CRASHED405 - #10 - X ALLTOGETHER

SOUNDTRACK

 

SOUNDTRACK

AMEL BENT – NE RETIENS PAS TES LARMES

 

 

cuslov az önce tekrar kavuştuğu dosyasını büyük bir ilgiyle okuyorken calis gülümseyerek genç kadının takip ediyordur, daha ne kadar dolaşacakları konusunda bir fikri yokken cuslov sonunda boş bir koridorun ortasında durmaya karar vererek döner, calis’in ifadesini gördüğünde o da gülümserken genç adam konuşur

“franco haklı, herkes hissettiklerine göre hareket ediyor..”

cuslov başını sallarken calis sorar

“sen ne hissediyorsun cuslov?”

genç kadın bütün hislerini anlatsa bir ömür sürebilecekken calis cevabı bekliyordur, gözlerindeki bakış ne kadar uzun olursa olsun dinleyeceğini söylüyorken cuslov gülümser ve dosyasıyla birlikte genç adama uzanıp sarılarak dudaklarını buluyordur...

 

 

cuslov’un yatak odasının kapısı açılıp iki öpüşen beden içeri girerken calis kapıyı iterek kapatır ve cuslovu kapalı kapıya yaslarken çekilerek genç kadının kusursuz güzelliğine bakar, altın sarısı saçları hafifçe geri iterken konuşur

“kaç yıl oldu artık saymayı bile bıraktım, ama ben her zaman seni istedim, hala da istiyorum ve hep isteyeceğim..”

cuslov konuşmak istemiyor, hiçbir şeyi bozmak istemiyor, konuşursa araya başka bir şeylerin gireceğinden korkuyorken kendisi için şimdiye kadar hiçbir şey yapmamış gibi hissediyordur, karşısındaki adamın yanında olmadığı zamanları hatırlamadığını da aynı anda fark ederken gülümser

“başka ne istiyorsun calis?”

“eşim olmanı istiyorum.”

cuslov gözleri büyüyerek altında bir anda ezilip kaldığı isteğe bakarken calis savaşta verilmiş ve sonunda ölüm olsa da geri çekilmeyecek bir karar gibi ne istediğini söylemiş ve hiçbir yere ayrılmıyorken cuslov başını kapıya yaslar..

 

 

“nagel çok yanlış bir zaman-“

“doğru zamanı yıllardır bulamıyorum cuslov, beklemekten yorulmadık mı?”

“o kadar bekledik, biraz daha bekle-“

“bekleyemem.”

cuslov tutkunun baştan aşağı ele geçirdiği adama bakarken calis onun ne düşündüğünü gayet iyi biliyor, konuşur

“bunun ortalıkta dönüp duran tutkuyla bir alakası yok, benim tutkum zaten seni tanıdığımdan beri böyle.. kararımı hiçbir şeyin gölgelemesine izin vermedim, sen de çok iyi biliyorsun.. başkaları için bahanelere katlanamıyorsun, ama kendin için hep bir tane var-“

“yanılıyorsun-“

“yanılmıyorum cuslov. beni istemediğini söyle, benimle beraber olmak istemediğini, seni korumamı, sana sahip olmamı istemediğini söyle, giderim. ama beklemem.”

cuslovun nefesi her kelimede hızlanmış genç kadın içini delip geçen keskin mavilere bakıyorken calis onun yüzünü tutar

“başkalarının sahip olması için yaptığın bütün fedakarlıkları sana geri vereceğim, anladın mı beni?”

cuslov başını sallarken calis gülümser ve elini genç kadının yüzünden çekip cebine sokar, ve bir yüzük çıkarırken cuslov gözleri büyüyerek genç adama bakar

“o nereden çıktı?”

“ewan delia için yüzük taşıma şakasını kimden öğrendi sanıyorsun..”

cuslov elini ağzına kapatarak genç adamın onun önünde tuttuğu yüzüğe bakarken calis genç kadının diğer elini alır ve yüzüğü parmağına takarak o güzel elleri öperken cuslov gözleri dolmuş, itiraz etmek istese bile şimdi imkanı yok tek bir kelime bile söyleyecek halde değil, genç adamı kendine çekerek dudaklarına basıtırırken calis sonunda ikisinin de bir şeylere sahip olduğunu biliyor, rahatça genç kadını öper..

 

 

jason karısını sakinleştirmiş, şu köşeye gidip oturmasını istemişken loret o köşeye gider, dosyalarını alırken genç adam başını sallar, sonra dönerek yoluna devam ederken kapı açılır ve oreonun prensesi içeri girer, jason bir an ona bakarken genç kız da ona gülümser, yoluna devam ederken jason kızı inceler, topu topu 5-10 sene önce onun gibi kızlarla birlikte olduğu günleri hatırlarken gülümser, delia da ona kaçamak bakışlar atıyorken gülümseyerek tekrar önündeki delikanlıya dönüyordur, jason gülümseyerek dikleşir ve o tarafa ilerlerken konuşur

“miss r-”

“delialona, lütfen..” jason memnuniyetle kendini jasona çevirirken konuşur

“delialona, sen oldukça mantıklı bir genç kızsın..” ian onları izliyorken bir adım geri atar, delialona pembeleşmiş, gülümser

“teşekkür ederim.. annem de, babam da oldukça mantıklılardır-“

“biliyorum.. ve inan, karımı çok seviyorum, ama şu anda seni bir yatağa yatırıp sahip olmak istiyorum, bu bana genelde olmaz, dün böyle bir isteğim yoktu, ama şu anda bunu çok istiyorum..”

delia ağzı açık, ona bakarken jason konuşur

“ancak eğer bu senin için özel bir bekleme olacaksa,-“ delia ona bir adım atarken cevap vermez, ian kaşlarını kaldırırken jason gülümser, genç kızı önüne katarken delia waowlayarak bir tanrıyla beraber olacak, o an için ewanı gözü görmezken onunla beraber çıkar, loret arkalarından bakıyorken hımlar, yarın acısını çıkartmaya karar verir..

 

 

chris ofisindeki büyük ekranda tessayı görüyorken her gün yaptığı video konferansında bu sefer alexanın neler yapıp tessanın hangi komşularla tanıştığı dışında başka bir olay da söz konusudur, chris yalnızdır, karısını istiyordur, hem de çok istiyordur, ne yapacaktır?

 

“birileri seni buraya yollasa?”

“olimposlular dışında kimse dışarı çıkmıyor tatlım, ama ben biraz daha delirirsem kaçacağım..”

tessa gülerken chris de gülümser

“alexa nerede?”

“arkadaşlarıyla pijama partisine gitti-“

“bu yaşta?”

“pijama partisinin yaşı mı var chris? beraber fiş keserler, kurabiye yiyip süt içerler, sonra sızarlar zaten.. bu kadar onların partisi..”

chris küçük kızının ilkokula başlamış, fiş kesme partilerine gittiğini öğrendiği günleri de görüyorken gülümser, sonra bir anda tessaya şu anda oturduğu koltukta sahip olma hissi bütün damarlarını doldururken genç adam derin bir nefes alır, tessa kocasının soğuk terler döktüğünü görüyorken biraz daha ekrana yaklaşır ve usul bir sesle sorar

“kendi başına halledemiyor musun?”

“o devreyi çoktan geçtik hayatım..”

tessa hmmlarken biraz sonra parmaklarını şıklatır

“loret! loret’e izin veririm..”

chris gülerek çok teşekkür ederken sorar

“gidip koskoca seks tanrıçasına sizinle sevişebilir miyim mi diyeceğim?”

“seks tanrıçası bu chris, kullarının sekse ihtiyacı varsa itiraz edeceğini sanmıyorum ayrıca benim kocam ordaki bir sürü adamdan daha taş, loret’in de bir kadın olarak bunu gözünden kaçırmadığına eminim.. yıllarca venüs masasında çalıştın sen, git biraz ortalarda dolaş..”

chris şokla karısının söylediklerine bakıyorken tessa gülümser

“beni gururlandır hayatım, hadi.. özgürsün..”

“çok büyük bir hata yapıyorsun..”

“beni terkedersen seni öldürürüm ve seni seviyorum bebeğim, hadi git..”

chris de ona taptığını söyleyip ayaklanırken bağlantı kesilir ve ekranlar eski haline dönerken genç adam kendini saatlerdir saklandığı ofisinden dışarı atar..

 

 

chris üst lobiye girdiğinde bir köşede oturmuş, dosyalara göz atan loret’i gördüğünde içindeki yanardağın patladığını hissederken o yanardağ ne ara oraya girmiştir o da ayrı bir sorudur, genç adam karmakarışık bir kafayla loret’in yanına gider ve hafifçe öksürerek lafa girer

“miss sinclair..”

chris kendi ağzından çıkanı duyduğu anda zaten çok yanlış bir şey yaptığını fark eder ama çok geçtir, güzeller güzeli tanrıça ona dönmüş, gülümsüyordur

“loret, lütfen..”

chris içinden loret derken artık nasıl içinden söylemişse karşısındaki loret o çığlık atmışçasına gülümser ve ayağa kalkarken chris yutkunur

“ben.. şey-karım-sonra seks tanrıçası-ben kul olunca-“

loret genç adamın dudaklarına parmaklarını koyarak onu sonsuza kadar sustururken chris genç kadının ellerinden yayılan güzel kokuyla kendinden geçecek gibi olurken loret ikisini bambaşka bir yerde var ettiğinde chris’ten küçük bir ses çıkar, kıpkırmızı bir yatak odasında ona doğru gelen biri sarışın bir esmer iki melek gülümsüyorken loret bir adım geri çekilir

“meleklerim seninle işleri bittiğinde geri yollayacaklar, iyi eğlenceler..”

chris hangi dili bildiğini unutmuş kem küm bir şeyler söylerken loret ortadan kaybolduğunda chris üzerinde hissettiği dört elin tessa’nın izni kapsamında olup olmadığını merak ediyordur..

 

 

SOUNDTRACK

ASHLEY TISDALE – SO MUCH FOR YOU

 

 

“aranızda delia’yı gören var mı?”

ian ve carter kaptan crash’e bakarlar ve şu ortamda kimin kimi ne için aradığı gayet açıkken carter cevaplar

“rüzgar tanrısıyla gitti..”

ewan kalakalırken ian da başını sallıyordur, kaptan crash stajyere bir bakış atıp arkasını döner ve uzaklaşırken carter ian’a bakar

“senin kızı da herkes istiyor..”

“sen de istiyor musun?”

“melanie beni öldürür..”

ian sırıtırken başını çevirir ve üst lobiye giren platin sarı saçları, simsiyah elbisesi ve gülen yüzüyle bryce’ı görürken nefesi kesilerek genç kızın etrafına bakmasını, sonunda onu bulmasını ve gülümseyerek o tarafa gelmesini izliyordur, carter sırıtır..

 

 

“ian!”

bryce sonunda aradığını bulmuş, koşarak genç adama atılır ve sıkıca sarılırken ian ne olduğunu şaşırmış, daha gün bitmeden kollarına geri dönen ama bambaşka biri olmuş kızı tutarken bryce heyecanla ayrılır ve ian’ın kollarını tutarken carter’a döner

“nasılsın carter?”

carter genç kızı şöyle bir süzer, sonra omzunu silker

“iyi diyelim, sana ne oldu?”

“hiçbir şey-oh tabii, eğitimimi tamamladım, tabii hepsini değil, şimdilik beni kendimden koruyacak kadarını, sonrasına bu salgın işi çözüldüğünde devam edeceğim, hatta belki sizinle okula döneceğim, ne kadar harika, değil mi?”

carter ya tabii diyerek başını sallarken ian’a döner ve kız delirmiş mi diye sorarken bryce gözlerini devirir

“delirmedim ve artık ne dersen anlıyorum. bütün argo söz ve hareketleri biliyorum, bana sürekli deli demekten vazgeç..”

carter peki diyerek ellerini kaldırırken genç kızın tiril tiril elbisesinden görünen kıvrımlarına gözü kayar, ian genç adamı dirsekler ve bryce’a dönerken sorar

“saçlarını tekrar mı boyadılar?”

bryce hayır! diyerek yine heyecanlanır

“rengini değiştirebiliyormuşum! bak!”

ve bir an sonra bryce’ın saçları yine o tatlı kızıla dönerken ian gülümser, bryce da gülümseyerek öyle kalırken sorar

“delialona ve melanie neredeler?”

“meşguller.”

bryce hmmlarken başka bir şey daha sorar

“herkesin tutku patlaması yaşadığı söyleniyor, siz yaşadınız mı?”

carter daha önce ameliyat oldunuz mu der gibi sorulan soruyla gülerken bryce niye güldüğünü soruyordur, carter yok bir şey diyerek onlardan uzaklaşırken ian gözlerini deviriyordur

“yaşamadık bryce..”

“ama yaşayacaksınız, ben de yaşıyorum sanırım..”

ian kaşlarını kaldırarak öyle mi derken bryce başını sallar

“seni öpebilir miyim?”

ian afallarken bryce sırıtır ve uzanarak genç adamı ensesinden tutup dudaklarına uzanırken ian bir anda genç kızın tadının içine dolduğunu hissettiğine bu eğitimin aslında hiç de fena olmadığını düşünüyordur..

 

 

sienna flasler’e olanları anlatıyorken genç adam gülüyordur, sienna bu işin gittikçe garipleştiğini söylüyorken flaslerin gözü arkalarından onlara gelen ewan’a takılır

“sienna..”

genç kadın ne olduğunu görmek için arkasını döner ve ewan’ın hiddetle onlara yaklaştığını görünce flaslere sokulur, beşinci element kaptan crash onların yanına gelmiş, flaslere selam verir, sonra siennaya döner

“sadece öpeceğim-“

“çok öpme..”

ewan peki diyerek siennayı çeker ve dudaklarına eğilirken genç kadın inleyerek gücünün kaynağı olan adamın başına tutunuyorken flasler yanağını kaşıyarak bakışlarını kaçırıyordur, bir saniye, üç saniye, beş saniye derken ikisi de hala birbirini bırakmıyorken flasler gözlerini devirerek arkasını döner ve uzaklaşırken sienna sanki hissetmiş, ewan’ı iterek büyüyü bozar ve nefes nefese konuşur

“muhteşemdi, bir daha yapalım-flasler!”

sienna koşarak genç adama yetişir ve koluna girip uzaklaşırken ewan içine dolmuş temiz havaya gülümser ve dudağının kenarını silerek başka bir hedef ararken önüne uzatılan kağıtlara bakıp hepsini conrad’a geri yollar ve yoluna devam ederken ilerde ilk geldiğinde ona göz kırpan esmer morricone kızını gördüğünde sırıtır..

 

 

“miss morricone..”

mia ona miss diyen kimin kaldığını merak edip arkasını döner ve kaptan crash’i gördüğünde şaşkınlık yerini kurnazlığa bırakırken genç kadın koltuğunu iyice çevirerek bacak bacak üstüne atar

“mia.. daha önce tanışmıştık..”

“başka bir şeyler daha yapmış gibiydik..”

mia hıhımlayarak yerinden kalkar ve ewan’ı gömleğinden tutarak kendine yaklaştırır

“o zaman sadece öpüp bırakmıştım, bu sefer o kadar aptal değilim..”

ewan hmmlarken mia genç adamın dudaklarına gülümser ve şöyle bir etrafına bakıp babasının ortalıklarda olmadığını görünce ewan’a uzanır ve genç adamın alt dudağını hafifçe yalayarak ısırırken ewan’ın sağ eli genç kadının kalçasını kavrar

“masa, yer, duvar ya da yatak?”

mia hepsinin olduğu bir yer bildiğini söylerken ewan sırıtır ve arkasını dönerek sırtını ona yapıştıran genç kadını takip eder..

 

 

SOUNDTRACK

PATRICK SWAYZE – SHE’S LIKE THE WIND

(sözler falan sıfır uyuyor, ama wind teması ve müzik güzel..)

 

 

jason odanın kapısını açarken delia arkasından içeri girer, genç kız çevreye bakıyorken jason kapıyı kapatmış, konuşur

“delialona-“

“delia..”

“delia, daha önce biriyle birlikte oldun mu?”

delia başını sallar, jason gülümserken cevaplar

“umarım ondan daha kötü olmam..”

delia endişeyle gülerken konuşur

“loretin kocasının kötü olması imkansız zaten..”

jason hafifçe gülerek boynunu ovarken mırıldanır

“koridorlarda arkamdan öyle mi söylüyorlar?”

delia gülümserken cevaplar

“10 yıl oldu, tanrıça hala sizle..”

“çünkü aşk seksi geçer..”

delia gülümseyerek başını sallarken jason onun önüne gelmiş, koyu bukleleri eline alırken fısıldar

“sen de aşıksın.. benimle ne yaparsan yap, onunla olandan daha iyi olmayacak..”

delia iç çekerek onunla olup olmayacağını bilmediğini söylerken jason gülümser

“olacağından eminim.. seni kaçırırsa seni hak etmiyor demektir..”

delia bir anda ışıl ışıl olurken jason onun yüzünü tutmuş, böylece izin ister, ona eğilirken dudakları birleştiğinde delia herkesi unutur..

 

 

jason onu nazikçe belinden kavramış, eli kıpırdamıyor, onu rahatlatıyorken delia onun yüzünü tutarak biçimli çenesinde parmaklarını gezdirirken jason onu hafifçe döndürür ve tatlı, mis gibi kokan bir rüzgar çevrelerinde eserken delia gülümser, eller kazağından girerek onun kollarını yukarı kaldırır, kumaş çıkarken delia yumuşak yatağa alçalır, geri uzanırken yakışıklı tanrıyı üzerine çekiyor, tüm vücudu inanılmaz pırıltılarla kıpır kıpırken fısıldar

“gerçek olamayacak kadar güzel bir şey bu..”

jason gülümseyerek onun omzunu, kıvrımını, boynunu öperken cevaplar

“gerçek değil delia.. masal gibi bak..”

delia gözlerini kapatarak gülümser, ve onun sırtında eli gezinirken gömleğin bir anda yok olduğunu hisseder, rüzgar tanrısının sırtında elleri inip çıkarken titreyerek onu kendine çeker..

 

 

“kafam allak bullak, kendimi rahatlatmam lazım..”

john ona bir yol önerirken george bakışıyla onu öldürür, o sırada irina o tarafa geliyor, gülümserken george da ona gülümser, konuşur

“seni öpebilir miyim?”

irina gülümserken cevaplar

“çok isterdim, ama bana dokunursan aklını kaybedersin.. yarın?”

george iç çekerek peki derken irina gülümseyerek onları geçer, george çevresine bakarak yaşı yaşına, huyu huyuna birilerini ararken mutlulukla lobiye giren bir cuslov görünce ahalar, john yok artık derken george onu ittirerek sarışına ilerler, cuslov ona dönerken gülümsüyor, konuşur

“george, edwardı gördün mü-“

“hayır, ama seni öpebilir miyim?”

cuslov elbette derken george inleyerek ona uzanır, dudaklarını örterken cuslov da onun kolunu tutar, george tüm enerjisinin bir anda bittiğini hissederken genç kadını belinden tutarak biraz geri yatırır, cuslov gülümseyerek ona karşılık verirken george ayrılır ve minnetle teşekkür eder, cuslov ne demek derken george edwardı aramaya gider..

 

 

“delialona nerede wusla?”

wusla ve loret o tarafa dönerken tanrıça sesini çıkarmıyordur, wusla bilmediğini söylerken edward bu işten hiç hoşlanmamıştır, eski karısına bakarak bir an durur, wusla loret’e şunu şunu halletmeleri gerektiğini söylüyorken tanrıça aklını kaybetmemiş birilerini bulurlarsa hemen iş vereceğini söyleyerek ayrılır, wusla teşekkür ederek tekrar edward’a dönerken genç adam onu izliyordur, wusla bir an durur, ikisi de tek kelime etmiyor ama yıllar önceki gibi hala konuşabiliyorken wusla güler

“saçmalama edward..”

“ben bir şey demedim..”

“güzel, dememeye devam et o zaman..”

wusla genç adamın yanından geçerek yürümeye başlarken edward da derhal peşine takılır

“ikimizi de engelleyen bir şey yok-“

“dorian var-“

“eğer beni reddedersen dorian acı çeker..”

wusla olduğu yerde dururken edward sırıtır, wusla gözlerini devirerek önüne döner ve lobiden çıkarken edward da onu takip ediyordur, ikisi koridora çıkmış, şimdi boşalan asansöre binerken kapılar kapanır, asansör bir kat çıkar ve ikinci katın ortasında edward kabini durdururken wusla kollarını kavuşturmuştur, genç adam ona bakıyorken konuşur

“yıllar oldu, hala aynı mıyız dersin?”

wusla bu cevabın olumsuz olmasını bütün kalbiyle dilerken edward yüzünü tutarak ona eğildiğinde genç kadın cevapları boşvererek kollarını açar ve kocasının boynuna dolar..

 

 

“asansörde mi yapacağız?”

edward gülümserken eli wuslanın eteğinin altından girip yolunu bulmuştur, genç kadın dudaklarını ısırırken edward onun dudaklarını öptükten sonra mırıldanır

“eskiden yer beğenmekte zorluk çekmezdik..”

wusla gülümserken edward karısının çamaşırını yavaşça bacaklarından indirir ve topluma açık bir alanda yere atmak yerine cebine koyarken wusla güler, edward da gülerek ona uzanırken wusla onun yüzünü tutuyor, yıllardır öpmediği dudaklarını öpüyorken her şey eskisi gibidir, genç kadının bir an için canı acırken edward bu hissetmiş, geri çekilir

“bir şeyleri tekrar oldurtmaya çalışmıyorum..”

“biliyorum.. yine de, çok uzun zaman oldu edward.. burdaki herkesten farklıyız biz, evlendik, bir çocuğumuz oldu, ayrıldık, birbirimizi unuttuk-“

“ben hala hatırlıyorum..”

wusla gülümser ve kızına kendisinden bir parça verdiği masmavi gözlere bakarken mırıldanır

“farkındayım..”

edward wuslanın yüzünü okşayarak parmaklarını sıcak boynunda dolaştırırken konuşur

“çok kalbimi kırdın wusla, tamir edilemez bir sürü kırığım var.. sadece hatırlamak yetmiyor..”

“ben bir şey istemiyorum edward..”

“ben bazen istiyorum..”

wusla sessiz kalırken edward gülümser

“yıllarca düşündüm, geri döndüğümde devam edebileceğim zamanlar olmuştu, ama o zamanların bile üzerinden yıllar geçti, şimdi neye döneceğimi bile bilmiyorum..”

wusla yutkunurken genç adama uzanır ve dudaklarını bulurken edward gözlerini kapatarak bir zamanlar şimdi etrafta dolaşan gencecik çocuklar gibi aşık olduğu kadının onu öpmesine izin verirken wusla kendini genç adam bastırır ve bacağını kaldırarak devam etmesini söylerken edward şakağını wuslanınkine yaslayarak yavaşça kendini onun sıcaklığına bırakır ve ikisi de hızlı bir nefes alırken wuslanın parmakları genç adamın saçlarında dolaşıyordur..

 

 

charlize üst lobiye gelerek kocasının nerede olduğuna bakınırken eidan karşısına fırlar, charlize bir adım geri atarken genç su konuşur

“dorian acı çekmemeli-“

“ve?” vesi, eidan fırlayarak ona uzanırken charlize feryat ederek geriler, bir yerden aresin kahkahasını duyarken bu çocuğu öldürecektir, oreon umrunda değildir, james öldürmeyin dememiştir, charlize duvara dayanırken eidan onu bastırıyor, heyecandan ölüyorken charlize bitmesini bekler, eidan geri çekilerek ona bakarken buz gibi bir havayı görür, yutkunurken deminki tutku çocuğundan eser kalmamış, gerileyecekken bir ses duyulur

“bayanların üzerine atlamamalısın eidan.. tanrıçaların hiç..”

eidan sola dönerken calis ona bakar, charlize hala konuşmuyorken calis mırıldanır

“ben olsam hızlıca seğirtirdim..”

eidan aynen onu yapar, yürürken ‘ama öptüm naber’ diye fısıldar, calis gülümser, sonra tanrıçaya dönerken konuşur

“eidan genç, ve çok heyecanlı.. kötü bir şey niyetlemediğine eminim..”

charlize buz gibi ona bakarken cevaplar

“beni izin almadan öpemezsiniz..”

calis doğru derken onun adına özür diler, genç kadın onu incelerken mırıldanır

“sen de beni öpmek istiyorsun..”

“oldukça..”

charlize hafifçe gülümser, onu geçerek uzaklaşırken calis de gülümser, yoluna devam eder..

 

 

“nereye gidiyoruz?”

ian sırıtırken bryce güler, ikisi hızlı adımlarla uzaklaşırken ian lobiye henüz giren miss pierce’a yol verir, naunet gülümseyerek gençlerin çıkıp gitmesini izlerken önüne döner ve şöyle bir etrafına bakarken uzaktan onu izleyen bir genç adamı görür, kurtarılmış oreon gençlerinden biri olduğunu biliyor, ama isim cisim hiçbir şey hatırlamıyorken kaşlarını kaldırarak bakışlarını kaçırır ve arkasını döndüğünde delorayı görmüş, o tarafa giderek sorar

“şurada beni izleyen çocuğun adı nedir?”

delora şuraya bakar ve carter’ı görürken mmmlar

“carter, melanie’nin erkek arkadaşı..”

naunet hmmlarken delora carter’a el sallıyordur, sırıtırken dişlerinin arasından konuşur

“çıtır, sen istemezsen ben giderim..”

naunet gülerken delora da gülerek ona döner

“iyi eğlenceler-ah ama önce, jason nerede?”

naunet kimseden haberi bile olmadığını söylerken delora öfler ve yoluna devam ederken naunet gülerek genç kadının arkasından bakıyordur, sonra dönerek carter’la tekrar göz göze gelirken genç adam gülümser, naunet dudaklarını ısırarak çıkış kapısına bakar, sonra tekrar carter’a dönerek göz kırpar ve kapıya ilerlerken carter da o çıktıktan sonra ensesini ovarak günün ödülü almak için miss pierce’ı takip eder..

 

 

delora hala jason’ı arıyorken yolda colmla karşılaşır, gülerek genç adamı önünden iter

“seni bitirdim, git kendine başkasını bul-“

“kimse beni jason’ı aradığı gibi aramıyor!”

delora ah yazık sana diyerek şöyle bir etrafına bakar, saçlarını bir kalemle toplayan kate’i gördüğünde colm da o tarafa bakar

“kadın kraliçe..”

“latty de kraliçe...”

“lattyle yatmıyorum..”

“ama sırtına alıp kusturana kadar çeviriyorsun..”

colm sırıtırken o eskidendi der, delora elini sallayarak onu odaklar

“bak çok meşgulüm, evlenmeden önce bir tanrıyla yatmış olmam gerek, anladın mı?”

“bunu nişanlına söylemeseydin daha güzel olacaktı-“

“aramızda sır yok! sen de bana söyleyeceksin!”

colm gülerek tamam sakin ol derken delora gidip kendine birini bulmasını emreder, colm derhal ortadan yok olurken gözü kate’de kalmıştır, elindeki dosyaları görevlilerin getirdikleriyle değiştiriyorken bir şeyler not alan kraliçeyi izlemeye devam eder..

 

 

“kraliçe mcdermott..”

kate yazdığı şeyden başını kaldıramadan artık otomatik olarak bu seslenişe kate lütfen cevabını verirken başını kaldırıp colm’u gördüğünde gülümser ve genç adamı gömleğinden tutarak kendine eğerken colm güler, kate genç adamı öperek bırakırken colm aptallaşmıştır, kate gülerek bilgisayarındaki bir şeyi gösterirken colm de eğilerek şöyle bir göz atar, ters bir şey göremiyorken kate lobiye giren conrad’ı gözlüyordur..

 

 

jensen içeri girerken loret bir köşede oturmuş, kağıtları yakıp yakıp söndürüyordur, genç adam ona yürürken mırıldanır

 

“ateşin de bu kadarı..”

 

loret gülümserken jensenın kalbi ısınır, genç kadın üst üste attığı bacaklarını indirirken göğsü sıkışır, ayağa kalkarken kanı aşağı akar, ona ilerlerken küçük jensen oldukça ilgilenir, loret ona bakarken konuşur

 

“jason gencecik bir kızı kaptı, sinirliyim..”

“gencecik kızlar mı var burda? nerde?”

 

sağa sola bakarken loret onu çenesinden yakalar, kendine baktırırken jensen sırıtır, hafifçe ona yaklaşıp havayı ısırırken loret gülümser, ona uzanırken dudakları buluşur, jensen bir an sonra onu havalandırarak kendine çekerken loret avcısının beline bacağını dolar, çevredekiler yanarken jensen loreti söndürüyor, onu döndürerek koridora sokar, loret başını geri, duvara atarken jensen onun boynunu yalar, yanlarından geçen görevli kalp krizi geçirirken ikisi de umursamaz..

 

 

“geliyorum ben..”

colm bilgisayarın başından aniden ayrılan kate’e bakar, kraliçenin yürüdüğü yol üzerinde conrad da bulunuyorken colm kaşlarını kaldırır ve arkasına yaslanıp izlerken kate conrad’ı kolundan tutarak dikkatini çekmiştir

“komutan lysander..”

“kraliçe mcdermott..”

kate adamın sesiyle bile içinden titrerken gülümser, conrad onu izliyorken hafifçe gülümser

“jensen kellemi uçurur.”

“kocam merhametli bir kraldır..”

conrad ben daha ne merhametli krallar gördüm diyorken kate arkadaki boş ofisi işaret eder

“çok zamanınızı almam komutan..”

“rica ederim majesteleri, önden buyurun..”

kate derhal önden hızlıca buyururken conrad’ın bacakları yolu, gözleri başka bir şeyleri takip ediyordur, o başka bir şeyler zarifçe ofisten içeri bir adım atıp conrada dönerken genç adam kapıyı iterek kraliçeyi belinden yakalar ve ikisi de birbirini karşılarken kate inleyerek dudaklarının acıdığını hissediyordur, conrad’ın bakmaya doyamadığı bacaklar genç adamı iterek ona sürtünürken kate’in üzerinde hayal ettiği eller bacaklarından yukarı çıkıyordur, conrad başını geri çekerek nefes nefese kalan genç kadına bakarken kate gülümser

“ben kralımı bilmem ama sizin kraliçenizin uçuracak bir sürü başı var..”

conrad sırıtırken kate genç adamın gözlerindeki parıltıyı görür ve kocasını hatırlarken inleyerek tekrar önündeki adama uzanır ve aynı açlıkla karşılık gördüğünde conrad’ın dudaklarına gülümser..

 

 

jensen loreti bir koridora atarken norman kaşını kaldırır, charlize’e dönerken sorar

 

“charlize? ister misin canım?”

 

charlize kalsın derken saatine bakıyor, konuşur

 

“artık koridorlarda seks yapmıyorum, antonio hoşlanmıyor.. ancak evin koridorlarında yapabilirim..”

 

ilerdeki calis bunu duyunca ona bakarken charlize dinlendiğinin farkındadır, norman mırıldanır

 

“antonio işini bilen bir adam inan, ama ben koridor maceralarımızı unutmadım..”

 

charlize gülümserken dayandığı masaya daha da oturur, ayakkabısının ucunu onun pantolonunun paçasına sokarken norman ona yürür, charlize bacağını onun bacağına dolarken mini eteği daha da yukarı çıkar, norman başını yana yatırırken boynunu iyice gererek mırıldanır

 

“bana vermeyeceğin şekerleri gösterme..”

 

charlize gülümserken cevaplar

 

“ben şekerci dükkanı gibiyim, biliyorsun, doğru anahtarı sok yeter..”

 

norman ne demezsin derken charlize başını geri yatırır, saçları düşerken norman inleyerek ona bakar, sonra onu belinden tutarak kendine çekerken charlize başını kaldırarak ona bakar, norman fısıldar

 

“seni öpmek için hala izin almam gerekiyor mu?”

 

charlize gülümserken elindeki kalemle onun yanağına bir şey çizer, norman H’yi hissederken onun dudaklarını örter, charlize kalemi onun sırtından yere bırakır, calis gülümseyerek öbür tarafa dönerken charlize de gülümsüyor, normanın aklını sökmeye devam eder..

 

 

“sen niye yalnızsın burada?”

“kate conrad’la koklaşmaya gitti..”

 

delora kaşlarını kaldırırken colm sırıtıyordur, bakışlarını ekrandan alıp güzel nişanlısına dönerken delora pek keyifli değildir, colm gülerek sorar

 

“rüzgarların tanrısı, genç kızların ateşi jason’ı bulamadınız mı genç hanım?”

“dalga geçme, bak dorian’ın rengi soldukça soluyor..”

 

colm ilerde tek başına oturan adama bakar, gerçekten de dorian bayılacakmış gibi duruyorken colm kaşlarını çatar

 

“ona mı yardım etsem yoksa sana mı bilemedim..”

“ona yardım et-ben geliyorum birazdan-jason!”

 

colm fırtına gibi uzaklaşan deloraya bakarken genç kadın sonunda aradığını bulmuş, tatlı diliyle bir şeyler söylüyorken bir adet delialona kanat kazanmış gibi uçarak lobide dolaşıyordur, colm’la göz göze geldiğinde derhal kıpkırmızı kesilerek adımlarını hızlandırır ve ilk kapıdan dışarı çıkarken colm gülerek yerinden kalkar ve küle dönmüş ateş kırana ilerler..

 

 

“dorian, iyi misin?”

 

dorian hımlayarak ona bakar, sonra iyi olduğunu söylerken ayağa fırlar, onu geçerek ilerlerken james ve pierce konuşarak içeri girmişlerdir, pierce dorianın yüzünü görünce james’i geri çekerken james ne oluyor diye o tarafa bakar, aç ateşi görürken owlar, pierce hayır derken dorian ona döner, james piercea bir saniye diyorken konuşur

 

“dorian,-“ dorian hızla ona dönerken bakışları kurt gibidir, şu anda tamamen hayvan beyniyle düşünüyordur, safi tutkudur, james ellerini havaya kaldırarak konuşur

 

“dorian inan gurur duydum, ama sen beni istemiyorsun-“ dorian atılarak onu duvara kıstırırken pierce ‘hey!’ler, james pierceı eliyle geri iterken konuşur

 

“dorian, bak, üzerimde çok arzu var-“ dorian onun göğsüne ellerini bastırırken james küfreder, pierce onları izliyorken dorian jamesin boynunu koklar, derin bir nefesle içine çekerken james gözlerini kapatmış, elleri havada, duruyordur, dorian kendini ona sürterken james ağzı aralanarak ilerdeki pierceın kolunu tutar, pierce kızmış, kolunu çekerken geriler, colma çarparken colm ağzı açık, izliyordur, dorian bir an sonra elini evren başkanının bacaklarının arasına indirir ve onu avuçlarken colm çevrelerindeki masalardaki şeylerin zangırdadığını hisseder, solundaki piercea bir bakış atarken james ateşin dudaklarını yakalamış, tüm gücüyle öpüyordur, dorian usul sesler çıkartıyorken serbest kalmak istiyordur, james onu kalçasından tutar ve sıkarken dorian ulur gibi bir sesle sakinleşir, pierce dönerek uzaklaşırken colm eyvahlar olsun diyordur, diğer taraftan yutkunuyorken ilerleyerek sakinleşmiş dorianı jamesin üzerinden çeker, james gözlerini açarak onlara bakarken nefesini bırakır, çıktığı kapıdan geri dönerken dorian sessiz, iskemlelerden birine oturur..

 

 

“delialona nerede?”

 

edward başını çevirip ewan’ı gördüğünde, genç adam çaresizdir, saatlerdir delialona arıyordur, yoktur, yok olmuştur, kimse nerede bilmiyorken sonunda babasına bile sormuştur, artık ne yapsa bilmiyordur, edward beynini deşecektir ve işte tam o anda edward yumruğunu kaldırıp ewan’ın suratını dağıtacakken onları gören wusla aralarına atlar

 

“edward ne yapıyorsun!?”

“KIZIMIN NEREDE OLDUĞUNU SORUYOR! BİR TEK SORSA İYİ O YARIM BEYNİNDEN NELER GEÇİYOR BİLİYOR MUSUN SEN-EVRENİ UNUTTURACAĞIM SANA CRASH!”

 

wusla dehşetle ewan’a dönerken genç adam açıklamak istemiyordur, şimdi olmaması gerekiyordur, dehşetle edward’a bakarak tekrar wusla’ya dönerken az önceki kadın şimdi anne olmuştur, ewan yüzünü buruşturarak bir adım geri atar

 

“cehennemde yanacağım-“

“ÖNCE BEN SENİ YAKACAĞIM GEL BURAYA!”

 

wusla edward’ın önünden çekilirken ewan gözleri büyüyerek arkasını döner ve bir koşu patlatırken koridorun köşesinden dönen delialonanın üzerine düşer, genç kız feryat ederek ewan’ı yakalarken babası genç adamı ensesinden tuttuğu gibi kaldırır ve suratına bir tane patlatırken delialona ellerini ağzına kapatıyordur, ewan çenesini tutarak duvara yaslanırken edward yumruğunu sıvazlıyor, kızına döner

 

“seni arıyordu!”

 

delialonanın gözleri büyürken dehşetle ewan’a bakar

 

“SORACAK BAŞKA KİMSE BULAMADIN MI!?”

“HERKESE SORDUM-NERDESİN SEN!?”

 

delialona derhal kem kümlerken edward’ın da ilgisi bir anda o soruya kaymıştır, delia çaresizce annesine bakıyorken wusla gözlerini devirerek üçünün yanına gelir ve edwardı iterek kızının koluna girip uzaklaşırken arkada kalan iki adam da onların arkasından bakıyordur, ewan göz ucuyla edward’a bakıp bir an sonra ona dönen bakışlarla derhal olduğu yerden fırlarken edward yumruğunu sıkarak kaptan oreon’da kız bırakmadım crash’in arkasından bakar...

 

 

sienna ilerde öpüşen charlize ve normanı izliyorken ağzı açık, elindeki kalem neredeyse düşecektir, bir an sonra ilerde dorian ve james’i görürken kalem intihar eder, sienna şokla izliyorken biri eğilerek kalemi alır, ona geri verirken sienna gözlerini manzaradan kopartarak ona döner, antonioyu görünce kıpkırmızı olurken genç adam gülümser

 

“bir bayan için oldukça uyarıcı bir görüntü olmalı..”

 

sienna bir şey diyemezken sadece başını sallar, yalan imkansızdır, antonio gülümserken mırıldanır

 

“karım bana birkaç şey öğretti, ama öncesinde de oldukça çapkın bir adamdım.. çapkın demesek de, hanımları tavlamayı bilirdim.. istediğim zaman..”

 

sienna iç çekerken magazin haberlerini hatırlıyor, cevaplar

 

“biliyorum..”

 

antonio gülerken konuşur

 

“güzel günlerdi evet.. masaya girince çapkınlık arada sırada izin verilen bir kavram oldu..”

 

sienna ona bakarken pierce arkasından bir hışımla geçer, sienna antonioya saklanırken antonio pierce’ın kızgınlığını hissetmiş, ama bu tamamen yanlış şeylere sevk olmuşken kollarına giren kadına eğilir, onun dudaklarını örterken sienna zayıf, ona tutunur, kalem tekrar intihar ederken antonio genç kadını incecik belinden kendine çeker, sienna en zengin öpüşle inlerken onun boynunu tutar..

 

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >