![]() SOUNDTRACK AMEL BENT – NE RETIENS PAS TES LARMES cuslov az önce tekrar kavuştuğu dosyasını büyük bir ilgiyle
okuyorken calis gülümseyerek genç kadının takip ediyordur, daha ne kadar
dolaşacakları konusunda bir fikri yokken cuslov sonunda boş bir koridorun
ortasında durmaya karar vererek döner, calis’in ifadesini gördüğünde o da
gülümserken genç adam konuşur “franco haklı, herkes hissettiklerine göre hareket ediyor..” cuslov başını sallarken calis sorar “sen ne hissediyorsun cuslov?” genç kadın bütün hislerini anlatsa bir ömür sürebilecekken calis
cevabı bekliyordur, gözlerindeki bakış ne kadar uzun olursa olsun dinleyeceğini
söylüyorken cuslov gülümser ve dosyasıyla birlikte genç adama uzanıp sarılarak
dudaklarını buluyordur... cuslov’un yatak odasının kapısı açılıp iki öpüşen beden içeri
girerken calis kapıyı iterek kapatır ve cuslovu kapalı kapıya yaslarken
çekilerek genç kadının kusursuz güzelliğine bakar, altın sarısı saçları hafifçe
geri iterken konuşur “kaç yıl oldu artık saymayı bile bıraktım, ama ben her zaman seni
istedim, hala da istiyorum ve hep isteyeceğim..” cuslov konuşmak istemiyor, hiçbir şeyi bozmak istemiyor,
konuşursa araya başka bir şeylerin gireceğinden korkuyorken kendisi için
şimdiye kadar hiçbir şey yapmamış gibi hissediyordur, karşısındaki adamın
yanında olmadığı zamanları hatırlamadığını da aynı anda fark ederken gülümser “başka ne istiyorsun calis?” “eşim olmanı istiyorum.” cuslov gözleri büyüyerek altında bir anda ezilip kaldığı isteğe
bakarken calis savaşta verilmiş ve sonunda ölüm olsa da geri çekilmeyecek bir
karar gibi ne istediğini söylemiş ve hiçbir yere ayrılmıyorken cuslov başını
kapıya yaslar.. “nagel çok yanlış bir zaman-“ “doğru zamanı yıllardır bulamıyorum cuslov, beklemekten
yorulmadık mı?” “o kadar bekledik, biraz daha bekle-“ “bekleyemem.” cuslov tutkunun baştan aşağı ele geçirdiği adama bakarken calis
onun ne düşündüğünü gayet iyi biliyor, konuşur “bunun ortalıkta dönüp duran tutkuyla bir alakası yok, benim
tutkum zaten seni tanıdığımdan beri böyle.. kararımı hiçbir şeyin gölgelemesine
izin vermedim, sen de çok iyi biliyorsun.. başkaları için bahanelere
katlanamıyorsun, ama kendin için hep bir tane var-“ “yanılıyorsun-“ “yanılmıyorum cuslov. beni istemediğini söyle, benimle beraber
olmak istemediğini, seni korumamı, sana sahip olmamı istemediğini söyle,
giderim. ama beklemem.” cuslovun nefesi her kelimede hızlanmış genç kadın içini delip
geçen keskin mavilere bakıyorken calis onun yüzünü tutar “başkalarının sahip olması için yaptığın bütün fedakarlıkları
sana geri vereceğim, anladın mı beni?” cuslov başını sallarken calis gülümser ve elini genç kadının
yüzünden çekip cebine sokar, ve bir yüzük çıkarırken cuslov gözleri büyüyerek
genç adama bakar “o nereden çıktı?” “ewan delia için yüzük taşıma şakasını kimden öğrendi
sanıyorsun..” cuslov elini ağzına kapatarak genç adamın onun önünde tuttuğu
yüzüğe bakarken calis genç kadının diğer elini alır ve yüzüğü parmağına takarak
o güzel elleri öperken cuslov gözleri dolmuş, itiraz etmek istese bile şimdi
imkanı yok tek bir kelime bile söyleyecek halde değil, genç adamı kendine
çekerek dudaklarına basıtırırken calis sonunda ikisinin de bir şeylere sahip
olduğunu biliyor, rahatça genç kadını öper.. jason karısını sakinleştirmiş, şu köşeye gidip oturmasını
istemişken loret o köşeye gider, dosyalarını alırken genç adam başını sallar,
sonra dönerek yoluna devam ederken kapı açılır ve oreonun prensesi içeri girer,
jason bir an ona bakarken genç kız da ona gülümser, yoluna devam ederken jason
kızı inceler, topu topu 5-10 sene önce onun gibi kızlarla birlikte olduğu
günleri hatırlarken gülümser, delia da ona kaçamak bakışlar atıyorken
gülümseyerek tekrar önündeki delikanlıya dönüyordur, jason gülümseyerek
dikleşir ve o tarafa ilerlerken konuşur “miss r-” “delialona, lütfen..” jason memnuniyetle kendini jasona
çevirirken konuşur “delialona, sen oldukça mantıklı bir genç kızsın..” ian onları
izliyorken bir adım geri atar, delialona pembeleşmiş, gülümser “teşekkür ederim.. annem de, babam da oldukça mantıklılardır-“ “biliyorum.. ve inan, karımı çok seviyorum, ama şu anda seni bir
yatağa yatırıp sahip olmak istiyorum, bu bana genelde olmaz, dün böyle bir
isteğim yoktu, ama şu anda bunu çok istiyorum..” delia ağzı açık, ona bakarken jason konuşur “ancak eğer bu senin için özel bir bekleme olacaksa,-“ delia ona
bir adım atarken cevap vermez, ian kaşlarını kaldırırken jason gülümser, genç
kızı önüne katarken delia waowlayarak bir tanrıyla beraber olacak, o an için
ewanı gözü görmezken onunla beraber çıkar, loret arkalarından bakıyorken
hımlar, yarın acısını çıkartmaya karar verir.. chris ofisindeki büyük ekranda tessayı görüyorken her gün yaptığı
video konferansında bu sefer alexanın neler yapıp tessanın hangi komşularla
tanıştığı dışında başka bir olay da söz konusudur, chris yalnızdır, karısını
istiyordur, hem de çok istiyordur, ne yapacaktır? “birileri seni buraya yollasa?” “olimposlular dışında kimse dışarı çıkmıyor tatlım, ama ben biraz
daha delirirsem kaçacağım..” tessa gülerken chris de gülümser “alexa nerede?” “arkadaşlarıyla pijama partisine gitti-“ “bu yaşta?” “pijama partisinin yaşı mı var chris? beraber fiş keserler,
kurabiye yiyip süt içerler, sonra sızarlar zaten.. bu kadar onların partisi..” chris küçük kızının ilkokula başlamış, fiş kesme partilerine
gittiğini öğrendiği günleri de görüyorken gülümser, sonra bir anda tessaya şu
anda oturduğu koltukta sahip olma hissi bütün damarlarını doldururken genç adam
derin bir nefes alır, tessa kocasının soğuk terler döktüğünü görüyorken biraz
daha ekrana yaklaşır ve usul bir sesle sorar “kendi başına halledemiyor musun?” “o devreyi çoktan geçtik hayatım..” tessa hmmlarken biraz sonra parmaklarını şıklatır “loret! loret’e izin veririm..” chris gülerek çok teşekkür ederken sorar “gidip koskoca seks tanrıçasına sizinle sevişebilir miyim mi
diyeceğim?” “seks tanrıçası bu chris, kullarının sekse ihtiyacı varsa itiraz
edeceğini sanmıyorum ayrıca benim kocam ordaki bir sürü adamdan daha taş,
loret’in de bir kadın olarak bunu gözünden kaçırmadığına eminim.. yıllarca
venüs masasında çalıştın sen, git biraz ortalarda dolaş..” chris şokla karısının söylediklerine bakıyorken tessa gülümser “beni gururlandır hayatım, hadi.. özgürsün..” “çok büyük bir hata yapıyorsun..” “beni terkedersen seni öldürürüm ve seni seviyorum bebeğim, hadi
git..” chris de ona taptığını söyleyip ayaklanırken bağlantı kesilir ve
ekranlar eski haline dönerken genç adam kendini saatlerdir saklandığı ofisinden
dışarı atar.. chris üst lobiye girdiğinde bir köşede oturmuş, dosyalara göz
atan loret’i gördüğünde içindeki yanardağın patladığını hissederken o yanardağ
ne ara oraya girmiştir o da ayrı bir sorudur, genç adam karmakarışık bir
kafayla loret’in yanına gider ve hafifçe öksürerek lafa girer “miss sinclair..” chris kendi ağzından çıkanı duyduğu anda zaten çok yanlış bir şey
yaptığını fark eder ama çok geçtir, güzeller güzeli tanrıça ona dönmüş,
gülümsüyordur “loret, lütfen..” chris içinden loret
derken artık nasıl içinden söylemişse karşısındaki loret o çığlık atmışçasına
gülümser ve ayağa kalkarken chris yutkunur “ben.. şey-karım-sonra seks tanrıçası-ben kul olunca-“ loret genç adamın dudaklarına parmaklarını koyarak onu sonsuza
kadar sustururken chris genç kadının ellerinden yayılan güzel kokuyla kendinden
geçecek gibi olurken loret ikisini bambaşka bir yerde var ettiğinde chris’ten
küçük bir ses çıkar, kıpkırmızı bir yatak odasında ona doğru gelen biri sarışın
bir esmer iki melek gülümsüyorken loret bir adım geri çekilir “meleklerim seninle işleri bittiğinde geri yollayacaklar, iyi
eğlenceler..” chris hangi dili bildiğini unutmuş kem küm bir şeyler söylerken
loret ortadan kaybolduğunda chris üzerinde hissettiği dört elin tessa’nın izni
kapsamında olup olmadığını merak ediyordur.. SOUNDTRACK ASHLEY TISDALE – SO MUCH FOR YOU “aranızda delia’yı gören var mı?” ian ve carter kaptan crash’e bakarlar ve şu ortamda kimin kimi ne
için aradığı gayet açıkken carter cevaplar “rüzgar tanrısıyla gitti..” ewan kalakalırken ian da başını sallıyordur, kaptan crash
stajyere bir bakış atıp arkasını döner ve uzaklaşırken carter ian’a bakar “senin kızı da herkes istiyor..” “sen de istiyor musun?” “melanie beni öldürür..” ian sırıtırken başını çevirir ve üst
lobiye giren platin sarı saçları, simsiyah elbisesi ve gülen yüzüyle bryce’ı
görürken nefesi kesilerek genç kızın etrafına bakmasını, sonunda onu bulmasını
ve gülümseyerek o tarafa gelmesini izliyordur, carter sırıtır.. “ian!” bryce sonunda aradığını bulmuş, koşarak genç adama atılır ve
sıkıca sarılırken ian ne olduğunu şaşırmış, daha gün bitmeden kollarına geri
dönen ama bambaşka biri olmuş kızı tutarken bryce heyecanla ayrılır ve ian’ın
kollarını tutarken carter’a döner “nasılsın carter?” carter genç kızı şöyle bir süzer, sonra omzunu silker “iyi diyelim, sana ne oldu?” “hiçbir şey-oh tabii, eğitimimi tamamladım, tabii hepsini değil,
şimdilik beni kendimden koruyacak kadarını, sonrasına bu salgın işi
çözüldüğünde devam edeceğim, hatta belki sizinle okula döneceğim, ne kadar
harika, değil mi?” carter ya tabii diyerek başını sallarken ian’a döner ve kız
delirmiş mi diye sorarken bryce gözlerini devirir “delirmedim ve artık ne dersen anlıyorum. bütün argo söz ve
hareketleri biliyorum, bana sürekli deli demekten vazgeç..” carter peki diyerek ellerini kaldırırken genç kızın tiril tiril
elbisesinden görünen kıvrımlarına gözü kayar, ian genç adamı dirsekler ve
bryce’a dönerken sorar “saçlarını tekrar mı boyadılar?” bryce hayır! diyerek yine heyecanlanır “rengini değiştirebiliyormuşum! bak!” ve bir an sonra bryce’ın saçları yine o tatlı kızıla dönerken ian
gülümser, bryce da gülümseyerek öyle kalırken sorar “delialona ve melanie neredeler?” “meşguller.” bryce hmmlarken başka bir şey daha sorar “herkesin tutku patlaması yaşadığı söyleniyor, siz yaşadınız mı?” carter daha önce ameliyat
oldunuz mu der gibi sorulan soruyla gülerken bryce niye güldüğünü
soruyordur, carter yok bir şey diyerek onlardan uzaklaşırken ian gözlerini
deviriyordur “yaşamadık bryce..” “ama yaşayacaksınız, ben de yaşıyorum sanırım..” ian kaşlarını kaldırarak öyle mi derken bryce başını sallar “seni öpebilir miyim?” ian afallarken bryce sırıtır ve uzanarak genç adamı ensesinden
tutup dudaklarına uzanırken ian bir anda genç kızın tadının içine dolduğunu
hissettiğine bu eğitimin aslında hiç de fena olmadığını düşünüyordur.. sienna flasler’e olanları anlatıyorken genç adam gülüyordur,
sienna bu işin gittikçe garipleştiğini söylüyorken flaslerin gözü arkalarından
onlara gelen ewan’a takılır “sienna..” genç kadın ne olduğunu görmek için arkasını döner ve ewan’ın
hiddetle onlara yaklaştığını görünce flaslere sokulur, beşinci element kaptan
crash onların yanına gelmiş, flaslere selam verir, sonra siennaya döner “sadece öpeceğim-“ “çok öpme..” ewan peki diyerek siennayı çeker ve dudaklarına eğilirken genç
kadın inleyerek gücünün kaynağı olan adamın başına tutunuyorken flasler
yanağını kaşıyarak bakışlarını kaçırıyordur, bir saniye, üç saniye, beş saniye
derken ikisi de hala birbirini bırakmıyorken flasler gözlerini devirerek
arkasını döner ve uzaklaşırken sienna sanki hissetmiş, ewan’ı iterek büyüyü
bozar ve nefes nefese konuşur “muhteşemdi, bir daha yapalım-flasler!” sienna koşarak genç adama yetişir ve koluna girip uzaklaşırken
ewan içine dolmuş temiz havaya gülümser ve dudağının kenarını silerek başka bir
hedef ararken önüne uzatılan kağıtlara bakıp hepsini conrad’a geri yollar ve
yoluna devam ederken ilerde ilk geldiğinde ona göz kırpan esmer morricone
kızını gördüğünde sırıtır.. “miss morricone..” mia ona miss diyen kimin kaldığını merak edip arkasını döner ve
kaptan crash’i gördüğünde şaşkınlık yerini kurnazlığa bırakırken genç kadın
koltuğunu iyice çevirerek bacak bacak üstüne atar “mia.. daha önce tanışmıştık..” “başka bir şeyler daha yapmış gibiydik..” mia hıhımlayarak
yerinden kalkar ve ewan’ı gömleğinden tutarak kendine yaklaştırır “o zaman sadece öpüp bırakmıştım, bu sefer o kadar aptal
değilim..” ewan hmmlarken mia genç
adamın dudaklarına gülümser ve şöyle bir etrafına bakıp babasının ortalıklarda
olmadığını görünce ewan’a uzanır ve genç adamın alt dudağını hafifçe yalayarak
ısırırken ewan’ın sağ eli genç kadının kalçasını kavrar “masa, yer, duvar ya da yatak?” mia hepsinin olduğu bir yer bildiğini söylerken ewan sırıtır ve
arkasını dönerek sırtını ona yapıştıran genç kadını takip eder.. SOUNDTRACK PATRICK SWAYZE – SHE’S LIKE THE WIND (sözler falan sıfır
uyuyor, ama wind teması ve müzik güzel..) jason odanın kapısını açarken delia arkasından içeri girer, genç
kız çevreye bakıyorken jason kapıyı kapatmış, konuşur “delialona-“ “delia..” “delia, daha önce biriyle birlikte oldun mu?” delia başını sallar, jason gülümserken cevaplar “umarım ondan daha kötü olmam..” delia endişeyle gülerken konuşur “loretin kocasının kötü olması imkansız zaten..” jason hafifçe gülerek boynunu ovarken mırıldanır “koridorlarda arkamdan öyle mi söylüyorlar?” delia gülümserken cevaplar “10 yıl oldu, tanrıça hala sizle..” “çünkü aşk seksi geçer..” delia gülümseyerek başını sallarken jason onun önüne gelmiş, koyu
bukleleri eline alırken fısıldar “sen de aşıksın.. benimle ne yaparsan yap, onunla olandan daha
iyi olmayacak..” delia iç çekerek onunla olup olmayacağını bilmediğini söylerken
jason gülümser “olacağından eminim.. seni kaçırırsa seni hak etmiyor demektir..” delia bir anda ışıl ışıl olurken jason onun yüzünü tutmuş,
böylece izin ister, ona eğilirken dudakları birleştiğinde delia herkesi
unutur.. jason onu nazikçe belinden kavramış, eli kıpırdamıyor, onu
rahatlatıyorken delia onun yüzünü tutarak biçimli çenesinde parmaklarını
gezdirirken jason onu hafifçe döndürür ve tatlı, mis gibi kokan bir rüzgar
çevrelerinde eserken delia gülümser, eller kazağından girerek onun kollarını
yukarı kaldırır, kumaş çıkarken delia yumuşak yatağa alçalır, geri uzanırken
yakışıklı tanrıyı üzerine çekiyor, tüm vücudu inanılmaz pırıltılarla kıpır
kıpırken fısıldar “gerçek olamayacak kadar güzel bir şey bu..” jason gülümseyerek onun omzunu, kıvrımını, boynunu öperken
cevaplar “gerçek değil delia.. masal gibi bak..” delia gözlerini kapatarak gülümser, ve onun sırtında eli
gezinirken gömleğin bir anda yok olduğunu hisseder, rüzgar tanrısının sırtında elleri inip çıkarken titreyerek onu
kendine çeker.. “kafam allak bullak, kendimi rahatlatmam lazım..” john ona bir yol önerirken george bakışıyla onu öldürür, o sırada
irina o tarafa geliyor, gülümserken george da ona gülümser, konuşur “seni öpebilir miyim?” irina gülümserken cevaplar “çok isterdim, ama bana dokunursan aklını kaybedersin.. yarın?” george iç çekerek peki derken irina gülümseyerek onları geçer, george
çevresine bakarak yaşı yaşına, huyu huyuna birilerini ararken mutlulukla lobiye
giren bir cuslov görünce ahalar, john yok artık derken george onu ittirerek
sarışına ilerler, cuslov ona dönerken gülümsüyor, konuşur “george, edwardı gördün mü-“ “hayır, ama seni öpebilir miyim?” cuslov elbette derken george inleyerek ona uzanır, dudaklarını
örterken cuslov da onun kolunu tutar, george tüm enerjisinin bir anda bittiğini
hissederken genç kadını belinden tutarak biraz geri yatırır, cuslov
gülümseyerek ona karşılık verirken george ayrılır ve minnetle teşekkür eder,
cuslov ne demek derken george edwardı aramaya gider.. “delialona nerede wusla?” wusla ve loret o tarafa dönerken tanrıça sesini çıkarmıyordur,
wusla bilmediğini söylerken edward bu işten hiç hoşlanmamıştır, eski karısına
bakarak bir an durur, wusla loret’e şunu şunu halletmeleri gerektiğini
söylüyorken tanrıça aklını kaybetmemiş birilerini bulurlarsa hemen iş
vereceğini söyleyerek ayrılır, wusla teşekkür ederek tekrar edward’a dönerken
genç adam onu izliyordur, wusla bir an durur, ikisi de tek kelime etmiyor ama
yıllar önceki gibi hala konuşabiliyorken wusla güler “saçmalama edward..” “ben bir şey demedim..” “güzel, dememeye devam et o zaman..” wusla genç adamın yanından geçerek yürümeye başlarken edward da
derhal peşine takılır “ikimizi de engelleyen bir şey yok-“ “dorian var-“ “eğer beni reddedersen dorian acı çeker..” wusla olduğu yerde dururken edward sırıtır, wusla gözlerini
devirerek önüne döner ve lobiden çıkarken edward da onu takip ediyordur, ikisi
koridora çıkmış, şimdi boşalan asansöre binerken kapılar kapanır, asansör bir
kat çıkar ve ikinci katın ortasında edward kabini durdururken wusla kollarını
kavuşturmuştur, genç adam ona bakıyorken konuşur “yıllar oldu, hala aynı mıyız dersin?” wusla bu cevabın olumsuz olmasını bütün kalbiyle dilerken edward
yüzünü tutarak ona eğildiğinde genç kadın cevapları boşvererek kollarını açar
ve kocasının boynuna dolar.. “asansörde mi yapacağız?” edward gülümserken eli wuslanın eteğinin altından girip yolunu
bulmuştur, genç kadın dudaklarını ısırırken edward onun dudaklarını öptükten
sonra mırıldanır “eskiden yer beğenmekte zorluk çekmezdik..” wusla gülümserken edward karısının çamaşırını yavaşça
bacaklarından indirir ve topluma açık bir alanda yere atmak yerine cebine
koyarken wusla güler, edward da gülerek ona uzanırken wusla onun yüzünü
tutuyor, yıllardır öpmediği dudaklarını öpüyorken her şey eskisi gibidir, genç
kadının bir an için canı acırken edward bu hissetmiş, geri çekilir “bir şeyleri tekrar oldurtmaya çalışmıyorum..” “biliyorum.. yine de, çok uzun zaman oldu edward.. burdaki
herkesten farklıyız biz, evlendik, bir çocuğumuz oldu, ayrıldık, birbirimizi
unuttuk-“ “ben hala hatırlıyorum..” wusla gülümser ve kızına kendisinden bir parça verdiği masmavi
gözlere bakarken mırıldanır “farkındayım..” edward wuslanın yüzünü okşayarak parmaklarını sıcak boynunda
dolaştırırken konuşur “çok kalbimi kırdın wusla, tamir edilemez bir sürü kırığım var..
sadece hatırlamak yetmiyor..” “ben bir şey istemiyorum edward..” “ben bazen istiyorum..” wusla sessiz kalırken edward gülümser “yıllarca düşündüm, geri döndüğümde devam edebileceğim zamanlar
olmuştu, ama o zamanların bile üzerinden yıllar geçti, şimdi neye döneceğimi
bile bilmiyorum..” wusla yutkunurken genç adama uzanır ve dudaklarını bulurken
edward gözlerini kapatarak bir zamanlar şimdi etrafta dolaşan gencecik çocuklar
gibi aşık olduğu kadının onu öpmesine izin verirken wusla kendini genç adam
bastırır ve bacağını kaldırarak devam etmesini söylerken edward şakağını
wuslanınkine yaslayarak yavaşça kendini onun sıcaklığına bırakır ve ikisi de
hızlı bir nefes alırken wuslanın parmakları genç adamın saçlarında
dolaşıyordur.. charlize üst lobiye gelerek kocasının nerede olduğuna bakınırken
eidan karşısına fırlar, charlize bir adım geri atarken genç su konuşur “dorian acı çekmemeli-“ “ve?” vesi, eidan
fırlayarak ona uzanırken charlize feryat ederek geriler, bir yerden aresin
kahkahasını duyarken bu çocuğu öldürecektir, oreon umrunda değildir, james
öldürmeyin dememiştir, charlize duvara dayanırken eidan onu bastırıyor,
heyecandan ölüyorken charlize bitmesini bekler, eidan geri çekilerek ona
bakarken buz gibi bir havayı görür, yutkunurken deminki tutku çocuğundan eser
kalmamış, gerileyecekken bir ses duyulur “bayanların üzerine atlamamalısın eidan.. tanrıçaların hiç..” eidan sola dönerken calis ona bakar, charlize hala konuşmuyorken
calis mırıldanır “ben olsam hızlıca seğirtirdim..” eidan aynen onu yapar, yürürken ‘ama öptüm naber’ diye fısıldar, calis gülümser, sonra tanrıçaya
dönerken konuşur “eidan genç, ve çok heyecanlı.. kötü bir şey niyetlemediğine
eminim..” charlize buz gibi ona bakarken cevaplar “beni izin almadan öpemezsiniz..” calis doğru derken onun adına özür diler, genç kadın onu
incelerken mırıldanır “sen de beni öpmek istiyorsun..” “oldukça..” charlize hafifçe gülümser, onu geçerek uzaklaşırken calis de
gülümser, yoluna devam eder.. “nereye gidiyoruz?” ian sırıtırken bryce güler, ikisi hızlı adımlarla uzaklaşırken
ian lobiye henüz giren miss pierce’a yol verir, naunet gülümseyerek gençlerin
çıkıp gitmesini izlerken önüne döner ve şöyle bir etrafına bakarken uzaktan onu
izleyen bir genç adamı görür, kurtarılmış oreon gençlerinden biri olduğunu
biliyor, ama isim cisim hiçbir şey hatırlamıyorken kaşlarını kaldırarak
bakışlarını kaçırır ve arkasını döndüğünde delorayı görmüş, o tarafa giderek
sorar “şurada beni izleyen çocuğun adı nedir?” delora şuraya bakar ve
carter’ı görürken mmmlar “carter, melanie’nin erkek arkadaşı..” naunet hmmlarken delora
carter’a el sallıyordur, sırıtırken dişlerinin arasından konuşur “çıtır, sen istemezsen ben giderim..” naunet gülerken delora da gülerek ona döner “iyi eğlenceler-ah ama önce, jason nerede?” naunet kimseden haberi bile olmadığını söylerken delora öfler ve
yoluna devam ederken naunet gülerek genç kadının arkasından bakıyordur, sonra
dönerek carter’la tekrar göz göze gelirken genç adam gülümser, naunet
dudaklarını ısırarak çıkış kapısına bakar, sonra tekrar carter’a dönerek göz
kırpar ve kapıya ilerlerken carter da o çıktıktan sonra ensesini ovarak günün
ödülü almak için miss pierce’ı takip
eder.. delora hala jason’ı arıyorken yolda colmla karşılaşır, gülerek
genç adamı önünden iter “seni bitirdim, git kendine başkasını bul-“ “kimse beni jason’ı aradığı gibi aramıyor!” delora ah yazık sana diyerek şöyle bir etrafına bakar, saçlarını
bir kalemle toplayan kate’i gördüğünde colm da o tarafa bakar “kadın kraliçe..” “latty de kraliçe...” “lattyle yatmıyorum..” “ama sırtına alıp kusturana kadar çeviriyorsun..” colm sırıtırken o eskidendi der, delora elini sallayarak onu
odaklar “bak çok meşgulüm, evlenmeden önce bir tanrıyla yatmış olmam
gerek, anladın mı?” “bunu nişanlına söylemeseydin daha güzel olacaktı-“ “aramızda sır yok! sen de bana söyleyeceksin!” colm gülerek tamam sakin ol derken delora gidip kendine birini
bulmasını emreder, colm derhal ortadan yok olurken gözü kate’de kalmıştır,
elindeki dosyaları görevlilerin getirdikleriyle değiştiriyorken bir şeyler not
alan kraliçeyi izlemeye devam eder.. “kraliçe mcdermott..” kate yazdığı şeyden başını kaldıramadan artık otomatik olarak bu
seslenişe kate lütfen cevabını
verirken başını kaldırıp colm’u gördüğünde gülümser ve genç adamı gömleğinden
tutarak kendine eğerken colm güler, kate genç adamı öperek bırakırken colm
aptallaşmıştır, kate gülerek bilgisayarındaki bir şeyi gösterirken colm de
eğilerek şöyle bir göz atar, ters bir şey göremiyorken kate lobiye giren
conrad’ı gözlüyordur.. jensen içeri girerken loret bir köşede oturmuş, kağıtları yakıp
yakıp söndürüyordur, genç adam ona yürürken mırıldanır “ateşin de bu kadarı..” loret gülümserken jensenın kalbi ısınır, genç kadın üst üste
attığı bacaklarını indirirken göğsü sıkışır, ayağa kalkarken kanı aşağı akar,
ona ilerlerken küçük jensen oldukça ilgilenir, loret ona bakarken konuşur “jason gencecik bir kızı kaptı, sinirliyim..” “gencecik kızlar mı var burda? nerde?” sağa sola bakarken loret onu çenesinden yakalar, kendine
baktırırken jensen sırıtır, hafifçe ona yaklaşıp havayı ısırırken loret
gülümser, ona uzanırken dudakları buluşur, jensen bir an sonra onu
havalandırarak kendine çekerken loret avcısının beline bacağını dolar,
çevredekiler yanarken jensen loreti söndürüyor, onu döndürerek koridora sokar,
loret başını geri, duvara atarken jensen onun boynunu yalar, yanlarından geçen
görevli kalp krizi geçirirken ikisi de umursamaz.. “geliyorum ben..” colm bilgisayarın başından aniden ayrılan kate’e bakar,
kraliçenin yürüdüğü yol üzerinde conrad da bulunuyorken colm kaşlarını kaldırır
ve arkasına yaslanıp izlerken kate conrad’ı kolundan tutarak dikkatini
çekmiştir “komutan lysander..” “kraliçe mcdermott..” kate adamın sesiyle bile içinden titrerken gülümser, conrad onu
izliyorken hafifçe gülümser “jensen kellemi uçurur.” “kocam merhametli bir kraldır..” conrad ben daha ne merhametli krallar gördüm diyorken kate
arkadaki boş ofisi işaret eder “çok zamanınızı almam komutan..” “rica ederim majesteleri, önden buyurun..” kate derhal önden hızlıca buyururken conrad’ın bacakları yolu,
gözleri başka bir şeyleri takip ediyordur, o başka bir şeyler zarifçe ofisten
içeri bir adım atıp conrada dönerken genç adam kapıyı iterek kraliçeyi belinden
yakalar ve ikisi de birbirini karşılarken kate inleyerek dudaklarının acıdığını
hissediyordur, conrad’ın bakmaya doyamadığı bacaklar genç adamı iterek ona
sürtünürken kate’in üzerinde hayal ettiği eller bacaklarından yukarı
çıkıyordur, conrad başını geri çekerek nefes nefese kalan genç kadına bakarken
kate gülümser “ben kralımı bilmem ama sizin kraliçenizin uçuracak bir sürü başı
var..” conrad sırıtırken kate genç adamın gözlerindeki parıltıyı görür
ve kocasını hatırlarken inleyerek tekrar önündeki adama uzanır ve aynı açlıkla
karşılık gördüğünde conrad’ın dudaklarına gülümser.. jensen loreti bir koridora atarken norman kaşını kaldırır,
charlize’e dönerken sorar “charlize? ister misin canım?” charlize kalsın derken saatine bakıyor, konuşur “artık koridorlarda seks yapmıyorum, antonio hoşlanmıyor.. ancak
evin koridorlarında yapabilirim..” ilerdeki calis bunu duyunca ona bakarken charlize dinlendiğinin
farkındadır, norman mırıldanır “antonio işini bilen bir adam inan, ama ben koridor
maceralarımızı unutmadım..” charlize gülümserken dayandığı masaya daha da oturur,
ayakkabısının ucunu onun pantolonunun paçasına sokarken norman ona yürür,
charlize bacağını onun bacağına dolarken mini eteği daha da yukarı çıkar,
norman başını yana yatırırken boynunu iyice gererek mırıldanır “bana vermeyeceğin şekerleri gösterme..” charlize gülümserken cevaplar “ben şekerci dükkanı gibiyim, biliyorsun, doğru anahtarı sok
yeter..” norman ne demezsin derken charlize başını geri yatırır, saçları
düşerken norman inleyerek ona bakar, sonra onu belinden tutarak kendine
çekerken charlize başını kaldırarak ona bakar, norman fısıldar “seni öpmek için hala izin almam gerekiyor mu?” charlize gülümserken elindeki kalemle onun yanağına bir şey çizer,
norman H’yi hissederken onun dudaklarını örter, charlize kalemi onun sırtından
yere bırakır, calis gülümseyerek öbür tarafa dönerken charlize de gülümsüyor,
normanın aklını sökmeye devam eder.. “sen niye yalnızsın burada?” “kate conrad’la koklaşmaya gitti..” delora kaşlarını kaldırırken colm sırıtıyordur, bakışlarını
ekrandan alıp güzel nişanlısına dönerken delora pek keyifli değildir, colm
gülerek sorar “rüzgarların tanrısı, genç kızların ateşi jason’ı bulamadınız mı
genç hanım?” “dalga geçme, bak dorian’ın rengi soldukça soluyor..” colm ilerde tek başına oturan adama bakar, gerçekten de dorian
bayılacakmış gibi duruyorken colm kaşlarını çatar “ona mı yardım etsem yoksa sana mı bilemedim..” “ona yardım et-ben geliyorum birazdan-jason!” colm fırtına gibi uzaklaşan deloraya bakarken genç kadın sonunda
aradığını bulmuş, tatlı diliyle bir şeyler söylüyorken bir adet delialona kanat
kazanmış gibi uçarak lobide dolaşıyordur, colm’la göz göze geldiğinde derhal
kıpkırmızı kesilerek adımlarını hızlandırır ve ilk kapıdan dışarı çıkarken colm
gülerek yerinden kalkar ve küle dönmüş ateş kırana ilerler.. “dorian, iyi misin?” dorian hımlayarak ona bakar, sonra iyi olduğunu söylerken ayağa
fırlar, onu geçerek ilerlerken james ve pierce konuşarak içeri girmişlerdir, pierce
dorianın yüzünü görünce james’i geri çekerken james ne oluyor diye o tarafa
bakar, aç ateşi görürken owlar, pierce hayır derken dorian ona döner, james piercea
bir saniye diyorken konuşur “dorian,-“ dorian hızla ona dönerken bakışları kurt gibidir, şu
anda tamamen hayvan beyniyle düşünüyordur, safi tutkudur, james ellerini havaya
kaldırarak konuşur “dorian inan gurur duydum, ama sen beni istemiyorsun-“ dorian
atılarak onu duvara kıstırırken pierce ‘hey!’ler,
james pierceı eliyle geri iterken konuşur “dorian, bak, üzerimde çok arzu var-“ dorian onun göğsüne
ellerini bastırırken james küfreder, pierce onları izliyorken dorian jamesin
boynunu koklar, derin bir nefesle içine çekerken james gözlerini kapatmış,
elleri havada, duruyordur, dorian kendini ona sürterken james ağzı aralanarak
ilerdeki pierceın kolunu tutar, pierce kızmış, kolunu çekerken geriler, colma
çarparken colm ağzı açık, izliyordur, dorian bir an sonra elini evren
başkanının bacaklarının arasına indirir ve onu avuçlarken colm çevrelerindeki
masalardaki şeylerin zangırdadığını hisseder, solundaki piercea bir bakış
atarken james ateşin dudaklarını yakalamış, tüm gücüyle öpüyordur, dorian usul
sesler çıkartıyorken serbest kalmak istiyordur, james onu kalçasından tutar ve
sıkarken dorian ulur gibi bir sesle sakinleşir, pierce dönerek uzaklaşırken
colm eyvahlar olsun diyordur, diğer taraftan yutkunuyorken ilerleyerek
sakinleşmiş dorianı jamesin üzerinden çeker, james gözlerini açarak onlara
bakarken nefesini bırakır, çıktığı kapıdan geri dönerken dorian sessiz,
iskemlelerden birine oturur.. “delialona nerede?” edward başını çevirip ewan’ı gördüğünde, genç adam çaresizdir,
saatlerdir delialona arıyordur, yoktur, yok olmuştur, kimse nerede bilmiyorken
sonunda babasına bile sormuştur, artık ne yapsa bilmiyordur, edward beynini
deşecektir ve işte tam o anda edward yumruğunu kaldırıp ewan’ın suratını
dağıtacakken onları gören wusla aralarına atlar “edward ne yapıyorsun!?” “KIZIMIN NEREDE OLDUĞUNU SORUYOR! BİR TEK SORSA İYİ O YARIM
BEYNİNDEN NELER GEÇİYOR BİLİYOR MUSUN SEN-EVRENİ UNUTTURACAĞIM SANA CRASH!” wusla dehşetle ewan’a dönerken genç adam açıklamak istemiyordur,
şimdi olmaması gerekiyordur, dehşetle edward’a bakarak tekrar wusla’ya dönerken
az önceki kadın şimdi anne olmuştur,
ewan yüzünü buruşturarak bir adım geri atar “cehennemde yanacağım-“ “ÖNCE BEN SENİ YAKACAĞIM GEL BURAYA!” wusla edward’ın önünden çekilirken ewan gözleri büyüyerek
arkasını döner ve bir koşu patlatırken koridorun köşesinden dönen delialonanın
üzerine düşer, genç kız feryat ederek ewan’ı yakalarken babası genç adamı ensesinden
tuttuğu gibi kaldırır ve suratına bir tane patlatırken delialona ellerini
ağzına kapatıyordur, ewan çenesini tutarak duvara yaslanırken edward yumruğunu
sıvazlıyor, kızına döner “seni arıyordu!” delialonanın gözleri büyürken dehşetle ewan’a bakar “SORACAK BAŞKA KİMSE BULAMADIN MI!?” “HERKESE SORDUM-NERDESİN SEN!?” delialona derhal kem kümlerken edward’ın da ilgisi bir anda o
soruya kaymıştır, delia çaresizce annesine bakıyorken wusla gözlerini devirerek
üçünün yanına gelir ve edwardı iterek kızının koluna girip uzaklaşırken arkada
kalan iki adam da onların arkasından bakıyordur, ewan göz ucuyla edward’a bakıp
bir an sonra ona dönen bakışlarla derhal olduğu yerden fırlarken edward
yumruğunu sıkarak kaptan oreon’da kız
bırakmadım crash’in arkasından bakar... sienna ilerde öpüşen charlize ve normanı izliyorken ağzı açık,
elindeki kalem neredeyse düşecektir, bir an sonra ilerde dorian ve james’i
görürken kalem intihar eder, sienna şokla izliyorken biri eğilerek kalemi alır,
ona geri verirken sienna gözlerini manzaradan kopartarak ona döner, antonioyu
görünce kıpkırmızı olurken genç adam gülümser “bir bayan için oldukça uyarıcı bir görüntü olmalı..” sienna bir şey diyemezken sadece başını sallar, yalan
imkansızdır, antonio gülümserken mırıldanır “karım bana birkaç şey öğretti, ama öncesinde de oldukça çapkın
bir adamdım.. çapkın demesek de, hanımları tavlamayı bilirdim.. istediğim
zaman..” sienna iç çekerken magazin haberlerini hatırlıyor, cevaplar “biliyorum..” antonio gülerken konuşur “güzel günlerdi evet.. masaya girince çapkınlık arada sırada izin
verilen bir kavram oldu..” sienna ona bakarken pierce arkasından bir hışımla geçer, sienna
antonioya saklanırken antonio pierce’ın kızgınlığını hissetmiş, ama bu tamamen
yanlış şeylere sevk olmuşken kollarına giren kadına eğilir, onun dudaklarını
örterken sienna zayıf, ona tutunur, kalem tekrar intihar ederken antonio genç
kadını incecik belinden kendine çeker, sienna en zengin öpüşle inlerken onun
boynunu tutar.. |