CRASHED405 - #13 - THE SOUND OF WHITE

bir kaç saat boyunca delora tek kelime etmemiş, favian da onu yine delirtmemek için susmuşken ikisi de üç kişilik bu küçük ve

 

bir kaç saat boyunca delora tek kelime etmemiş, favian da onu yine delirtmemek için susmuşken ikisi de üç kişilik bu küçük ve şok edici derecede mutlu ailenin akşam yemeğini hazırlayışını, biana’nın bir kaç kez çığlık atarak annesini çağırışını, onu beğenmeyip babasının kucağına geçmek isteyişini, genç nestorun küçük kıza nasıl sevgiyle dokunduğunu, ocaktaki tencerede usulca kaynayan çorbayı karışıtırırken kızıyla nasıl sohbet ettiğini ve küçük biana’nın tek kelime anlamasa bile onu nasıl dikkatle dinlediğini görmüş, delora her seferinde tanrıya bunun nasıl bir lanet olduğunu sorarak akşamı geçirmişken şimdi biananın odasının kapısında duruyor, nestorun küçük kızı yumuşak battaniyesine sararak uyutmasını izliyorlardır, genç adam beşiğe eğilerek bebeğinin başını öper, sonra yatağın üzerinde sarkan plastik dalga ve balıklarla süslü oyuncağın ipini çeker ve içeri usul bir ninni dolarken delora ve favian ona yol vererek o çıktıktan sonra onu takip ediyordur, genç adam yatak odasına girdiğinde delora da onunla girecek olur ama favian onu tutarak geri çekerken genç kadın ona döner

 

“ne?”

“o kısmı görmene gerek yok-“

“var. merak ediyorum, göreceğim-bırak favian..”

 

genç adam onu tutmaya devam ediyorken biraz sonra içerden onların beklediğinin aksine tartışma sesleri duyulmaya başladığında favian da kaşlarını çatar ve delorayı bırakırken genç kadın hiç beklemeden açık kapıdan içeri sokulur...

 

 

“bunu daha önce konuşmuştuk nestor-“

“ben de her seferinde reddettim lenalda..”

 

genç kadın sinirle gülerek elini sallar ve yatağın örtülerini kaldırmaya devam ederken nestor yatağa çıkarak onun elini tutar, lenalda’nın bakışları ona dönerken genç adam onun elini kaldırarak ikisinin parmaklarındaki yüzükleri gösterir

 

“sen benim karımsın ve luplex kralı olacaksam, sen de kraliçem olacaksın..”

 

lenalda’nın bakışları bulutlanırken nestor’un koyu kahverengi gözlerindeki ışık hala parlıyordur, genç kadın uzanarak kocasını öper ve onun önünde yatağa otururken nestor genç kadının ipek gibi simsiyah saçlarını omuzlarından geriye atıyordur

 

“asil olup olmaman önemli değil, hiç olmadı.. ben sana aşığım, bir kızımız var ve bunu kimse engelleyemez..”

 

lenalda konuşmuyorken nestor devam eder

 

“buraya sadece eğitimim için gelmedim ben lenalda, hayatı öğrenmek, bir kralın ruhunda neyin önemli olduğunu anlamak için geldim ve benim ruhum sizsiniz, sen ve biana.. ikinizi de bırakacağımı sanıyorsanız-“

“saraya dönersek baban bizi reddedecek nestor-“

“bir yolunu bulacağız-“

“bulunacak bir yol yok-“

“siz benim ailemsiniz, benim bir parçam.. bunu kim, nasıl reddedebilir?!”

“parçalanacağız anlamıyor musun!?”

 

lenalda sesine hakim olamayacağını anladığında nestor elini hafifçe kaldırarak bianayı uyandırmamak için bir ses duvarı çeker, genç kadın artık rahatça bağırıp çağırabileceğini hissettiğinde yataktan kalkar

 

“bizi aralarına kabul ederler mi sanıyorsun!? bu kadar sene boyunca saklandık, daha ilk aylarda bile baban ne zaman beni bırakacağını soruyordu nestor! şimdi bir kızımız var ve biz evliyiz! diye karşılarına çıktığımızda yolumuza kırmızı halılar mı serecekler sanıyorsun!?”

“ne yapabilirim lenalda! YALVARIRIM SÖYLE! NE YAPMALIYIM!?”

“BİLMİYORUM!”

 

nestor genç kadının bakışlarındaki o küçücük umudu görürken o da ateşe değmiş gibi yataktan fırlar

 

“krallığımı reddedemem-“

“krallık neden bu kadar önemli-“

“lenalda hayır-“

“sadece soruyorum nestor, neden? zaten sahip olmak istediğin her şeye sahip değil misin? ben, biana-“

“olmaz.”

“neden?”

“OLMAZ!”

 

lenalda bir adım geri atarken nestor yumruklarını sıkıyordur, gözlerini kapatarak derin bir nefes alırken tekrar açtığında lenalda’nın korku dolu bakışlarını görüp ifadesi biraz yumuşayarak konuşur

 

“kraliyet benim her şeyim lenalda, hayatım boyunca bunun için çalıştım, babalarım, büyük babalarım-bütün ailem bu krallığı kurmak için çalıştı. onlarca gezegen, milyonlarca insan-hepsi kraliyetin gücüne güvenerek hayatlarını sürdürüyor, benim tahtı reddetmem bütün uygarlığı kökünden sarsar.. bunu yapamam..”

“ailen için de mi yapamazsın?”

“ailem benimle geliyor-“

“yeter! yeter nestor!”

 

bu sefer genç adam sessizleşirken lenalda bir hışımla saçlarını toplar ve tekrar yatağın üzerini açmaya devam ederken elindeki yastıkları bir köşeye fırlatıyordur

 

“olayın bizim asil olmamamızla ilgili olmadığını biliyorsun! ne ben, ne de biana kraliyetin içine girecek kadar aydınlık güçlere sahip değiliz-“

“kimseye zarar vermediğiniz sürece-“

“zararla ilgisi yok! anlamıyor musun nestor, ben elimde koca bir evrenin hayatını tutuyorum, toprak, su, ateş, hava.. dördü de benim elimde.. gücümün sınırı yok.. tek bir nefesle senin hayatını alabilirim ya da bir parça korla senin donmuş kanını tekrar akıtırım..”

 

nestor sessizken lenalda ona bakarak devam eder

 

“bu ancak tanrılara bahşedilebilecek kadar büyük bir güç, benim gibi normal bir insanın bu gücü değil taşıması, kullanmayı aklından geçirmesi bile büyük bir kaos yaratır, kaldı ki benim kızım da aynı güce sahip ve bu gücün sınırlarını kontrol edemediği zamanlar olacak-“

“yanında biz olacağız-“

“sadece biz olsak her şey daha kolay olurdu, ama kraliyet bize göre değil, sürekli izlenmek, evrene mal olmak bizim bu güçle beraber taşıyabileceğimiz bir şey değil nestor.. insanlar tanrılara tapıyorlar çünkü onların gücü sınırsız, onlar yüce, onlar hep yüksekte, uzakta.. aralarındaki herhangi bir insanın bu tip bir güce sahip olmasını kaldırabileceklerini mi sanıyorsun?”

“kraliçe olacaksın, sen de yüksekte olacaksın-“

“olmayacağım, olamayacağım çünkü ailen izin vermeyecek- belki bir asil olarak doğsaydım, belki güçler bir asili seçseydi-“

“lenalda-“

“hayır nestor, lütfen.. uyuyalım, inan yoruldum, tartışmak istemiyorum.. bir şeylere kızmak istemiyorum, öfkenin beni yiyip bitirdiğini biliyorsun, lütfen..”

 

genç adam usulca başını sallarken lenalda teşekkür eder ve yorganı kaldırarak yatağa girerken elleri titriyordur, senelerdir bu anın gelmesinden korkuyor, şimdi kaçınılmaz olduğunu hissediyorken bütün ruhu büyük bir sıkıntıyla kaplanmış, içinde bir yer sızlıyordur, biraz sonra kocası ışıkları söndürüp yatakta onun yanına sokulurken lenalda beline dolanan güçlü bir kol ve sırtında hissettiği kalp atışlarıyla sakinleşerek gözlerini kapatıyordur...

 

 

“garip.. çok garip..”

 

favian delora’nın duyduklarını kafasında oturtmasını bekliyorken genç kadın karanlık mutfakta, hayal meyal gördüğü yer karolarını izliyordur, başını yanındaki favian’a çevirerek sorar

 

“yani eğer olsaydı, biana mı prenses olacaktı-hatta kraliçe!”

 

favian başını sallarken delora ihtimalleri düşündükçe nefesi daralıyordur, yutkunarak boğazını tutarken nefesinin daralmasının başka bir sebebi olduğunu düşündüğü anda favian’ın koluna tutunur ve içinde oldukları yer bir anda değişir, delora kalbi ağzından çıkarcasına hızlı atıyorken gözlerini açarak etrafına bakar...

 

 

“şimdi nereye geldik?”

“sonra ne oldu ona bakacağız..”

 

delora geldikleri odada etrafına şöyle bir bakıp bu sefer nerede olduğunu şıp diye anlarken maynard’daki büyük kraliyet yatak odasının kapısı açılır ve o zamanların kralı Elgin Flacil ve oğlu prens Nestor içeri girerken delora büyük baba Elgin’in gençliğini görmenin verdiği şokla favian’a yaklaşır, genç adam onun kolunu tutarken nestor büyük bir öfkeyle kapıyı kapatarak babasını takip ediyordur

 

“neden böyle yapıyorsun?! kendi kararlarımı verecek kadar büyüdüm baba, kral olman sana benim hayatımı mahvetme hakkını vermiyor-“

“büyüdüğün kadar saygısızlaşmışsın da nestor, sesinin tonuna dikkat et ve ben senin hayatını mahvetmeye çalışmıyorum, aksine seni doğru yola çeviriyorum-“

“NEDİR DOĞRU YOL BABA!? KARIMI VE KIZIMI TERKEDİP KAHROLASI BİR TAHTA OTURUP EMİR VERMEK Mİ!?”

 

kral elgin oğluna bakıyorken nestor burnundan soluyordur

 

“CEVAP?”

“o kadını bir kraliçe olarak getiremezsin-“

“NEDEN!?”

“SESİNİ ALÇALT NESTOR!”

 

kralın gür sesiyle delora irkilirken nestor kılını bile kıpırdatmıyordur, dudakları zamklanmış gibi kapalı, sadece göğsü öfkeli nefeslerle inip kalkıyorken babası konuşur

“o kadın ne kraliyete yakışacak kadar asil, ne de halkın kaderini ellerinde taşıyacak kadar güvenilir..”

“o benim karım-“

“senin karın olması onu daha az uğursuz yapmaz oğlum.. o kadının güçleri uğursuz, yanlış, onun taşıyabileceğinden daha fazlasıyla tanrılar onu cezalandırıyor, anlamıyor musun? hem sana, hem de bebeğe zarar verecek..”

 

nestor biana’nın da annesinin güçlerini aldığı gerçeğini kesinlikle babasına açmamış, lenalda en azından bunun için onu ikna edebilmişken nestor şimdi karısına hak veriyordur, sessiz kalmaya devam ederken kral elgin herkesin hayatını kökten değiştirecek bir kararla devam eder

“bundan bir ay sonra krallığı tamamen sana emanet edeceğim ve bu süre içinde verona prensesi Lara De Clair’le evleneceksin ve o da kraliçemiz olacak. Lenalda’yı iyi yaşayabileceği bir yere yerleştireceğim, biana bizimle kalacak.bu kararımı reddettiğin takdirde artık benim oğlum olmayacaksın nestor, sana yeteri kadar süre verdim, ama şu andan itibaren kraliyet sorumluluklarını yerine getirmeyi reddettiğine karar verirsem gerekeni yaparım, anlaşıldı mı?”

 

nestor kılını bile kıpırdatmıyorken babası da onu izliyordur, delora iki genç adamın sessiz savaşından bakışlarını çekip favian’a döner

“gerekeni yapmak demekle ne demek istedi?”

“öldürmek.”

delora kasılırken favian onları izleyerek konuşuyordur

“o zamanlar bir kral oğlunu evlatlıktan reddederse onu kraliyete karşı gelmek suçundan öldürtebilme hakkına sahipti. nestor başa geçtiği ilk sene bu kuralı kaldırmış..”

 

delora yutkunarak tekrar baba oğula dönerken nestor babasına karşı gelmemiş, ama kabul eden bir şey de söylememiş, arkasını dönüp odadan çıkarken kral elgin iç çekerek çenesini sıvazlıyordur..

 

 

“tanrım...”

 

delora ve favian boşalan yatak odasında, yatağın ucunda oturuyorken delora hala duyup gördüklerine inanamıyordur, favian yatağın örtüsüyle oynarken hatırladığı kadarını anlatmaya devam eder

 

“nestor babasına karşı çıkmamış, lenalda’nın gerçekten iyi yaşayacağına eminmiş ve o yüzden gitmesine izin vermiş. lenalda bianayı asla burada bırakmayacağına yeminler etmiş, ama sonunda kocasının hayatının tehlikede olduğunu öğrenince mecbuen kabul etmiş-“

“aptal kadın-bir tek o değil, herkes aptal! bir akıllı adam yok muymuş bunlara yolu gösterecek?”

 

favian buna yorum yapmazken delora şaşkından çok, sinirlidir, favian onun sustuğunu görünce devam eder

 

“aslında bir akıllı varmış, ben de görünce şaşırmıştım, ama çok da şaşılacak bir durum değil..”

“kimmiş?”

“ewan..”

 

delora lusloya bir kez daha çağrıda bulunurken favian gülümser ve onu elinden tutarak kaldırırken bu sefer yürüyerek sarayda bir tura çıkarlar..

 

 

SOUNDTRACK

MISSY HIGGINS – THE SOUND OF WHITE

 

 

delora favian’la beraber bahçeye çıktığında sanki bir şeyler farklıdır, delora etrafına bakıp tam bir şey diyecekken favian konuşur

 

“bir kaç sene sonradayız, aynı yerde olduğumuz için hissetmiyorsun..”

 

delora peki diyerek yürümeye devam ederken serin rüzgar saçlarını havalandırıyordur, ikisi sarayın arkasındaki arazide uzanan yapay gölün önüne geldiklerinde biri sarışın, biri esmer iki genç adam büyük banka oturmuş, suyun kenarında oynayan siyah saçlı küçük kızı izliyordur, delora ve favian onların yanından dolaşıp önlerine geçerler ve biananın biraz ötesinde gölün kenarına otururken delora ewan’ı gördüğünde kaşlarını kaldırır

 

“adam gerçekten yaşlanmıyor..”

“değil mi?”

 

delora hafifçe gülümserken favian dirseklerinin üzerinde çimlere uzanır, delora da bacaklarına sarılırken biana elinin altındaki suları attırarak keyifli bir çığlık atar, delora bir an ona bakıp sonra nestor ve ewan’a döner...

 

 

“lara çocuk istiyor..”

 

ewan hayretle yanındaki nestor’a dönerken delora da oturduğu yerde buz kesmiştir, latty ve biana arasındaki yaş farkını kafasında hesaplıyorken arkasından favian’ın sesini duyar

 

“ikisi hiç beraber yaşayamadılar.. latty doğduğunda biana çoktan ortadan kaybolmuştu.. Kraliçe lara bianaya annelik bile etmiyordu, bianayı biraz hizmetçiler, biraz da babası ve ewan büyütmüş..”

 

delora ewan’ın biana’yı büyütme gerçeğiyle ciğerlerine bir şeylerin saplandığını hissederken favian onun sırtının gerginleştiğini gördüğünde doğrularak yanına yaklaşır

 

“ewan ve nestor beraber büyümüşler, nestor koskoca sarayda kızını çok mecbur olmadıkça hizmetçilere dokundurtmazmış, sadece ewan’la yalnız kalmasına izin verirmiş. lara zaten kızla ilgilenmediği için, nestor da sürekli kraliyet işleriyle uğraştığı için ewan hepsinden daha çok biana’nın yanında olmuş. o zamanlar başında olması gereken bir ordu henüz yokmuş, biana ortadan kaybolduktan sonra ewan ordunun başına geçmiş-“

“latty?”

“latty’e ne olmuş?”

 

delora bir şey söylemiyorken favian iç çeker

 

“nestor ve ewan latty’i de canlarından daha çok sevdiler, eminim.. ama önce biana vardı delora..hatta ewan’ın latty’i bu kadar korumasının sebebi biana diye düşünüyorum artık, ona da biana’ya olanlar olsun istemiyor..”

 

delora tüyleri diken diken olarak bacaklarına biraz daha sokulurken favian da susmuş, ewan ve nestor’un bir çok kez duyduğu sohbetini dinliyordur..

 

 

“olacağını biliyorduk..”

 

nestor başını sallarken ewan genç adamın omzunu sıkar

“larayı da seviyorsun..”

“sevmek zorundaydım, sonunda sevdim.. lenaldayla ikisi tamamen farklılar..”

“çocuğu istemiyorsan söyleyeceksin o halde nestor..”

 

nestor ewan’a ölümcül bir bakış atarken ewan omzunu silkerek dirseklerini dizlerine dayar ve bianayı izleyerek konuşur

“sevmediğin bir kadından bir çocuğun olacak, ya onu da sevmezsen?”

“saçmalama ewan-“

“saçmalayan sensin.. önce gelmiş bana lara çocuk istiyor  ah vah diyorsun, sonra da yapmayın deyince bana kızıyorsun-“

“sana fikrini sormadım-“

“sorsan belki bunlar olmazdı!”

 

nestor hızla ewan’a bakarken genç adam öfkeyle kalkarak biananın yanına gider ve küçük kızı kucakladığı gibi suyun başından alırken biana ellerini göle uzatarak mızırdanıyordur, ewan onun mızırdanmalarına aldırmıyor, küçük elleri kendi üzerine silerek kurutur ve siyah saçlara da bir öpücük kondururken biana gölün geri gelmeyeceğini anlamış, başını ewan’ın boynuna yaslayıp babasını izliyorken delora gözleri dolmuş, neyin herkesi bu kadar değiştirdiğini merak ediyordur, ewan ve biana’nın ardından nestor da oturduğu yerden kalkıp uzaklaşırken favian delora’ya bakar

 

“sonra nasıl böyle olduk diye düşünüyor olmalısın..”

“aklımı okuyorsun zaten, tahmin etmene gerek yok..”

 

favian gülümserken delora gölü izliyordur, biraz sonra hava bir anda kararırken genç kadın başını kaldırır

“ne zamana geldik?”

favian oturduğu yerden kalkarken ona elini uzatır

“çok uzak değil, gel.. yağmur yağacak..”

delora favian’a tutunarak kalkarken birazdan gerçekten bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başlar, ikisi bahçedeki bir çardağın altına sığınırken delora elini dışarı uzatır, elleri iri damlalardan ıslanıyorken favian’a döner

“ıslanmayız sanıyordum..”

genç adam gülümser

“ben de ilk seferde öyle sanıyordum..”

delora elini çevirerek damlaları karşılıyorken sorar

“tek başına kaç kere geldin?”

“çok.. tekrar uyanmadan önce, devamlı dolaştım.. ilk zamanlar sırasızdı, aklımı kaçırıyordum..”

“benim için sıraya mı soktun?”

“evet, beğendin mi?”

 

delora gözlerini devirirken favian gülüyordur, bir anda kuvvetli bir şimşek çakarken delora korkarak elini içeri çeker...

 

 

“biana!”

 

ewan yüzüne çarpan damlaları kesmek için elini kaldırır ve sarayın büyük, karanlık ve ıslak bahçesinden göle doğru koşuyorken tekrar bağırır

 

“BIANA!”

 

genç adam koşmaya devam ederken sonunda gölün karşı kıyısında oturmuş kızı gördüğünde yavaşlar ve dizlerine tutunarak nefesini düzenlerken biana onu görmüyordur bile, yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyorken küçük kız sırılsıklamdır, ama aldırmıyorken usulca gölün sularıyla oynuyordur, ıslak saçlarını kulaklarının arkasına atarak tekrar suya dokunurken ewan onun yanına gelmiş, sağından eğilerek ne yaptığına bakar

 

“biana?”

küçük kız irkilerek ewan’a dönerken poposunun üzerinde çimlere düşer, ewan onun elini tutarak göle düşmesini engellerken biana tekrar suya bakar, sonra ewan’a dönerken gülümser

“korktum..”

“saatlerdir seni arıyoruz, baban aklını kaçıracaktı, ne yapıyorsun burada?”

biana artık bu tip soruların cevaplarına yalan söyleyebilecek kadar büyümüş, ıslak saçlarını yüzünden çekerken mırıldanır

“hiç.. öylesine.. suyla oynuyorum..”

“ben senin öylesine suyla oynamanı biliyorum, bir şey mi oldu?”

biana kocaman kahverengi gözleri geceyle eş, dönerek ewan’a bakarken heralde ona söylese bir şey olmazdır, sonuçta babası ve o çok iyi arkadaştır, biana’nın da okulda çok iyi arkadaşları vardır, selena mesela, ama biana ona söyleyemiyordur, ewan selena’dan büyüktür ve muhtemelen daha akıllıdır-

“annemle konuşuyorum..”

 

ewan kaşlarını çatarken delora onların arkasındaki çardakta, aynı şekilde kaşlarını çatarak favian’a döner, genç adam cevabın o tarafta olduğunu söyleyerek onu tekrar biana ve ewan’a döndürürken delora kollarını kavuşturarak onları dinler..

 

 

“annenle mi konuşuyorsun?”

biana başını sallarken genç adamın koluna yapışır

“ama kimseye söyleme ewan! nolur! annemle haftada bir kereden fazla konuşmam yasak!”

 

ewan biliyor ve böyle bir yasak geldiği için nestorla 3 aydır konuşmuyorken nestor kızının annesine yakın olduğundan güçlerinin daha dengesiz olduğu bahanesine dayanarak yasağı kaldırmayı reddediyordur..

 

“tamam söylemem..”

biana sağol ewan! diyerek genç adamın boynuna atlarken ewan da ıslak çimlerin üzerine oturmak zorunda kalmış, bianayı tutuyordur, küçük kız onun bacaklarına otururken ewan onun saçlarını toplayıp sıkar, yağmur biraz dinmişken ewan göle bakar

“annenle nasıl konuşuyorsun?”

“suya dokunuyorum.. ilk başta sadece duyuyordum, ben bir şey söyleyemiyordum, ama sonra öğrendim..”

“nasılmış?”

“bilmiyorum, hem söylesem yapabilecek misin? sen su kıran değilsin..”

ewan doğru diyorken biana gülümser

“bir şey söylemek istersen ben söylerim..”

ewan gülümseyerek ona da olur derken yağmur tekrar hızlanmaya başlamış, ewan da şu anda bu kızı alıp sıcağa götürmesi gerektiğini hatırlamıştır

“hadi gidelim, hasta olacaksın..”

biana zıplayarak doğrulurken ellerini iki yana açar

“su beni hasta etmez ki!”

ewan gözlerini devirirken ayağa kalkıyordur, bianayı yakaladığı gibi omzuna atar, biana bir çığlık atarken ewan güler

“su kıran olacağına şemsiye olsaydın daha çok işe yarardın..”

biana onun sırtına gülerken kollarını açar ve şemsiye taklidi yaparken ewan gülüyor, biana mutlu, yağmur ikisini de ıslatıyor, ama kimse hasta olmuyorken delora ikisini izleyerek hafifçe gülümsüyordur..

 

 

“biana bir süre sonra annesini artık hiç görmemeye başladı, nestor da artık lenaldayı etrafta istemiyordu, lara’yla bir aile kuracaksa onu tekrar görmemesi, unutması gerekiyordu. biana’ya bir daha anneni görmeyeceksin dediğinde biana sırf babası anlamasın diye üzüntüsünden bir kaç damla göz yaşı döktü..”

 

delora oturduğu yerden favian’ı dinliyorken gün doğmak üzeredir, genç kadın sorar

 

“ewan hiç söylemedi, değil mi?”

 

favian başını iki yana sallarken devam eder

 

“ewan ve nestor’un arası o sıralar açıktı, ewan lenaldanın gidişini hep nestorun en büyük hatası olarak yüzüne vurup duruyordu, sonunda nestor ikisinin arasına kral ve asker sınırı çektiğinde ewan’ın ipleri koptu, o günden sonra nestor onun için arkadaş değil, emirlerine sadık kalacağı bir kral oldu sadece..”

 

delora şimdiki ewan’dan çok bir farkı olmadığını tahmin ediyorken favian devam eder

 

“bu arada biana annesiyle konuşmaya devam etti ve güçlerini hep sakladı, kontrol edemediği zamanlarda da ewan’a sığınıyordu, ama bir gün çok büyük bir şey oldu..”

 

delora nedir diye sorduğunda favian sarayı gösterir

 

“o gündeyiz.. birazdan gelirler..”

“kimler?”

“ewan ve biana..”

 

delora zaten başka kimseyi görmüyorken favian onun ne düşündüğünü anlamış, konuşur

“latty’i düşünüyorsun..”

genç kadın bakışlarını ona çevirirken iç çeker

“düşünmemek mümkün değil, ewan’ın bunları nasıl unuttuğunu, daha da önemlisi kimin unutturduğunu merak ediyorum..”

 

favian buna cevap vermezken delora gözlerini kısar

 

“onu da göreceğiz, değil mi?”

“ne gerekiyorsa göreceğiz, vaktimiz bol..”

delora işte ona eminken tekrar bahçeye döndüğünde ağlayarak göle doğru koşan 9-10 yaşlarında bir biana ve onun arkasından gelen ewan’ı görür ve izlemeye başlar..

 

 

“biana dur! BIANA!”

 

biana koşmaya devam ediyorken upuzun saçları suratına çarpıyor, havalanıyor, karmakarışık oluyordur, arkasındaki ewan’ı duymak istemiyor, ağlayarak göle, annesine koşuyorken biraz sonra kolundan yakalandığında bağırarak ewan’ın koluna vuruyordur, ewan dişlerini sıkıyor, yumrukları hissetmemey çalışıyorken biana sonunda pes ettiğinde onu tutar ve sarılırken küçük kız hıçkırarak ağlıyordur, boğuk bir sesle konuşur

“isteyerek yapmadım!”

“biliyorum-“

“AMA BABAM BİLMİYOR!”

biana başını kaldırarak ewan’a bakar

“bana nasıl baktı görmedin mi!? şeytanmışım gibi baktı ewan! ben şeytan mıyım!?”

ewan tabii ki değilsin diyorken biana aldırmıyordur, genç adamdan kurtulup göle koşar ve suya eğilip iki elini de sokarken ewan uzaktan onu izliyordur, biana biraz sonra elleri çıkarır ve yüzüne kapatıp sarsılarak ağlamaya başlarken delora favian’a döner

“ne olmuş?”

“lara’yı küvette haşlamış..”

 

delora’nın gözleri büyürken favian başını sallar

 

“kıskanmıştı, hayatında sadece iki kişiyi başkalarından kıskandı, biri babası, diğeri ewan..babasını lara’da kıskanmıştı, çünkü lara hamileydi, latty’e..”

delora elini ağzına kapatırken favian devam eder

“ama gerçekten istemeden olmuştu, biananın kontrol edemediği tek şey kıskançlığıydı..”

 

delora sessizce ewan’ın sarıldığı kızı izliyorken daha sonra göreceği şeyleri tahmin etmeye başlamış, ama yine de görmeden inanmak istemiyordur..

 

 

SOUNDTRACK

MISSY HIGGINS – THE RIVER

 

 

luplex’e yine gece çökmüşken delora ve favian sarayın etrafında dolaşıyordur, genç kadın kollarını kendisine sarmış, favian’ı dinliyorken genç adam birazdan görecekleri şey hakkında hikayesini anlatıyordur

 

“lara’nın kazasından 6 ay sonra biana babasından çok uzaklaştı, nestor da yakınlaşmak için bir sebep görmüyordu, o sıralar cartela sürekli siyasal problemler çıkarıyordu, lara hamileydi, nestor kızla ewan’ın ilgilendiğini bildiği için çok da oralı olmadı..”

“nasıl bir düşüncesizlik bu?”

“kendi kızını öldürtecek kadar büyük bir düşüncesizlik..”

 

deloranın gözleri büyürken favian başını sallar

“nestor o olaydan sonra önce lenalda’yı gönderdiği yerde öldürtmek için adam yolladı ama lenalda tehlikede olduğu haberini bir şekilde almış olacak, ortadan kayboldu..”

“ewan..”

 

favian gülümseyerek başını sallarken delora da rahatlamıştır, ikisi hala yürüyorken genç adam devam eder

“o süre içinde biana bir daha annesiyle konuşamadı, ama kendi kendine gittikçe güçleniyordu. bir gece nestor kızını öldürtmek için adamları ayarttığında bu sefer ewan’dan gizli yapabilmek için her şeyi denemiş ama başaramamıştı. işte o akşamdayız, birazdan sarayın kapıları açılacak..”

 

delora favian’la beraber o tarafa bakarken gerçekten de hemen sonra ağır kapılar iki yana açılır, ewan ve biana el ele koşarak merdivenleri inerken genç adam arkasına bakıyordur, karanlık avluda kimse görünmüyorken biana korkudan titriyor, saçlarını kulaklarının arkasına atarak ewan’a bakar, genç adam onu önüne almış, omzularından tutarak gözlerinin içine bakıyordur

 

“annenin söylediklerini hatırlıyorsun, değil mi?”

biana başını sallarken hemen sonra atılarak ewan’a sarılır

“korkuyorum!”

ewan onun saçlarını öperken mırıldanır

“korkma..su seni hasta etmez, değil mi?”

biana yine başını sallarken ewan onu kendinden ayırır

“bir şey olmayacak biana, annen seni bekliyor-“

“ya boğulursam ewan!?”

 

ewan hayır, boğulmayacaksın diyorken deloranın gözleri büyüyordur, o gece, biananın geceliği, saçları-o kız, göle koşarak içine dalıp kaybolan küçük kız bianadır..

 

 

biraz sonra saraydan iki görevli biana’yı aramak için bahçeye çıkmış, ikisinin sesleri duyuluyorken ewan bianaya döner

“koş! arkana bakmadan koş ve göle git biana, sakın korkma ve geri dönme, anladın mı beni?”

biana ağlıyor, tamam diyerek başını sallarken tekrar ewan’a sarılır ve titreyen elleri genç adamın sırtına tutunuyorken ewan istemeyerek de olsa kızı kendinden koparır ve göl tarafına iter

koş!

biana ağlayarak elini ağzına kapatır ve arkasını dönerek tüm gücüyle koşmaya başlarken buz gibi hava yüzüne çarparken yanağından akan yaşlar yüzünü yakıyordur, biana arkadan gelen sesleri duymamaya çalışarak koşarken hayatı boyunca yaşadığı şeyler onun o küçücük kalbine o kadar ağır geliyordur ki..

 

küçük kız titreyerek ağlamaya devam ediyor, gölün kenarına geldiğinde nefes nefese durur, simsiyah sulara bakarken gözleri büyür, kendini bildi bileli oynadığı sular şimdi ona korkunç bir cehennem gibi geliyorken gözlerini kapatır ve bir adım atarak suya girerken buz gibi su küçücük ayaklarına milyonlarca iğneler batırıyor, ama biana ewan’ı dinliyor, annesine kavuşacağını biliyorken aklından suyun sadece başkalarına soğuk olduğunu, onu hasta edemeyeceğini, canını acıtamayacağını düşünerek bir adım daha atarken her seferinde damlalar tenine daha da ılık vuruyor, sonunda beline kadar girdiğinde küçük kız gözlerini açarak etrafına bakıyordur, arkasını dönerek geri kalmış saraya, tek tük ışıklara, evine bakarken dudağını ısırarak önüne döner ve yürümeye devam ederken nefesini tutarak tamamen suya girer, suyun üzerinde yüzen simsiyah saçları da biraz sonra tamamen karanlık sulara karışırken küçük biana’nın yatağı bir daha asla ısınmayacaktır...

 

 

“ben.. ben bunu gördüm!”

“evet gördün, tesadüfen bunu seçip göstermek istedim.. en sevdiğim parçadır..”

 

delora dehşetle genç adama bakarken favian suyu işaret eder

 

“annesine kavuştu!”

“ben öldü sandım!”

“biana hala etrafta dolaşıyor-“

“ben onun biana olduğunu nereden bilebilirim?!”

 

favian doğru derken delora homurdanıyordur, biananın gidişiyle yapayalnız kalmış bahçeye bakarken sorar

“sonra ne oldu?”

“biana yıllarca ortada görünmedi..”

“kaç yıl?”

“9 ya da 10.. tam olarak bilmiyorum, görünce sen karar ver..”

 

delora peki diyerek bekliyorken favian onun elini tutar ve ikisi başka bir yerde belirdiklerinde delora iç çekerek etrafına bakıyordur

“yeni bir ev mi?”

“değil.. ewan’ın evi..”

delora kaşlarını çatarken favian yine neyin nerede olduğunu biliyor, gidip bir koltuğa otururken delora eşyaları inceliyordur, mırıldanır

“ewan’ın evi de mi varmış..”

“sizin dönemden kimse bilmiyordu..”

 

delora hıhımlarken koyu yeşiller ve kahverengilerin olduğu evde yürüyordur, biraz sonra dış kapının sesi duyulurken delora favian’a bakar

“ewan?”

genç adam başını sallarken oturduğu koltuktan kalkar, hayatından bezmiş bir ewan içeri girerken favian konuşur

“savaş çıktı çıkacak, cartela lupobayı da yanına çekiyor, onlar ittifak oluştururken ewan ordunun başına yeni geçmişti, sürekli çalışıyor, yoruluyor, ondan böyle..”

delora başını sallarken ewan az önce favian’ın oturduğu koltuğa yığılmış, yavaşça kafasını kaşıyorken bir an sonra genç adamın arkasında genç bir kadın belirir ve ellerini ewan’ın eliyle beraber sarı saçların arasına sokarken ewan irkilerek kalkıyor, delora 18-19 yaşlarında görünen biana’yı ilgilyle izliyordur...

 

 

SOUNDTRACK

MISSY HIGGINS – THE SOUND OF WHITE

 

 

biana?

 

simsiyah saçları omzularından dökülen genç kız gülümserken ewan gözlerini kapatarak tekrar koltuğa yığılır, biana onun etrafından dolaşarak önüne gelir ve dizlerine tutunarak eğilirken ewan ona bakıyordur

 

“iyisin..”

“iyiyim..”

 

ewan uzanarak genç kızın yüzünü tutarken biana gözlerini kapatarak başını onun eline eğer, ewan da aynı şekilde gözlerini kapatmış, bir an aralarındaki sessizliği dinlerken biana onun elini indirerek kalkar ve uzanarak ewan’ın dudaklarını örterken genç adam derin bir nefes alarak genç kızın saçlarından ellerini geçirerek onu kendine çeker...

 

 

“tanrım..”

“ilk gelişi değildi..”

delora kelimelerini kaybetmiş, öpüşen çiftten bakışlarını alıp favian’a döner

“hiç ortalarda görünmemesi başkaları için miydi?”

genç adam başını sallar

“sadece buraya geldi, senelerce, sadece ewan’ı gördü-“

“tanrım, ewan..”

“ewan senelerce onu herkesten sakladı. biana annesiyle beraber olduğunu, iyi olduğunu söyledi ama nerede olduklarını hiç söylemedi. ewan ne zaman sorsa, cevabı ben seni bulurum oldu..”

delora parmaklarını dudaklarına kapatmış, sessizce öpüşen ve birbirlerini sarılıp orda öylece kalan çifte bakıyorken aklı allak bullak olmuştur..

 

 

 

“nasıl bu kadar büyük bir şey bir anda yok oldu-neden? biana neden böyle oldu-anlamıyorum! hızlı gidemez miyiz!?”

favian ona bakarken kaşlarını çatar

“bunları bu sırayla aklıma yerleştirmek ne kadar zamanı mı aldı biliyor musun sen?”

delora arghlarken favian sabırlı olmasını söylüyordur, o sırada oturdukları odanın kapısı açılır ve ewan kucağındaki biana’yla kapıları çarparak odaya giriyorken delora irkilerek geriye, favian’a yaslanır, genç adam sırıtırken delora bunu görmek zorunda olup olmadığını soruyordur, favian onu yataktan kaldırıp daha uygun bir köşeye çekmekle cevabını verir..

 

 

biana yatağa atıldığında güler, üzerindeki ewan da sırıtıyorken genç kadın onun saçlarını eliyle iterek güzel gözlerine bakar

“beni ne kadar seviyorsun?”

“o ne demek-“

“çok diyeceksin..”

ewan gözlerini devirirken biana ciddileşmiştir, ewan’ın yüzünü tutarak konuşur

“beni seviyor musun?”

ewan onun gözlerindeki karanlığa bakarken ne olduğunu merak ediyordur

“biana bir şey mi-“

“bir şey yok-kolay bir soru soruyorum ewan!”

ve genç kadın onu üzerinden iterek kalkarken ewan yutkunarak onun sırtından aşağı süzülen saçlarına bakıyordur

“seviyorum-tabii ki seviyorum! tanrı aşkına biana, hayatım seni sevmekle geçti-“

“o zaman söyle! sana sormadan söyle! hissettir ewan!”

genç kadının gözleri dolarken ewan oturduğu yerden kalkar ve ona sarılır, biana onun göğsüne saklanarak sessizce ağlarken genç adam saçlarını okşuyor, sorar

“bir şey oldu, değil mi?”

biana başını sallarken ewan’ın gömleğine tutunuyordur

“evimi özledim..”

ewan gözlerini kapatarak dudaklarını gecenin siyahından saçlara yaslarken biana titreyerek iç çeker, genç adam onu yavaşça kendinden iterek gözlerinin içine bakarken konuşur

“senin evin benim, benimki de sen..sen evini her özlediğinde ben buradayım.. asıl ben özlüyorum-“

“elimden geldiğince sık gelmeye çalışıyorum!”

“biliyorum-kızmıyorum, sadece söylüyorum, hissettiriyorum..”

biana yine hafifçe titrerken gülümser ve genç adamın yüzünden tutarak kendine çekerken dudaklarına uzanır...

 

 

biana bu sefer daha nazik bir şekilde yatağa yatırılırken ewan elini yavaşça genç kadının kazağından içeri sokuyor, karnını, belini, sırtını sararak kendine çekiyorken biana gülümseyerek kendini ona bırakır, biraz sonra kazağı belinden sıyrılarak başından çıkarken ewan kazağı bir köşeye atıp genç kadının bembeyaz tenine eğilir, biana yutkunarak hayatı boyunca bildiği tek sıcak şeyin boyunundan yavaşça göğüslerine inmesini hissederken dudaklarından hafif bir ah dökülür, ewan’ın saçlarına götürdüğü eli havada küçük bir daire çizerek ikisini de giyisilerinden kurtarırken ewan biananın tenine güler, genç kadını yatağa bastırarak bacaklarının arasına geçerken biana siyah saçlarının oluşturduğu yastıktan ona bakıyor, gülümser, ewanın sıcak nefesinden çıkan bir seni seviyorum aralarında dolaşırken biana gözlerini kapatarak belini kaldırır ve genç adamı içine alırken ewan uzanarak onun dudaklarını buluyor, karanlık ve sessiz odada ikisinin beyazlığı tek duyulan şey oluyordur...

 

 

delora ve favian odadan çıkmışlarken genç kadın kollarını kavuşturmuş, salondaki koltukların birine kendini bırakır, onun karşısındakine de favian otururken delora başını kaldırarak ona bakar

“bana neden bunları gösteriyorsun? biana’ya yardım mı edeyim? o aslında iyi bir kadın mı? neden favian?”

genç adam bir saniye için durup düşünür, sonra derin bir nefes alarak arkasına iyice yaslanırken sorar

“yardım et desem edecek misin?”

“elbette hayır-“

“neden?”

“çünkü o kadın bir şeytan-“

“sence şu anda ewan’la sevişen kadın bir şeytan mı?”

“o biana değil-“

“kim öyleyse? biana neden kötü? şu ana kadar neye, kime zarar verdi? hanginizi öldürdü-“

“latty’i haşladı-“

“ewan’ı kıskanıyordu.”

“NE-ewan’ı öldürmeye çalışıyor!”

favian bunun üzerine sadece gülümserken delora inler ve iç çekerek başını eğer, sonra tekrar kaldırırken sorar

“daha neler göreceğim?”

“çok şey.. bittikten sonra az önceki soruyu tekrar soracağım-“

“ne kadar daha böyle dolaşacağız?”

“bilmiyorum.. hiçbir zaman gerçekte ne kadar sürdüğünü bilemedim, ben de seninle anlarım-“

“saat, gün, ay, yıl!?”

“bilmiyorum delora-“

“bilmen gerek!”

“neden? yetişmen gereken bir şey mi var?”

“evet, düğünüm!”

 

favian’ın gözleri büyürken delora yüzüğünü göstermek için elini kaldırır ama parmağının boş olduğunu görünce feryat ederek ayağa fırlar

“yüzüğüm! düşmüş-tanrı bilir nerede düştü-bir dakika..”

delora kaşlarını çatarak bir an düşünür, kafasından bir kaç hesaplama yaparken favian’a bakar

“gerçek dünyada baygın mı yatıyorum, yoksa yok mu oldum?”

“bilmem-“

“ne biliyorsun favian?!”

genç adam deloranın öfkesiyle oturduğu yerde gerilerken genç kadın ellerini saçlarından sokar

“döndüğümde beynim allak bullak olursa-“

“olmaz-“

“sen anlamazsın-“

“olmaz diyorsam olmaz delora-“

“ya nişanlandığımı unutursam-

“unutmazsın-“

“sus! sesli düşünüyorum!”

 

favian gözlerini devirerek susarken delora mırıl mırıl konuşmaya devam ediyordur, o sırada yatak odasından bir çığlık gelirken delora anında susar, favian ellerini birbirine sürterek kalkarken konuşur

“gel bakalım..”

delora derhal favian’ı takip ederken ikisi az önce dışarı süzüldükleri kapıdan tekrar içeri girerler..

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >