CRASHED405 - #09 - X FEST

SOUNDTRACK

 

SOUNDTRACK

TOM JONES – SEX BOMB

 

 

“franco-franco!”

franco fısıltıyla o tarafa dönerken duvara saklanmış arkadaşına bakar, sorar

“ne oldu-“ eidan onu yakasından çektiği gibi öbür tarafa, gölgelerin gücüne çeker, franco kaşlarını çatarken konuşur

“kimden kaçıyoruz-“

“vienden!” franco o neden derken yine ne halt yaptığını sorar, eidan yüzünü buruşturur

“korkunç bir şey yaptım, korkunç, başka kelime yok-“

“ne yaptın eidan, salaktır ama korkunç değildir eminim-“

“vieni öperken siennayı düşündüm!”

franco dehşetle ona bakarken eidan acıyla kıvranır, franco mırıldanır

“evet, korkunç..”

eidan başını sallarken panikle saklanmaya devam eder..

 

 

damien yürürken mırıldanır

“bir şeyler oluyor.. herkes birbirine kaçamak bakışlar atıyor, saçlar toplanmış, bayanlara ateş basmış vaziyette, loret hamile mi?”

george gülerken o kadarını bilemeyeceğini söyler, damien da gülümserken ikisi üst lobideki gizli kargaşaya bakarlar, o sırada mia o tarafa koşturur, konuşur

“baba gözlerini kapat!”

“neden-“

kapat!” george gözlerini kapatırken mia damiena atılır, genç adamı kulaklarından yakalamış, kendine çarparken damien gözlerini devirerek onu tutar, ama bir süre sonra o da genç kadını hissettikçe nefesi boğulurken george gözlerini açtığında bağırır, onlara ters dönerken ilerde edward gülerek ona bakar, sonra işine devam eder..

 

 

james opalle beraber yürüyor, boş bir koridor bulduğu an onu çevirerek duvara yapıştırırken opal de onu kendine çeker, genç adamın başını boynuna eğerken belini ona dayayarak fısıldar

“bir şey oluyor-“

“umrumda mı-“ opal gülümserken gözleri kapalı, başını diğer tarafa çevirir, james onun tenini öpüyorken ellerini duvardan çekerek onun kalçalarına koyar, sıkarak kendine hizalarken opal inler, o sırada koridora giren latty gözleri kocaman, onlara bakarken opal onunla göz göze gelir, james gözlerini devirerek geri çekilirken genç kadına dönerek konuşur

“latty..”

latty ikisine bakıyorken eliyle arkasını gösterir, kelimelerini bulamamış, sonra da bir daire çizerken opal sanki anlar, james’i kendinden iterken o sırada myra elinde dosyalarla koridora girer, james’i görünce rahatlar

“james, etrafta bir şeyler var, bugün durup dururken biriyle birlikte olmak istedim-“

“bu kötü mü tatlım?”

myra gülerken cevaplar

“sen değildin..” james hımlarken opal konuşur

“etrafta bir şey var.. ben de bugün durup dururken biriyle birlikte olmak istedim..”

myra kim acaba derken james mırıldanır

“herkes beni istiyorsa benim suçum mu?” myra dosyayla ona vururken konuşur

“loret ortalıkta yok.. siz de kendinizi tutun..”

ve onları geçip yürürken james opale döner, mırıldanır

“loreti bul.. yataktaysa da içeri gir, kes.. oğlum olduğu için ben girmiyorum, naziğim bak..”

“muhteşem bir adamsın james, evren sensiz ne yapardı..”

ve dönüp uzaklaşırken james arkasından hırıldar, sonra dönerek lattye bakarken latty bir adım geriler..

 

 

“gördüğün gibi ters bir şeyler oluyor..”

latty başını sallarken başka bir şey düşünmediğini söyler, james onu izliyorken genç kadın kendini zar zor tutuyor, yutkunur, james onu rahat bırakır ve önüne dönerek yürümeye devam ederken latty de yanında giderken sorar

“hep böyle misiniz?”

“hep bir şey değiliz latty, opal ve ben arkadaşız-“

“onu kasdetmedim..”

james ona bakar, latty açıklar

“masa olarak.. herkes birbirini öpüyor, ısırıyor, herkes her yerde..”

james gülerek önüne döner ve yürümeye devam ederken sorar

“laçka mıyız, onu mu soruyorsun?”

“laçka olsanız evreni döndüremezsiniz.. ama kişisel açıdan nasıl bu kadar rahat oluyorsunuz? ben şey öyle bir şey yapsa onu ya pataklardım, ya da odama kapanırdım..”

“ney? yalnız olduğunuzu sanıyordum miss flacil?”

latty pembeleşirken cevaplar

“yani.. ilerde..”

james hımlar ama yememiş, yoluna devam ederken konuşur

“kişilere bağlı.. oreonda o kadar rahat olamayız.. ama siz de masaya düşseniz, el mahkum o rahatlığa kavuşursunuz, hayat başka türlü yürümez.. koridorlarımızda bir seks tanrıçası geziyor, iki de gücünü seksten alan iblisim var, ben zaten seksi seven bir adamım, pierce da öyle, problem yok..”

latty gülerken mırıldanır

“sanki piercela birlikteymişsiniz gibi oldu..”

james reddetmezken kapıyı açarak üst lobiye girer, latty şokla arkasından bakar..

 

 

james üst lobiye girdiğinde tavukları ona dönerek seslenirken james ellerini kaldırır, bildiğini söylerken oreon da liderini istiyordur, o sırada o da içeri girerken james onun suratına sırıtır, tekrar kalabalığa dönerken konuşur

“bir uyarı falan verin lütfen, herkes burda toplansın.. opal loreti getiriyor..”

masa rahatlarken pierce telefonu kaldırır, james lattye dönerken konuşur

“öyle bir şey de yok latty.. benim sadece bir karım var..”

latty başını sallarken artık her şeye inanabilirdir, masaya bir daha hiç aynı gözle bakamayacaktır, bir şey demezken irina içeri girer, bir anda herkesin gözü dönerken genç kadın iç çeker..

 

 

“neden daha önce düşünmedim! loret seks, ortada seks yok, sensin suçlu!”

herkes güzeller güzeli kadına vurulan suçlu etiketine bakarken irina cevaplar

“tam olarak ben sayılmam.. ama yardımcı olduğum kesin.. en azından tutku benden çıkıyor evet..”

james ‘aha!’ derken haklılığını ispatlar, pierce telefonu kapatırken herkes koşturarak içeri girmiştir, conrad scott ve andreayı iki ayrı elinde tutarak içeri sokuyorken george da norman ve ashleyi içeri atar, opal loret ve jasonu getirirken jason kollarını geriyor, kedi gibi sırıtıyordur, naunet ona kalem atarken genç adam gülerek eliyle vurup düşürür..

 

 

“irina zeka tanrıçasıdır, bunu herkes bilir.. ama loretin seks gücü o kadar öne çıkmıştır ki, çoğu kişi irinanın tutku tanrıçası da olduğunu unutur..”

o sırada bunu unutan kesim ooooohlarken genç kadına bakar, irina gülümserken pierce devam eder

“bu tip bir durumla daha önce de karşı karşıya geldik.. jacquelyn doğarken loret güçlerini kontrol edememişti, ve etrafta bir seks arzusunun yükselmesi olmuştu..”

“şimdi de irina mı hamile?”

genç gözler genç kadına bakarken irina gülümsüyor, hayır derken pierce düşünüyor, mırıldanır

“bir genç gücünü tutamıyor, ama tutkuyla bağı nedir?”

dorian elini kaldırırken pierce ona bakar, irina başını sallar, onun konuşmasını bekler..

 

 

“ben.. ateşim.. ateşin özü, insan duygularına hitaben, tutkuyu temsil eder..”

wusla eli boynunda, onu izliyorken edward ona bir bakış atar, sonra tekrar geri, konuşan adama bakarken dorian kimseyle göz teması kurmuyor, yere bakarak devam ediyordur

“tam olarak sebebi şu anda bilmiyorum, ve pek de umrumda değil, ama bildiğim şey irina çevremdeyken, loret çevremdeyken, tutkuyu kontrol edemediğim..”

james onu izliyorken konuşur

“uzaklaş o zaman?”

oreon bir ağızdan ‘hayır!’ diye bağırırken james gözlerini devirir, dorian konuşur

“belki de gitmeliyim.. senor haklı..”

james iç çekerken mırıldanır

“ben hep haklıyım, ama kimse beni dinlemez.. yine de, kalman gerek aslında.. ilerde bu ıvır zıvırı tekrar kontrol edemediğinde bianayla seks yapmak istemiyorum..”

opal dönerek ona bakarken myra mırıldanır

“o da güzel..”

james sırıtırken herkesin gözünde çarpık imgeler oluşuyordur, genç adam keyfini sürer..

 

 

irina yürüyerek elini dorianın omzuna koyar, herkes bir serinlerken genç kadın konuşur

“dorian oldukça olgun bir genç adam, ama yine de bazı güçleri dengelemek açısından çok genç, bu görüntüsüne, sakinliğine aldanmayın.. bazı konularda sienna kadar kendine güvensiz..”

sienna kaşlarını çatarken charlize eliyle işaret eder, andrea genç kadının omzunu sıkarken irina devam eder

“ama bu demek değil ki dört kıran da aslında güçlü değil.. dördü de çok güçlü, ve şimdi beşinci elementleri de çevrelerindeyken biraz güç sarsılması yaşıyorlar.. dorianın bunu daha da aktifleştirmesinin sebebi, benim ve loretin çevresinde olması.. eğer poseidon da burada olsaydı, sienna ve eidanda da değişik dengelenmeler olurdu..”

eidan gözleri büyürken franco ona vurarak milleti boğmak isteyip istemediğini sorar, eidan sönerken vien ona gülümser, eidan gözlerini kaçırırken genç kadın kaşlarını çatar, irina devam eder

“önümüzdeki olay jacquelyn olayından daha sert ve güçlü olacak, çünkü loret ne olursa olsun sizleri birazcık dengede tutabiliyordu..”

james birazcık mı derken loret gülümser, mırıldanır

“kimini tuttum, kimini bıraktım diyelim..”

pierce ona korkunç olduğunu söylerken norman şikayet etmiyordur, naunet ona vururken irina toparlar

“beni dinler misiniz?”

ses kesilirken genç kadın devam eder..

 

 

“jacquelyn olayında seks güdüsü devredeydi, seks tutkudan daha kolaydır, daha çabuk tatmin olur.. ama tutku içten gelir, ruhta, beyinde oluşur, vücut da ona destek verir..”

millete yine ateş basarken genç kadın devam eder

“iki şekilde problemle karşılaşacağız.. birincisi, dorianın kontrol edebildiği tutku, normal olan.. james ve myra gibi, pierce ve naunet gibi..”

iki evli çift de ona bakarken irina konuşur

“bu çeşitte gerçekten birbirini seven çiftler zaten rahatça birlikte olabilecekler.. jason ve loret, andrea ve scott..”

bu çeşit evet anlaşılırken irina devam eder

“diğer çeşit bizleri çok zorlayacak.. çünkü çok karmaşık olacak, daha önce hiç öyle görmediğiniz birine çekileceksiniz, hatta birden çok kişiye karşı ilgi duyacaksınız, tutku başınızı döndürecek.. bunlar normalde bilincinizin yüzeyine çıkmayan anlık durumlar olması gerekirken, bu sefer çıktıkları için problem yaşayacağız.. bu demek değil ki sizler eşlerinizi sevmiyorsunuz, hayır, sadece duyularınız fazla çalışıyor, ve ideal eş ihtimalleri sizi uyarıyor olacak..”

herkes nefes alıp veriyorken irina gülümser

“bu tamamen doğal.. buna karşı koyarsanız, doriana acı verirsiniz.. o sizleri dengelemek için çalışıyor, tabii bu arada kendi tutkuları da tavana vurmuş vaziyette, lütfen herkes birbirine karşı anlayışlı olsun..”

james biz alıştık artık derken lattye döner, konuşur

“kraliçe, masa nasıl bu kadar rahat oluyor diye soruyordunuz, işte, oreonun şansı.. deneyerek göreceksiniz..”

latty sessiz, iç çekerken irina elini doriandan çeker, etraf yine sıcaklaşırken derin nefesler alınır, geride kimsenin görmediği genç bir kız, delialona kapıyı açarak süzülür, arkadaşlarını haberdar etmeye giderken duyduklarını düşünür..

 

 

delia kalabalığı bırakıp kendi yaş grubunu bulmaya çıkmış, melanie’nin odasının olduğu koridora girdiğinde kapının önünde carter ve ian’ı birbirlerinden 5 metre uzakta oturuyor bulduğunda gülümser, iki genç adam da onu gördüklerinde derhal ayaklanırken delia carter’a şöyle bir bakar, sonra ian’a dönerken sorar

“bryce nerede?”

ian bir yerleri işaret ederek anlatır

“bir kaç saat önce julianne gelip anlattı.. eğitim için götürmüşler, daha fazla böyle kalamazmış..”

delia ian’ın durumdan pek memnun olmadığını görmüş, sorar

“tamamen başka bir insan mı olacak şimdi?”

“bilmiyorum, istemiyorum dedim, ama götürdüler-itiraz edecek aklım bile kalmadı bir şeyler oluyor, yarım saattir önümden geçen her hemşireyle ilgili fantaziler kuruyorum.”

delialona bir kahkaha atarken carter sessiz olmalarını söylüyordur, genç kız özür dilerken melanie’nin odasından içeri bakar, arkadaşı hala sakince uyuyorken carter onun arkasından yaklaşmış, o da bakıyordur, maalesef ikisinin de baktığı şey aynı ama gördükleri tamamen farklıyken delialona minnacık bir adım geri atarak carter’ın göğsüne yaslanır, genç adam da çekilmiyorken ikisi de bir an gözlerini kapatır, o bir kaç saniye ikisi için de yeterli olurken gözlerini açıp tekrar melanie’yi gördüklerinde delia carter’dan sıyrılır ve ian’a döner

“edward seni görmek isteyecektir ian, lobiye çıkalım mı?”

ian olur derken gözü önünden yürüyen bir hemşirenin kalçalarındadır, delia onu çekip yola koyarken carter’a bakar

“sen de gel carter, melanie daha bir süre uyanmayacak, myra ve pierce onu uykuda tutuyorlar..”

carter emin olamamış, tekrar içerdeki sevgilisine bakar, ama beyninde dönüp duran tilkiler hasta başı beklemekten başka şeyler fısıldıyorken genç adam peki diyerek delialonayı takip eder, üç genç asansörlere giderken delia beyinlerini neyin gölgelediğini irinanın anlattıklarından esinlenerek anlatmaya başlamıştır...

 

 

james susunca üst lobi hareketlenmiş, herkes bir kafadan konuşuyorken eidan francoya dönmüştür, ama vien kalabalığı yararak erkek arkadaşının yanına gelmiş, onu kolundan çevirerek kendine baktırırken sorar

“eidan problem nedir?”

eidan gergin, problem yok derken vien kollarını kavuşturur, franco konuşur

“seni öperken siennayı düşünmüş..”

eidan ona öldürücü bir bakış atarken franconun onun ne düşündüğünü duymasına ihtiyacı yoktur, vien gülümserken cevaplar

“irinayı duymadın mı eidan, bu normalmiş.. 1 ay önce olmadı, değil mi?”

eidan panikle hayır derken ona döner, açıklar ve onu ne kadar çok sevdiğini, ama hepsinin adi dorianın suçu olduğunu söylerken vien gülerek onu affeder..

 

 

SOUNDTRACK

HILARY DUFF – WITH LOVE

 

 

delora colmu ofislerin birine atmış, artık ofis kime aitse daha bir süre kullanılamayacakken genç adam masaya çarptığı anda nişanlısı üzerindedir, gömleği iki yana çekilerek düğmelerinden haşince kurtuluyorken delora bir kaç saat içinde bilmem kaç tane kadınla bir şeyler yapacak olan nişanlısının boynunu ısırır ve geri çekilip gözlerine bakarken sırıtır

“önce birinci şekli halledelim..”

colm da şiddetle aynı fikirde olduğunu belirtmek için deloranın dudaklarına saldırırken genç kadının tuttuğu gibi kaldırır ve çevirip masanın üzerine yatırırken sağ eli siyah eteği sıyırıyordur, burnuna gelen çiçek kokusuna gülümserken mırıldanır

“loret’in hediyesi de bizim bonusumuz olsun..”

delora bunu hatırlayınca zevkle inlerken colm daha değil diyordur, genç kadını bacaklarından çekip sıcaklığını kendine bastırırken dudaklarına eğilir..

 

 

colm delorayı bu sefer de duvara çarparken genç kadın gülerek başını geri yaslar ve genç adamın içine girdiğini hissederken colm sarı saçları güzel kadının yüzünden çekiyor, kapalı gözlerine bakarak sorar

“jason’la yatacak mısın?”

delora bir kahkaha atarken aynı anda colm’un kendini itmesiyle gülüşü inlemeye dönüşürken nefes nefese başını sallar

“tabii yatacağım! sen loret’e koşmayacak mısın!?”

colm sırıtır, delora onun omzuna vurarak kendini iterken colm onu çeker ve yine kime ait olduğu kesin belli olmayan siyah deri koltuğun üzerine yatırır ve koltuğun geleceği ikisi için de önemli olmazken inlemeler sert bir öpücükle birbirine karışır..

 

 

irina herkesi izliyorken dorian iskemlelerden birinde oturuyordur, irina gitmesini yasaklamıştır, o sırada önlerinde lorelai belirirken konuşur

“pekala, bir anda evrenin en uzak köşelerinden birindeki gezegenden 5 evrenlik bir tutku patlaması yükseliyor, benim kocam bu tip şeylere alışkın değil, buraya gelip herkesle yatarsa görürsünüz..”

kadınlar bu ihtimalle titrerken lorelai gözlerini devirir, mırıldanır

“ondan uzak durun..”

o sırada ares belirir, konuşur

“loret nerde?”

lorelai heylerken ares sırıtır, irinaya dönerek sarılırken genç kadın da gülerek onu tutar..

 

 

“ne demek deneyerek göreceksiniz?”

ewan latty’i soru yağmuruna tutuyorken kraliçe koridorda yürürken bir şeyler arıyor gibidir, cevaplar

“boşver ewan-“

“boşveremem, herkes etrafımda sevişirken ben burda adam gibi bir soru sorbiliyorsam cevap da almalıyım-“

“saçmalıyorsun-“

“ateş kıran yüzünden-“

“buldum, gel..”

latty bir kapıyı açıp ewan’ı çekerek içeri alırken sargı bezleri ve daha bir çok yumuşak malzemeyle dolu odada ewan latty rafların birine yaslarken sorusunun cevabını falan istemiyor, sadece öpüyorken 15 saniye yetecek kadar güç topladıktan sonra bir soru daha sorar

“eskiden de böyle miydik?”

“bilmiyorum, neden soruyorsun!? eskisi gibi olamayız artık-“

“doğru..”

ewan bir an eskisi gibi olmayı engelleyecek faktörü ve onun mavi boncuklarını aklına getirdiğinde latty’e bakar, genç kadın kaşlarını çatarken ewan hala ona bakmaya devam ettiğinde gözlerini devirir

“git..”

ewan peki diyerek odadan çıkarken latty başını sargı bezi torbalarına yaslar ve hışırtılar arasında kendiyle baş başa kalır-üzülecek zamanı bile yoktur, birini bulması gerekiyordur, o da odadan çıkar..

 

 

john parmaklarını kütürdetirken konuşur

“göreve gitmeden önce seks festivali gibisi yok..”

george gözlerini devirirken dosya okuyor, mırıldanır

“o da festival olursa.. ve john, scottun kadınından uzak dur..”

john aa derken ona bakarak konuşur

“irinayı duymadın mı? doriana acı veriyormuşuz-“

“sen de dorianı çok taktın zaten.. ben ne diyorsam o..”

john öfler, george ona dosya verirken genç adam mırıldanır

“istemiyordum zaten.. bana göre çok akıllı..”

george ya ya derken john mırıldanır

“fredi özledim.. sen eğlenceli değilsin..”

george gülerken john da sırıtır..

 

 

“birinci şekli neymiş-ikide kime gidiyormuşuz ben anlamadım!”

sienna telaşla andrea’ya elini kolunu sallıyorken biraz sonra flaslerin geldiğini gören andrea hava kıranı çevirir

“birinci şekil o!”

sienna anında anlarken flasler gülümser ve güzel havasını elinden tutup götürürken sienna onun koluna sarılarak takip ediyordur, andrea arkalarından gülümserken o kendi birinci şeklini halletmiştir, ama birinci şekil onu bir hayli yormuşken genç kadın aklında dönen ikinci seçeneklerin arasından birini seçmeye çalışıyordur, o sırada ewan lobiye girerek birilerini araraken andrea gülümser, genç adamın yanına gidip kolundan tutar, ewan ona döndüğü anda dudaklarına uzanırken genç adam da gülümser, güzel toprak kıranı belinden tutarak öperken andrea kaptan crash’in yüzünü tutarak ayrılır

“teşekkürler kaptan..”

“rica ederim miss dillard, bir daha görüşeceğiz..”

andrea ahalarken ewan onu bırakarak hedefini aramaya devam eder..

 

 

ares arkada ifade alıyorken dorian iskemlesinde oturmuş, eli çenesinde, kalabalığı izliyorken ewan içeri girer, dorian onu izlerken andrea yakışıklı kaptana ilerler ve genç adamı tuttuğu gibi kendine çekerken ewan her zaman centilmen, onu tutarak cevap verir, ikisi usulca konuşur ve ayrılırken ewan bakışlarını etrafta gezdirir, birini arıyordur, onu görünce ona bakarken dorian salonu havaya uçurmaktan korkar, gözlerini çekerken ares onu ensesinden tuttuğu gibi kaldırır, kendine çevirirken suratına bakar, dorian kedi gibi hissederken ona bakar, ares mırıldanır

“bu mu tutku?”

“daha çok ateş.. ama evet, onun sayesinde böyle oluyor..”

ares hımlarken onu izliyor, mırıldanır

“daha çok problem olursa ben hallederim.. hali iyi, problem olmaz..”

lorelai gözlerini devirirken dorian nasıl bir halletme olduğunu sezer gibi olur, gerilerken birine çarpar, biri konuşur

“neler oluyor?”

lorelai mırıldanır

“dorian kendini kontrol edemezse ares onunla birlikte olacak da.. onu ayarladılar..”

dorian bir an ewanın kızgınlığını hissettiğini düşünürken kaptan konuşur

“gerek olacağını sanmam..”

ares kaşını kaldırırken ewan dorianı döndürür, bir şey konuşacağını söylerken onu ordan çeker kurtarır, dorian ilk defa sesini çıkartmadan kaptanını dinler..

 

 

ewan onu kolundan tutmuş, yürütüyor, kapıları iter ve onu öbür tarafa alırken konuşur

“dorian, o adamla birlikte olmayacaksın-“

“istemiyorum zaten-“ ewan hayır derken onu duvara döndürmüş, devam eder

“onunla birlikte olmayacaksın.. onu arzulamayacaksın..” dorian ona bakıyorken ewan konuşur

“yasaklıyorum.. anladın mı? ben ne dersem onu yapmak zorundasın, ve aresle birlikte olmayacaksın, çektiğin acı umrumda değil..”

dorian nefes alıp veriyor, ona bakıyorken ewan da ona bakar, mırıldanır

“acı çekiyor musun?”

“bazen..”

kaptan ona bakıyorken bilmiyordur ki dorian ilk defa onun önünde savunmasız duruyordur, onu korumasını istiyor, korkuyordur, ama kaptanı onu duymuyorken sessiz, geriler, dönerek uzaklaşırken dorian duvara dayanır, iç çeker..

 

 

SOUNDTRACK

ROBBIE WILLIAMS FEAT KYLIE MINOGUE – KIDS

 

 

“işte bu eğlenceli.. bu kalabalıkta acaba kaç kişi senoru arzuluyordur dersin?”

myra ona dayanmış, parmaklarını onunkilerden geçirirken gülümser

“hepsi?”

james aynen öyle derken eğilerek onu öper, mırıldanır

“çok güzel bir gün olacak..”

myra gülerek ona vururken konuşur

“abartma.. burdakiler gencecik daha, bir lokmada yersin sen.. aynı şey benim için de geçerli.. eidan uzaktan uzaktan bana bakıyor..”

james o tarafa dönerken myra onu çenesinden tutup çevirir, ona bakarak gülümser

“çok güzel bir gün olacak..”

james hırlarken myra gülerek onu öper..

 

 

norman katei bir köşeye çekmiş, silah odasında yaşananları anlatıyorken kate ağzı açık, onu dinliyordur, norman keyifle gerinirken kate gülerek onun göğsünü tırmıklar, norman mırmırlayarak kollarını indirip ona sarılır, sonra döndürür ve kalabalığa bakarak konuşur

“şanslı talihli kim miss mcdermott?”

kate kollarını kavuşturmuş, bilmiyorum derken mırıldanır

“kralım kimin peşinden koşacak onu merak ediyorum..”

“kralının peşinden koşarlar bence.. şu kaslara bak..”

kate onu dirseklerken norman sırıtır..

 

 

mia damienı nasıl öptüğünü anlatıyorken justin bir masaya oturmuş, gülerek onu dinliyor, claire ise şaşkınlıkla bir anda ordu başkanına saldıran kadını dinliyordur, o sırada justin konuşur

“sen onu geç de, ben ne yapacağım? odessa bu tip şeylere alışkın değil, gizlemek gerek..”

“zaten dışarı çıkacağını da sanmam.. opal nerelerde?”

justin ona hahalarken claire gülümser, sorar

“opalden mi hoşlanıyorsun?”

“opalden herkes hoşlanır, bu evren kanunudur-“

“elbette.. ama opali öpebilir misin ki?”

justin sırıtarak miaya bakarken mia gülerek cevaplar

“ortak köprüye çıkınca bazı ayrıcalıklar oluyor tabii..”

claire kaşını kaldırır, justin ellerini birbirine sürterken kalkar, mia onun yerine geçerken genç adam üçüncü başkana ilerler..

 

 

“şimdilik herkes iyi, bize özel kesimlerde takıldıkça problem olmaz..”

edward tutkudan delirme ihtimaline karşı iki tarafın da dış kapılarını kapattıracağını söylerken opal bunu güzel bir karar olarak nitelendirir, ona gelen justine dönerken konuşur

“justin, george nerde bilmiyorum ama edward bir şey yapacak, yardım eder misin?”

“bir dakika sonra, elbette..” opal ne var ki derken justin onu yüzünden tutarak kendine eğer, edward kaşlarını kaldırırken lobideki herkes opal ve loreti arzuluyordur ama bu adam onu ilk öpen oluyorken opal onu öldürmüyordur, justin onu nazik, ama kararlı, döndürerek kendine daha da çekerken opal nefesini ona bırakır, yutkunarak çekilirken justin gözlerini açar, gülümser, sonra edwarda dönerken edward yol gösterir, opal dikleşerek genzini temizlerken herkesin ona baktığını görür, kaşını kaldırırken pierce gülümser..

 

 

opal ve justin öpüşüyorken antonio ahlayarak güler, franco da o tarafa dönerken konuşur

“justin missten mi hoşlanıyor?”

“gençken aşık olduğuna bile eminim..”

franco onları izliyor, bir şey demezken antonio hissettiği şeylerle francoya döner, genç adam onun anladığını anlarken hızla nefes alır, konuşur

“bakın senor, ben-“

“sakin ol franco.. bu çok doğal, cuslov muhteşem bir kadın-“

“biliyorum, ama-bakın- ben-“ franco panikler, susarken antonio gülümser, konuşur

“franco, onları görüyor musun? hoşlar evet, ama bir çift olmayacakları aşikar.. aksine, justinin bir eşi ve çocuğu var, hayatından çok memnun.. opal onun için tatlı bir anı..”

franco panik, ona bakamıyorken antonio fısıldar

“senin de bunu anı yapman için bundan daha güzel bir gün olabilir mi?”

franco başını ona kaldırır, antonio gözleriyle sollarında, orada bir görevliyle konuşan cuslovu gösterirken franco bembeyaz olur..

 

 

cuslov gülümseyerek teşekkür eder, görevli giderken genç kadın derin bir nefes alarak çevresine bakar, herkes mutlu ve rahattır, genç kadın onlar için sevinerek diğer tarafa dönerken ona gelen francoyu görür, gülümser

“franco, hey.. nasılsın? herkesin kafasından geçen bu düşünceler seni yoruyor olmalı..”

“pek değil, herkes hissettiği gibi davranıyor, düşündüğü gibi değil..”

cuslov hafifçe gülerek bunun doğru olduğunu fark eder, ona dönerken franco gergin, gerideki antonioya bakar, genç adam başını sallarken franco dudağını ısırarak karşısındaki kadına bakar, cuslov onu izliyorken franco yapamayacağını anlayınca gülümser, konuşur

“nasıl olduğunuza bakmak istedim, iyisiniz, gideyim..”

cuslov pekala derken franco dönerek uzaklaşır, genç kadın arkasından seslenir

“franco, bir saniye..”

genç adam ona döner, cuslov ona ilerler ve onu yüzünden tutarak dudaklarını bulurken franco zayıf bir ses çıkartır ama cuslov onu bırakmaz, elindeki dosyayı geri uzatırken ordan geçen biri alır, genç kadın francoyu boynundan kendine çekerken genç adam da bir an sonra ayılır, gözleri kapalı, beyni allak bullak, ama tutkuyla ona uzanır, onu kendine çekerken genç kadını belinden tutar, öperken sonsuzluk bu olmalıdır, ama bir şekilde onun değildir, genç kadın yavaşça ondan ayrılarak zamanı ona geri verirken franco gözlerini açar, ona bakarken cuslov gülümser

“sen de hissettiğin gibi davran franco.. gurur duydum, inan..”

franco başını sallarken cuslov gülümser, dönerek dosyasını almak isterken calisle yüzyüze gelir, genç adam gülümseyerek dosyayı kaldırıp ona uzatır, cuslov alarak onu geçer, yürürken calis francoya bakar, genç adam panikle kendini açıklamak isterken calis gülümser

“onu tek isteyen sen değilsin evlat.. anlıyorum inan..”

ve gülümseyip döner, genç kadının ardından uzaklaşırken franco duvara dayanarak nefesini bırakır, antonionun o tarafa geldiğini duyarken ona bakar, genç adam gülümserken ona bakar..

 

 

SOUNDTRACK

ASHLEY TISDALE – GOING CRAZY

 

 

 

“bunları iki gündür söylüyorum, ne dediğimi hatırla git yap!”

conrad dosyayı çarpıp kapatarak görevlinin burnuna sokarken zaten sinirleri tepesindedir, bir de söylediği şeyi tekrarlayacaksa çok işleri vardır, genç adam bu tutku işinden de nefret ediyor, herkesten nefret ediyor, birilerini köşeye sıkıştırıp öpmek istiyorken o birileri koridorun ucundan ona doğru geliyordur, kraliçe topukları yere sertçe çarpa çarpa yürüyorken conrad ofisinin kapısını açar, kraliçe içeri girer, komutan lysander şöyle bir etrafına bakıp içeri girerken kapı arkasından kapanır ve kilitlenir..

 

 

conrad kapıyı kilitleyip latty’i kolundan tutup çevirir ve dudaklarına yapışacakken kraliçe elini genç adamın ağzına kapatır

“yavaş..”

conrad ağzı kapalı, kaşlarını çatarak neden!? bakışıyla sorusunu sorarken latty sırıtır, conrad gözlerini devirirken kraliçe falan dinlemez ve ağzındaki eli çekerek latty’nin iki kolunu da genç kadının arkasından birleştirip incecik vücudunu kendine çeker ve dudaklarına yapışırken latty inleyerek ağzını açar..

 

 

latty elleri hala arkasında, bileklerinden sıkıca tutuluyorken öpüşün şiddettinden boynu ağrıyordur, conrad ince bilekleri tek eline alır ve diğeriyle latty’nin boynunu tutarken genç kadın rahatlamış bir ses çıkarır ve dudakları ayırmadan derin bir nefes alırken conrad onun alt dudağını hafifçe ısırıp bırakır ve geri çekilirken latty şişmiş dudakları aralık, derin nefesler alıyordur, conrad onu izliyorken konuşur

“bu noktadan sonra yapmak istediğim şeyin ne olduğunu söylememe gerek yok sanırım..”

latty başını sallarken conrad güzel der ve genç kadının bileklerini bırakarak arkasını döner, elini saçlarından geçirerek derin bir nefes alırken arkasından incecik bir fermuar sesi duyduğunda kaşlarını çatar ve başını hafifçe çevirip neler olduğuna bakarken lattynin siyah elbisesi bacaklarından süzülerek yere dökülüyordur, kraliçe bir adım atarak kumaştan uzaklaşırken conradın ağzı açılmıştır, latty sırıtırken topukları döşemede tok bir ses çıkarıyor, iki adım daha atarak conrad’ın önüne gelir, genç adam ağzını hareket ettiriyor ama önündeki kırmızı iç çamaşırıyla duran porselen bebekle ilgili bir yorum yapamıyorken genç kadının sütyenini işaret eder

“bu..”

“sütyen..”

conrad evet diyorken latty kaşını kaldırır, genç adam bir adım geri atarken ellerini kaldırır

“yarısında yapamam ben conrad,ama şu-bu-onlar!! dersen seni mahvederim.”

latty gülerek başını eğerken conrad ciddi olduğunu söylüyordur, latty başını kaldırır

“eğer sen biraz daha konuşursan şimdi kapıdan bu halde çıkıp gideceğim..”

conrad için bu tehdit yeterli olurken aralarındaki mesafeyi kapatır ve kraliçeyi boynundan ve belinden tutarak kendine çekerken latty conradın göğsüne çarptığında kalbi yerinden çıkarak başını ona kaldırır..

 

 

conrad üzerinde duran ve insanların giysi dediği kumaşlardan bütün benliğiyle nefret eder hale gelmişken elinin altındaki teni sadece elleriyle değil, bütün vücuduyla hissetmek istiyor, latty’i duvara dayar ve ona bastırarak gömleğini çıkarmaya başlarken latty başını duvara yaslamış, nefesini topluyordur, conrad gömleği bir köşeye fırlatırken latty alt dudağını ısırarak ellerini genç adamın muhteşem göğsünde gezdirmeye başlar, conrad diken diken olmanın anlamını kavramakla meşgulken latty başını hafifçe yana eğer

“ares’in göğsü de böyle midir acaba?”

conrad savaş tanrısıyla arasındaki bağı şimdi hiç de yüceltici bulmuyorken lattynin o küçük ellerini üzerinden çekerek kendini ona yapıştırır

“sadece benimle ilgilensen ölür müsün?”

“zaten seninle ilgileniyorum?”

“aresi neden düşünüyorsun?”

“buradan çıkınca onu isteyeceğim..”

“o da seni bekliyordu..”

latty hah!larken conrad kaşını kaldırır

“seni gerçekten isteyen adamı bırakıp savaş tanrısının peşinden mi gideceksin?”

“belki?”

“aptalsın o zaman..”

“akıllandır.”

conrad bir anda taş gibi sertleştiğini hissederken aynı şeyi latty de fark etmiş, tek bacağını kaldırarak genç adamın bacaklarına dolar ve kendini ona yaslarken conrad yutkunur

“ne kadar akıllanmak istiyorsun?”

latty şeytanca sırıtır

“sonuna kadar..”

conrad inleyerek gülerken başını geri atar, latty genç adamın açılan boynuna dişlerini geçirirken conrad onun başını tutuyordur

“şimdi de james özentisi mi olduk?”

latty dişlerini biraz daha sıkarken conrad genç kadının başını saçlarından kavradığı gibi geri çeker, latty dudaklarını yalarken conrad ona bakıyordur

“burada o kadar çok akıllanamazsın, başka bir yere gidelim..”

latty emredersiniz komutan diyerek gülümser ve bir an sonra ikisi de ortadan kaybolurken siyah gömlek ve elbise oldukları yerde duruyordur..

 

 

conrad cisimlendikleri yere bakıyorken seçilen yerin kendi yatak odası olduğunu görünce sırıtır

“itaatkar bir kraliçe kadar güzeli yok..”

“az konuşup çok iş yapan bir sevgiliden güzeli de yok..”

conrad onu tanımlayan kelimeyle gözlerini kısarken latty gayet ciddidir, genç adamın yüzünü tutarak ona bakarken konuşur

“birinci şekil sensin..”

conradın beyni kısa devre yapıyorken latty gülümser

“ve birinci bitmeden diğerlerine gidemem, hareket et..”

conrad verilen emirleri işine gelirse dinlemeyi seven bir adam, lattyi çevirerek yatağa götürürken o küçük kırmızı sütyeni çözüp bir kenara atıverir, yatağa geldiklerinde latty uzanır ve diğer küçük kırmızı kumaş da bacaklarından indirilip bir köşeye atılırken kraliçe başını eğerek üzerine uzanan adama bakıyordur, conrad ellerini yatağa dayamış, şınav çekermişçesine lattye eğilirken genç kadına dokunan şey sadece dudakları olmuş, ama ikisinin de vücutlarının her noktasından incecik birer ip çıkmış, ikisini birbirine bağlıyorken conrad biraz sonra kendini kraliçenin üzerine bırakıp yavaşça içine süzülürken latty küçük bir ahla genç adamı karşılar, conrad açık ağzından derin nefesler alıyorken kendini çeker, tekrar girerken lattynin sesi her seferde biraz daha yükseliyordur, conrad yavaş yavaş hızlanırken latty boşlukta gibidir, başını çevirerek çarşafları yumruklarında sıkarken conrad sertçe kendini iter, latty hafifçe geriye itilmişken dudaklarını ısırır, başını çevirdiğinde conradın dudaklarıyla karşılaşır, ikisi hayal gibi öpüşerek tekrar bir olurken conrad genç kadına belinden sarılır ve iyice kendine çekerek onu doldurmaya devam ediyorken biraz sonra latty bütün bedeni çığlık atıyormuşçasına kasılır ve conrad’ı da sıkarak her damlasını içinde hissederken gülümser ve dudakları örtülürken yavaşça gevşer..

 

 

SOUNDTRACK

JAMIROQUAI – YOU GIVE ME SOMETHING

 

 

brian kapılarla ilgilenmiş, üst lobiye girdiğinde tüm bayanların kafası ona dönerken genç adam gülümser, konuşur

“sakin olalım bayanlar.. ben herkese yeterim..”

myra gülerken brian ona özel bir gülümseme yollar, yavaş ve temkinli adımlarla gidiyorken avcılar onu izliyordur, brian bir tanesinden ateş çıktığını hissederken ondan kaçan gözlere bakar, sonra sırıtır ve myraya dönerken konuşur

“bunu opale verirsin..”

myra ne demek derken dosyayı alır, brian ilerdeki doktora ilerler..

 

 

vien onun geldiğini görürken geriler, ama brian için bu nedir ki, yürürken konuşur

“vien, erkek arkadaşın var, değil mi?”

genç kadın başını sallar, brian mırıldanır

“güzel, şanslı adam.. şu anda burda mı?”

vien yine başını sallarken brian sırıtır

“muhteşem..” ve onun önünde, ona eğilirken genç kadının saçlarına parmaklarını sokmuş, başını geriye çeker, dudaklarını örterken vien oraya yığılır gibi olur, ama brian onu sol koluyla tutarken kalçasını kendine bastırır, vien hayvansı bir ses çıkartarak kollarını onun boynuna dolarken ilerdeki eidan onları izler, franco o tarafa gelirken konuşur

“cuslovu öptüm..”

eidan onu dinlemiyor, aferin derken brian vieni gerileterek sertçe duvara yapıştırır, genç kadını ezerken eidan onun elinin siyah eteğin yırtmacından girdiğini görünce atılır ama franco onu kolundan tutup çevirir, öbür köşeye atarken vien elini geri atarak kapının kolunu çevirmiş, dönerek koridora girmiştir, brian onu takip ederken eidan ağlar..

 

 

“şimdi şurdan geçen ilk kadını öpmezsem adiyim!”

franco buyur derken mutluluktan ışıl ışıl, birinci aşamasını tamamlamış bir sienna üst lobiye giriyordur, eidan ahalar ve ona ilerlerken konuşur

“bir puzzleın iki parçası gibiyiz sienna!”

sienna ona bakarken daha beyni algılamaz, ama eidan onu kendine çekerek yapıştırırken genç kadın kapıyı bırakarak ona tutunur, bir an aklı havayla dolarken eidan onu sırtından ve belinden tutarak çevirir, geri, masaya oturturken sienna geriye kaykılarak dosyalara, kitaplara falan tutunur, ağzını açarak ona izin verirken eidan onu geri büküyor, ağzını açarak onun damağına dilini takarken mia ağzı açık, onları izliyordur, myra gülümsüyorken naunet cep telefonuna kaydetmiş, kapatırken eidan siennayı bırakır, genç hava şaşkınca ona bakarken eidan nefes nefese, ona bakar, sienna titrerken yutkunur, farkında olmadan onun beline sardığı bacağını biraz daha kasarken eidan ona dayanır, tekrar ona eğilirken sienna da onu kendine çeker, içeri giren flasler daha biraz önce kollarında olan kadını orda görünce afallarken franco eliyle yüzünü kapatır..

 

 

eidan aptallamış bir vaziyette çekilirken dengesini kaybeder, prensesi ezerken claire gülerek ona tutunur, franco o tarafa yürümüş, eidanı onun üzerinden çekerken özür diler, claire hala gülüyor, önemi olmadığını söylerken konuşur

“aklı kaymış gibi bakıyor..”

franco da gözleri hülyalı adama bakarken cevaplar

“zaten bir lokma aklı vardı, o da gitti.. otur eidan..”

claire de su doldurarak eidana verirken franco gülümser, teşekkür ederken claire gülümser, önemi olmadığını söyleyerek eidana su takviyesi yaparken franco arkadaşının kafasını tutar..

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >