CRASHED405 - #15 - I AM YOU.

SOUNDTRACK

 

SOUNDTRACK

CHRISTINA AGUILERA – OH MOTHER

 

 

“annem! ewan!”

ewan çoktan doğrulmuş, biananın yataktan fırlamasını izliyorken genç kadın yerden aldığı giyisileri hızla üzerine geçiriyor, saçlarını kazağından çıkarmadan ayakkabılarını giyerken ewan’a döner, genç adam onun ağladığını gördüğünde kolunu tutar

“ne gördün-“

“gitmem gerek, döneceğim..”

genç kadın eğilerek ewan’ın yüzünü tutar ve dudaklarına dokunarak ortadan kaybolurken genç adam bir an sonra yatakta yapayalnız kalmıştır..

 

 

“anne-ANNE!”

biana yere yığılmış annesinin başına çöker ve kendine çevirirken lenalda’nın yüzü paramparça olmuş, dudaklarının arasından kan sızıyorken biana ağlayarak annesine sarılır ve eşyaların çoğunun yanmış olduğu evde etrafına bakarken yerde cansız yatan adamları izliyor, onları nasıl bulduklarını anlamaya çalışıyordur..

 

 

ewan mutfaktayken salonda yere bir şeyin düştüğünü duymuş, içeri koşarken biana ve kollarındaki annesini gördüğünde yanlarına fırlar ve lenaldayı kucakladığı gibi yatak odasına götürürken biana salonda ağlayarak yerde oturmaya devam eder..

 

 

ewan geri döndüğünde biana hala yerde, elindeki kan lekelerine bakarak öylece oturuyorken genç adam onun önüne oturup ellerini tutar, kanına ya da başka bir şeyine aldırmadan öperken biana ağlayarak ona sarılır, sımsıkı tutmuş, bırakmıyorken ewan onun saçlarından ellerini geçirmiş, istediği kadar böyle kalacaklarını söylüyorken usulca annesinin iyi olduğunu, her şeyin yoluna gireceğini söylüyordur, biana titriyor, içini çekerek ağlıyorken ewan onu kendinden ayırır, ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözlerine bakarken eğilerek dudaklarını örter, biana son kez titreyerek kendinden geçerken genç adam derin bir uykuya dalmış genç kadını kucaklayarak kaldırır ve başka bir yatak odasına götürürken biananın ewan’ın boynunda kenetlediği elleri çözülmüyordur..

 

 

“annesi iyi oldu mu?”

 

favian başını sallar

“hala yaşıyor..”

delora dudağını kemiriyorken başını sallar, ikisi biananın odasında, genç kadının uyumamasını izliyordur, ewan’ın tılsımı çoktan etkisini kaybetmiş, biana kıvrıldığı yerde karşısındaki duvarı izliyorken ne favian’ı ne de delora’yı görüyordur, o sırada arkasından usul bir ses duyarken kaşlarını çatarak yattığı yerde döner, sesin kendine ait olduğunu anlaması bir kaç saniyesini alırken diğer bianayı ve yanındaki favian’ı gören delora yanındaki adamın koluna asılır..

 

 

“biana beni dinle-“

“sen.. sen-sen bensin-nasıl?”

 

yataktaki biana doğrulmuş, yatağın başına sığınıyorken diğer biana, biraz daha olgun, daha yorgun bir biana, siyah bir ceket takım içinde, uzun saçları zarifçe yarım toplanmış, puslu gözlerine kahkülleri gölge oluyorken yataktaki kadının hemen önüne oturarak gençliğinin ellerine uzanır

“bir şekilde oldu, şimdi nasılı boşver, ben olduğumu biliyorsun, hissediyorsun, değil mi?”

genç biana ürkekçe başını sallarken kendini hissetmenin nasıl bir şey olduğunu henüz tanımlayamamış, ama karşısındaki kadına güveniyorken biana konuşur

“sana anlatacaklarım çok çok önemli biana, bütün dikkatinle dinleyip hepsini hatırlaman gerekiyor-“

genç biana bir şey söyleyecekken diğer biana izin vermez

“-yorgunsun, kafanda çok şey var, biliyorum, annem iyi olacak, dediklerimi yaparsan daha da iyi olacak..”

genç biana başını sallarken diğer biana gülümser, delora onlara bakıyorken bianayla beraber gelen favian ikisini görmüş, başıyla hafifçe selam vererek tekrar önüne döner

“bizi görüyor!”

“kendimi ve yanımda getirdiğim ruhları görebilirim, biana sadece kendini ve diğer favian’ı görebilir, senin gibi..”

“ben de kendimi görebilir miyim?”

favian buna cevap vermezken delora şimdi zamanı olmadığını biliyor, tekrar biana ve-bianaya döner..

 

 

“yapamam-ewan’ı bırakamam o bizi koruyor!”

“bırakmak zorundasın! onun iyiliği için, yapman gereken çok şey var biana yalvarırım, sensiz daha güvende olacak-“

“nereden biliyorsun?!”

“ben onun olmadığı bir zamandan geliyorum!”

 

genç biana nefesi kesilerek önündeki kendisine bakıyorken biana başını sallar

“bir tek ewan değil biana, kardeşin, latty’i de koruman gerekiyor ve daha bir çok hayatı-“

 

genç kadın ne yapması gerektiğini bilmiyor, sadece kendi gözlerinin içine bakıyorken o gözler yapması için yalvarıyordur, ikisini izleyen bir çift mavi göz de şokla yanındaki favian’a dönüyorken genç adam ona bakar

“delora-“

“ewan.. ewan öldü mü?”

“evet.”

“ne zaman?! neden-kim!?”

“bu yaşananlardan yaklaşık iki sene sonra, savaş sırasında öldü, dorian’ın gücünün dengesizliğinden olduğu çok sonra anlaşıldı. Biana o anlaşılan yıllardan geliyor..”

delora öylece favian’a bakıyorken diğer favian biana’yı bırakmış, onların yanına geliyordur, delora iki genç adamın arasındayken bianayla gelen favian konuşur

“kapılar açık, gidebilirsin, ama kuralları biliyorsun-“

“gelecekte 6 saatten fazla kalamam, biliyorum.”

diğer favian gülümserken bakışları deloraya döndüğünde genç adamın mavi gözleri o kadar büyük bir hüzünle parlar ki delora kalbinin kırıldığını hissederken favian’a döner

“gidelim, her nereye gideceksek. görmek istiyorum..”

genç adam başını sallarken biana o tarafa döner

“favian..”

diğer favian delorayı ve kendini bırakarak genç bianaya görünür olurken biana kendine hangi tarihte bu adamı bulması gerektiğini, ve diğer önemli tarihleri not almasını söylüyordur, genç biana emin değil, ama yine de komodine eğilerek çekmeceden bir kağıt kalem alır ve kendinin söylediği her şeyi not ederken odanın kapısı açılmış, içeri ewan girdiği anda biana ve favian yok olmuş, genç biana elindeki notların üzerine damlayan bir damla göz yaşıyla ewan’a dönmüştür..

 

 

“ne yazıyorsun?”

“hiçbir şey..”

 

ewan titrek harflerle dolmuş kağıda bakıyorken biana kağıdı kopararak kıvırır ve pantolonunun cebine sokarken ewan daha fazla üstelememiş, onun yanına oturarak yüzünü elleri arasına alır

“annen iyi, kendini toparlaması çok uzun sürmez.. bir süre burada kalın, evi saklarım-“

“hayır.”

ewan kaşlarını çatarken biana onu hafifçe iterek yataktan kalkar

“artık kalamayız ewan, ortadan kaybolmamız gerekiyor-“

“ben de gerek olmadığını, ikinizi de saklayıp koruyacağımı söylüyorum-“

“ben de hayır diyorum ewan.”

 

ikisinin de karanlık bakışları birbirini izliyorken ewan gözlerini kısar

“aklında ne var biana?”

“aklımı okuma-“

“okumuyorum. sadece soruyorum-“

“bir şey yok, annemi korumaktan başka bir şey yok.. görmüyor musun, burada kalırsak bizi yine bulacaklar ewan! bu sefer ne olacak-“

“bulamayacaklar-“

“seni tehlikeye atamam, gitmemiz gerek, lütfen ısrar etme.”

 

biana odadan çıkarak annesinin yattığı odaya girerken ewan genç kadını kolundan tutarak yarı yolda kendine çevirir

“saçmalama-“

biana dişlerini sıkarak kolunu kendine çekerken ewan o anda ani bir acıyla iki büklüm olmuştur, dişlerinin arasından küfrederken biana odaya girmiş, ewan içinden bir parçayı koparıyorlarmış gibi bütün vücudunu titreten bir acıyla duvara yaslanırken biraz sonra biana bitkin de olsa annesinin koluna girmiş, koridora çıkar

“beni bulmaya çalışma..”

ewan daha tek bir laf edemeden az önce kopmaya çalışan parça içini kanatarak kopup giderken genç adam acıyla haykırıyor, biana ve annesi yıllarca kimsenin bulamayacağı bir yere kaybolarak koridorda onları izleyen favian ve deloranın gözleri önünde yok oluyorlardır..

 

 

SOUNDTRACK

MISSY HIGGINS – TEN DAYS

(tell me did you really think I had gone, when you couldn’t see me anymore... :X:X)

 

 

“ve bir daha hiç görünmedi, seni buldu ve.. ve ewan’la latty’i kurtardı-nasıl?”

favian ve delora salonda, aylardır tek başına bu evde oturan, savaşın yaklaştığı günlerin birinde yine tek başına boş boş tavana bakan  ewan’ın karşısında oturuyorken favian cevaplar

“beni bulmadan önce çok fazla şey yaptı. aldığı notların içinde iki tarih vardı, biri ewan’ın ölümü, diğeri de latty’nin..”

delora kalbi durarak favian’a döner

“ölümü?”

genç adam başını sallarken devam eder

“biana’nın değiştirmemiş olduğu tarihe göre, latty sizin bildiğiniz tarihten iki hafta sonra eski dünyada kaçırılacak, ewan da eski dünyada kaçırıldığı yerin izlerine göre dorian’ın topraklarına girecek ve aklını kaçırmış ateş kıran yüzünden öldürülecekti, sonra da latty’nin cesedi bulunmuş olacaktı..”

delora tüyleri diken diken olarak dinliyorken favian sanki çok önemli bir matematik probleminin çözümünü anlatıyor, gözleri ewan’da, devam eder

“ama öyle olmadı, biana latty’i conrad’la beraber kaldıkları evden aldı ve sizin cartela’nın esir boyutu sandığınız boyuta attı, onu arayan ewan’a da ip uçları bırakarak oraya yönlendirdi-“

“neden ewan’a böyle yaptığını direkt söylemedi? aylarca bir yol arandı favian-“

“ewan o zamanlarda biana’nın varlığını hatırlamıyordu da ondan..”

delora ohlayarak susarken favian onun sarı saçlarını okşuyor, gülümseyerek önüne döner ve anlatmaya devam eder..

 

 

“KİM!?”

“sakin..”

delora sakinlikten şimdi düşüp bayılacakken tanrıya şükür ewan hiçbir şey duymuyordur

“cuslov-ablam-benim ablam mı herkesin algılarını değiştirdi?!”

favian başını sallar

“görmek ister misin?”

delora ona öyle bir bakar ki favian eğilerek genç kadının dudaklarına dokunmaktan kendini alamaz ve o anda ikisi de ewan’ı kendiyle baş başa bırakarak ortadan kaybolurlar..

 

 

delora tekrar ayakları yere bastığında etrafına bakar, oreondaki yeşil ruh özü odalarından birindelerken içeri cuslov ve biraz daha genç bir favian girer, sarışın kadın bu acelenin ne olduğunu soruyorken favian biraz beklemesini söyler, ikisi de koltukların birine oturup bekliyorken cuslov bacak bacak üstüne atmış, uzun beyaz çizmeleri siyah eteğiyle tezat, kısa sarı saçları yüzünü çevreliyorken eliyle hafifçe çenesine dokunuyordur, karşısındaki favian biraz daha beklemesini söylerken genç kadın elini indirir ve kollaro koltuğun iki yanındaki kollarda duruyorken bir an sonra odanın ortasında siyahlı bir kadın belirdiğinde cuslov koltuğa tutunarak ayağa fırlıyor, aynı anda favian atılarak sakin olmasını sölüyor ve onları izleyen delora sessizce ablasını bu kadar büyük bir plana ikna edecek şeyin ne olduğunu duymayı bekliyordur..

 

 

“saçmalık..”

cuslov şakaklarını ovarak koltuğa çökerken delora favian’ın koluna asılmış, şok içinde ablasını izliyordur, o sırada biana odadaki genç favian’a döner

“7 aralık 7098, oraya git, kendini bul, bana inanmıyorsan ona inanacaksın..”

favian az önce duyduklarından nefesi kilitlenmiş, bir şey söylemez, ama bir an sonra ortadan kaybolurken delora da onunla beraber favian’a döner ve bir şey söylemesine gerek kalmadan onlar da aynı tarihe giderken cuslov biana’yla yalnız kalmıştır, iki genç kadın bakışırlar..

 

 

SOUNDTRACK

THE FRAY – LOOK AFTER YOU

 

 

delora kalbi sıkışarak geldikleri yere bakarken maynardın bahçesinde, soğuk ama güneşli bir kış gününe geldiklerini görür, gözleri son hızda etrafını tarıyorken favian’ı beklemeden saraya doğru yürümeye başlar, merdivenleri hızla çıkıyorken kapıdan asıl favian çıkar ve delorayı gördüğünde bir adım gerilerken genç kadın yutkunarak arkadaki diğer favian’ı gösterir, genç adam kendini gördüğünde rahatlamayla karışık bir hayal kırıklığıyla omuzları düşerken delora onu izliyordur, uzanarak elini tutarken favian gözlerini kapatıyor, genç kadın gözleri dolmuş, yıllardır onun ölümünün acısıyla yaşayan, ama hala onu gördüğünde kalbi titreyen adama sarılır...

 

 

favian, delora ve asıl favian büyük salonda oturuyorken saray sessizdir, artık kimse sarayda kalmıyor, troova o zaman da yok olmuş, ama bu sefer sebebi savaşlar sırasında patlayan manyetik bombaların yörüngeye verdiği zararken onun dışında sarayda sadece hizmetçiler ve kraliçe yaşıyorken genç kadının topuklarının sesi antrede yankılanarak odaya gelmiş, içeri baktığında sadece favian’ı görmüşken biraz sonra delora ve diğer favian da görünür olduğunda biana hafifçe gülümser, delora gözleri dolmuş, genç kadının zerafetine ve gülümsemesindeki hüzüne bakarken ayağa kalkar, biana yavaş adımlarla içeri giriyorken delora onu izliyordur, aklında kelimeler uçuşuyor, ama bir türlü düzgün bir cümle olmuyorken biraz sonra biananın arkasından içeri koşturan küçük sarı bir fırtınayla genç kadın uçan kelimelerini de kaybediyor, iki sarışın kız birbirlerine bakıyorken küçüğün mavi gözleri kocaman olarak olduğu yerde kalmış, bir an sonra uçarak deloranın bacaklarına sarılıyorken tüm gücüyle bağırır

 

“ANNE!”

 

 

delora gözlerine dolan yaşların yanaklarından akmasını bile zorlukla hissediyor, bacaklarına dolanmış dünyalar güzeli küçük kıza bakıyorken asıl favian gelmiş, kızı bacaklardan çekerek kucağına alır, ufaklık genç adama döner

“baba annem gelmiş!”

“evet tatlım, annen bizi ziyarete gelmiş..”

küçük kız kocaman gülümseyerek annesine bakarken delora bütün benliği altüst olmuş, favian’a bakıyor, yine bakıyor, sonra kızına dönüyor, adını bile bilmediği, ama kendinden bir parça gibi parlayan ufaklığa bakıyorken ufaklık konuşur

“anne benim adım allison, ama babam ally diyor, beş yaşındayım-sen de mi zamanda dolaşıyorsun!?”

delora başını sadece iki yana sallarken allison’ın güzel kaşları çatılmış, babasına bakar ve o sırada arkadaki diğer babasını görürken favian onu yere bırakır, allison koşarak diğer babasına da sarılırken favian kollarındaki kızla gülümseyerek delora’ya bakıyor, genç kadın elini ağzına kapatarak ağlıyorken omzuna konan eli hissettiğinde başını sağa çevirir, biana gözleri dolmuş, ona bakıyorken delora ellerini yüzüne kapatarak ağlıyor, herkes sessizken allison aslında babası olmayan babasının kollarında, o 3 yaşındayken gezegeniyle birlikte cennete giden annesine bakıyordur..

 

 

“yapabildim mi?”

 

delora burnunu çekiyorken elinin tersiyle gözlerini siler, başını sallıyorken dizlerine oturmuş, yüzü ona dönük olan kızına bakar ve gülümseyerek mırıldanır

“yaptın.. sanırım.. latty hala yaşıyor, ewan da öyle..”

biana’nın gözleri parlarken delorayla gelmiş olan favian araya girer

“ama senin yardıma ihtiyacın var biana..”

herkes favian’a dönerken delora ally’nin küçük ellerini tutuyor, sorar

“ne için?”

“biana uzun zamandır bütün kıranları ve ewan’ı dengede tutmaya çalışıyor, lenalda çok yaşlandı, artık ona yeterince yardım edebildiğini sanmıyorum, başka yollar arıyor, çoğu zaman buluyor, ama hepsi çok karanlık, bazen ne yaptığını bile hatırlamıyor.. hatırlatmaya çalıştığımda bana saldırıyor, ben de çoğu zaman onun gerçekliğinde yaşıyormuş gibi davranmak zorunda kalıyorum, en sonuncusunda ewan’ı komaya soktu, beni de öldürdü-“

“hani biana öldürmemişti!?”

“o biana değildi-“

“baba sen öldün mü?!”

“hayır hayatım, yaşıyorum..”

allison iki babasına da bakıp yaşadıklarını görünce tekrar annesinin kucağında rahatlar, delora farkında olmadan kızının saçlarını okşuyorken ufaklığın başını tutarak favian’a bakar

“kim yapıyor öyleyse?”

“biana gücünü satıyor-“

“tanrım..”

herkes bianaya bakarken genç kadın kendisinin ne yaptığını biliyor, tahmin ediyor, o zamanlarda kimin onun etrafında olacağını favian’la beraber görmüş, yapmaması için bir kaç kere onu uyarmış olmasına rağmen yine de yaptığını öğreniyorken diğerlerine döner

“Jose.. Jose Lurmui, o adamı bulun.. biana gücünü ona satıyor, karşılığını gerçekten alıp almadığına emin değilim-“

“biana emin misin?”

genç kadın başını sallar ve kendi zamanındaki favian’a bakar

“bianayı uyardım, bir çok kez uyardım hem de, sen biliyorsun..”

genç adam başını sallarken delora onları izliyor, kucağındaki ally iç çekerken genç kadın başını eğerek küçük kıza bakar, allison ona gülümserken delora gözlerini kapatarak kızının sıcacık başını öper, gözlerini tekar açtığında favian’la göz göze gelirken genç adam acı çekiyordur, delora onun acısını apaçık içinde hissediyorken diğer favian’a döner

“eve dönelim, yardım edeceğim..”

genç adam gülümserken ally annesinin boynuna sarılıyordur

“anne, gitme..”

delora içi parçalanarak küçük kızı tutarken babası izin isteyerek odadan çıkmış, biana onun arkasından bakıp tekrar deloraya döner ve ally’nin saçlarını okşayarak onu annesinden ayırırken allison ayrılma zamanının gelmesiyle bütün neşesini kaybetmiş, mavi gözleri dolu doluyken biana küçük kızın kulağına eğilmiştir

“tekrar gelecek tatlım, değil mi annesi?”

delora ne diyeceğini bilemiyor, bianaya bakarken genç kadın hafifçe başını sallar, yakında onlar da yok olacak, zaman oturacak, bir şekilde istenmeyen lekeleri üzerinden silecektir, delora da allye dönerek başını sallarken küçük kız hafifçe gülümser, gözlerine dolmuş yaşlar güzel yanaklarından akarken başını biananın göğsüne yaslar ve annesiyle yalancıktan babasına el sallarken ikisi ortadan kaybolduğunda biana iç çekerek gözlerini kapatır..

 

SOUNDTRACK

PLUMB - TAKEN

 

 

delora bu sefer gerçekten tanımadığı bir yerde belirdiğinde üzerine düşen sık yağmur damlalarıyla gözlerini kırpıştırarak başını kaldırır, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur ikisini de ıslatıyorken favian gülümser

“döndüğünde kuru olacaksın..”

delora da yüzüne yapışan saçlarını geri iterken gülümser, ikisinin de biraz sonra gülümsemeleri sönerken delora iç çekerek ellerini genç adamın göğsüne koyar ve yağmurun sesini dinlerken sorar

“diğerlerini nasıl inandıracağım?”

favian onu izliyorken soruyu duyduğunda aslında ne yapmak istediğini hatırlamış, ohlayarak elini cebine sokar

“bunu cuslov’a götür..”

ve bilye kadar küçük bir ruh özü küresi çıkararak deloraya uzatır

“burada sadece cuslov’un hatıraları var, diğerlerini de o saklıyor, ama nerede olduğunu hatırlamıyor.. şimdilik..”

delora iç çekerek küreyi alır, parmaklarının arasında çevirerek bakar ve sonra cebine koyarken sorar

“başka?”

“james’e ewan’ın ona yolladığı gizli raporlara bakmasını söyle-“

“efendim-“

“sen söyle delora, o raporların biri hariç hiçbiri açılmamış olacak..”

“açılmış olanı ne diyecek peki?”

“biana’ya dokunulmamasını, oreon’un bu işi kendi sınırları içinde halledeceğini söylüyor..”

“biana’nın kim olduğunu biliyorlar mı peki?”

“hayır, james de ortada ne döndüğünü merak ediyor olmalı, diğer raporları ewan’ın onayı olmadan açamaz, ama olimpos’un elinin altında olması güven veriyor olmalı. isteseler biana’yı tek bir harekette öldürebilirler-”

“ama biana’nın onlara bir zararı yok, değil mi?”

favian başını sallarken delora da tamam diyerek yapacağı şeyleri düşünüyor, saçlarını sıkmak için ellerini kaldırdığında parmağında tekrar yerine gelmiş yüzüğü gördünce bir an durur, favian’a bakarken genç adam da ona bakıyordur, delora yüzüğü çıkararak cebine koyarken favian bir şey söylemek için ağzını açıyor-

“bir şey söyleme, bu benim kararım olsun favian.. ama ben senden bir şey istiyorum..”

genç adam onu izliyor, nedir diye sorduğunda delora cevaplar

“geri dön.”

favian sadece başını sallarken genç kadın gülümser ve ona uzanırken ikisin dudakları buluştuğunda yağmur yağmaya devam ediyor, zamanların birinde damlalar birilerinin göz yaşı oluyordur..

 

 

“ne görüyorsun!?”

 

franco colm tarafından dürtülürken genç adam ellerini açar

“hiçbir şey! her sorduğunda hiçbir şey diyorum colm-yok! göremiyorum işte!”

franco da artık bunalmış, saatlerdir bomboş bir şekilde uyuyan deloranın başından kalkarken colm kafayı yiyecektir

“cuslov göremiyor, sen göremiyorsun-BEN Mİ GÖRECEĞİM!?”

franco bilmediğini söyleyerek biraz hava almak için odadan çıkarken cuslov hala deloranın baş ucunda oturuyor, gözünü kırpmadan kardeşini izliyorken biraz sonra delora bir şeyler mırıldanarak başını çevirdiğinde herkes ne yapıyorsa onu elinden atarak pür dikkat uyanan genç kadını izliyordur,

delora hayır diyordur, hayır daha değil, söz ver, duyacağım-

“delora, tatlım..delora..”

cuslov kardeşinin saçlarını okşuyorken delora iç çekerek bir anda gözlerini açar ve parlak ışıkla tekrar kapatırken cuslov’un koluna tutunur, gözlerini açabileceğini düşündüğünde tekrar kapakları aralarken ablası başında, yarı gülüyor, yarı ağlıyor, onunla konuşmaya çalışıyorken delora rahatlayarak gevşer ve her şeyin en azından onun için oturmasını beklerken james birilerine su getirmelerini söylüyordur, bu oreon hiç mi su içmiyordur-oradan bir bardak su peyda olurken james de rahatlamış, şimdi uyuyan güzelin kalkıp bombaları patlatmasını bekliyordur..

 

 

SOUNDTRACK

MORGAN – THE KING

 

 

“bundan başka güvenecek bir şeyimiz yok, üzgünüm. bir de benim söylediklerime güvenmelisiniz..”

delora herkesi önünde oturtmuş, elindeki küreyi ablasına uzatırken herkesin bakışları küreyle beraber cuslov’a dönüyordur, genç kadın elini açar, delora küreyi onun avcuna bıraktığında cuslov kendi ruhunu tanırken başını sallar, james arkadan bir şeyler homurdanıyorken opal genç adamın kolunu sıkar, sessizlik tekrar sağlanırken cuslov avcundaki kürenin üzerinde parmağını hafifçe dolaştırır, küre onun dokunuşuna parlarken biraz sonra genç kadın gözlerini kapattığında küre tamamen söner, sağdan soldan kafalar ne olduğunu görmek için uzanıyorken küre bir anda tüm gücüyle parlayıp herkesi kör ettikten sonra tekrar söner, cuslov sakin, gözlerini açarken delora ona bakıyor, ablası küreyi tekrar ona verirken ayağa kalkar

“oreon’daki herkes büyük toplantı odasına lütfen..”

oreon tıpış tıpış, tek sıra halinde yürüyerek çıkarken delora james’e döner

“ewan’ın yolladığı gizli raporları artık açabilirsin-“

“ben mi yollamışım!?”

kapıdan çıkmak üzere olan delialona önündeki itiraz eden ewan’ı iterek dışarı çıkarırken james bir anda alevlenmiş, loret’e bakarken ikinci başkan derhal masayala irtibata geçmek için uzaklaşmış, kısa bir süre sonra masa ve oreon tamamen birbirinden ayrılmıştır..

 

 

“kimsenin itiraz etmesini istemiyorum, ne biliyorsam hepsini size akıllarınıza girerek anlatacağım..”

cuslov kıranlara döner

“canınız yanmayacak..”

eidan rahatlarken latty sorar

“ne kadar kötü cuslov?”

cuslov cevap vermezken latty iç çekerek pekala der ve arkasına yaslanırken ewan kollarını kavuşturmuş, huysuz bir ifadeyle cuslovu izliyorken genç kadının bakışları ona döndüğünde genç adama kaşlarını çatar, bir an sonra bütün oreon cuslov’un onlar için bir araya getirdiği küçük gösteriye başlarken gözlerini kapatır...

 

 

doğu kanadında karşılıklı iki toplantı odasının kapısı aynı anda açılıp birinden ateş püsküren ewan, diğerinden birilerini öldürecek olan james çıkarken iki adam da birbirlerine bakıyordur, ewan gürler

“SEN BİLİYORDUN!”

“UCUNU BİLE BİLMİYORMUŞUM BUNLAR NEDİR!”

james elindeki kağıtları ewan’ın suratına suratına tutarken genç adam kağıtları buruşturarak james’in elinden alır ve koridorun zeminini adeta çatlatarak yürürken james evreni yok edip baştan başlatacağını söylüyordur..

 

 

“biana benim ablam..”

latty kendi kendine bu gerçeği tekrarlarken dalgın bakışlarını cuslov’a kaldırır

“neden-ben neden hiç görmedim-neden kimse bana bahsetmedi?”

“sadece ewan biliyordu latty..”

latty doğru diyerek hayatının son 105 yılının, ki bu zaten hayatının tamamını oluştuyordur, bir yalan olduğunu öğrenmiş, kendi kendine gülerek kalkarken conrad da onun arkasından kalkar ve hızla odadan çıkan genç kadının arkasından takip ederken herkes bir şeyler söylüyor, ne olacağını düşünüyor, biana’nın yaptıklarına az önce öğrendikleri mantığı yedirmeye çalışıyorken onların arasında, çenesini eline yaslamış, boş boş masayı izleyen masmavi gözleriyle delialona ve onun yanında kollarını kavuşturmuş, karşısında oturan delorayı izleyen colm sessizce oturuyor, önlerindeki tabloda nerede durduklarını düşünüyorlardır..

 

 

“biana benim ablam, benim kanım, benim!”

latty fırtına gibi yürüyorken nereye gittiğini bilmiyordur, sadece arkasından gelen conrad’a ara ara dönüp bir şeyler söylüyorken ikisi bir köşeyi daha dönerler, latty bu sefer durup conrad’a döner

benim babam kendi kızını öldürmek istemiş, benim anneme zarar verdiği için diğer kızını öldürmek istemiş, onu uzaklaştırmış, kaçırmış-neden? güçlü olduğu için, su kıran olduğu için-eidan da bir su kıran, andrea toprak, sienna hava-DORIAN! dorian ewan’ı öldürüyor conrad! ben-ben.. tanrım.. ben ölüyorum..”

latty dengesini kaybederek duvara tutunurken kafasında dolaşanlar damarlarındaki bütün kanı çekmiş, genç kadın başı dönerek conrad’ın kollarına yığılırken genç adam dişlerin sıkarak onu kucaklar ve doğru yola dönerek odasına götürür..

 

 

delia saatlerdir kapalı olan ofisin kapısını tıklatır, içerden cevap gelmezken genç kız kapıyı açarak başını yavaşça içeri uzatır

“ewan?”

odanın sağ ucundaki koltukta uzanan adamdan bir hmm gelirken delia kapıyı kapatarak içeri süzülür, koltuğun ayak ucuna otururken ewan kolunu gözlerinin üzerine koymuş, ne ışık, ne de başka bir şey görmek istemiyor, öylece uzanıyorken delia genç adamın bacağına elini koyar

“ne yapacaksın?”

ewan kolunu indirip usul sesin geldiği tarafta delia’ya bakarken sorar

“mutlaka bir şey mi yapmam gerek?”

“bilmiyorum, sadece sordum..”

ewan iç çekerek doğrulurken delia elini çeker, biraz sonra ikisi yan yana oturuyorken genç adam yanındaki güzelliğe döner

“diğerleri hakkında ne yapacağımı soruyorsan cevabım hiçbir şey, şu anda umrumda değiller..”

delia bir şey söylemezken ewan uzanarak genç kızın kucağındaki ellerini tutar

“ama bizim için ne yapacaksın diyorsan, bilmiyorum..”

delialonanın bakışları gölgelenmişken ewan uzanarak genç kızın dudaklarını öper ve çekilirken konuşur

“gördüklerimiz sadece başka bir zamandan arta kalmış hatıralar delia. ne beni, ne de başkasını bir şey yapmaya zorlayan şeyler değil..”

“ama o ewan-“

o ewan’ı ben tanımıyorum-“

“ama yine de sensin..”

ewan başını sallarken delia tek eliyle genç adamın yüzüne dokunur, onun tek bildiği ewan’ın parlak gri gözleri, sapsarı saçları, şimdi elinin altında hissettiği kadar sıcacık bir yüzü, tanıdığı bir sesi vardır-

“ben sadece seni biliyorum..”

ewan gülümserken delia da gülümser ve ikisi yavaşça, bildikleri gibi öpüşürken bir şeyler havada asılı kalıyor, ama ikisi de onu tanımıyorken dudakları birbirine kenetleniyordur..

 

 

SOUNDTRACK

DELTA GOODREM – ALMOST HERE

 

 

cam bir masanın üzerinde duran tek bir yüzük ve onun karşısında, yüz yüze oturan iki insan..

 

“yapamam colm..”

 

colm uzanarak yüzüğü alırken delora onu izliyordur, genç adam yüzüğe bakar, parmakları arasında çevirir, çevirirken düşünüyor, tekrar çevirerek parlayan taşa bakar, sonra yüzüğü tekrar aldığı yere bırakırken konuşur

 

“ben senden başkasını sevmiyorum..”

 

delora bir an ne yapacağını şaşırır, sanki colm’u zorla üzerinden atması gerekiyor, ya da bir şeyi çok isteyen küçük bir çocuğa kesinlikle hayır demesi gerekiyor, ama çocuğun istemeye devam edeceğini biliyor gibi hissederken bir şey söyleyemez, onun yerine colm devam eder

 

“ama sen başkasını istiyorsun, onu hatırlıyorsun, biliyorsun.. senin kalbindeki boşluklar dolmuş delora, benim kırıklarımı yapıştıracak kimse yok..”

 

delora nefes bile almıyorken colm sakindir, belki de çaresiz.. ikisi de bilmiyorken genç adam devam eder

 

“ben hala aşığım, ama geçecek.. sanırım, o kadar çok şey geçiyor ki bu da geçer, mutlaka bir yolu bulunur-“

“colm-“

“hayır, yalan söylemiyorum, değil mi? inkar da etmiyorum, senden nefret ediyorum! diyerek kalkıp gidebilirdim de, bir zaman sonra da inanırdım belki, ama neden nefret etmeliyim delora? hala aşığım, hala seviyorum, sen bu yüzüğü masaya koyduğun andan beri kalbim paramparça ve bunu saklamamın hiçbir mantığı yok. her yara gibi benimki de kabuk bağlayacak, iyileşecek ve bitecek.”

“ya bitmezse?”

 

colm hafifçe gülümserken aslında ağlıyordur, delora biliyor, kendini berbat hissediyorken yine de yapacağı bir şey yoktur, başkasına aşık olmak değil, başkasına aşık olduğunu anladığı için şimdiye kadar istemeden olsa oyaladığı adamın kırıkları için üzülüyordur, onun aşkının hala orda olmasına, ama kendisininkinin bir anda yer değiştirmesinin saçmalığına, gaddarlığına üzülüyordur, karşısındaki adamı hala sevmesine, ama ona yetemediğine üzülüyor, paramparça oluyor, ama yine de elinden bir şey gelmiyorken colm konuşur

 

“o zaman bana geri dönecek misin?”

 

delora hayır demesi gerektiğini biliyor, demek istiyor, ama o anda sanki korkunç bir canavara dönüşecekmiş gibi korkuyorken colm başını sallar

“söyleyebilirsin..”

“hayır..”

 

delora kendinden çıkan minicik sesle içinde bir yere girip kapıyı da üzerine kapatırken colm iç çekerek masaya tutunur ve ayağa kalkar

“o zaman geçirmek zorundayım..”

 

delora da ayağa fırlamışken colm ona bakar

“bir yere gitmiyorum, kendimi odama da kapatmayacağım..”

genç kadın yine de emin değilken colm masanın etrafında dolaşarak onun yanına gelir, omuzlarını tutarak gözlerinin içine bakarken bu sefer daha ciddidir

“orada sen yoktun delora, ne kadar berbat bir hayat olduğunu bilmiyorsun, biz görmüşüz, hissetmişiz.. ama şimdi buradasın, karşımdasın, sana verdiğim muhteşem bir nişan yüzüğünü geri çevirmişsin, önemli mi?”

delora usulca inlerken colm uzanarak onun alnını öper

“iyiyiz..”

“iyiyiz..”

 

colm ondan ayrılarak odadan çıkarken kendini odaya kapatmayacaktır, kaçıp gitmeyecektir de, sadece ofisine gidecek, bir süre kapısını kilitleyecek ve ağlayacaktır, gerçe göz yaşlarıyla, kimse görmeden, ses çıkarmadan..

 

sonra kapı tekrar açılacaktır...

 

 

SOUNDTRACK

BEAR MCCREARY – PASSACAGLIA

 

 

myra koridorda, ayakta, tek başına duruyorken çevresinden insanlar gelip geçiyor, kimse first ladyi rahatsız etmeye kalkmıyorken genç kadın sessiz, duyuları bir yerlerde ona ait kişilerin neler yaptığını hissediyor, hep hissetmiş, ama şu anda umursamıyor, koridorun sonundaki kapıya bakıyorken biri arkasından ona doğru gelir, onu rahatsız etmeye cüret ederken mırıldanır

 

“korkuyor muyuz?” myra kapıya bakıyorken cevaplar

“galiba..” pierce da ilerdeki kapıya bakıyorken sonra dönerek ona bakar, mırıldanır

“beraber girelim o zaman..”

 

myra başını sallar, onun elini tutarken pierce gülümser..

 

 

myra içeri girerken pierce da arkasındadır, uyuyan melanienin nefesleri hızlanırken genç kızın yanında oturan delialona onlara bakar, myra gergin, sanki olmaması gereken bir yerdeymiş gibi fısıldar

“delialona, arkadaşınla yalnız kalabilir miyiz?”

delia otomatik olarak kabul etmesi gerektiğini biliyor, ama yine de garip bir şekilde sorgulama ihtiyacı duyuyorken sorar

“neden? yani, miss?” pierce myrayı geçerken cevaplar

“arkadaşını biz de kontrol etmek istiyoruz delialona.. umarım mahsuru yoktur, miss sinclair oldukça başarılı bir doktordur..”

“her sinclair gibi..” myra hafifçe gülümserken mırıldanır

“istersen kalabilirsin.. melanie’ye zarar vermeyeceğiz-“

“elbette, yani..” delia iç çeker, pierce onun kalmak istediğini anlıyorken konuşur

“dışardan izleyebilirsin..” delialona kesin sesle başını sallar, ilerleyerek çıkarken kapıyı arkasından kapatır, myra sırtı kapıya dönük, mırıldanır

“sezgileri kuvvetli..”

“elbette kuvvetli, wuslanın kızı, ama hala genç bir kız, ve bizi yenebileceğini sanmıyorum..”

myra onun hep orada olan neşesiyle hafifçe gülümser, yatağa ilerlerken pierce da öbür tarafa gider..

 

 

myra yatağa ilerledikçe melanienin solgun yüzü renkleniyor, kalbi hızlanıyordur, myra uzanarak yatağa dokunurken melanie elini onun tarafına atar, myra pierce’a bakarken genç adam mırıldanır

“sana ulaşmak için çok hevesli..”

myra evet ama neden diye fısıldarken pierce bilmediğini söyler, melanie kolunu tekrar atarken pierce kaşlarını çatar, ilerleyerek genç kızın kolunu sıyırırken ona gösterir, myra da ona bakarken pierce başını kaldırır, dışarda onları izleyen kızla gözgöze gelir..

 

 

“ben, bilmiyorum, nedir ki bu, hep ordaydı-“

“bu bir bıçak kesiği delialona, kocaman bir bıçak.. arkadaşın elinden koluna kadar bir kesik açmış, sihirli bir kesik bu-“ delia şokla fısıldar

“elinden koluna?!” pierce evet, elinden koluna derken delia feryat eder

“ama melanie öyle bir şey yapmaz! o intihar etmez!”

myra uyuyan kızı izliyor, mırıldanır

“ya da ölmeyeceğini biliyor olması lazım..”

delia şokla ona bakarken myranın elinde bir bıçak belirmiştir, genç kız bağırır

“hayır-“ ama pierce onu yakalayarak gitmesine izin vermezken myra melanie’nin elini tutar, parmaklar onun eline geçerken genç kadın dikkatli, aynı kesiğin üzerinden bıçağı kaydırır, kan akarken melanie derin bir nefes alarak gözlerini açar..

 

 

“melanie-“ delia arkada bağırır

“MEL! DİNLEME ONLARI MELANIE-“ pierce elini onun ağzına bastırır, delialona gözleri kocaman, yatağa bakıyorken genç adam yanında mırıldanır

“delia, annene babana saygım var, ama şu anda kimlerin yanındasın, hatırlıyor musun?”

genç kız gözleri korku dolu, başını sallarken pierce aynı tonda fısıldar

“güzel.. sana bir şey yaparsam kimse bana laf edemez, biliyorsun.. çılgın bir şey yapmayacaksın, değil mi?”

delia başını iki yana sallarken pierce aferin diyerek onun ağzını bırakır, ama gitmesine izin vermezken myra onlarla ilgilenmiyor, melanie’in başına eğilmiş, konuşur

“melanie?”

genç kız gözleri açık, ama görmüyor, hızlı nefesler alıyorken kanı yere damlıyordur, delia korkuyla onları izler..

 

 

“melanie-“ yine cevap gelmezken myra mırıldanır

“sesimi duyuyorsan bana bak..”

kuru dudaklar aralanır, konuşur

“gözlerinize mi?” myra kaşlarını çatarken evet der, renkli gözler ona dönerken myra onlara bakıyor, bir an farklı şeyler görür gibi olurken fısıldar

“sen kimsin?”

delia korku dolu, zayıf bir ses çıkartırken pierce da izliyordur, melanie konuşur

“luana, khalida.. nedimeniz..”

myra dönerek pierce’a bakarken pierce derin bir nefes alır..

 

 

“luana?”

melanie başını sallarken myra kaşlarını çatmıştır, sorar

“nedimemsin, nerden nedimemsin? benim nedimem mi var?”

luana diğer eliyle yatağa bastırır, dikleşirken myra onu tutar, yardım ederken genç kız teşekkür eder, koluna bakarken konuşur

“bağlılığımı bu bedende açmak biraz zor oldu, ama başardım sanırım..”

pierce ona bakarken sorar

“bağlılığın? teslimiyet yaran mıydı o?”

myra onların ne halttan bahsettiğini anlamıyorken luana evet diyordur, korku dolu diğer kıza bakarken konuşur

“arkadaşına bir şey yapmıyorum, sakin ol.. arkadaşın bir zaman kapısı, nadir bulunur, ama vardır.. zaman tanrılarının görevlilerindendir..”

delia pierce’tan kaçmaktan çok ona dayanmış, melanie’nin bedenindeki apayrı bir kişiye bakıyorken sakin yüz dönerek myraya bakar, konuşur

“vaktim az khalida, sanjay bazı şeyleri hissediyor ama parmağını basamıyor, siz yapmalısınız..”

myra sanjay da kim derken kapı vurulur, açılır ve bir hemşire içeri girerken kan gölüne bakar..

 

 

“miss, senor-“

“bir şey yok, sakin ol-“ hemşire uzanarak düğmeye basacakken myra bıçağı ona çeker, genç kadın donarken myra mırıldanır

“o tarafa..” kadın tıpış tıpış o tarafa giderken myra kapıyı kapatıp kitler, tekrar melanie’ye dönerken konuşur

“devam et.. sanjay kim?”

hemşire neler olduğuna bakıyorken cebindeki acil durum tuşunu çıkartır, ona basacakken delia ‘hey!’ler, pierce o tarafa dönerken elini uzatır, tuş ona uçar, hemşire de koltuğa yığılırken delia dikleşerek gülümser, pierce aferin derken tekrar kıza döner..

 

 

“sanjay medjainiz khalida, hala hatırlamıyor musunuz? yıllar önce hatırlamanız gerekiyordu-“

“neyi hatırlamıyorum, medjai de neyin nesi? koruyucum mu var benim?”

melanie ona bakarken sorar

“biliyorsunuz işte-“

“mısırca biliyorum çünkü! medjai nedir bilmiyorum bile!”

“koruyucunuz khalida, sizinle beraber burda olması lazım-“

“burda? bu binada mı-“

bu zamanda..”

myra ona bir bakış atarken luana o bakışı okuyamaz, ona bakarken myra devam eder

“sanjay kim? adı sanjay mı? o da mı takma ad, benim adım khalida değil-“

“adınızı söyleyemem..” myra iç çeker, mırıldanır

“sanjayın adını söyle bari-“

“sanjayın adı zaten sanjay.. burdaki adını bilmiyorum.. ama juane burda, o da yakınlarda olmalı..”

pierce kaşlarını çatarken myra sorar

“onu da mı tanıyorsun?”

“juane’ı hepimiz tanırız khalida.. siz de öyle.. fazla iyi hem de..”

myra kaşlarını çatarken kadının muzur tonuna bakar, delia ne kadar iyi olduğunu anlar gibi olurken pierce’a bakar, pierce ayılırken konuşur

“anlamıyorum nedime, myra beni o kadar iyi tanımıyor inan-“

“tanıyor juane.. sadece hatırlamıyorsunuz.. ama hatırlıyor olmanız gerekirdi.. sorun da bu zaten, birisi sizi engelliyor-“

“bizi engelliyor?”

“evet.. sanjay hissediyor ama elinden kaçırıyorlar.. bir bulsa, elini koyabilse, çözecek.. çok yakınınızda geziyor, sizin öğrenmenizi istemiyor, öğrenince geri döneceksiniz çünkü-“

“nereye geri?”

luana cevap verecekken kapı açılır ama kitliyken myra o tarafa döner, jack konuşur

“myra.. kapı lütfen.”

myra giderek kapıyı açarken luana içeri girene bakar, jack sakin, manzarayı incelerken içeri girer..

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >