştür.. scott köpeğin de klon olup olmadığını merak ediyorken çalıların
arkasındaki bahçeye bakar, bahçesindeki karları küreyen orta yaşlı bir adam onu
görünce elindeki işi bırakır ve gülümseyerek elini kaldırır “hoş geldiniz, ev uzun zamandır boştu..” scott hoş bulduğunu söyler, adam elindeki küreği bir kenara koyup
eldivenlerini de çıkararak o tarafa doğru gelir, scott’a elini uzatır “Elliot Katz..” “James Rushmore, memnun oldum bay-“ “Elliot.. ben de memnun oldum james..arabamı sabah
çalıştıramadığım için işi astım, karım dillere destan bir öğlen yemeği yapıyor,
bize katılmak ister misin? tabii yapacak daha önemli bir işin yoksa..” scott memnuniyetle kabul ederken elliot harika diyerek yarım
saate kadar beklediklerini söyler ve eve girerken scott misafirperver adamın
arkasından bakıyor, klonik ya da hastalıklı bir şey görmüyorken adamın adını
lenartaya rapor etmek için tekrar içeri döner.. scott elliot’ın karısı March’ın uzattığı kahve kupasını alırken
teşekkür eder, ama içmezken elliot kendininkinden büyük bir yudum almış,
koltuğuna yerleşerek sorar “ne iş yapıyorsun james?” “mimarım..” “ne güzel, ne güzel.. ben de muhasebeciyim, ama biraz tembel bir
muhasebeciyim, emekli olmak için gün sayıyorum..” scott gülümserken hala kahvesini içmemiştir, elliot farkında değil,
sorar “evli misin james?” “hayır, şimdilik işimle evli sayılırım.. çocuklarınız var mı
elliot?” “maalesef, olacak gibi de görünmüyor, bir tane katy’miz var
sadece..” adının katy olduğu öğrenilen sevimli köpek kuyruğunu sallayarak
başını elliot’a kaldırırken kendinden bir şey istenmediğini anladığında başını
tekrar patilerinin üzerine koyar, scott köpeği inceliyorken yemek odasından
march’ın sesi duyulur, elliot hadi bakalım diyerek kalkarken scott da
dokunmadığı fincanı bırakarak kalkar... scott yemek odasından içeri girer, march ona gülümseyerek
tabakları düzenliyorken scott bir anda beline dayanan bir şeyi hissettiğinde
kaşlarını çatar, biraz sonra ensesinde elliot’ın nefesini duyarken adam konuşur “kimsin sen?” scott masanın altından bir silah daha çıkaran march’ı izliyorken
genç kadın az önceki mutlu ev kadını halinden çıkmış, elindeki tabancayı gayet
düzgün bir şekilde scott’ın suratına doğrultmuşken genç adam şimdi ne
yapacağını düşünüyordur... “james rushmore, mimarım-bunları daha önce de söyledim-siz
kimsiniz?” elliot elindeki tabancanın burnunu scott’ın beline biraz daha
ittirirken genç adam dişlerini sıkarak yutkunur “silahlarınızı indirin, lütfen-beni kiminle karıştırdığınızı
bilmiyorum-ben doğru söylüyorum, gerçekten..” scott şimdi istese beline dayanmış silahı alıp karı kocayı odanın
bir köşesine sıkıştırabileceğini biliyor, yine de korkmuş numarası yapmayı
tercih ediyorken kimin kim olduğunu ve bu insanların neden silahlarına
sarıldığını bulmayı umuyordur “doğru söylüyorum, yemin
ederim..” march kocasına bakıyorken elliot bir an düşünse de sonra başını
sallar, march silahını indirirken elliot da geri çekilir, scott rahatlayarak
omuzlarını düşürürken elliot masanın etrafındaki iskemlelerin birini çeker,
scott’a oturmasını işaret eder, genç adam korkulu bakışlarla otururken karı
koca da karşısına geçer “bak, üzgünüz, ama artık burada güvenlik denen bir şey kalmadı,
bir haftadır aynı sokakta 4 ev boşaldı, her gün yeni insanlar geliyor, bazıları
geldikleri gün ortadan kayboluyorlar-“ “ve bu size beni evinize çağırıp silahlarla saldırma hakkı mı
veriyor?” elliot tekrar özür dilerken march konuşur “sadece son zamanlarda çok fazla saldırganlık ve değişim var, biz
buna alışkın değiliz..” “silahları nereden buldunuz?” elliot ve march bakışırken scott klonların sanıldığı kadar
kusursuz yaşamadıklarını anlamış, cevabı bekler.. |