![]() SOUNDTRACK ASHLEY TISDALE – HE SAID, SHE SAID james kapıyı çarparak tekrar üst lobiye girerken konuşur “evren başkanın bugün tecavüze uğradı! ikinci defa!” “birinci ne zamandı-“ “loret! ne zaman tutkulansalar bana saldırmak zorundalar mı?!” opal hafifçe gülerken cevaplar “ben mi saldırayım?” james ‘istemiyorum!’ diye bağırırken konuşur “pierce çok kızdı-“ “pierce’a ne?” “dorian bana
saldırdı..” opal oyylarken james yaa diyordur, opal sorar “sen cevap verdin mi?” “nasıl vermezdim-“ “james bittin-“ “sağol-“ “gerçekten bittin.. pierce kıskanınca korkunç olur..” “bilmiyorum sanki, sağol..” opal gülerken james ona vurur, opal owlarken james dişlerini
gıcırdatır.. delora jason’ı masasına atarken genç adam gülüyordur “ölmüyorum diye beni oradan oraya atamazsın..” “ah öyle bir atarım ki..” delora genç adama saldırırken jason üzerindeki bedeni tutuyor,
onun istediği gibi onu öpüyorken bir an sonra bacaklarının arasındaki eli
hissettiğinde hırıldayarak delorayla beraber kalkar, genç kadın nefesi
kesilerek döndürüldüğünü hissediyor, birazdan kendi sırtı masaya değerken jason
elini kaldırır, tekrar indirdiğinde ikisi de çırılçıplakken delora bir çığlık
atar, jason gülümserken delora inleyerek genç adamı kendine çeker-ama hemen
sonra iter ve suratına bakar “hamile falan bırakmayacaksın umarım!” “küçük bir tanrıçan olsun istemez misin delora?” delora dehşetle üzerindeki tanrıya bakarken biraz sonra gözlerini
kısarak gülümser “muhteşemsin..” “karımdan öğrendim..” ve rüzgarların tanrısı, genç kızların ateşi jason sinclair tekrar
deloraya eğilirken genç kadın içine dolan rüzgarla bir feryat koparır, jason
onun sesiyle ne kadar sert olduğunu anlarken bir anda savunmasız bir kulunun
ellerinin altında olduğunu fark eder ve tanrılığın ne demek olduğu hiç
umulmadık bir şekilde genç adamın suratına çarparken delora başını geriye
atmış, zevkle küçük sesler çıkarıyordur, jason’ın her dokunuşu, her hareketi
onu zevkten zevke sürüklüyorken jason gülümseyerek genç kadının açılan boynuna
üfler, delora tenine değen esintiyle inleyerek gelirken jason altındaki vücudun
kendini tamamen ona vermesiyle boşalmaktan çok farklı, tanrısal bir tatminle
gözlerini kapatır.. charlize normanı geri itip dikleşirken ilerdeki kocasını o hava
olacak kızla görünce tepesi atar, norman da oylarken charlize elektrik yayıyordur,
norman konuşur “sen de beni öptün tatlım, öpmekten fazlasını yaptın hatta,
orgazma rağmen bu kadar düşünebilmem tamamen senin tanrıçasal mucizeliğinden-“ “sus.” norman susarken charlize onu geçerek koridora girer, pierce da
koridora girmiştir, onun üzerine yürüyerek onu kıstırırken konuşur “antonio biriyle yattı mı?” “hayır, ama o kızı öpüyor,-“ pierce eğilerek onu sustururken
charlize kendini ona bastırır, pierce onu kıvrımlı vücudundan kendine çekerken
charlize inleyerek elini geri, duvara bastırır, parmakları tablolara dokunurken
sola kayar, bir kapıyı bulurken açarak içeri girer, pierce onu döndürerek
ordaki duvara yapıştırırken charlize inleyerek kapıyı çarpar, kapatırken
konuşur “antonio ofiste seks yapamazsın demedi-“ “ne zamandır antonioyu dinliyorsun-“ charlize yırtılan gömleğinin
sesine gülümserken cevaplar “işime geldiğinden beri..” pierce sırıtarak onun sütyenine
uzanır, çözerken konuşur “çok ihtiyacın var sanki-“ charlize onun başını göğsüne
indirirken susturur, gözleri kapalı, belini onun beline iterken elleri genç
adamın saçlarında, onu daha da aşağı iterken pierce onun eteğini sıyırır,
charlize bir bacağını onun omzundan atarken pierce onun bacağını öpüyor,
hafifçe ısırırken genç kadın feryat eder, kollarını kaldırarak duvara tutunurken
gözlerini açar, masada oturan calisle gözgöze gelirken nefesi kesilir.. latty gülümseyerek sonunda odasından çıkıyorken elini uzatmaya
karar verdiği saçlarından geçirir, kahverengi dalgalar usulca genç kadının
omuzlarından dökülürken kraliçe lobiye giden koridorda ilerliyordur, o sırada
bir adet kızgın james kapıyı çarparak çıkarken döndüğü anda latty’i görünce
uygunsuz bir şeyler söyler, latty kaşlarını kaldırırken james elini sallar “sen de mi tecavüz edeceksin!?” latty’nin gözleri büyürken james genç kadını tuttuğu gibi çevirir
ve duvara bastırarak dudaklarına sahip olurken latty gözlerini sımsıkı
kapatarak evren başkanının onu öpmesi gerçeğini o minnacık kalmış beynine
yerleştirmeye çalışıyordur, minnacık beyin biraz sonra kraliçenin eline bir emir
gönderip james’in sapsarı saçlarının arasından girip onu tutması gerektiğini
söylemiş, latty söz dinleyerek aynen uygulamışken james genç kadının alt
dudağını ısırır, latty acıyla inleyerek diline dokunan kanın tadını alırken james
genç kadının dilindeki ve dudağındaki azıcık kanı da emerek geri çekilir ve
sağına dönerek onları izleyen opal’e bakar “pierce ve ben yokuz. başınızın çaresine bakın..” opal peki diyerek kollarını kavuştururken latty dehşetle genç
kadına bakıyordur, opal hafifçe gülümser ve arkasını dönüp koridorda
uzaklaşırken latty duvara tutunarak dengesini bulur, dili alt dudağında
dolaşıyorken dizleri titreyerek yürümeye çalışır.. charlize göğsü hızla inip kalkıyor, ona bakıyorken pierce’ın
çamaşırını çektiğini hissederken inler, pierce onun tenine gülümsüyorken
charlize calisin mavi gözlerinde, parmakları yukardaki bir tablonun
çerçevesinde, hiçbir şey düşünemiyorken pierce’ın dişlerini hissettiğinde hafif
bir çığlıkla başını aşağı indirir, onu saçlarından çekerek yukarı alırken pierce
ona bakar, charlize susmasını söylerken onu yakasından kendine çeker, pierce
onu elleriyle sıkıyor, boşverirken charlize onu tüm gücüyle öpüyor, başını
tutuyorken pierce’ın kemerini açar, elleri çalışmaya devam ediyorken gözlerini
açar, calis iskemlesinde kıpırdamamış, onu izlemeye devam ediyorken charlize pierce’ın
dudağını hafifçe ısırır, sonra başını çevirerek onun tenine fısıldar “myrayı bul..” pierce efendim diye gerilerken charlize ona bakar, gözleri dolu,
konuşur “yapamam..” “nasıl yapamazsın?!” charlize elini sallar, genç adamı
giydirirken kapıyı açar, onu döndürür ve dışarı atarken konuşur “myrayı bul, bundan büyük armağan veremem-“ kapıyı kapatırken
dönerek calise bakar, yürürken konuşur “nasıl bir ödün verdiğimden haberin yok, profesyonel çıksan iyi
olur..” ve elini savurur, masa kenara uçarken calis ona bakar, charlize
onun kucağına otururken calis ellerini kaldırarak onun bacaklarına koyar,
gerileterek onun yuvarlak ve muhteşem kalçasında tutarken genç kadını kaldırır,
kendine eğerken charlize onun sertliğine bastırır, o anda dudaklarına da
saldırırken calis üzerindeki kaplanı kendine çeker.. delora eteğini çekiştirerek jason’ın ofisinden çıkarken suratında
aptal bir gülümseme vardır, gömleğinin düğmelerini kontrol etmek için başını
eğdiğinde solundan ewan sağından da latty genç kadının kollarına yapıştığında
delora çığlığı basar “DELİ MİSİNİZ SİZ?!” “edward beni öldürecek!” “opal’i öpmek istiyorum!” latty’nin feryadıyla delora ve ewan put kesilerek ona bakarken
latty dehşet içindedir “LEZBİYEN MİYİM BEN-OLAMAM AZ ÖNCE CONRAD’ “NE YAPTIN!?” latty ewan’a dönerek elini kaldırır “EDWARD SENİ NEDEN ÖLDÜRMEK İSTİYOR DİYE SORARIM!” “BEN DE CEVAPLAMAM!” delora ikisinin arasında gözlerini deviriyorken iki aptalı da
kendinden iter “sen, lezbiyen kraliçe..” latty hey!lerken delora
sırıtır “arkana bak..” latty gözleri büyüyerek yavaşça arkasını döner ve opal’i yine
kollarını kavuşturmuş bir şekilde ona bakar gördüğünde yutkunur- “ben ewan’ın ifadesini almaya gidiyorum-görüşürüz opal..” opal deloraya başıyla selam verip tekrar latty’e döner “beni her öpmek isteyen lezbiyen olsaydı dünyada kimse
çiftleşemezdi latty..” latty küçücük bir ses çıkarırken opal bu sefer gerçekten
gülümser, lattynin dudakları aralanırken opal genç kraliçeye bir adım atarak
tam karşısında duruyor, biri kahverengi, diğeri sarı iki genç kadın bütün
zerafetleriyle birbirine bakıyorken opal dudaklarını ıslatarak latty’e uzanır
ve dudaklarını kapatırken latty gözlerini kapatarak opal’in kolunu tutar, ikisi
de dudaklarını aralayacakları anda arkalarından şiddetli bir küfür duyarlar ve
anında ayrılırlarken küfrün sahibi eidan yumruğunu ağzına bastırmış, faltaşı
gibi gözlerle önündeki kadınlara bakıyordur, latty elini yüzüne kapatırken opal
su kırana göz kırpar, lattynin de kolunu hafifçe sıvazlayıp arkasını dönerken
latty inliyor, eidan cennete düşüşüne şükrediyordur... calis genç kadının saçlarına elini sokarken charlize onu geri
eğer, sert iskemle sanki kuş tüyü, gerileyerek yataylaşırken calis mırıldanır “profesyonel tanrıça gibisi yok sanırım-“ charlize onun üzerinde,
dizleri üzerinde duruyor, saçları genç adama düşüyorken cevaplar “nasıl olduğumu tahmin bile edemezsin.. aresin dişi formuyum ben
calis..” ve onun çenesini ısırırken calis boynunu gerer, charlizein elleri
onun gömleğini açıyorken pantolon kendi kendine açılır, charlize fısıldar “farklısın.. binanın yarısı beni istiyor, ama sen farklısın.. iyi
çıkarsan arada sırada sana uğrarım, enerjin farklı..” calis elini onun bacaklarının arkasından daha da yukarı çıkartır,
eteğin altından parmakları küloduna girerken fısıldar “antonio ne der?” charlize onun kulağını diliyle çiziyorken cevaplar “tutku ve seks bana lazım.. biliyor..” tekrar ısırırken calis onu
sıkar, sonra ayağa kalkarken konuşur “nişanlandım.” charlize ona bakarken sorar “ve?” calis hafifçe gülerken onu geri iter, charlize beliren bir
yatağa düşerken dirsekleri üzerinde geriler, calis onun üzerine eğilirken
ilerler, charlize onun kıyafetlerini yok ederken beğenmiş, mırıldanır “şanslı kadın kim? kısa bir ömrü olacak.. kedilerimi paylaşmayı
sevmem..” calis onun boynunu öpüyorken cevaplar “cuslov.. ve ona dokunmak yok..” charlize boynunu diğer tarafa açarken konuşur “performansına bağlı..” calis onun tenine gülümserken genç
kadının çamaşırını çeker, charlize onun sakin parmaklarını üzerinde hissederken
memnun bir nefes alır, calis onun dudaklarını örterken charlize onun saçlarını
sıkar, calis hızlanırken genç kadın onu sırtından kendine çeker.. charlize onu kendine çekerken içindeki calisle gülümser, genç
adam konuşur “gülümsemen güzelmiş..” charlize öyledir derken onu döndürür, üzerinde, devam eder “orgazm suratımı görmen lazım..” calis onu kendine daha da alçaltırken charlize sihirli, ve bunu
sonuna kadar kullanıyor, onu içinde sıkarken calis ilk defa kontrolü biraz
kaybeder, başını geri atarken charlize kaşını kaldırır, eğilerek onun göğsünü
ısırırken calis inler, charlize hoşlanmış, bu büyük adamın boynunu elleri arasında tutarken kendini yükseltir,
calis ona bakıyorken charlize fısıldar “tehlikeli bir kadınım, inan..” ve onun boğazını tüm gücüyle sıkar, sonra alçalırken calis
kasılarak onun içine patlar, hava alamıyorken ellerini geri, yatağa vurur,
büyük elleri yastığı sıkarken charlize onu izliyor, bir anda onun boynunu
bırakır, calis korkunç bir sesle dönerek onu yatağa çevirir ve adeta mıhlarken
charlize yatağın başını tutarak onu karşılar, dudaklarını yakalarken calis onu
yakalamış, bırakmıyor, ikisi de inleyerek boşaldıklarında charlize memnun,
konuşur “evet, kesin geleceğim..” calis gülerken onun boynunu öper.. “conraaaad-conradconrad!” conrad takılmış plak kişisine döner ve onun sienna olduğunu
görürken genç kadın koşar adımlarla ona yetişir, uzanıp dudaklarına yapışır,
kocaman bir öpücük alıp geri çekilirken gülümser “yaşasın!” conrad kaşlarını kaldırmış, pek mutlu olmuş genç kadına
bakıyorken sienna onun göğsünü patpatlayarak uzaklaşır, conrad bir halt
anlamamış, uçarak giden sienna’nın arkasından bakıyorken onun arkasından içeri
giren latty’i ve uzun kahverengi dalgaları gördüğünde gülümser, latty aksak
adımlarla o tarafa geliyorken conrad’ın koluna tutunur, genç adam derhal
ciddileşirken genç kadının yüzünü tutarak kendine baktırır “ne var? ne oldu?” latty başını iki yana sallar “iyiyim-değilim, yani iyiyim, ama önemli değil..” “anlamıyorum-“ “ewan deliayla iş pişiriyor, herkes bizim yattığımızı biliyor ve
ben opal’i öptüm.” conrad’ın gözleri son duyulan kısımla büyürken latty başını
sallıyordur, conrad sırıtarak hoholarken
latty onun koluna vurur “öncekiler hiçbir şey ifade etmiyor mu?” “crash’in kiminle iş pişirdiği şu kadar bile umrumda değil, ama delia’ya iyi bakar ve herkesin
bizi bilmesine gelince, istersen inkar ederim-“ “hayır!” conrad latty’nin atılışına irkilirken latty güler “yani, gerek yok..sienna üzülmesin..” conrad az önceki yaşasın’ın
ne olduğunu şimdi anlarken gülerek başını sallar “eh, her şey sienna için..” latty hıhımlarken
conrad genç kadını kolunun altına alarak yürümeye başlamış, şu opal hakkında
biraz daha ayrıntılı bilgi isteyince göğsüne yumruğu yemiştir.. delora üst lobiye girdiğinde mutludur, karnı açlıkla
gurulduyordur, bugün mükemmel bir gündür, dorianı görürken awlar, o tarafa
ilerlerken konuşur “hala mı cezalısın?” dorian evet derken delora eğilerek onun saçlarını düzeltir,
mırıldanır “james’le efsane oldunuz.. ben de istiyorum..” dorian ona bir bakış atar, delora tatlı sesiyle ‘lütfen?’ derken dorian oyuncak değil,
onu kafasından yakaladığı gibi kendine çeker, ateşten mağarasına alırken delora
inleyerek onun göğsünü tutar, dorian tüm gücüyle onu öper, öper, genç kadının
bir anda gelmesini sağlarken iterek onu bırakır, delora şok, gerilerken
yutkunur, konuşur “ve seni aramızda gezdiriyoruz.. evet.. para istesen zengindin..” sersem sepelek dönerek uzaklaşırken dorian kızmış, masayı yakmayı
düşünür.. ewan delora’nın karnının acıkmasıyla açıklamasını kısa kesmiş,
delia olmadan tek kelime etmeyeceğini söylemişken kısa kesmesinin bir diğer
sebebi de içinde bir yerin ona acı vermesidir.. genç adam kalbi mi, ciğerleri
mi bilmiyorken lobiye girip dorian’ı gördüğünde acılarının sebebini anlarken
ateş kıran korkunç görünüyordur, her geçene saldıracak gibi bakıyorken ewan
kendini ona teslim etmiş hizmetkarına gidip cezasının nasıl geçtiğini
soracakken bir anda beyninde çakan bir imgeyle kaşlarını çatar ve dişlerini sıkarak
dorian’a yaklaştığı anda genç adamı yakalarından tutup oturduğu yerden kaldırır “james’e yaklaşmayacaksın demiştim.” dorian da aynı öfkeyle ewan’ın gri gözlerine bakıyorken
dişlerinin arasından konuşur “canım yanıyordu..” “ben daha çok canını yakarım marcell.” dorian ewan’ın öfkesiyle gözlerini kapatırken beşinci element
ateşin yakalarını bırakır, ama ateş onu bırakmazken ewan bileğini tutan ele
bakar, o sırada dorian bir şeyler fısıldayarak kendini kaybederken ewan genç
adamı kollarından tutarak kendine yaslar “YARDIM!” görevliler o tarafa koşturuyorken ewan ölü gibi kollarına
yığılmış adamı tutmaya çalışıyordur.. SOUNDTRACK ASHLEY TISDALE – SO MUCH FOR YOU pierce tepesi atmış, inanamıyor, myranın nerde olduğunu
düşünürken neden myraya yollandığı ayrı bir muammadır, ama o sırada james’i
hatırlarken ahalayarak myranın olduğunu bildiği odanın kapısını açar, içeri
girerken genç kadın duştan çıkmıştır, ona bakarken konuşur “pierce? ne oldu?” pierce ona bakıyor, kapıyı eliyle iterken kapı kapanır, myra
gerilerken mırıldanır “james bizi öldürür-“ “hiçbir şey yapamaz-“ “yapar, zaten hassas,-“ “myra, james şu anda seninle yukarda ortadaki masada seks yapsam
bile bir şey demez, gayet oturur izler.. herkes hayvanlaşmaya başladı..” myra yutkunurken duvara dayanmıştır, ona yürüyen adama bakarken
fısıldar “biz de mi hayvan olacağız?” “olmamamız için bir sebep var mı? ideal dünyayı hatırlatırım-“ “hatırlatmasan daha iyi-“ pierce gülümserken neden diye sorar,
myra cevap veremezken onun yüzünü izliyordur, pierce onun önünde durmuş,
ellerini onun iki tarafında duvara koyarken fısıldar “charlize’le seks yapmak üzereydim.. onu soydum, bacaklarının
arasına eğildim..” myra ağzı aralanarak ona bakarken pierce diziyle onun bacaklarını
birbirinden uzaklaştırır, fısıldar “beni tuttu ve dışarı attı.. sana gelmemi söyledi..” myra zayıf, ‘neden’ derken pierce onun yeni sudan çıkmış,
hala su kokan tenine burnunu yaklaştırırken mırıldanır “bilmiyorum.. neden acaba?” myra gözleri kapalı, yutkunurken pierce
bunu duymuş, onun ıslak boynunu öperken myra başını duvara dayar.. myra hızlı ve yüksek nefesler alıyor, başını diğer tarafa
çevirirken pierce kapının kitlendiğini duyar, bu onun onayı olurken fısıldar “bana karşı koyamıyorsun, değil mi?” myra gözleri kapalı, cevaplar “şımarma-“ pierce sırıtarak onun yanağının kenarını öperken
cevaplar “kadınlar benimle kocalarını aldatmaya bayılırlar..” myra
gözlerini açarak ona bakarken pierce kaşını kaldırır, bir parmağı bornozun
düğümünü çözerken myra ona bakar, konuşur “amacın bana kendimi kötü hissettirmek mi?” pierce hayır, asla derken cevaplar “biraz ego tatmini diyelim..” myra ona bakarken bornozu açar, yere bırakır ve onun üzerine
yürürken konuşur “benim egomu kim tatmin edecek?” pierce bakışlarını aşağı indirir, sonra kaldırırken ellerini
açar, üzerindekiler yok olurken myra gülümser.. ikisi de birbirlerine bakıyorken myra fısıldar “o kadar uzun zaman oldu ki-“ pierce bildiğini fısıldarken myra
onun gözlerine bakar, ona bir adım atarken ağzı aralık, heyecandan alev alev
olmuş, gözleri yanıyor, konuşur “julian,-“ pierce ona eğilerek onu kendine çekerken myra başını
ona kaldırır, dudakları ezilirken onun ılık bedenine değince inlemesini
engelleyemez, pierce onu kavramış, döndürerek yürütürken myra geriliyor, yatağa
gelince alçalır, pierce onun üzerine eğiliyorken myra onu başından yönlendirir,
pierce gülerek elleri yatakta, onun göbeğini diliyle boydan boya çizerken
kasların kasıldığını hisseder, myra başını yastığa bırakırken fısıldar “ikinizi de alsam olmuyor mu?” pierce onun belini ısırırken konuşur “ikimiz de aynıyız-“ “ikiyle çarpmak güzel olurdu-“ pierce gülerek onun yüzünün
üzerine gelmiş, onu öperken myra da onu kendine çeker, dudakları birleşirken pierce
geri çekilerek fısıldar “yanlış hatırlamıyorsam ben daha iyiydim, öyle demiştin-“ myra
onu tekrar kendine çekerken pierce gülerek onu ezer.. myra gülmeyi unutmuş, tüm dünyası nefeslerden oluşuyorken pierce
da ciddileşmiştir, her gün gülerek onunla konuşan, şakalaşan adam şu anda sanki
bu yataktan çıkınca ölecekmişçesine ona odaklanmış, her noktasını öpüyor ve
emiyorken myra yarın mosmor olacağından emindir, ama daha fazla dayanamazken
inler, fısıldar “pierce, lütfen-“ “pierce değil-“ myra ne diyeceğim, james mı derken pierce gülerek
onun ağzını yan dönerek ısırır, myra ona vururken pierce fısıldar “julian..” myra onun dudaklarına ‘julian,
lütfen’ diye fısıldarken pierce o noktada geleceğini düşünür, ona bakarken
myra da gözlerini açarak ona bakar, zaman bir an dururken genç kadın yutkunur, pierce
sessizce kendini ona iterken göz teması kopmaz, myra santim santim onu
hissediyorken dudağını ısırır, gözlerini kapatırken pierce onu izliyordur,
konuşur “tam..” myra başını sallarken pierce eğilerek onun dudaklarını örter,
kendini geri çeker, tekrar iterken myra onu kendine çeker.. myra bir eli onun sırtında, diğeri yatakta, kocasıyla beraber
yattığı yatakta, kokularını çarşaflara bulaştırıyorken umrunda değil, daha da
fazlasını istiyorken yatak çok yumuşaktır, buna sinir olurken onu üzerinden
iter, pierce ne oluyor derken myra onu çevirir, yere düşürürken üzerine çıkar, pierce
owlarken gülerek onu kendine çeker, myra da gülümserken onu öper, pierce tekrar
onu çevirirken kendini iter, myra değişik açıyla inlerken pierce onun
seslerinden daha da sertleşiyor, yere tutunarak bir anda kendini ardı ardına,
acımadan itmeye başlarken myra inleyerek kendini ona sunuyordur, her itişte
myra daha da kaybederken pierce en sonunda kendini dibine kadar ona sokar, myra
çığlık atarak kasılırken pierce onu omzundan kendine çekerek sımsıkı tutuyor,
ona boşalırken yutkunur.. myra yumuşak bir zemine bırakıldığını hissederken gözlerini açar,
pierce onu yatağa yatırıyor, gülümserken myra onun boynunu tutuyor, mmlar,
mırıldanır “sonrasında servis de var.. güzel..” pierce gülerken onun yanına uzanır, genç kadını örterken myra
üzerinde beliren çamaşırlarını hisseder, gözleri kapalı, başını yastığa
yerleştirirken pierce onu izliyordur, konuşur “james’i çok nadir kıskanırım, bilirsin..” myra gözlerini açarken ona bakar, pierce gülümserken eğilerek onu
dudaklarından öper, sonra kalkar ve kapıya giderken giyinmiş, açarak dışarı
çıkar, arkasından kapatırken myra gözlerini kapatır.. SOUNDTRACK MY CHEMICAL ROMANCE – YOU KNOW WHAT THEY DO TO GUYS LIKE US IN
PRISON “ikimiz ayrı araçlarla gideceğiz, sonra da şey yapacağız..” scott ne? diye sorarken john ensesini kaşır “bilmiyorum, unuttum-ve neden herkes her köşede tavşanlar gibi
çiftleşirken biz çalışıyoruz?” scott elindekileri bırakıp geriler “bana dokunma.” john sırıtırken scott parmağını genç adama kaldırır “ciddiyim black-“ john gülerek ellerini cebine sokar “korkma ellen, güzel çocuksun, ama benim aklımda başka birisi
var, sen kağıtlarınla öpüş..” ve yerinden kalkıp scott’ın yanağından bir makas alarak ofisten
çıkar, şöyle bir etrafına bakıp yönünü belirlerken karşısındaki ofisten aradığı
hazine çıkar, john zihnindeki pusulasını bir köşeye atarak damien’a bakıyorken
gülümser “az önce cümle bile kuramadım, o kadar aklımdasın sevgilim..” damien sırıtarak yoluna devam ederken john onun yanına gelmiştir,
damien bir an ofiste bir şey unuttuğunu hatırlayarak geri dönerken john onun
arkasından bakar, sonra gözlerini kısarak sırıtır ve ensesini ovarak generali
takip ederek ofise girer ve kapıyı kapatır... “aldım, çıkalım..” john cıklayarak kapıyı
kilitler “çıkmayalım..” damien bakışlarını kapının kolundan çekip john’un mavi gözlerine
bakarken elindeki kağıtları tekrar masaya koyar “çıkmazsak ne yapacağız?” “bir şeyler..” “ne gibi şeyler?” “çok soru soruyorsun damien..” ve john susturmanın tek çaresini dudaklarda bulurken damien genç
adamı ensesinden tutarak ağzını açıyor, ikisi de yapayalnız oldukları ofiste
kimseyi kafaya almalarına gerek kalmadan öpüşüyorken john genç adamı iterek
masaya dayar, damien sarı saçları sıkarak john’un güzel kafasını geri çekerken
gözlerinin içine bakıyordur “sadece öpüşmekten fazlasını mı istiyorsun?” “geç bile kaldık-“ “john...” john dudaklarını yalayarak yutkunurken damien onu ölümden
kurtarmış adamın gözlerine bakıyordur “evet de..” “evet..” ve general onayını alarak john’un başını tekrar kendine çekerken
ikisinin dudakları-dişleri-dilleri birbirine çarparak tadları buluşur.. damien john’u ensesinden tutarak duvara yapıştırırken göğsünü
genç adamın sırtına yapıştırır, john duvara tutunarak gülüyorken konuşur “bunu hep ben yaparım diye düşünüyordum..” “evrenin yarısı da benim katil olduğumu düşünüyordu, ama
dışardayım değil mi?” john harika bir noktaya parmak bastığını söylerken damien
sırıtarak parmak basacak başka noktaların olup olmadığını sorar, john dudağını
ısırarak sırtıyla damien’ı iter ve dönerek generali yakalarından tuttuğu gibi
duvara yapıştırırken bu sefer ikisi yüz yüzedir, john önündeki adamın yüzüne,
omuzlarına ve pantolonundan görünen kabartısına bakarken başını iki yana sallar “askerinize laf geçiremiyor gibisiniz general..” damien bunun üzerine içten bir kahkaha atarken john gülümser ve
uzanarak genç adamın dudaklarını kapatırken eli yavaşça söz dinlemeyen askerin
üzerinde dolaşıyordur, damien genç adamın ensesini sıktığında john da aynı anda
onu avuçlar ve ikisi de inlerken john dudaklarını kopararak genç adama bakar “orduda kaç askerini becerdin?” “hiçbirini..” john kaşını kaldırırken damien sırıtır “bir general kimseyi becermez ajan black, karşısındaki becerilir.” joh uğğlarken damien
uzanarak sarışın adamın alt dudağını ısırır ve geri iterken konuşur “sohbet mi etmek istiyorsun?” “ne zaman susacaksın diye bekliyorum..” damien dudaklarını hayali bir
fermuarla kapatırken john gülümser ve kemerini açarak duvara dayanmış genç
adama ilerlerken damien kaşını kaldırır... john tekrar duvara atılmaya izin verirken bu sefer kumaşlardan
kurtulmuş tenler birbirine değiyordur, damien john’un kalçasına kendini
bastırıp eliyle önünden dolaşarak sertliğini kavrarken genç adamın boynuna
mırıldanır “böyle olmamız seni rahatsız ediyor mu?” “ben istedim, değil mi?” “genel olarak değil, benim seni duvara yaslamış olmam..” “elindeki şey ne diyor?” damien elindeki şeyi
sıkarak önündeki adamı inletirken ensesini ısırır ve ikinci bir inleme alırken
yavaşça geri çekilir ve kendini john’a hizalarken sarışın adam başını ona
çevirir, damien masmavi gözlere bakıyorken john sırıtarak tekrar önüne döner ve
o anda damien’ın acımadan içine girdiğini hissederken küfrederek duvarı
yumruklar... damien kendini çekerek daracık boşluğa tekrar itiyorken john hırıldayarak
elini arkaya atar ve damien’ın ensesini yakalar “nazik mi oluyorsun?” damien sırıtarak geri çekilir ve bu girişi daha sert olurken john
da aynı sertlikte bir ah çeker ve
damien’ın ensesini sıkarken genç adam hızlanıyor, john’u kavrayan eli kontrolünü
kaybediyorken john kendi titreyen eliyle damienın üzerinden kendini kavrar ve
hem damien’ın elini, hem de sertliğini sıkarken damien onun boynunu ısırarak
kendini tekrar iter, john her darbede artık küfretmeyi nefes almak gibi doğal
bir eyleme çevirmişken damien onun nefes almasını da, küfür etmesini de
seviyor, kendini tekrar dibine kadar iter ve genç adamı acı ve zevkle
inletirken kavranmış parmaklarının ıslandığını hissederek kendisi de
boşalıyordur... john alnı duvarda, hızlı nefesler alıyorken damien kendini ondan
çekmiş, ama hala ona dayalı duruyordur, genç adam başını kaldırırken konuşur “bunu izlemek için çok para verecekleri tanıyorum..” damien arkasında hafifçe gülerken mırıldanır “masanın seks oyuncağı oldum..” john kaşlarını çatarken ona döner, damien geri çekilirken sarışın
sorar “o ne demek? kim sana dokundu-“ damien gülerek masaya giderken
cevaplar “kıskanıyor musun black-“ john kızmış, yürürken konuşur “kim dedim-“ “çok kişi.. her köşede saldırıya uğradım, ve öyle bir savaş ki
bu, hiçbir şeye komuta edemiyorum, başkomutanım tam rıza emretti-“ “tam rıza diye istemediğin şeyi mi yapacaksın?!” damien ilgiyle ona bakarken john onun üzerine yürür, onu masaya
dayarken konuşur “ben bencil bir adamım, biliyorsun-“ “ne zaman senin oldum ben-“ “hep benimdin, kimse seni iplemezken ben girip sana sahip oldum,
artık kim kimin sahibi, ya da kuşu unuttum, ama ben senin hayatın için koşup
ağlıyorsam sen benimsin demektir-“ “ağladın mı?” john hızla gerilerken damien şaşkın, dikleşirken sorar “john?” john ‘elbette hayır saçmalama’ derken damien uzanarak onu
gömleğinden kendine çevirir, ona bakarken john konuşur “saçmalıyorsun.. görev icabı ağladım, inandırıcı olması için-“
damien susmasını fısıldarken john susar, john hep o ne derse yapar, ona
bakarken damien parmakları onun gömleğinde kıvrılarak onu kendine çekerken john
ona eğilir, dudaklarını örterken damien onun aralık ağzına fısıldar “generali becer black.. masa emri.” john sertleştiğini hissederken onun dudaklarını örter, ağzını
açarken damien başını ona kaldırır.. john heyecanlanmış, onun gömleğini yırtarak açarken damien
gülerek konuşur “kim onları toplayacak-“ john susmasını söylerken onun gömleğini
sıyırarak daha önce her gün düzenli olarak gördüğü, ama artık ondan saklanan
vücudu açar, dişlerini onda gezdirirken damienın da sertleştiğini
hissediyordur, kendini ona bastırırken ikisi birbirine sürtünüyordur, damien
ikisinin sertliğini iki eline alarak birbirine dayarken john hırıldayarak onun
göğsünü ısırır, damien masada gerilerken kalçasını öne çıkartır, onun saçlarını
yakalarken konuşur “yüzünü görmem lazım-“ “yine romantiksin-“ “askerimi savaşa yolluyorum, fotoğrafına bakmaktansa bunu
hatırlamayı tercih ederim-“ john ona bakarken hafifçe küçük askeri okşarken
fısıldar “o da mı benimle geliyor?” damien gülerken onu kendine çeker,
dudakları çarpışırken john da gülümser, onun başını tutarken kendine bastırır.. “john, dikkatli olacağını söyle-“ john onun boynunu ısırıyorken
hırıldar “bunu konuşmak için uygun zaman mı-“ damien onun başını elleriyle
tutuyorken cevaplar “sen aklını en iyi bu anlarda çalıştırırsın-“ “köpek-“ damien gülerken tekrarlar “söz ver, kahramanlık yapmayacaksın-“ john başını ondan kurtarıp
ona eğilirken söz der, damien onu iterken john heyler, general ona bakıyor,
konuşur “ben ciddiyim.. cesedini toplamak istemiyorum, bana bunu
yaşatmayacaksın..” john ona bakıyorken onun ciddi olduğunu görür, mırıldanır “bir şey olmayacak damien-“ “bunu bilemezsin-“ “daha kötü şeylerden de döndüm, inan.. döneceğim..” damien ona bakıyorken john da ona bakar, konuşur “dönmem için bir şeyler göstersen?” damien gözlerini devirirken john tekrar ona yanaşıyor, fısıldar “demo? döndüğünde daha fazlasını vereceğim sevgilim tipli
şeyler?” “kız mıyım ben black-“ “daha betersin kenrich.. bana bir şey olacak diye ödün patlıyor-“ “elbette patlıyor, sen olmazsan beni kim kurtarır?” john ona
bakarken damien da ona bakıyordur, genç adam bunun üzerine onu iter,
bacaklarını açar, damien gülerek başını geri bırakırken onun iflah olmayacağını
söyler, john onu kendine çekmiş, konuşur “böylesi şairane konuşmalarla üstüme gel, beni görev depresyonuna
sok, sonra da aklını alana kadar seni becermemi istemediğini söyle.. yemezler-“
ve kendini ona iterken damien kasılarak dikleşir, onunla yüzyüze gelirken john
fısıldar “general..” damien sırıtarak kolunu onun boynuna dolarken cevaplar “ajan black..” john onun alt dudağını ısırırken damien kendini
geriletir, sonra tekrar ona iterken ikisi de inler, john fısıldar “bu değişik bir açı oldu, evet-“ damien gülerken john onu
geriletir, üzerine eğilirken ikisi de biraz genişlemeyle oksijen alırlar,
damien hızlı derken john işte şimdi o dili biliyordur, masanın karşı ucuna
elleriyle asılır, ve kendini köküne kadar iterken damien dişlerini sıkar,
topuğunu onun bel oyuğuna bastırırken john kendini çeker, tekrar iter.. john nefes nefese, kendini ona ittikçe onun göğsünü öper, ısırır,
emer, yalarken damien onun saçlarına parmaklarını geçirmiş, hafifçe dikleşirken
john inler, damien kalçasını kaldırarak kendini sıkar, john bağırarak dişlerini
onun omzuna saplarken damien acıdan gözleri karararak onun karnına patlar, john
kendini ona bastırıyorken damien içinde onu hissediyor, başı dönüyorken
omzundan akan kanı hissediyor, yutkunur, john da inleyerek başını kaldırırken
ona bakar, damien mavi gözlerini ona dikmişken john nefes nefese, ona bakar,
başını sallar, damien gülümserken onun dudaklarını öper, sonra masaya gevşerken
john başını onun göğsüne koyar, kalp krizi geçirmeden önce biraz bekler.. |