![]() “kesin aşık bunlar kesin.. havada aşk kokusu var..” “bence yanlış bir koku alıyorsun.. sen susun ayrıca, havayı neden
kokluyorsun?” sienna evet, benim koklamam
lazım derken eidan onu davet eder, ama genç hava kıran aşk kokusunu
alamazken yüksek sesle düşünür “acaba gerçekten duyguların bir kokusu var mıdır?” “bilmem.. charlize’e sor..” “ya kızarsa?” “kızgınlığın kokusunu öğrenmiş olursun..” sienna gülerek ona bakarken eidan da gülümser, ikisi beraber
charlize’e giderler.. “delmundoyla konuştum, dün gece millreinlerin partisinde
mirandanın varlığını hissetmiş..” charlize o nasıl oluyor derken kocası açıklar “herhalde oraya cisimlenmiş.. millreinlerin oğlu da delmundoyu
bularak cisimlenme nedir, nasıl yapılır, bunu öğrenmiş.. sanırım ilk defa
cisimlenmiş, delmundo kötüniyet olmadığını, endişe ve korku duyduğunu söyledi,
çocuk mirandadan çok hoşlanıyormuş..” “tabii hoşlanır, para var yüz var, şan şöhret var-“ “charlize-“ “yok mu?” “her çocuk hayatın bu yönlerini düşünmez.. ben düşünüyor muydum?” charlize awlarken gülümseyerek onun yüzünü eline alır, cevaplar “sen apayrı bir adamsın.. beni görüp önümde hayranlıkla eğilmeyen
tek adam..” antonio aslında eğilmiştim derken charlize orasını karıştırma
diyordur, antonio gülerek karısını öperken charlize de gülümser, oraya gelmiş
sienna ve eidan felç geçiriyorken charlize onları hisseder, kocasından
ayrılarak o tarafa dönerken ciddileşmiş, sorar “ne oldu?” sienna ağzı açık, genç kadına bakıyorken eidan patlatır “duyguların kokusu var mıdır?” charlize genç suya bakarken antonio gülümser “bu soruya nereden geldiniz?” eidan ona dönerek damien ve johnu çıkartarak kısaca anlatır, çok
merak etmişlerdir, deyimlerin gerçek bir yanı var mıdır acaba, charlize
cevaplar “elbette vardır, yoksa nasıl aşkı hissedebilirdik? sağlıklılığı?
her canlı bir şeyler yayar, koku, enerji, aura, su..” eidan ona dönerken antonio devam eder “nasıl yapılacağını bilirsen sienna, elbette havadaki kokulara ve
duygulara ulaşabilirsin.. ama bunu yapmak için önce havayı ayrıştırman lazım..
sanırım.. yanılıyor muyum charlize?” “hayır, doğru..” antonio başını sallayarak siennaya döner, genç kadın zayıf bir
ses çıkartırken eidan gülümseyerek tercüme eder “sienna size hayran da..” sienna onu dirseklerken kendine gelmiş, gülümseyerek teşekkür
eder, dönerek uzaklaşırken charlize genç kadını izliyordur, antonio mırıldanır “çok cici bir kız..” “ve sana hayran..” “daha çok seni nasıl idare edebildiğime hayran..” charlize ona dönerken cevaplar “evet, oreona bu konuda ders versen memnun olurum, ne zaman beni
görse yaprak gibi titriyor..” “seni gören herkes titriyor hayatım..” “adam gibi titresin.. su olan bak daha güçlü..” “çünkü o senin taliminde değil, sınıfta kalırım korkusu yok..” charlize olabilir derken kocası gülümser.. “james..” james efendim diye o tarafa bakar, george gelirken konuşur “john kabul etti, gidecek..” james güzel derken ewan sorar “neden bir elemanın gitmeye rızası sizi bu kadar çalıştırıyor?
kabul etmiyorsa kovun?” george bir an uçakta giderken yıldız toplayan ve dün ne yediğini
hatırlamayan adama bakarken latty onun bakışını görmüş, tatlılıkla konuşur “her ekipte önemli ve gözbebeği üyeler vardır ewan.. bizde de colm’u
bir anda göndersek, o telaş yapsa bağırıp çağırır mıydık?” ewan kraliçeye bir şey demezken george cevaplar “john bizim önem verdiğimiz biridir, benim yakın arkadaşımdır..
altımda çalışması onu sadece bir isimden oluşan dosya yapmıyor, dönemimizin en
iyi ajanını bilinmeyen bir mikroba yollarken komutanların yolladıkları kişileri
düşünmeleri gerektiğine inanan bir patronum..” ewan ona cevap vermek için dönerken conrad konuşur “ki katılıyorum.. tüm birimler organizma gibidir, bozuk bir hücre
bütün yapıyı etkiler.. bence doğru yapıyorsunuz senor morricone-“ “lütfen, george.. james?” james başını sallar, george dönerek uzaklaşır ve ilerdeki edwarda
giderken ewan da öbür tarafa uzaklaşmıştır, conrad şu ilerdeki tantanayı
öldürmeye giderken james mırıldanır “george okunması zor bir adamdır..” latty efendim diyerek ona dönerken james gülümsüyor, hiç der ve
uzaklaşırken latty de gülümser, yaşasın suratıyla deloranın yanına giderken james
johnu ensesinden yakalayarak korkaklıkla suçlar.. SOUNDTRACK BEAR MCCREARY – PASSACAGLIA “kız bir anda yere yığılıyor, haykırıyor, ama beni görünce
sakinleşiyor, üstelik mısır adetlerine göre davranıyor.. sanki ben
kraliçesiymişim gibi..” pierce onu dinliyorken myra koltukta, elindeki kolyeyi inceliyor,
mırıldanır “likuna benden bir emir aldığında, onu serbest bırakmam için
simgesini verir ve uzaklaştırırım.. miranda da öyle.. ama bu kız bunu nerden
biliyor? tamamen başka bir yerde büyümüş, beni gazetelerden takip etmiş..” pierce öne eğilirken dirsekleri dizlerinde, cevaplar “bir yerden bilmesi gerekiyor mu? belki bir şeyler olmuştur? ona?
ya da başkasına? diğer kızla çocuk da kolyeyi onlara başkalarının verdiğini
söylediler, o başkaları kim? ve neden bu kolye? tanıdık mı?” myra ortasında kahverengi akikten bir taş taşıyan kolyeye
bakarken mırıldanır “tanıdık değil.. ama çirkin de değil..” pierce hafifçe gülümserken myra da ona bakar, sonra tekrar
kolyeye dönerken konuşur “neden bana gönderildi? bu kız kim?” pierce iç çekerken cevap veremez, ikisi oreon hastahanesinde,
koridorda oturmaya devam ederler.. james herkesi haşince yollamış, sonradan karşılaştırılması için
kan vermelerini falan söylemişken oreon jamesin da doktor olduğunu, aslında
ekibin yarısının doktor olduğunu hatırlamış, saygıyla huzurdan çekilmiştir, andrea bir görevliden neyin ne
olduğunun ona öğretilmesini rica etmiş, genç adam kabul ederek terimleri ve ne
anlama geldiklerini ona anlatmaya başlamışken birden üst lobinin ortasında bir
adam belirir, çevresine bakarken görevli dengeleri kontrol ediyor, homurdanarak
daha kaç kişinin geleceğini soruyorken andrea hafif kırlaşmış saçlı, dik adamın
yanına ilerler, gülümser “pardon, merhaba..” genç adam ona dönerken cevaplar “merhaba.. siz masadan değilsiniz, değil mi?” andrea gülümserken
hayır der “oreondanım.. ama masayla ortak çalışıyoruz, nasıl yardım
edebilirim? tabii edebilirsem?” “masadakiler nerde? onlara götürülürsem sevinirim..” andrea elbette diyerek yola düşerken sorar “siz kimsiniz acaba?” arkasındaki adam çevreyi inceliyor, mırıldanır “jack, zaman ve karar tanrısı..” andrea önde, gözleri büyüyerek yürümeye devam ederken jack
duvarları inceler.. genç masa kendi kıta sahanlığına dönünce delirmiş, yatmayı talep
ediyorken james kan istiyordur, norman kolunu sıyırırken konuşur “hayır adam gayet kanı kendisi için istiyor, taze sıcak ve
yakışıklı kanı buldu tabii..” james tabii derken
iğneyi onun koluna saplar, norman heylerken konuşur “ısırırken de böyle haşin misin?!” “her zaman.. ısırdığımı öldürürüm..” norman oğğ derken eğilip dişleriyle onun kolunu yakalar, james
heylerken norman bırakmaz, diğerleri gülüyor, james elinde şırınga, kolundaki
adamı atmaya çalışırken andrea içeri girer, duruma bakarken norman geri
çekilir, mırıldanır “dişlerim kaşındı da..” kate gülerken konuşur “biz arada böyle jamesin koluna asılırız da-“ jason gülüyorken
loret mırıldanır “yaa, dişleri çıkıyor hepsinin yeni yeni..” andrea onlar ciddi mi
pek anlayamazken kate yanında durduğu jamesin kolunu ısırır, james şırınganın
ucunu kapatıyor, kalçasıyla onu iterek kendinden uzaklaştırırken loret kutuyla
o tarafa geliyor, uzanarak genç adamı boynundan ısırır, şırıngayı alarak
giderken jason arkada eliyle yüzünü kapatıyordur, andrea onları izlerken mia
gülümser “sen de dene-“ andrea şaşkınlıkla gerilerken norman aaaa diyerek
genç kadını kolundan tutar, yürürken konuşur “hangi evrendaşa senoru ısırma onuru düşer andreacım?” genç kadın öyle bir onur olduğunu bile bilmiyorken james
gözlerini deviriyordur, jason konuşur “norman-“ ama norman şiştler, andrea senorun önüne getirilmiş,
gözleri kocaman, sorar “ciddiler mi?” mia genç kadının diğer tarafından sarkarak konuşur “sen topraksın, topraktan çıkan canı ısır, tadına bak-“ james
gülerken sonra toparlanır, özür dilerken norman tekrar andreaya döner, james’i
saçlarından tutup genç kadına getirir, suratını çevirirken andrea gülümser,
sessizce uzanıp james’i yanağından hafifçe ısırırken opal içeri girer,
manzarayı görünce gözleri büyürken kate gülerek alkışlıyordur, andrea
kıpkırmızı, geri çekilirken james gülümsüyor, konuşur “onurdu andrea, bunlardan daha naziksin..” norman ısırdım mı kopartırım derken genç kadın şaşkın, gülümser,
o sırada jack içeri girer ve konuşur “sydney nerde, burası çok garip bir sistemle işliyor, merhaba james..” jack başka bir koridora girerken andrea geriler, ben artık
gideyim derken mia ona el sallar, toprak kıran çıkınca hepsi bir kahkaha
atarken dağılır, james öbür tarafa döndüğünde opalle karşı karşıya gelirken
genç kadın kaşını kaldırır, james cevaplar “hepsi beni ısırabilir, ama ben sadece seni ısırırım tatlım..”
onu yanağından öper, hafifçe dişlerini sürterken geriler ve koridora girip
jacki takip ederken opal iç çekerek yoluna devam eder.. andrea merkez masanın enteresan adetinden sonra kendi kendine
gülerek oreon kısmına geçmiş, scott’ın ofisinin önünde kapıyı çalmak üzeredir,
genç kadın daha elini kaldıramadan koridorun sonundan eidan’ın sesini duyar ve
o tarafa döndüğünde genç adam elinde bir kağıtla bir kalem, çok ciddi bir
ifadeyle andreanın yanına geliyordur “çok önemli bir şey soracağım, iyi düşün..” “tamam, sor..” “ölmeden önce scott’la yapmak istediğin en güzel şey nedir?” andrea bir an afallarken hemen sonra eidan’ın neden sorduğunu
kavradığında içi ısınarak gülümser “bu çok tatlı bir şey eidan-“ “tamam-evet-herkes aynı şeyi söylüyor, cevap verin, her an
ölebilirim diye düşün..” andrea peki diyerek gülümsemeye devam ediyor, şöyle bir
düşünürken aklına milyonlarca şey geliyor, ama hepsi nedense önemsiz gibi
görünüyorken eidan hala cevap bekliyordur, konuşur “dağa tırmanmak, uçaktan atlamak, samanyolu, kara delik?” andrea kaşlarını çatarken eidan elindeki listeye bakıyor,
kafasını kaşıyarak kağıdı duvara dayar ve bir şey daha eklerken andrea şöyle
bir bakmak için kafasını uzattığında su kıran derhal kağıdı indirir “sağolun miss dillard, sevgilinize dönebilirsiniz..” andrea gülümser “yardım edebildiysem ne mutlu..” eidan gülümser ve ona göz kırparak yoluna devam ederken yandaki
kapıdan colm çıkıyordur, su kıran bu sefer ona dadanırken andrea scott’un
ofisine girer... “hey..” andreanın sevecen sesine karşılık scott’tan sadece bir hım
duyulurken genç kadın masanın etrafından dolaşıp onun arkasına geçer ve ekranda
yazan küçük ve uzun yazıları okumaya çalışırken daha ne olduğunu bile
anlayamadan scott pencereleri yok eder ve koltuğunu çevirerek ona dönerken
andrea gülümser “bütün gün ortalıklarda görünmedin, hala nefes alıyor musun merak
ettim..” “hissediyorsun sanıyordum..” andrea gülümser ve genç adama eğilirken mırıldanır “yine de bazen kontrol etmem gerekiyor..” scott da gülümserken ikisi hafifçe öpüşür, andrea belinden
çekilerek genç adamın kucağına oturtulurken kolunu da scott’ın omzundan atarak
iyice yerine yerleşir ve sorar “ne okuyordun?” “önemli bir şey değil..” “sabahtan beri okuduğuna göre önemli..” “yaşam bölgesiyle ilgili detaylı bir sürü şey..” andrea başını sallarken iç çeker “john sonunda gitmeye ikna olmuş..” scott andreanın saçlarını kulağının arkasına atarken mırıldanır “ikna olmasa da gitmesi gerekiyor, görevi..” “ama yine de korkutucu, bilmediğin bir hastalık, her an
ölebilirsin-“ “herhangi bir görevde de ölebilirsin, çok farklı değil..” andrea saçlarıyla oynanıyorken scott’ın keskin mavi gözlerine
bakıyordur “kendisi için değil, arkasında bırakacakları için korkmuş olmalı
o zaman..” “arkasında bırakacakları onu bu kadar korkutuyorsa çevresindeki
insanları bir kez daha gözden geçirmesi gerekiyor..“ andrea genç adamdan duyduklarıyla bir an kalakalırken usulca
sorar “sen ciddi misin scott?” genç adam bakışlarını saçlardan alıp andreayla göz göze gelirken
genç kadın oturduğu yerde dikleşmiş, cevap bekliyordur “gerçekten bu kadar soğuk kanlı mısın?” “sorun nedir andre-“ “size okulda arkanızda kalanlar için üzülmemenizi mi
öğretiyorlar?” scott genç kadının soğuyan ses tonuyla kaşlarını çatarken andrea
ayağa kalkar “ya da arkada kaldığında üzülmeyeceğiniz insanlarla beraber
olmanız gerektiğin mi söylüyorlar?” scott lafın nereye geldiğini anlamış, cevaplar “ajan olmanın arkada kalanlarla bir alakası yok andrea. sen sana
verilen her türlü görevi en iyi şekilde yerine getirmeyi öğreniyorsun-“ “buna düşünmeden ölüme atlamak da dahil mi?” “gerekirse evet.” andrea kollarını kavuşturarak önünde oturan adama bakarken sorar “peki buna kim karar veriyor?” “nereye varmak istediğini anlamıyorum andrea?” genç kadın sinirle gülerek elini kaldırır “şöyle sorayım o zaman: eğer bu görev sana verilmiş olsaydı hiç
düşünmeden kabul eder miydin?” scott gayet doğal bir şekilde tabii ki edeceğini ve şu anda
john’un gittiği alanın genişliğine göre ikinci bir ajanın da yakın zamanda
gitmesi gerektiğini söylüyor ve bunun gerekliliğiyle ilgili bir sürü zırvadan
bahsediyorken andrea onu dinlemeden arkasını döner ve hızlı adımlarla odadan
çıkarken scott daha cümlesini bitiremeden sertçe kapanan kapının arkasından
bakar.. SOUNDTRACK THE VERONICAS – LEAVE ME ALONE “andrea!” scott hemen arkasından ofisten çıkmış, asansör düğmesine kırarak
basan genç kadına yetişmeye çalışıyorken andrea kapılar açıldığı anda kendini
içeri atar, ama hemen ardından scott eliyle kapıları durdururken sorar “aylardır ben her hafta başka bir göreve gidiyorum, şimdi seni kızdıran şey nedir?!” “her hafta göz göre göre ölüme gitmiyordun!” “gidiyordum, ama sana söylemiyordum!?” andrea dehşetle ellerini açarken sesinin yüksekliğini umrunda
değildir, sorar “NEDEN?!” scott kelimelerini toparlayamıyorken her şey onun için aslında
çok basittir, görev varsa gidilecek, görev kendinden bile üstün tutulacaktır- “neden söylemiyorsun scott?! neden ölüme gitmeden önce beni de
düşünmüyorsun-ashley’e söylüyor musun!?“ “ashley ona neden söylemediğimi anlar-“ “o yüzden mi aranız bu kadar iyi?!” “andrea bunun bir anda neden sorun olduğunu anlamış değilim-“ andrea bir adım atarak scott’la yüz yüze dururken cevaplar “çünkü ben seni seviyorum ve ölmeni istemiyorum, ama sen karşımda
rahatça, hiçbir şeye aldırmadan ölüme gideceğini söylüyorsun-“ “ölecek olan benim-“ “BU KADAR BENCİL OLAMAZSIN!” genç kadın tek eliyle saçlarını geriye atar ve elini kaldırarak
scott’ı iterken konuşur “tanrı aşkına scott izin ver sakinleşeyim, git lütfen..” scott konuşmaya çalışırken andrea genç adamı iterek kapıların
önündeki engeli kaldırır ve asansör kapılar kapandığı anda hareket ederken
scott alnını sıvazlayarak önündeki metal kapıda hayal meyal görünen yansımasına
bakar.. scott tekrar ofisine girip kapıyı çarpar ve başını kaldırdığında
onun koltuğuna oturmuş, dönerek onunla göz göze gelen john’u gördüğünde
kaşlarını çatar, ama ajan black keyiflidir, gülümser.. “bütün oreon sizin sesinizle şenlenmiş diye duydum..” “yanlış duymuşsun, koltuğumu alabilir miyim?” john scott’ın o çok istediği koltuğa şöyle bir bakar, kalkar,
poposunun altındaki bölgeye de bakar, çok da istenilecek bir şey bulamadığında
tekrar oturur ve genç adama döner “nedir bu koltukta o kadar istediğin şey?” scott gözlerini devirerek boşvermesini, isterse sonsuza kadar
orada oturabileceğini söyler ve dışarı çıkacakken john o anda ciddileşmiş,
konuşur “ajan ellen..” scott kapıya dönük, dişlerini sıkarak başını çevirirken john
önündeki koltuklardan birini gösteriyordur “otur lütfen..” scott yıllarca okulda onun
gibi olunması gerektiği öğretilen ajana bakarken döner ve gösterilen yere
otururken john oturduğu yerde rahat, kollarını kavuşturarak sorar “benim gibi mi olmak istiyorsun?” scott buna cevap vermeyi reddederken john pekala diyerek daha
basit bir soru seçer “göreve sen mi gitmek istiyorsun?” “göreve kim gitmesi gerekiyorsa o gider, bunun istekle bir
alakası yok-“ “sınav yapmıyorum, adam gibi soruyorum, ansiklopedi gibi
konuşmazsan çabuk biter, ben de giderim-“ “evet.” “güzel.. neden?” “ihtiyaçlara daha iyi cevap verebil-“ “ansiklopedi istemiyorum demiştim.” “çünkü senin beceremeyeceğini düşünüyorum. çocuk gibi sızlanan
birinden daha iyi iş yapabilirim sanırım..” john gülümserken scott adama sinir oluyordur, ellerini önünde
birleştirerek yüzündeki tek bir kası bile oynamadan john’u izlerken john masaya
yaklaşır “becermek derken neyi
kasettiğini pek anlayamadım..” “senin anladığın şeyden farklı olduğu kesin..” “bütün bu öfke benim için mi? öyleyse çok mutlu olacağım-“ “değil.” “beni mutlu etmemek için mi öyle söylüyorsun-“ “ne istiyorsun black?” john sonunda bir soru sorulmuş, artık o da cevap verebilecekken
mutludur, ifade almaktan hep nefret etmiştir zaten, tekrar arkasına yaslanır “odun olmayı bırakıp adam olmanı istiyorum, yapabilir misin?” scott dişlerini gıcırdatırken john kaşlarını kaldırır.. “aslında buraya bunu sormak için gelmemiştim, ama andrea’nın
sesini duyunca olaya biraz olsun hakim oldum sanırım-“ “hiçbir olaya hakim değilsin black-“ “soru sordun cevap veriyorum, ben seni dinledim, sen de beni dinle.” scott karşısındaki adamın kaç
yaşında olduğunu merak ediyorken
john hiçbir şey merak etmiyordur, her şeyi biliyordur, devam eder “çok zeki bir adamsın, olmasan oreon’da işin olmazdı zaten, o
yüzden zekisin, evet, ama bu odun olduğun gerçeğini değiştirmiyor-“ “kelimelerine dikkat ederek konuşursan-“ “odun nedir ki scott?” scott cevap vermezken john omuzlarını silker “hepimiz zamanında birer odunduk, evrim falan hepsi yalan, herkes
odundu. odundan bu hale geldik, neden? çünkü hissetmeyi öğrendik. bize vurduklarında
odundan çıktığı gibi tok bir ses çıkmıyorsa vurulduğunda canımız yandığı
içindir.” scott sabırla dinliyorken john evrimden başka bir konuya atlar “göreve gitmeden önce mızmızlanıyorsam da odun olmadığım için
mızmızlanıyorum. ayrıca salak da değilim, ajan olabilirim, en iyisi olabilirim
ama salak değilim. bana bir görev verildiğinde bunun artı ve eksilerini kafamda
tartabilecek, eğer saçma sapan bir şeyse de yapmıyorum!
diyerek mızmızlanacak kadar
akıllıyım. sen de öylesin, ama bazen göstermiyorsun, andrea da bu yüzden
bağırıyor-“ “görevde ölme riskim varsa ve gerçekten yapmam gerekiyorsa o
zaman nasıl mızmızlanacağım?” “mızmızlanmayacaksın, ama arkanda senin için üzülenlere de kıçını
dönüp ajanlık numarası çekmeyeceksin çünkü sen işine ajansın, onlara değil ve
eğer arkanda senin için üzülenler varsa ne mutlu sana. ben benim için bir damla
göz yaşı döken insanları mumla aradığım günleri biliyorum, hoş değildi.” john tatsızlaşmışken scott onu izliyordur, sorar “gerçekten korkuyor musun?” “deli misin? ödüm patlıyor, eminim odunu da ateşe atmadan önce
aklı gidiyordur, ama odun işte, söyleyemiyor. anladın sanırım..” scott başını sallarken john ellerini birbirine vurarak koltuktan
kalkar “güzelmiş, sizinkiler daha konforlu, ben de isteyeceğim..” ve genç adam ofisten çıkıyorken son anda arkasını döner “ve evet, asıl söylemek istediğim şey de şuydu: sen de benimle
geliyorsun, o kadar çok klonun arasında tek başıma atlayamam. ben doğuda
çalışırken sen batıda olacaksın. aralarında bir bağ varsa ne mutlu, yoksa
yaratacağız.. gerekli okumalarını yapmışsın, gördüm..” scott kaşlarını çatarken john onu beklerken sıkıldığını söyler ve
daha sonra görüşeceklerini de ekleyerek odadan çıkarken koridorda genç adamın
ıslığı duyuluyor, scott iç çekerek boş koltuğunu izliyordur.. SOUNDTRACK AQUALUNG – BRIGHTER THAN SUNSHINE andrea odasının kapısı tıklatıldığında başını kitabından o tarafa
çevirir, karşı taraf herhangi bir ses duymamış, biraz bekledikten sonra kapı
açılırken scott içeri girer, andrea tekrar kitabına dönerken genç adam kapıyı
kapatıyordur, ellerini ceplerine sokar ve yatağında uzanmış, elindeki kitabı
okuyan genç kadını izlerken o kitabın ne zamanlar ortaya çıktığını çok iyi
biliyordur, ilk görevden sonra andrea onu beklerken bu kitabı okuyarak
uyuyakalmıştır, ondan sonra scott her döndüğünde kitap orada olmuştur, ayıraç
her seferinde biraz daha ilerde duruyorken kitap aylardır bitmemiştir, scott
bir kez olsun açıp acaba bu kitap nedir diye bakmamış olduğunu fark ederken
kendinden nefret eder, sonra bunun da bir başlangıç olduğunu düşünerek bir adım
atarken andrea onun hareket ettiğini gördüğü anda kitabını indirerek ona bakar,
scott yerinde dururken sesi sakindir, hatta sevecen bile denebilirdir, sorar “sakinleştin mi?” andrea onu süzer, iç çekerek kitabı tekrar komodininin üzerine
koyarken başını sallar “sakinleştim, ama hala kırgınım..” “biliyorum..” andrea nereden biliyorsun diye sormak istiyor, ama sesini çıkarmıyorken
scott onun yanında yatağa oturur “ben de john’la beraber yaşam bölgesine gideceğim andrea..” genç kadının içinde bir yer zıplarken belli etmemeye çalışıyor,
ama scott gözlerinden okuyorken uzanarak genç kadının yüzünü kavrar “ama ölmeyeceğim, en azından ölmemeyi deneyeceğim..” “neden?” “çünkü seni seviyorum ve üzülmeni istemiyorum..” “ben olmasam ölecek miydin?” scott gülümser “daha az dikkat ederdim belki..” “demek ki okulda her şeyi öğretmiyorlar..” scott başını sallar “haklısın..” andrea iç çekerek genç adamın elini tutar ve dudaklarına
götürerek öperken oturduğu yerden ona yaklaşır “aklını ne başına getirdi bilmiyorum ama umarım bir daha gitmez..
hem zaten her şey o kadar basit ki, sen ölmeyeceksin ikimiz de mutlu
olacağız..bir de ashley var, ona da söyle..” scott tamam diyerek onaylarken andrea da güzel der ve uzanarak
genç adamı öperken scott onun dudaklarıyla black’in ne demek istediğini bir kez
daha anlıyor, ama bir anda black’in öptüğü dudaklar aklına geliyorken kaşlarını
çatar, andrea da o anda ayrılarak gözlerini açarken scott’ın aklından
geçenlerin farkında değildir, genç adamın yüzünü okşarken mırıldanır “eidan bugün bana ne sordu biliyor musun?” scott başını iki yana sallarken andrea gülümser “ölmeden önce scott’la en çok ne yapmayı isterdin dedi..” genç adam bir an duraklarken kendisi de düşünmeye başlamıştır,
aklına bir değil, bir çok şey geldiğini fark ettiğinde uzanarak andrea’nın
dudaklarını bulur ve genç kadını belinden kendine çekerken andrea genç adamın
dudaklarına gülümseyerek ona tutunur.. “ne cevap verdin?” andrea gözleri kapalı, scott’ın nefesi dudaklarına vuruyorken
gülümser “veremedim-daha doğrusu tek bir şey seçemedim..” genç adam o güzel dudakları bir kez daha öper ve tekrar
çekilirken andrea sorar “sen ne cevap verirdin?” “bilmiyorum..” andrea gözlerini açarken buz maviler ona bakıyor, ama pek de
bilmiyor gibi görünmüyorken genç kadın gülümser “bir tanesini seçsen..” scott bir an arkalarındaki duvara bakarak düşünür, gözleri
hafifçe kısılırken andrea onun yüzünü izliyor, kendisi de karar vermeye
çalışıyorken kapı çalınır, ikisinin de düşünceleri yarıda kesilmiş, başları o
tarafa dönerken andrea girilmesini söyler, kapı açılıp dorian başını içeri
sokarken scott’ı ve ikisinin nasıl durduklarını gördüğünde arghlayarak önemli
olmadığını söyler ve kapıyı kapatıp çıkarken andrea kaşlarını çatıyor, scott da
peki diyerek önüne dönüyorken ikisi
tekrar göz göze geldiklerinde sanki bakışların arasında küçük bir alev
parlamış, andrea titreyerek genç adama uzanırken scott sertçe genç kadının
dudaklarına bastırıyor ve andreayı iterek üzerine çıkıyorken genç kadın onun
ağırlığıyla inleyerek bir anda büyük bir tutkuyla sarılmış, ağzını açarak
scott’ın sıcak tadını karşılıyordur... SOUNDTRACK TIMBALAND – SCREAM
(FEAT. KERI HILSON & NICOLE SCHERZINGER) scott andrea’nın üzerindekileri adeta yırtarak çıkarıyorken genç
kadın bundan bile korkunç bir zevk alıyordur, inleyerek kalçasını kaldırır ve
çamaşırı da bacaklarını yakarak çıkarken scott genç kadının üzerine yerleşir ve
hiç beklemeden kendini iterken andrea yatağı yumruklayarak inler ve nefes
nefese hareket ederken konuşur “normal değil bu, ölecek gibiyim-biraz daha-orası evet-ah
tanrım..” scott aklını kaçıracak, daha derine inmek için kendini bile
öldürecek gibiyken eğilerek andreanın boyunu öper-emer-ısırırken genç kadının
inlemesi artık kelimeleri gibi olmuştur, genç adam bütün gücüyle kendini
iterken yataktan pek de hoş olmayan sesler geliyor, genç adam derin bir nefes
alarak bir an için durur, andrea genç adamın yüzünü tutarak ona bakarken
dudaklarını yalar “normal değil, değil mi?” “seni parçalarcasına becerme isteği mi? hayır. değil.” andrea inleyerek scott’ın yüzünü çeker ve dudaklarını
kopartırcasına ısırırken scott yine hareket etmeye başlamış, darbeleri çok
doğru yerlere gidiyorken andrea zevkle feryat eder, scott inleyerek yine nefes
almak için duruyorken andrea güler “sakinleş..” scott evet, çok kolay
bakışıyla gülerken andrea alnına yapışan saçları geri iter, scott yavaş yavaş
hareket ediyorken genç kadın gözlerini kapatır, scott eğilerek bu sefer yavaşça
dudaklarını örterken andrea genç adamın yüzünü tutuyor, içindeki hareketin her
saniyesini hissediyorken biraz sonra scott boşaldığında andrea nefesi
tekleyerek ince bir ses çıkarır, genç adam geri çekilerek onu izlerken andrea
hayatı boyunca hiç bu kadar büyük bir tatmin yaşamamış, gözlerini kapatarak
içindeki şey her neyse onu yıkamasına, sarıp sarmalamasına izin verirken
boynundan sıyrılıp yastıkla onun arasına sıkışan kolyesi parlıyordur.. dorian hala aradığı insanı bulamamış, nasıl çağıracağını da
bilmiyor, öyle boş boş dolaşıyorken üst lobiye girer, onun içeri girmesiyle
bütün bakışlar o tarafa dönerken dorian dişlerini gıcırdatarak yürümeye devam
eder, bir şeyler oluyordur, genç adam ne olduğunu öğrenmek için irinayı arıyor,
en azından michael sydney’le beraber ortadan kaybolmadan önce öyle yapması
gerektiğini söylemiştir, dorian da bu saçma sapan binada zaten hiçbir aradığını
bulamıyor, toplantı odasının kapısını tıklatır ve içeri girer, james ve antonio
gelecekten geldik diyen gençleri önlerine almış, dürüstlük testi yapıyorken
dorian’ı gördüklerinde james ayağa kalkar “evet, ben inandım. şimdi izninizle..” senor kapıya gelip ateş kıranın önünde durur ve gözlerini kısar “sende bir şeyler var..” “biliyorum, irinayı bulmam gerekiyor..” james odadan çıkıp etrafına bakar “ben göremiyorum, antonio’ya sor-opal..” opal de nasıl olduysa zaten james’ı arıyor, ikisi her zaman
yaptıkları gibi kimseye hesap vermek zorunda değil, emin adımlarla üst lobiden
batı kanadına giden kapıya giderler ve ortadan kaybolurlarken dorian tekrar
toplantı odasına döner, o sırada charlize kocasının yanında belirirken antonio
gençlerden izin isteyerek kalkar ve sarışın tanrıçayla birlikte ortadan
kaybolurken dorian eli havada kalmış, iç çekerek onu izleyen elle ve landon’a
bakar ve “burda kalmak istemezsiniz..” diyerek toplantı odasının kapısını kapatırken tekrar etrafına
bakınır, gözüne iyi bir kaynak kestirerek o tarafa ilerlerken elle ve landon
onayı da almış, dışarı çıkar ve oreon tarafına nasıl geçileceğini birine sorup
öğrendikleri gibi doğu kanadına girerlerken kapılar ikisinin arkasından
kapandığında sebebi bilinmeyen bir şekilde herkes eşleşiyor gibidir... “miss sinclair..” jason’la konuşan myra ve onların da yanındaki loret’in bakışları
o tarafa dönerken dorian tanrıçayı işaret eder “annenizi bulmam gerekiyor-“ ve genç adamın lafı daha bitmeden loret uzanarak onun dudaklarına
yapışırken myra kaşlarını kaldırır, jason ise çatarken loret tüm gücüyle
dorian’ı iterek duvara yapıştırmış, lobideki her hücrenin bakışlarını ve daha
bir çok şeyini üzerlerinde toplayarak öpüşüyorken dorian genç kadının belini
tutuyor, tanrıçanın içinden akan seks kan kırmızı, adeta damarlarında
dolaşıyorken loret simsiyah saçlardan parmaklarını geçirir ve inleyerek kendini
ateş kırana bastırırken jason arkada sesli bir şekilde öksürür, loret nefes
nefese geri çekilir ve kendini kontrol etmeye çalışırken myra izin isteyerek
uzaklaşıyor, jason karısının yanına geliyorken loret onu gömleğinden sıkıca
tutar ve dorian’a döner “annem birazdan burada olacak..” dorian haşince öpülmekten kızarmış dudaklarını yalar ve başını
sallarken loret kocasına döner ve genç adamı kendine çektiği anda ikisi ortadan
kaybolurken dorian biraz oturması gerektiğini düşünüyor, ama adım atamıyorken
duvardan kayarak yere oturur ve başını arkaya yaslarken derin bir nefes alır.. SOUNDTRACK TIMBALAND –
BOARDMEETING (FEAT. MAGOO) “bu sefer şarjörü doldurmayı unutma..” yan kabinden norman hahalarken
ashley sırıtır ve tabancasını doğrultarak iki el ateş ederken kurşunların
gittiği yeri beğenmiş, elindeki alete bakar, evirip çevirip nasıl bir şey
olduğunu anlamaya çalışırken merkez masanın gerçekten bir sürü güzel oyuncağı
vardır, genç kadın bunu düşünürken masanın bir başka oyuncağı olan norman onun
kabinine girer, ashley elindeki tabancayı bırakarak arkasını dönerken norman
kulaklığını çıkararak bir köşeye atar, ashley de aynı şeyi yaparken norman genç
kadına yaklaşıp onu çevirir ve kabinin duvarına yapıştırırken ashley sırtı
acıdığında gözlerini kapatarak sırıtır “nereden çıktığını sorsam?” “birisi bir şey yapıyor..” norman genç kadının daracık bir kotla örtülmüş bacaklarını
aralayarak kendini sertçe bastırırken ashley başını duvara yaslar “birisi kim?” “muhtemelen loret, ne zaman o bir şey yapsa önümdeki her türlü
dişiye bunu yapmak isterim.” ashley nedir diye soramadan norman genç kadının dudaklarına
yapışır ve sol eli biçimli göğüslerden birini kavrayıp sağ eli o daracık kotun
düğmeleri açıyorken bir an sonra omuzlarından itilip karşı duvara yapıştığında
sırıtır “sonra da o dişinin bana bunu
yapmasını isterim.” ashley sırıtırken kapıya bakar, kimsenin ortalıklarda görünmemesi
onun için yeterli olurken üzerindeki kazağı çıkararak kulaklıkların gittiği
cehenneme fırlatır, simsiyah sütyeni beyaz teninde bir günah gibi parlıyorken
norman pantolonunun düğmeleri çözüyordur, ashley dizlerine kadar olan deri
çizmelerinin fermuarını açarak çıkarır, norman gülerken genç kadın bu kot başka
nasıl çıkacak diyordur, norman ona şiddetle hak verirken ashley kotu da çıkarıp
fırlatır, diğer bir günah kalçalarını kavramışken norman onu izliyordur, ashley
ona yaklaşarak tişörtünü genç adamın başından çıkarıp atar, pantolonun çıkması
onun için bir zorunluluk değilken norman parmağını ashley’nin külodundan
geçirir ve ince lastiği çekerek genç kadını kendine yapıştırırken ashley
sırıtır “koparıp parçalaman gerekiyor..” norman kaşını kaldırarak parmağın tutuşunu avcunun içine alışa
çevirir ve sertçe çekerek lastiği koparırken siyah kumaş ashley’nin
bacaklarından dökülür, genç kadın zincirlerinden kurtulmuş bir mahkum kadar
özgür, güzel diyerek normanın dudaklarına saldırırken genç adam ona verilen
kontrolü memnuniyetle alır ve genç kadını kaldırarak yine karşı duvara
çarparken ashley hem duvarın, hem de normanın sertliğinin şiddetiyle inler,
ellerini kaldırarak kabin duvarının üstüne asılır ve genç adamın hareket
etmesine bile gerek kalmadan kendini çekip geri iterken norman inlemekle
kahkaha atmak arasında bir sesle genç kadını belinden kavrayarak yavaşça
göğüslerine ulaşır, ashley başını geri atarak kendini tekrar alçaltırken norman
elinin altındaki göğüsleri sıkıyor, ashley yutkunarak tekrar yükseliyorken
norman daha fazlasını istiyor, onu çektiği gibi duvardan alır ve ikisi bu sefer
yere düşerken norman genç kadının başını tutuyor, ashley bacaklarını onun
kalçasına dolamış, yer ya da gök farketmeden kendini ona iten adamı
karşılıyorken birbirine çarpan tenlerin sesleri kurşunlara kafa tutuyordur... norman ashleynin bacağını sıkarak kendini tekrar iterken genç
kadın düz zeminde tutunacak bir şeyler arıyor, bir masanın bacağına tutunurken
üzerindeki metaller titriyor, ikisinin inlemelerine metallerin çarpması da
ekleniyorken norman bir an çekilerek altında uzanan kadına bakar, uzun siyah
saçlar yere dağılmış, dudaklar artık öpülüp ısırılmaktan şişmişken ashley de
norman’ın yüzünü izliyor bir an sonra gözlerini kapatarak güler, norman da
sırıtarak kendini iterken ashley gözlerini açar, başını hafifçe yana eğerek
üzerinde bütün erkeklik egosu tavan yapmış, zevkten dört köşe olan adamı
izliyorken norman kendini bir kez daha ittiğinde ashley kaşlarını çatar, norman
gittikçe tekrar hızlanıyorken ashley gözlerini kapatır ve aylar önce yıkık
dökük bir evde seviştiği adam gözlerinin önüne gelirken norman eğilerek boynunu
ısırdığında ashley genç adamın başını tutarak kendini ona kaldırır, gözleri
hala kapalı, gözünün önünden sahneler geçiyorken norman kulağına fısıldayarak
kimi düşündüğünü sorduğunda gülümser ve işine bakmasını söylerken norman
emredersiniz diyerek kendini öyle bir iter ki ashley canının acısından delice
bir zevk duyarken norman genç kadının çenesini ısırır ve yüzünü kendine
çevirerek gözlerini açmasını söylerken ashley ona bakar, norman girdiği yerden
çıkmaya niyeti yok, genç kadının içinde hareket ederken nefes nefese sorar “kimi düşünüyorsun?” “söylersem sen de mi düşüneceksin?” “biraz anlatırsan belki düşünürüm?” ashley şokla gülerken norman kaşını kaldırır, genç kadının onun
saçlarından elini geçirerek belini kaldırırken konuşur “chris’in abisini..” norman oğğlarken ashley
sırıtır “tessa’yı tanıyor musun?” norman memnunlukla bir ses çıkarırken ashley ellerinin altındaki
saçları çekerek inler ve tekrar konuşur “abisi de tessanın erkek versiyonu-“ “ne zaman yattınız-“ “noelde-“ “nasıldı-“ “bundan daha güzeldi-“ “sevindim-“ ve norman genç kadının içinden tamamen çıkarak tekrar aynı
şiddetle girerken ashley bu sefer gerçekten canı acımış, kaşlarını çatar, onu
izleyen norman abarttığını anlamış, özür dileyerek daha nazik olurken ashley
gülümser ve uzanarak genç adamı öperken norman beklenmedik şefkatle bir anda
boşaldığını hissediyor, ashley öptüğü dudaklara gülümseyerek genç adamı içinde
kavrıyor ve bu sefer kendi tatminini es geçiyordur... “dorian..” genç adam oturduğu yerden başını kaldırır, zeka ve tutku
tanrıçası bütün güzelliğiyle orada duruyorken genç adam başını tekrar arkaya
yaslar “bana bir şey oluyor..” irina gülümserken genç adamın yanına eğilir, dorian sanki bütün
gücü içinden çekiliyor, her dakika daha bitkin oluyorken irinanın elini alnında
hissettiğinde derin bir nefes alır ve rahatlarken güzel tanrıça konuşur “tutkunu kontrol edemiyorsun..” dorain kaşlarını çatarken irina diğer elini de genç adamın
boynuna koyarak atar damarının vuruşunu hissederken dorian yutkunur “ama ateşi kontrol edebiliyorum..” “sen sadece ateş değilsin dorian.. diğerleri de sadece su ya da
toprak değil.. hepiniz aynı zamanda insani duygularsınız.. sen tutkusun ve
tutkun ateşinden bağımsız kalmış, onu da unutmamalısın.. sen onun da varlığını
kabullenip kontrolünü eline alana kadar biraz yorgun olacaksın..” dorian gözleri kapalı, tanrıçanın özüyle yıkanıyorken yarı
uykudaymışçasına sorar “nasıl yapacağım peki?” irina ellerinin altındaki adamın gücüyle gülümser “bunu sana ben söylersem sen yapmış olmazsın, değil mi?” dorian başını sallar “doğru.. zeka tanrıçası olduğunuzu unutmuşum..” irina genç adamın saçlarını hafifçe okşayarak ellerini çeker ve
ayağa kalkarken dorian bütün kasları gevşemiş, oturduğu yere kıvrılıp
uyuyabilecekken irina ona bir iyilik daha yaparak odasına cisimlediğinde dorian
artık hangi tanrıçaya tapacağına karar vermiş, örtülere sarılarak belki de
hayatının en rahat uykusu için gözlerini kapatır.. |