CRASHED405 - #12 - PAINTED ON MY HEART

“ölmüş mü

 

“ölmüş mü!?”

vien gözlerini devirerek irinayla birlikte hasta odasından çıkarken başını iki yana sallar

“ölmemiş ewan, ama çok yorulmuş-“

“o kadar çok sevişen var ki-“

“tam tersi olmalı ewan..”

ewan tutku tanrıçasına bakarken irina açıklar

“biri içindeki tutkuya set çekiyor, olmaması için zorluyor, hem de o kadar zorluyor ki dorian onun kollarında kendini kaybediyor..”

ewan kimmiş o diyecekken bir an sonra kendi cevabı verdiğinde kaşlarını çatar

“ben bir şey yapmıyorum! kim gelirse öptüm!”

“hala içinde birikmiş büyük bir tutku var ewan ve dorian sana bağlı olduğu için acı çekiyor, kime karşı koyuyorsan şimdi vazgeçmen gerek-“

“vazgeçmezsem ölecek mi?”

irina henüz değil derken ewan alnını kaşıyarak odanın kapısındaki camdan içeri bakar, vien ve irina onu izliyorken ewan dönerek tanrıçaya bakar, sonra ellerini cebine sokarken irina gülümseyerek vien’e döner

“biz gidelim vien, ewan dorian’a göz kulak olabilir..”

vien ama.. diyecekken, irina genç kadını omzundan tutarak döndürüyordur, vien arkasına dönüp ewan’a bakar ve gözleri büyüyerek neden ortamdan uzaklaştığını anlarken gülümseyerek önüne döner ve irinayı takip eder...

 

 

“marcell..uyan...”

dorian hiçbir şey duymuyorken ewan bir şeyler homurdanarak yatağın yanındaki iskemleyi çeker ve otururken dorian’ın yüzü ona dönüktür, ateş kıran uyuyorken ewan genç adamın yüzüne bakar

“uyanmazsan nasıl yapacağım geri zekalı?”

dorian buna da cevap vermezken ewan başını eğerek alnını kaşır ve tekrar kaldırırken dorian hala uyuyordur, inadına mı yapıyordur bilmiyordur, ama ewan şimdiye kadar onun serbest bıraktığı tutkudan adamın bir anda ayağa fırlamasını bekliyorken demek ki serbest bıraktım demekle olmuyordur, bir şey yapması gerektiğini biliyor ama ne olacağını kestiremiyorken biraz sonra yutkunarak durur ve önündeki kızgın adamı bir seferde ona bağlayan şeyi hatırlayarak bakışları ateş kıranın dudaklarına indiğinde gözlerini kapatarak derin bir nefes alır ve tekrar açarken dorian’a son bir kez bakar

“hangimiz efendi hangimiz köle bilmiyorum..”

ve uzanarak dudaklarını dorian’ın dudaklarına kapatırken dokunduğu ateşle derin bir nefes alır..

 

 

SOUNDTRACK

MY CHEMICAL ROMANCE – HOUSE OF WOLVES

 

 

ewan sakince dorian’ı öpüyorken bir an sonra ensesinin yakalanmasıyla irkilir ve o da elini o tarafa atarken dorian uyanmış, hayat bulmuş, ağzını açarak ewan’ın gitmesine izin vermiyordur, ewan dudaklardan sonra ağzının içine kaynayan lavların aktığını hissediyor, kapalı gözlerinin ardında yangınlar patlıyorken dorian yattığı yerden doğrulur ve başını geri çekerek önündeki allak bullak olmuş adama bakar

“öldürmek için başka bir yol mu buldun?”

“james’le kendine geldiğini sanıyordum-“

“yanlış sanıyormuşsun.”

ewan iyi diyerek ateş kıranı yakalarından çektiği gibi kaldırır ve dudaklarına yapışırken dorian adeta pilinin dolduğunu hissediyordur, karşı koymaz...

 

 

“sabahtan beri kimseyle yatmadım marcell, ne dersem onu yap..”

dorian öfkeyle ewan’a bakıyorken genç adamı iterek karşı duvara atar

“sabahtan beri bana acı çektiriyorsun, asıl sen ben ne dersem yapacaksın.”

“efendin ben değil miyim-“

“efendimi şimdi becererek susturacağım, kapa çeneni.”

ewan suratına bir yumruk yerken hala suratının tek parça olmasına şaşıyor, burnunu tutarak dorian’a bakar, ateş kıran onun elini iterek gömleğini iki yanından tutarak parçalar, ewan ağzı açılmış, dehşetle kendine tecavüz edilmesini izliyorken bir kası da kalkıp ona adamı üzerinden itmesini söylemiyordur, dorian pantolonun kemerini de açıp hızla çeker ve tek hamlede odanın diğer köşesine yollarken ewan pantolonuna uzanan pençeleri tutar

“sakin!”

“kes sesini dedim.”

ewan karanlıklardan gelen ses tonuyla diken diken olurken diken diken olduğuna da şaşırıyor, toptan bir hayret içerisinde dorian’ın onu soymasını izliyorken biraz sonra ateş kıran onu eline aldığında küfreder...

 

 

ewan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyor, ama onu kavrayan el adeta ona işkence ediyorken nasıl yapıyorsa tam boşalacağını sandığında tekrar başa dönüyor gibidir, dorian sanki ewan’ın varlığını unutmuş, elinde tuttuğu şey onun yaşam kaynağıymışçasına her santimini hissediyorken ewan ona dokunmuyor, onunla konuşmuyor, sadece izliyordur, dorian biraz önce kapattığı karanlık gözlerini açarak ewan’a bakarken genç adam başını duvara adeta mıhlar, göğsü inip kalkıyorken dorian onu sıkarak yaklaşır ve tekrar dudaklarına saldırırken ewan genç adamın başını tutarak karşılık veriyordur, dorian inleyerek geri çekilir ve başını eğerken ewan konuşur

“hala mı canın yanıyor?”

dorian başını sallarken ewan onu omuzlarından geriye iterek yatağa götürür ve son hamlesiyle iterek yatağa düşürürken dorian üzerine gelen adamla gerileyerek iyice yatağa yerleşir, ewan onun üzerine çıkarak bacaklarının arasına girerken dorian kaşlarını çatar, sarışın adam sırıtarak başını eğer ve ateş kıranın sertliğine bakarken eli pantolonun kumaşında dolaşıyordur, tekrar başını kaldırıp ona bakarken konuşur

“çok kullanışlı bir şey öğrendim..”

dorian neymiş derken ewan dudaklarının arasından anlaşılmaz bir şeyler fısıldar ve o anda bütün giysiler toz olup uçarken dorian yutkunarak ona kilitlenmiş gri gözlere bakıyordur, ewan tek bir kelime daha etmeden dorian’ı ensesinden tutar ve uzanarak kendini ona bastırıp dudaklarını öperken dorian güçsüz, ona tutunur...

 

 

dorian dudakları sırılsıklam olmuş, ewan’ın gitmesine yine izin vermiyorken genç adam bir yandan onu öpüyor, diğer yandan içeri girmek için uygun zamanı kolluyordur, dorian onun ne düşündüğünü duymuş olacak, elini aralarına sokar ve ewan’ı kavradığı gibi kendine dayarken ewan onun dudağını ısırarak kendini iter, dorian inleyerek acıyla kaşlarını çatarken ewan başını geri çekerek sorar

“daha önce hiç-sen..hiç yapmadın mı?”

dorian dişlerini sıkarak başını geri atmış, hırıldayarak konuşur

“yapmış gibi bir halim mi var crash-tanrı aşkına hareket et!”

ewan bir an daha altında yatan adamı izler ve adice bir zevkle kendini geri çekerek tekrar iterken dorian’ın boynundaki damarlar daha da belirginleşiyordur, ewan uzanıp ateş kıranın can damarını yalarken derinin altından akan kaynar kanın tadının adeta alıyordur, dorian her darbede daha da kasılıyorken ewan genç adamın kulağına eğilir

“acından zevk al dorian..”

dorian kulağına vuran sesin bir emir olduğunu hissetmiş, ewan’ı tutarak kendine çekerken genç adamın bütün uzunluğu içine girdiğinde acıyla haykırarak aynı anda boşalır...

 

 

“erken bittin..”

dorian karanlığından uyanırken üzerindeki adama bakar, konuşur

“bittim mi sanıyorsun? bütün bina tutkudan ölürken kendi kendime yapabileceğim bir şey mi beni bitirecek?”

ewan gri gözleri sertleşirken ona bakar, dorian dirsekleri üzerinde dikleşirken fısıldar

“14 yaşında mısın kaptan? bir postere bakarak biraz oynamış gibiyim..”

ewan burnunda soluyorken dorian sırıtır, onun boynuna fısıldar

“istersen ben göstereyim?”

ve onun bir şey demesine fırsat bırakmadan dikleşir, onu yere düşecekken tutup yatağa atarken üzerinde, ona bakar, ewan konuşur

“izin verir miyim sanıyorsun-“

“yapmam için ölüyorsun, kimi kandırıyorsun?” ve onu öperken ewan inler, dorian zaferle sırıtırken sırtındaki eli hisseder, ewan onu kendine çekerken dorian kendini ona bastırır..

 

 

ewan başı yastıkta, daha önce hayatında bu kadar tutkuyla öpülmemiş, tüm kanın vücudunda dolaştığını hissediyorken kulakları havadan uğulduyor, altındaki toprakta yatağın ileri geri kıpırdayışını hissediyordur, ateş üzerindeyken genç adam başını kurtararak nefes nefese, diğer tarafa bakarken dorian sorar

“ne oldu-“

“iyiyim-nefes-“ dorian onun çenesini ısırıyorken elleri onun göğsünde iniyor, parmakları ıslak tende kayıyorken fısıldar

“bunlar benim..”

ewanın gözleri şimşek gibi ona dönerken dorian sırıtarak onun göğsünü öpüyor, ona bakarken fısıldar

“sen yaptın..” tekrar öperken ewan nefesinin gittiğini hisseder, dorian biraz yalarken ewan gözlerini kapatır, hırıldar

“adisin marcell-“

“ateş yakar kaptan-“ ewan onu saçlarından yakalar ve başını gererken dorian ona bakar, ewan da ona bakarken bir an sonra onu bırakır, dorian sessiz, onun göğsüne eğilirken parmakları onu kavrar, dudaklarını ısırarak alçalır, onu boydan boya yalarken bu sefer ewan ilk dokunuşta gelen olur, dorian ateşin fırlamasını izliyorken kaşını kaldırır..

 

 

ewan bütün gün biriken her şeyin ondan aktığını hissediyorken bu dorianı durdurmuyor, genç adam onu ısırmaya, sıkmaya devam ediyorken ewan çarşafları sıkarak küfreder, dorianın gülümsediğini hissederken o güçsüzdür tamam mı, dört elementle uğraşıyordur, sadece ateş olmak kolaydır,-

“sen öyle san..” ewan yüksek sesle söylediğini fark ederken dorian üzerinde, ona bakarak konuşur

“bütün gün kimleri istediğini hissettim, nesi kolay bunun-“ ve onun üzerine uzanırken onun üzerinde, ama ona dokunmuyor, fısıldar

“her orgazmda ben daha çok acı çektim, seni bekledim, istedim, delirdim ewan, ama gelmedin..”

ewan adını onda duyuyor, ona bakarken dorian fısıldar

“beni yine itecek misin? yoksa bu sefer gerçekten hissedecek misin?”

ewan titrerken kendini zayıf hissediyordur, dorian gülümser

“ben seni korurum kaptan..” ve eğilerek onun dudaklarını örterken ewan kendini kaldırarak ona dayar, bunu yaptığına inanamazken bacağını onun beline dolar, kendine bastırırken dorian ona gülümser, zaten ıslak olan eli aralarında dolaşıyor, ewanı ıslatırken genç adam gerilerek başını geri bastırır, dorian onun açılan enfes boynunu öperken kendini iter, ewan onu içinde, tam merkezinde hissederek haykırırken dorian onu omzundan kendine çeker..

 

 

“dorian-luslo aşkına-“ dorian gülümserken fısıldar

“kim derdi ki melek gibi olacaksın-“ ewan gülerken gözleri kapalı, konuşur

“evet, mezarıma yazarsın, melek gibi gitti diye-“ dorian da gülerken kendini iter, ewan yatağın metal demirini tutarken yutkunur

“marcell, ben-“ dorian evet derken onun göğsünü ısırır, ewan inlerken ondan nefret ediyor, konuşur

“bunlardan sonra bahsetmeyeceksin-“

“her gün konuşacağım-“ ewan küfrederken dorian onun dudaklarını örter, genç adam onun dudağını yakalar ve ısırırken dorian bağırır, ama ewan aldırmıyor, bir kolunu metalden çekerek onun boynuna dolar, kendine çekerken dorian yatağa tutunarak kendini ona gömer, ewan onu bırakarak başını altındaki yastığı alıp bir yere fırlatır, artık düzleşmiş, böylece onu daha çok kendine çekerken dorian ona bakar, ewan al al olmuş, gözleri yanıyor, ona bakarken dorian bir an bunu her gün görmek ister, her gün onu bu hale getirmek isterken ewan nefes nefesedir, yutkunurken dorian sanki onu hisseder, kendisi nefessiz kalırken kendini çeker, ewan gözlerini kapatırken dorian kendini iter, o anda ewanın kendini kastığını duyumsarken onun üzerine düşer, ewan onu tutarken dorian geliyor, boşalıyor, akıyor, kendini teslim ediyorken ewan onu tutuyordur, göğsü inip kalkıyor, tekrar yutkunurken dorian gözleri kapalı, başının dönmesiyle karanlığa yuvarlanırken ewanın onu başından öptüğünü duyumsamaz..

 

 

“geldiler bak!”

 

latty ve delora o tarafa dönerken ewan gömleğinin yakalarını düzelterek içeri giriyor, dorian siyah gömleğinin kollarını kıvırıyorken vien iç çeker

 

“ben izleyebilirdim..”

 

delora onun omzunu patpatlarken latty ewan’la göz göze gelir ve kaşını kaldırırken kaptan crash kraliçeye göz kırpar ve gülümseyerek ilerlerken mia elinde bir dosyayla gelmiş, dosyayı adeta ewan’ın suratına fırlatır

 

“buna bakacakmışsın!”

 

ewan dosyayı tutarak mia’nın ona küfrederek yürümesini izlerken yüzünü buruşturur, o sırada içeri pierce giriyordur, onu gören james bir hışımla nerede olduğunun hesabını sorarken pierce sırıtır, opal gözlerini devirerek oturduğu yerde yerleşirken james ona da susmasını söyler, ne demektir latty’i öpmeler falan, opal ben bir şey demedim diyerek ellerini kaldırırken loret ve chris konuşulanları duymuş, loret şaşkınlık, chris beyin felciyle opal’e bakıyorken sarışın iblis gülümsüyor, onun yanına gelen eşi ne olduğunu soruyorken opal kraliçeyi öptüm diyordur, brian bir de ben öpeyim diyerek etrafına bakınırken sienna ve eidan karşılaştıkları gibi tekrar arkalarını dönüp uzaklaşıyor, sienna conrad’a çarptığında gülümsemesi yerine geliyorken conrad gözlerini devirerek onun saçlarını karıştırıp yürümeye devam eder ve yan masadaki kate’le bakışırken kraliçe gülümseyerek yanındaki kocasına dönüyordur, jensen conrad’ın arkasından bakarak kaşlarını çatar

 

“onunla mı yaptın?”

 

kate a-a çok ayıp  diyerek kocasını öpüp sustururken bir anda oturdukları masanın üzerine bir şey düşer, ikisi de irkilerek başlarını çevirirken eidan ashley’i masaya yatırmış, içercesine öpüyordur, kate’in gözleri büyürken arka taraftan bir şeyler daha düşmüş, john içeri adımını atar atmaz andreayı oturduğu yerde yakalamış, bütün kalemleri dağıtarak öpüyorken damien şokla onları izliyor, scott elindeki kağıtları düşürüyordur, arkadaki masaların birinden opalin inlemesi duyulurken herkesin başı otomatik olarak o tarafa döner ve elini ağzına kapatarak masanın üzerindeki opal ve pierce’ı izleyen loret’i görürken james elleri belinde, olayın gidişatını izliyordur, o sırada jason orada belirmiş burada neler oluyor demeye kalmadan çenesinden çevrilerek dudakları taciz ediliyorken genç adam onu öpen latty’i tutarak kaldırır ve kucağına alırken conrad bir yerlerden hey!liyordur, onun hey’ine edward’ın kapıdan giren öfkeli bağırışı karışıyorken ewan delialonayı babasının önünde duvara yaslamış ne arıyorsa onda buluyordur, oreon o manzarayla da bir güzel sarsılırken dorian olay yerine girerek kocasını sakinleştiren wusla’ya bakıyor, delora ewan’ı delia’dan ayırmaya çalışıyorken lobiye giren livann karşılaştığı manzarayla donuyordur, her köşede birbirine bağıran ya da bir diğerini öpen insanlar görünüyorken arkasından gelen luther genç kadını iterek içeri girer ve etrafına bakarak cuslov’u gördüğü gibi o tarafa giderken genç kadının calis’in yanından aldığı gibi dudaklarına yapışır, onun arkasından koşan julianne çok geç kaldığını görmüş, calis’ten özür diliyorken elindekileri livann’a uzatarak genç adamı cuslov’un üzerinden çekiyordur, elleri dolan livann arkasını dönüp çıkmaya yeltenirken önüne geçen dorian’la durur ve bir an sonra elindeki dosyalar düşerek genç adamın dudaklarına dokunuşunu hissediyorken kalabalığın ortasında loret ellerini açarak bir çığlık atar, herkes olduğu yerde kalırken masa üstündeki opal son anda düşmekten kurtulmuş, arkadaşına bakıyordur, seks tanrıçası aklını kaçırmış insan sürüsüne bakıyorken nefes nefesedir, o sırada içeri genç tanrıçanın güzeller güzeli annesi giriyorken herkes olduğu yere yığılarak derin bir nefes alır...

 

 

irina içeri girdiğinde önünde oluşan kaosa bakarken yüzünü buruşturur, loret feryat eder

 

“anne yeter!” herkes genç kızılın annesine bağırmasıyla bir ayılırken irina konuşur

“ama benim elimde değil ki-“

“nasıl olmaz! bu kadar insan kendi ellerinde hallettiler, bunun tanrıçası kendini tutuyor!”

 

dorian ‘efendim?!’ diyerek baygınlık geçirecekken pierce konuşur

 

“kim peki?! james mı?”

 

james ‘ne?!’ diye sıçrarken irina pierce’a bir bakış atar, genç adam sırıtırken ares konuşur

 

“irina, bu deliliği izlemek beni ne kadar güldürse de, lorenia haklı, zıvanadan çıkmaya başladılar..”

“seni eğlendirdiğim için mutluyum ares, ama bu bir anda çözebileceğim bir şey değil..”

 

ares gözlerini devirirken latty sorar

 

“kabalık etmek istemem.. ama ortada arzulanan biri mi var?”

 

george ben miyim diye sorarken irina ona gülümser, bu bile erkek kesimini uyarırken loret bağırır, annesi toparlanırken genç kadın feryat eder

 

“anne, bak buraya felaketleri sonlandırmaya geldik, ama devamlı seks yapıyoruz! ben bile yoruldum! kocamı istiyorum artık!”

 

kocası ilerde ona awlarken yanındaki latty kendini ondan bir ayırır, loret onlara bir bakış atar, sonra annesine dönerken irina üzüntüyle konuşur

 

“ben iyiyim lorenia.. odama çekiliyorum-“

“HAYIR!”

 

irina hepsinin, masanın, bağırmasıyla onlara bakarken ewan konuşur

 

“dorian acı çekiyor..”

 

bu sefer oreon kaptana dönerken ewan mırıldanır

 

“çekmiyor mu?” irina iç çekerken konuşur

“dorian, üzgünüm.. gerçekten.. hepiniz kendinizi işlerinize verin, lütfen..”

 

ve genç kadın dönerek kapıya giderken geride biri konuşur

 

“irina..”

 

irina dönerek o tarafa bakarken bu kadar kalabalığın gerisinde, bütün gün görünmeyen adam duruyordur, loret fısıldar

 

“jack, lütfen.. delirmek üzereyim..”

 

jack yürüyorken irina konuşur

 

“jack, hayır.. bundan daha güçlüsün-“

ben öyleyim.. sen öyle misin?”

 

irina ona bakıyorken kalabalık ikiye ayrılıyor, tanrıya yol açıyordur, jack irinaya ilerliyorken konuşur

 

“kanatları boşaltın, kimse odalara çıkmasın..”

 

oreon yutkunurken james masaya duydunuz diyordur, hepsi başlarını sallarken irina önüne gelen adama bakıyor, gözleri büyümüş, fısıldar

 

“yapma.. lütfen..” jack şiştler, onu döndürürken irina onun dokunuşuyla gözlerini kapatır, sonra yürürken kapı kapanınca herkes bir süre aval aval kapıya bakar..

 

 

SOUNDTRACK

THE CULT – PAINTED ON MY HEART

(J/I :X)

 

I thought you'd be out of my mind, and I'd finally found a way to learn to live without you

I thought it was just a matter of time, till I had a hundred reasons not to think about you

But it's just not so, and after all this time, I still can't let go

I've still got your face, painted on my heart, drawn upon my soul, etched upon my memory

And I've got your kiss, still burning on my lips, the touch of your fingertips, this love so deep inside of me

I've tried everything that I can, to get my heart to forget you, but it just can't seem to

I guess it's just no use, in every part of me, is still a part of you

 

 

irina açılan kapıdan içeri girerken yutkunur, elleri önünde, bileğindeki bileklikle oynuyorken bakışları düşünceli, fısıldar

“jack, bu iyi bir karar değil-“ jack kapıyı kilitlerken irina titreyerek susar, ona bakarken jack de ona dönüyor, konuşur

“değil mi sence? gezegeni yakacaksın neredeyse, bu inat niye? sabah gelsen hallederdik..”

irina hafifçe gülümserken cevaplar

halletmek istemiyorum ama.. bu-biz.. olmaz..”

jack ona bakıyorken sorar

“neden olmasın? eskiden oluyordu..”

“o eskidendi jack.. bunlar yaşanmadan önce-“

“zamanı sarmamı ister misin? o günlere? evet demen yeter, kimseden korkum yok, biliyorsun..”

irina özlemle ona bakarken cevaplar

“istemez miyim sanıyorsun? ama hepimizin yaşaması gereken gerçekleri var..”

jack ona bakıyor, konuşur

“bu da onlardan biri.. bana yalan söyleyebilirsin, kendine de söyleyebilirsin, ama sen tutkunu kontrol edemezsin.. hiç edemedin..”

irina gülümserken cevaplar

“bunu diğerleri bilmezse sevinirim..”

jack gülümserken yüzü aydınlanır, o nadir anlardan biri irinaya bakarken konuşur

“sadece benim çevremde tutamadığına göre, bilmelerine gerek yok..”

irina bakışlarını kaçırırken jack yüzü onunkinin yanında, fısıldar

“yine eirina olamaz mısın? bir gecelik? bunu hak etmiyor muyuz?”

“eirina çok geçmişte kaldı-“

“ama hala orda-“ genç adam onun kalbine işaret parmağıyla dokunurken irina gözlerini kapatır, o anda kızıl, upuzun, uğruna ölünecek saçlarıyla, pürüzsüz teniyle, çocuklarının hiç görmediği eirina ortaya çıkarak ona bakarken jack de ona bakar..

 

 

“o kadar zor ki.. böyle bir günde kendimi tutmak..”

 

irina ona bakıyorken konuşmuyordur, biliyordur ki ağzını açarsa her şey bitecektir, jack onu izliyorken fısıldar

 

“bunu hak etmiyoruz irina, bu gece hiç hak etmiyoruz.. sabah devam ederiz..”

 

irina cevap vermezken jack gözlerini kapatarak ona eğilir, irina da gözlerini kapatırken onun varlığını duyuyor, bekliyorken dudaklarını örten serinlikle yutkunur, ikisi de bir an dururlarken bina titrer, ama onlar duymazken irina hafifçe dudaklarını aralar, jack bir adım daha atarak onun başını tutarken irina kendini ona açar..

 

 

irina titriyor, dudaklarına çarpan nefesi duyuyorken içindeki arzu yükseliyordur, daha fazlasını istiyor, onu parçalamak istiyordur, bunu fark edince hızla geriler, ama jack onu bileklerinden yakalarken konuşur

“tamam, tamam-“

“jack, seni öldürürüm-“

“öldüremezsin, hiçbir şey yapamazsın! ben dünkü çocuk muyum-“

“yanıyorum jack,-“

“beraber yanarız,-“

“seni de mahvederim, kimsenin aklını almadım mı sanıyorsun?! sana bir şey yaparsam yaşayamam-“

jack onu sarsar, irina susarken genç adam ona bakıyor, konuşur

“bir şey yapmayacaksın.. senin benden sökemeyeceğin kadar zeka var bende..”

irina gülerken jack de gülümser, devam eder

“sakinleş.. ama coşmak istersen de coş, ben kaldırırım-“ irina yine fısıldar

“kaldıramazsın, jack,-“ jack ona bir bakış atar, ateşi bile donduracak bakışla irina susarken jack onu kendine çeker, dudaklarını örterken irina inleyerek ona tutunur..

 

 

irina ona dayandırılmış, belini saran güçlü kolu hissediyorken başı dönüyor, kollarını onun boynuna dolar, kızıl bukleleri jackin parmakları arasında kayıyorken irina kendini mükemmel hissediyor, adeta parlıyor, içindeki arzuyu durduramıyorken bir an sonra hırsla onu döndürür, yakalarından tutarak geriletirken duvara dayar, ona bakarken jack korkmamış, ürkmemiş, ona bakıyordur, irina fısıldar

 

“neyi istediğini bilmiyorsun jack-“

“hep biliyordum, devam et-“

“sonun olacak-“

“zaten sonumsun..”

 

irina ona atılırken jack de onu kendine çeker, bir yerlerde bir yerler yıkılırken irina onun dudaklarını ısırır..

 

 

jack kaç yüzyıl önce elinde tuttuğu koru yine avuçlarına almış, onu döndürürken sertlik ateşin hoşuna gitmiştir, inlerken jack onu geriletir, her adımda üzerinden bir şeyi çekerek yok ederken irina sırıtıyor, onun boynunu emiyorken fısıldar

“o kadar ustalaştım ki jack.. george bana neler öğretti bilsen-“ jack onu ele geçiren kör tutkuya aldanmazken konuşur

“göster, belki ben de öğrenirim-“ irina hafif bir kahkahayla onun dudaklarını yalarken fısıldar

“o kadar iyi değilsin..” jack ilginç derken onu yatağa yatırır, kan kırmızısı çamaşırları içinde ona bakan güzelliği izlerken konuşur

“george’u burada göremiyorum..”

irina sırıtırken jack ona eğilir..

 

 

irina inliyor, her dokunuşta kendinden geçiyorken jack onun omuzlarını öpüyor, elleri alev almış tende dolaşıyorken parmaklarını sürtse korun kırmızısını görüyordur, alevler irinanın tenini yalıyorken jack dorianın böyle bir şeyi hayal bile etmediğinden emindir, eirina altında ona bakıyorken jack kaşını kaldırır, irina sırıtır

“ne kadar kendindesin görelim-“ onu kendine çekerken jack onun çamaşırını kopartır, çekerken irina bacaklarını açar, gözleri kapalı, karnını ona yapıştırırken inceciktir, güçlüdür, kolları jackin boynuna asılmışken jack kendini ona ittiğinde bütün binada elektrikler atar, ama onların odasında turuncu ve kırmızının ışığı ortalarında dururken irina ellerini geri atmış, fani yatağın fani kumaşını tutuyordur, jack eğilerek onun dudaklarını yakalarken tüm gücüyle ısırır, irina zevkle onu içinde sıkarken jack sırıtır, hala aynıdır, başını ondan kurtararak dudaklarını onun boyun bitişine bastırır, içindekini üflerken irina zayıf bir ses çıkartır, jack onun belini kavradığı kolunda parmaklarını onun beline bastırırken kendini iter, irina ağlıyor, inliyor, yırtıcı bir kuş, ona tutunuyorken jack konuşur

“bu mu aklımı başımdan alacak?”

irina kızgınlıkla onu kendine daha da çeker, jack yandığını hissederken ona eğilir, dudaklarına bastırırken kalbinden söküp atamadığı ateş onu kendine alır, sıkıca tekrar sararak yakarken jack ona ait parçalarını yandıkça hissediyor, tüm kalbi tekrar küle dönüyorken kendini tekrar ittiğinde irina çığlık atar, onun saçlarını sıkarken jack onun zevkine dahayanacak kadar güçlü değil, boşalırken irina nefeslerini bırakarak inliyor, tavana bakarken sonra ona döner, jack ona bakarken konuşur

“iki kere iki dört..”

irina gülerek onu kendine çekerken jack de gülümseyerek onu öper..

 

 

jack onu yanına çevirmiş, üzerini örterken irina fısıldar

“jack-“

“sus-“

“seni kızdırmak için söyledim-“

“biliyorum.. uyu hadi..” irina gevşerken ona bakar, konuşur

“sağol..” jack neye sağol, zevki ben yaşadım diyorken irina gülümser, genç adam onun güzel yüzüne bakarken irina da ona bakar, zaman yine dururken jack onun zamanın hep böyle kalmasını dilediğini duyar, gerçekleştirmek en büyük isteği olurken yapamaz, yine yapamaz, derin bir nefes alır, gözlerini kapatır..

 

 

merkez masa ve oreon doğu kanadında birleşmiş, masadakiler bu akşam oreon’un konuklarıyken herkes bütün günün yorgunluğuyla beraber bir de sarsılan binaların korkusuyla oturuyordur, loret herkese sakin olmalarını söylemiş, genç kadının uyarısıyla herkes neden ve kimin yüzünden sakin olmaları gerektiğini anladıkları anda hafif bir gülümsemeyle işlerine dönmüştür...

 

 

saatlerdir gün içinde yapılıyor görünüp yapılmayan işler devam ediyorken colm elindeki kalın dosyayı jason’ın önüne bırakıp gözlerini ovuyordur

“üç sene kadar uyumak istiyorum, biri zamanı durdurur mu?”

jason dosyaya göz gezdiriyorken sırıtır

“zaman tanrısı meşgul..”

colm bunu hatırlayınca yine yüce lusloya sığınmış, rahat bir koltuğa kendini atarken etrafı izliyordur, yorgun gözleri güzel nişanlısına takıldığında gülümser ve delorayı izlemeye başlarken genç kadın sakince önüne getirilen raporları günlük planlara işliyordur, ashley’e gülümseyerek onun raporunu da alır ve yazmaya devam ederken klavyede gezen parmakları bir an durur, yumuşak bakışları boşlaşarak başı hafifçe yana eğilirken kaşları çatılır ve gözleri kayarak oturduğu yere yığılırken colm’un onun adını seslenerek yanına koşuşunu görmez...

 

 

SOUNDTRACK

JOSHUA BELL – SONGS MY MOTHER TAUGHT ME

 

 

delora sanki deliksiz bir gece uykusundan uyanmış, yavaşça gözlerini açarken en son hatırladığı şeyin jason olduğunu farkeder ve hafifçe gülümserken yarı gören gözleri yattığı yeri algıladığında kaşlarını çatar..

 

etrafındaki eşyaların hiçbiri tanıdık değil, tanımadığı insanların resimleri basit ama şık çerçevelerle ahşap kütüphanenin önünde duruyor, üzerinde yattığı halının kabarık tüyleri ağzına burnuna giriyorken genç kadın irkilerek ayağa fırlar, etrafında dönerek nerede olduğunu kavramaya çalışırken en son hatırladığı şeyin sınırları biraz daha genişlemiş, suratını önündeki klavyeye çarparak kendinden geçtiği de hatıralarına eklenmişken yavaşça etrafında dönmeye devam eder ve pencerenin karşısında ona bakan favian’ı gördüğünde çığlık atarak bir iki adım geri sendeler..

 

 

“nerdeyim ben?! öldüm mü-tanrım-“

“sakin ol delora-“

“cennet mi burası favian?”

“hayır..”

 

delora o zaman kesin cehennem diyorken elini ağzına kapatarak tekrar etrafında döner, sonra elini indirip parmağındaki yüzüğe baktığında gözleri dolar ve başını kaldırdığında bu sefer favian’ı tam önünde görünce yine irkilir

 

“sen..sen ölüsün, değil mi?”

“değilim.”

“NE?!”

 

favian genç kadının tepkisiyle hafifçe gülümserken delora adım adım geri gidiyordur

 

“beni nasıl buldun-biana mı-ne istiyorsunuz?!”

“delora sakin ol ve dinle, çok zamanımız yok-“

“ne demek zamanımız yok!? nerdeyim!?”

“bu halde söylesem de inanmayacaksın-“

“hiçbir halde inanmayacağım! rüya görüyorum, ya da komadayım-tanrım komadayım..”

 

delora yine yıkılırken favian iç çekerek kollarını kavuşturur, o sırada odanın kapalı kapısı açılır ve asyalı genç ve çok güzel bir kadın kucağındaki minicik bebeğiyle odaya girer, delora bir an kasılırken favian rahattir, biraz kenara çekilerek onlara yol verirken genç kadın onu hiç görmemiş gibidir, bebeğiyle beraber pencerelere ilerler ve siyah kısacık saçlarının uçları kıvır kıvır olan küçük kıza dışarıyı gösterirken delora kaşlarını çatmış, onları izliyordur-

 

“seni göremezler, daha doğrusu ikimizi..”

 

delora genç kadının gözü önünde bir iki kere elini sallar ama ne annenin, ne de bebeğin dikkati dağılmazken delora favian’a döner

“hayalet miyiz?”

 

genç adam kollarını indirerek deloranın yanına gelmiş, anne ve bebeği izlerken başını iki yana sallar

 

“sayılır.. onların hatıralarına ortak oluyoruz sadece..”

“kim onlar?”

 

favian işte bu soruyla deloraya bakarken delora çok korkunç bir cevabın geleceğini hissediyor, ama yine de duymak istiyorken genç adam konuşur

“biana ve annesi..”

 

 

“kim!?”

“biana ve annesi-delora lütfen yine delirme-“

“delirmiyorum-sen neden ölmedin?!”

 

favian soruların çeşitliliğine hayran kalırken genç kadını kolundan tutuğu gibi başka bir köşeye çeker ve karşısına alırken delora korkuyordur, mavi bakışları titriyorken favian onun gözlerinin içine bakıyor, konuşur

 

“o gün beni bıraktığınızda ölmüştüm, evet.. ama sonra biana beni diriltti-“

“biana can mı veriyor- nedir bu kadın?!”

“yavaş yavaş öğreneceksin, o yüzden seni buraya çağırdım-“

“beni sen mi çağırdın!?”

 

favian başını sallarken delora nasıl diye fısıldar, genç adamın bakışları bir an küçük biana ve annesinde asılı kalırken hemen sonra yine deloraya döner

 

“ben ölmeden önce beni öptüğünde sadece sana olanları göstermedim, ikimizi bağladım-“

“ne yaptın!?”

 

favian gözlerini devirirken delora kollarını çekerek kendini kurtarır

 

“o zamandan beri senin yüzünden mi sürekli bayılıyorum!?”

“seninle bağlantı kurmaya çalışıyordum!”

telefon edebilirdin!”

“ölüyken mi?!”

 

delora bunun üzerine bir şey söyleyemezken dönüp kucağındaki bebeğini usulca sallayarak dışarıyı izleyen kadına bakar ve iç çekerek tekrar favian’a döner

“iyi misin, yoksa kötü müsün favian, sadece buna cevap ver..”

“bunun bir cevabı yok delora-“

“ne demek yok! bianayla berabersen kötüsün, bizim yanımızdaysan iyisin-“

“kötüyüm o halde, ama size zarar vermek istemiyorum, en azından kendi ellerimle değil..”

 

delora başını iki yana sallarken görünmediği fikrine alışmış, alnını ovarak odada dönmeye başlar

“anlamıyorum..”

“anlatmak için çağırdım demiştim-“

“onu da anlamıyorum! ne anlatacaksın!? biananın küçükken aman da ne kadar güzel bir bebek olduğunu mu!? inan hiç umrumda değil favian-“

“eğer beni dinlemezsen asla buradan çıkamazsın delora, zihnini ben kontrol ediyorum..”

 

genç kadın yürüdüğü yerde kalakalırken favian yanına gelmiştir

“biraz dolaşalım..”

 

delora başını çevirip ona bakarken genç adam onu kolundan nazikçe tutarak açık olan kapıya yönlendirir..

 

 

“neresi burası?”

 

ikisi küçük evin üç odasını sırayla dolaşıyorken favian cevaplar

“biana’nın ilk evi olmalı, ben de daha önce bu kadar detaylı görmemiştim-odası..”

 

delora favian’ın ittiği kapıdan içeri bakarken beyaz ve açık mavilerle süslü bir bebek odası gördüğünde şöyle bir etrafına bakar, oyuncaklar, beşik, bezler, kıyafetler.. her şey normal bir bebeğe ait görünüyorken genç kadın iç çeker

 

“mavi erkek rengi değil midir?”

 

favian gülümserken delora onu geçerek diğer odaya girer, iki kişilik bir yatağın ve yine her odada olduğu gibi sıradan insanlara ait eşyaların olduğu bir yatak odasına girerken iki baş ucunda da birer kitap, aynanın önüde parfümler, şık, gümüş bir saç fırçası ve bir kaç krem vardır-

 

“anne ve babasının yatak odası..”

delora başını sallar

“biana bu yatakta kaybolurdu zaten.. çok küçük..”

 

favian başını sallarken yatağa oturur, sol taraftaki kitabı alarak şöyle bir göz gezdirirken dış kapının açıldığını duyduğunda başını kaldırır, delora çoktan odadan çıkmışken favian kitabı hızla aldığı yere bırakıp genç kadının arkasından fırlar...

 

 

“yüce luslo-hayır.. hayır-olamaz-“

“sakin..”

 

delora dehşetle yanındaki favian’a döner, genç adam bulutsuz bir gökyüzü kadar sakinken delora tekrar az önce kapıdan giren genç adama döner

 

“kral nestor-kral nestor ne arıyor burada-luslo-sus, söyleme..”

 

delora parmaklarıyla şakaklarına masaj yaparken kendi kendine söyleniyordur, favian onu bekliyorken genç nestor onlara doğru geliyordur, favian delorayı da çekerek yoldan çekilirken genç kadın luplex’in eski kralı, latty’nin babası, yüce kral nestor flacil’in sırtını izliyorken elini ağzına kapatır ve başını iki yana sallarken favian gerçekliği kanıtlamak istiyor, konuşur

 

“evet, nestor biana’nın babası.”

 

delora gözlerini kapatırken bu gerçeğin kafasında parçalayıp dört bir yana attığı ayrıntılar canını yakıyordur..

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >