![]() SOUNDTRACK MY CHEMICAL ROMANCE – HOUSE OF WOLVES Bağlantı kesildiği andan beri devam
eden sessizlik içinde latty conrad’a döner, genç adamın öfkesi gözlerinde
parlıyor, çenesi mengene gibi sıkı, latty’e bakarken genç kadın buz gibi
bakıyordur, başka kimse konuşmuyorken latty konuşur “dugan’da olan en küçük bir şey için
bile sen sorumlusun conrad, bu işle ilgisi olan herkesi, her şeyi konuştur..” conrad konuşturmaktan çok öldürmek için lobiden ayrılırken latty
wusla’ya döner, genç kadın edward’ın kollarında, hala karanlık olan ekranlara
bakıyorken latty’e aldırmadan edward’a döner ve çıkmak istediğini söylerken
genç adam onu lobiden çıkartır, herkes onların arkasından bakıyorken bir an
sonra oreon ekibi telefon ve bilgisayarlara saldırmıştır, merkez masa henüz ne
döndüğünü kendi aralarında tartışma fırsatı bulamamış, diğerlerine yol
açıyorken james latty’e bakar “merkez masa uzay, hava ve kara
sınırları benim ikinci bir emrime kadar kesinlikle
kapalı. Ellerinde şırıngayla dolaşan kuş beyinli askerlerden tek bir tanesi
bile benim evrenime ayak basarsa geride kalan olası her şeyi yok et-“ “öyle bir şey olmayacak,
gidebilecekleri hiçbir yer yok. Gezegen karantinasını aşmış olabilirler, ama
evren kapılarına güçleri yetmez. Ellerindeki esirleri kurtardığımız anda yok
edilecekler, başka bir sorun?” “güzel. Kaç kişi ellerinde?” “üç..” james pekala diyerek arkasına döner ve
masa elemanlarına bakar “oradaki üç kişi güvenli bir yere ayak
basmadan göz kırpmak bile yok, herkes ne yapacağını biliyor, soruları bana
değil onlara soracaksınız..” james cümlesini bitirdiği anda merkez
masa dinleme pozisyonundan ayrılarak harekete geçerken herkes takım arkadaşının
yanına uzaklaşır.. “koskoca bir bölük nasıl benim haberim
olmadan sınırdan çıkabilir!? Bunu bana açıkla colm! Yoksa hepinizi
öldüreceğim!” colm yarım saattir kafasında bağıran
adam yüzünden devamlı hatalı komutlar giriyorken elini hızla kaldırarak ewan’ın
suratına tutar ve susmasını dilerken ewan şimdi onun bileğini kıracaktır,
atılacakken latty aralarına girer ve colm’un uğraştığı şeye bakar, o sırada
jason ansiklopedi gibi çıktılarla masaya gelirken latty genç adama teşekkür
eder ve ewan’a döner “savaş zamanında da beni böyle
kaçırmışlardı, bir anda nereden geldiği belli olmayan bir bölük dugan’a girdi,
beni alıp ortadan kayboldu-“ “ve 30 sene kadar da seni aramakla
uğraştım-evet, biliyorum, ben bunun neden tekrarlandığını merak ediyorum!?” latty ewan’ın göğsüne elini koyarak
genç adamı geri itip çalışanlardan uzaklaştırıyorken ewan elini saçlarından
geçirerek yumruğunu duvara dayar,
latty genç adamın yumruğunu tutarak ona bakar ve sakin bir tonla konuşur “beni kurtarırken nerede olduğumu bile
bilmiyordun ewan, şimdi onların gidecek yeri yok derken yalan söylemiyordum.
Seneler önce olan şey tekrarlanamaz,
bunu sen de biliyorsun.. sadece biraz sakin olup bildiklerini gözden
geçirmen gerekiyor, delialona için endişelendiğini biliyorum..” ewan bununla latty’e bakarken genç
kadın sakindir, devam eder “ama insanlara bağırıp çağırarak bir
şeyler olmayacak, belki o zaman da bu kadar çok bağırdığın için 30 sene
beklemişizdir, olamaz mı?” ewan gözlerini devirirken latty
hafifçe gülümser “onları oradan çıkarmak asıl problem
değil, problemimiz bir dahaki sefere aralarından bir asinin elinde bir
şırıngayla kimin boğazına yapışacağı.. her şey sakince sönüp bitmeyecek,
gözümüz açık olmalı..” ewan başını sallarken latty arkasını
dönerek arı gibi çalışanları izliyordur, genç adam onun arkasından omzunu
tutarak konuşur “james’in yanında çok kaldın..” latty gülümseyerek genç adamın elini
tutarken cevap verir “yine onun yanına gideceğim, ama önce
wusla ve edward’ı sakinleştirmem gerekiyor..” latty ewan’ın elini indirerek ona
döner “kimseye bağırma, işe yara..” ewan emredersiniz kraliçem diyerek
latty’e yol verirken kraliçe çıkışa, kaptan crash ise yine colm’un yanına
gidiyordur, colm birinin sessizlik büyüsü bilip bilmediğini sorarken ewan gözlerini
devirir.. “kontrollü bir boyut açarım, ruhları
bile duymadan ele geçirilirler..izinlerim verilsin yeter..” “verildi..” latty eğildiği bilgisayardan
doğrulurken pierce gülümser ve lobideki ortak ofisten çıkarken james latty’e
bakıyordur “şu delianız döndüğünde ben de görmek
istiyorum, herkesin aklı başından gitti..” “sizin ördekleriniz, bizim de deliamız
ve alexamız var..” “alexa kim?” “chris’in kızı..” “chris-“ “avukat olan..” james chris’i beyninde ayırt etmiş,
hemen sonra kendi ördeklerini düşünür ve onun düşünmesiyle myra’nın içeri
girmesi bir olurken miss sinclair konuşur “james..” genç adam karısına dönerken myra
telefonda kızlarının olduğunu söylüyordur, james derhal ayaklanırken myra
gülümseyerek her şeyin yolunda olduğunu söyler, james o kadar emin olmazken
karısının önünden odadan çıkar, myra latty’e gülümseyerek kapıyı tekrar
kapatırken kraliçe iç çekerek koltukların birine oturur ve oreon’un ördeği
kurtarılırken her gün yağmur gibi yağan yalandan salgın haberlerine göz
gezdirir.. “yedi kişilermiş efendim..” latty geri kalan dördünün kim olduğunu
soruyorken james yanlış insanları mı kurtarmışlar diye merak ediyordur,
gereksiz iyilik yapmaktan korkan senor sinclair pierce’tan bilgi alıyorken
latty verilen isimlere bakıyordur, peki tamam diyerek görevliyi yollar ve james’in
yanına giderken genç adam bunların kim olduğunu soruyordur, latty carter ve
bryce dışında diğerlerine cevap veremiyorken ewan ofise dalar, pierce ve james’ı
gördüğünde kendini toparlarken latty gülümseyerek genç adama bakar “bir kaç saate kadar burada olurlar,
hepsi iyi..” “delia-“ “hepsi
iyi ewan..” ewan güzel diyerek ofisten çıkar ve
kapıyı kapatırken james bu adamın bu heyecanla daha fazla yaşayamayacağını
söylüyor, pierce sırıtıyorken latty gözlerini deviriyordur.. bir kaç saat sonra önce conrad
dugan’daki birliklere ibret olarak monarch ve ekibinin cezalandırıldığını
açıklamış, hemen ardından da lenarta’ya inmiş kurtarma aracının haberi
gelmişken wusla ve edward artık kafayı yiyecek, üst lobide dört dönüyorken doğu
kanadının kapıları açılır ve hayatlarından bezmiş 7 genç görevlilerin yanında
etraflarına bakıyorken delialona annesini gördüğü anda oraya atılır, wusla
bebeğini sımsıkı sararken saatler önce o pislik herifin çektiği ipek saçları
okşuyor, yüzünü elleri arasına alarak gözlerine, yanaklarına-boynuna bakıyor ve
gerçekten iyi olup olmadığını anlamaya çalışıyordur, kızının ruhu yine güçlü
bir şekilde annesiyle babasına ulaşıyorken edward delia ona sarıldığı anda
omzuları düşerek rahatlıyor, kızının başını tutarak wuslaya bakıyorken
arkadakilerle cuslov ve calis ilgileniyordur, delia gözlerini silerek
babasından ayrılırken arkada onu bekleyen başka bir adama gözü takıldığında
ellerini indirir ve burnunu çekerek babasının yanından sıyrılır, bir iki yavaş
adımdan sonra koşar adımlarla ewan’a gider ve hızla genç adamın boynuna
atılırken ewan her şeyi bırakmış, genç kızı sımsıkı sararak gözlerini
kapatıyordur.. SOUNDTRACK TONIC – IF YOU COULD ONLY SEE Delia ewan’a daha da sarılıyor, ikisi bir iki adım geri sendelerken ewan’ın
sırtı duvara yaslandığında delia geri çekilir ve yaşlı gözlerle genç adamın
yüzünü izlerken ewan onun saçlarını düzeltiyordur, hafifçe gülümserken delia da
yarı ağlar, yarı güler bir şekilde tekrar ona sarılır, ikisi de arkadakileri
umursamıyorken latty onları izliyor, o sırada yanına gelen bir görevli onun
dikkatini dağıtıyorken james yanındaki loret’e eğilerek sarılan tipleri
gösterir ve bu ikisinin ne olduğunu sorarken, güzel tanrıça ilerdeki ablasıyla
göz göze gelmiş, gülümser... Bir süre sonra delia ve diğerleri
muayeneye götürülmüşken vien delia’yla beraberdir, genç kızın vücudunda
herhangi bir şey olup olmadığına bakmış, iplerden ve yerde sürünmekten bir kaç
morluk olduğunu görmüşken delia da iyi olduğunu söylüyordur. Adamın boğazına
saplamakla tehdit ettiği şırıngada ne olduğu henüz bilinmiyorken vien yine de
kapsamlı bir kan testi ister, gerekli formları dolduruyorken delia mırıldanır “bir şey olduğunu sanmıyorum, aşımı
olmuştum..” vien kaşlarını çatarak deliaya
bakarken genç kız kazağının kollarını düzeltirken başını sallıyordur “elle ve landon konuşunca herkes
öğrenecek-“ “delia neden bahsediyorsun?” “şimdi anlatacak kadar gücüm yok vien,
ama kısaca elle ve landon’ın elinde bu hastalığı önleyebileceğini düşünülen bir
aşı var, yanlarında getirdikleri aşı tüplerinden birini test için size
yollamaya çalışırken bütün bunlar başımıza geldi..” genç kız iç çekerken vien formu
tamamlar ve onay için yolladıktan sonra tekrar deliaya döner “peki, onlar anlattığında
öğreneceğiz.. sen şimdi dinlen..bugün burada kalacaksın, test sonuçlarını alır
almaz diğerlerinin arasına dönebilirsin..” “hepsine çoktan sarıldım..” vien gülümser “aşım var dememiş miydin?” delia da evet diyerek gülümserken
üzerinde oturduğu beyaz ve basit yatağa uzanır, ayaklarını kendine çekerken
vien gülümseyerek onun saçlarını düzeltir ve kan örneklerini alarak odadan
çıkarken kapının yanında bekleyen ewan’ı gördüğünde bir adım geri çekilir “burada olduğunu bilmiyordum ewan..” içerde genç adamın ismini duyan delia
yattığı yerden doğruluyorken vien ve ewan bir şey konuşuyordur, bir süre sonra
vien peki tamam diyerek kapıyı iter ve ewan’ın girmesine izin verirken delia
yatakta oturuyordur, ewan kapıyı arkasından kapatırken delia iç çeker ve
gülümseyerek bacaklarını yataktan sallandırır, ama ewan onun inmesine fırsat
vermeden önünde bitmiş ve yüzünü tutarak dudaklarına eğilmişken delia oturduğu
yerde dengesini sağlayarak genç adamın bileklerine tutunur... ewan deliayı belinden kendine çekmiş,
genç kız da ona sarılmışken ikisi de bütün dünyaları bir diğeriymiş gibi
öpüşüyordur, delia gülümseyerek başını geri çeker ve dudaklarını ısırarak
alnını ewanınkine dayarken genç adam yutkunur “iyi misin?” “vien iyi olduğumu söyledi..” “sen ne diyorsun?” “emin değilim..” ewan hafifçe geri çekilerek önündeki
güzelliğe bakarken delia onun gözlerinde bir şey arıyor gibidir, elini uzatarak
genç adamın yüzünü tutarken gülümser “şimdi iyiyim..” ewan yüzündeki eli alarak avcunun için
öper ve tekrar güzel dudaklara eğilirken delia artık kalbi korkudan değil aşktan
hızla çarpıyor, gözlerini kapatır ve kendini ewan’a bırakır... “kim ne anlatacakmış? Duymak
istemediğim bir şeyse pierce dinlesin..” pierce gözlerini deviriyorken opal
ikisine de aldırmıyor, konuşur “aşıyla ilgili bir şeyler
söylüyorlar-“ “aşı mı bulmuşlar, aman ne güzel,
söyle vursunlar herkese biz de işimize dönelim, sıkılmaya başladım..” pierce masadaki kağıtları
karıştırırken başını iki yana sallıyordur, opal de bayılmadığını ama
dinlemeleri gerektiğini söylüyorken james loret’i ister, kapı açılıp loret
içeri girerken james gülümser “loret bir şey dinlenecekmiş, sen
dinler misin?” loret neler olduğunu soruyorken opal
anlatıyor, james sıkılıyordur.. Bir grup kalabalık büyük ofise
gidiyorken sienna masasında başını kaldırarak neler olduğuna bakıyordur, o
sırada omzuna bir parmak girerken genç kadın irkilerek iskemlesiyle birlikte
arkasına döner ve kollarını kavuşturmuş bir adet charlize’le karşılaşırken
derhal başını kaldırarak havanın durumuna bakar ve konuşacakken charlize elini
sallar “istemiyorum, onu öğrendin.. yeni bir
şeyler yapacağız, gel benimle..” ve genç kadın siennayı beklemeden öne
düşerken sienna bir an etrafına bakar, sonra tek gitmesi gereken yerin
charlize’in peşi olduğu duygusu onu sarsarken genç kadın yerinden fırlayarak
tanrıçayı takip eder.. üst lobinin en olaysız yeri olan
kafede bir kaç görevli masalarda oturmuş, yaklaşık 4,5 dakika sonra devam
edecek işlerinin arasında rahatlamaya çalışıyorken kapı açılır ve uzun boylu,
rüzgar gibi tanrıça içeri dalar, charlize’in hiddetiyle bir kaç iskemlenin
gıcırdaması duyulurken genç kadın kesinlikle olan bitene aldırmıyor,
buzdolabının önüne gelmiştir, aleti şöyle bir inceler, sonra uzanarak üst
kapağı açar, soğuk buharlar yüzüne çarpıyorken buzluklardan bir tanesini alır,
kapağı kapatıp arkasını döner ve buzluğu masaya fırlatırken orada oturan görevli fincanıyla beraber korkarak
uzaklaşır, sienna adamın arkasından bakıyorken charlize ona seslenir “buzu erit..” sienna o tarafa giderek masadaki
zavallı buzluğa bakar, sonra charlize’e bakarken tanrıça bu süt dökmüş kedi
bakışından nefret ediyor, buzluğu gösterir “başla..” sienna itiraz etmeye hakkı olmadığını
biliyor, buzluğa döner ve peki diyerek elini uzatır-ve o anda charlize onun
ellerini indirir “ellerine ihtiyacın yok..” sienna peki diyerek başını sallar ve ellerini kullanmadan buzluğa bakmaya
devam ederken charlize yine kollarını kavuşturmuştur, buzluğun köşesinden minik
bir su damlası masaya düşerken sienna şimdi kendini eritecektir, belki o
charlize’i mutlu edebilir diye düşünürken tanrıça hafifçe öksürür, sienna
kendini toparlayarak sıcağı düşünür, çok sıcak, öyle sıcak ki bu buzların şimdi
su olup ayaklarına dökülmesi gerekiyordur- “tanrım, kap-masa!” sienna bir anda buzlarla beraber kabın
ve masanın yüzeyinin de cızırdadığını duyduğunda refleksle ellerini uzatır ve
akan suyu tutmaya çalışırken sıcak su parmaklarına değdiğinde feryat eder,
charlize başını iki yana sallayarak arkasını döner ve kafeden çıkarken sienna
arghlayarak ellerindeki suları silkeler, kafede çalışan kızlardan biri masayı
silmeye koşuyorken sienna özür diliyordur, o sırada kafenin kapısı tekrar
açılır ve charlize görünürken sienna ona bakar, tanrıça ona ne beklediğini
soruyorken sienna hızlı adımlarla kapıya koşar ve kapanmak üzere olan kapıyı
iterek dışarı çıkar.. sienna parmaklarının uçlarını öperek
charlize’i takip ediyorken tanrıça bir anda durur ve koridorda etrafına
bakarken sienna son anda ona çarpma talihsizliğinden kendini kurtararak durur,
charlize önünde uzanan yollara bakıyorken sienna da bakıyordur, neden
ilerlemediklerini sormaktan korkuyorken yapması gereken bir şey olup olmadığını
düşünüyordur- “elementlerin odasına nereden
gidiliyordu?” sienna bir an sorunun cevabını bilip
bilmediğini düşünür, hemen ardından sağ tarafı gösterirken charlize başını
sallayarak o tarafa döner ve yürümeye devam ederken sienna gülümser ve
tanrıçaların da yollarını şaşırabileceği gerçeğiyle biraz olsun rahatlayarak
genç kadını takip eder.. “beni olmadık zamanlarda yanına
çağırma ihtimali olan tanrıların listesini yaptım..” eidan’ın içeri girmesiyle andrea ve
dorian genç adama bakar, dorian kaşlarını çatarken andrea cümleyi anladığında
gülümser “kimler varmış?” eidan elindeki kalemi kulağının
arkasına atarak listeye bakar “en büyük olasılıkla poseydon bir anda
beni olimposta var edebilir, ben de korkudan ölebilirim..” andrea gülerken dorian da aleviyle
ilgileniyordur, gülümser, eidan ikinci ismi söyeyecekken odanın kapısı tekrar
açılır ve charlize önde olmak üzere sienna onu takip ederek içeri girerken
eidan yoldan çekilir, andrea sienna’ya bakarak gözleriyle neler olduğunu
soruyorken dorian charlize’e şöyle bir bakıp önüne döner, hava tanrıçası rüzgar
gülünün önünde durmuş, beyaz kağıda bakıyorken kanatlar durur, tanrıça siennaya
dönerken rüzgar gülünü gösterir “tekrar hareket ettir..” sienna rüzgar gülüne bakarak bir an
kanatlara üflemek isterken charlize onu izliyordur, sienna derin bir nefes
alarak kanatların rüzgarda döndüğünü hayal eder ama her şey hayalde kalırken
charlize kaşını kaldırıyordur, sienna ona bakmadan rüzgar gülüyle anlaşmaya
çalışıyorken biraz sonra kanatlar hafifçe dönmeye başlar, sienna gülümserken
rüzgar gülü eskisi gibi dönmeye başladığında sienna incilerini göstererek
kocaman gülümser ve charlize’e bakar, tanrıça hmmlar ve odada dolaşarak diğer şeylere bakarken sienna onun ilk
defa çekip gitmediğine tanık oluyor, bir an sevinirken hemen sonra geceler boyu
ağlamamak için sevincine gem vurarak sıradaki soruyu bekler... SOUNDTRACK GIORGIA – GOCCE DI MEMORIA büyük ofisteki masanın ortasında küçük
bir şişe duruyorken james’in gözleri şişede, uzanarak eline alırken opal bir an
ona bakar, sonra elle ve landon’a dönerek sorar “bahsettiğiniz zamanda merkez masanın
başında kim var?” “başkanlıklar aynı şekilde devam
ediyor efendim..” opal pekala derken james şişeyi tekrar
masaya koyarak lafa girer “nadera-kha hakkında ne biliyorsunuz?” elle ve landon gözle görülür bir
şekilde gerilirken oreon sırasının gelmesini bekliyordur, sorunun cevabı halen
çıkmamışken bu sefer landon sözü alır “nadera-kha hakkında sadece zamanlar
arası yolculuk yapmak ve geçmişteki değişimlerin boyutlar üzerine olan etkisini
teorik olarak biliyoruz, projenin detayları ele geçirilmeden önce merkez masa
gerekli cezaları vererek önlemleri aldı..” “ve siz bu kadar az şey bilmenize rağmen
devam ettiniz..” ikisi de sessiz kalırken james ayağa
kalkar “benim yapabileceğim tek şey ikisini
de bir hücreye tıkmak olur-pierce boyutların dengesini kontrol et, zaman
kırılmalarına göz at, jack’i çağır.. bir şey yapın..” pierce dışarı çıkarken elle ve landon james’ı
izliyordur, senor bir anda onlara dönüp sonra direkt latty’e bakarken genç
kadın başını sallar “bundan sonrasını biz hallederiz-“ “miss myra’ya vermem gereken bir
emanet var efendim..” herkes tekrar elle’e dönerken genç
kadın cebinden çıkardığı kolyeyi myranın önünde masaya koyar “babam bunun size vermemi, sizin ne
yapacağınızı bildiğinizi söyledi..” myra önüne konan gümüş üzerine
simsiyah işlemeleri olan kolyeye bakarken kaşlarını çatar, genç kadının
parmakları kolyeye uzanıp değmeden hemen önceki anda ofisin dışından bir
haykırış koptuğunda herkes arkasını dönerek lobinin ortasında sarsılarak yere
yığılan melanie’ye bakar... ofisten çıkanlar ve zaten lobide olanlar bir anda genç kızın
başına üşüşmüş, carter dehşet dolu bir ifadeyle melanieyi yerde sabit tutmaya
çalışıyorken jason genç kadını sakinleştirmeye çalışıyordur, kalabalık yarılıp
önde james ve latty görünürken melanie hala nöbet geçiriyordur, james bu kıza
kim ne yaptı diye sorarken elle ve landon’ın ofisten çıkmasına izin verilmemiş,
ikisi de sessizce kalabalığı izliyordur.. “biraz daha böyle devam ederse komaya girecek-nefes yolları
kapanıy-“ ve o anda melanie sakinleşirken jason kaşlarını çatar “ya da ben yanılıyorum..” “izin verir misin jason?” genç adam dönerek yanındaki myraya bakarken melanie rahat bir
uykudaymış gibi carter’ın kollarında duruyor, onu tutan carter ise ne olduğunu
anlamıyor, sadece dehşetle etrafındaki insanları izliyorken myra genç kızın
önünde eğilmiş, eliyle yavaşça melanie’nin alnından saçlarına doğru bir daire
çizer, sonra elindeki kolyeye bakarken başını kaldırdığında sözleşmişçesine
naunet’le göz göze gelir.. “neler oluyor!? melanie-“ “sakin ol delia..” vien delialona’yı odaya giren sedyeden uzaklaştırıyorken delia
dehşetle genç kadına döner “nesi var vien?” “kriz geçirdi-önemli değil, sakin ol, her şey normal.. en azından
şimdilik-“ “neden salgın odasında tutuluyor o zaman-“ “öyle olması gerekiyor delia, lütfen-“ “lütfen falan yok- o kız benim yüzümden burada, ona bir şey
olursa sorumlusu benim vien..” vien iç çekerek genç kızın arkasındaki ewan’a bakar, genç adam
elini delia’nın omuzuna koyar “latty’e gidelim..” delia zaten yolunu biliyor, ikisini de arkasında bırakarak yola
düşerken ewan vien’i geçerek onu takip ediyor, vien melanie’nin olduğu yüksek
korumalı salgın odalarından birine girip kapıyı kapatıyordur.. “o kızı sen mi o hale getirdin?” “hayır, naunetin beni kurtarmasından sonra benden ayrılan güç bir
şekilde bana geri dönmeyi başarmış..” james sinirle ensesini ovuyorken myra elindeki kolyeye bakıyordur “asıl merak ettiğim şey, bu kolye onların eline nasıl geçti?” “en son merak ettiğim şey o, çünkü bela her nerdeysek bizi gelip
buluyor, bir sebep ve sonuç gerekmiyor! salgın da bizim suçumuzdur..” “james..” “efendim opal?” opal bir şey söylemezken james ofiste dört dönmeye devam ediyor,
karısına bakarak sorar “nasıl yok edeceğiz?” “bilmiyorum-“ “bu sefer de o kız pierce’ı öldürmeye kalkarsa hiç şaşırmam..” loret dehşetle james’e bakıyorken pierce bir şey söylemiyordur,
myra kolyeyi açmak istiyor, ama kendini tutarak gümüşü masaya bırakıp biraz
uzaklaşırken naunet konuşur “gücün piercela ilgili olduğunu düşünmüyorum..” “ve bu ne demek?” naunet james’e dönerek cevaplar “demek istediğim, myra güç sahibiyken pierce’ı öldürmek istedi,
ama bu güce her sahip olan kişinin kalkıp pierce’ı öldüreceği anlamına
gelmiyor..” james her neyse diyerek ellerini beline koyar “kimseyi öldürmezse herkes için daha iyi olur, bu nasıl yok
edilecek oturup kafa patlatacağız, salgınla diğerleri ilgilenebilir, merkez masanın
işi şu anda bu..pierce, sen ölmeden bir şeyler bulmaya çalış, naunet ve myra,
ne biliyorsanız siz biliyorsunuz, bir çözüm bulun, yoksa da yaratın.. loret sen
oreon’la arada köprü olmaya devam et, opal sen benimle gel..” ve senor odadan çıkarken opal onu takip eder, loret de onların
arkasından ayrılıyorken boyut ve zamanlarla oynayan bir tanrı ve iki tanrıça
birbirlerine bakıyordur.. “melanie’ye neler oluy-oh..” delia üst lobideki toplantı odasına girdiği anda karşılaştığı
kalabalıkla eli kapıda, kalakalırken ewan da arkasından gelmiş, herkesi tak
takım gördüğünde kaşlarını çatar “sorun nedir?” latty onlara da oturacak bir yer gösterirken delia ian ve
carter’ın ortasına oturur, ewan ayakta kalmayı tercih ederken latty cevaplar “iki önemli sorun var.. birincisi melanie, kötü bir gücün
etkisinde-“ “kimin kötü gücü?” “myra’nın..” “neden melanie?” “merkez masa sorulara cevap vermek için çalışıyor-“ “biz neden çalışmıyoruz?” “çünkü bizim düşünmemiz gereken başka bir şey var..” ewan neymiş o derken kraliçe odanın diğer ucundaki julianne’e
döner “senin ayrıntılarıyla anlatman daha iyi olacak julianne..” genç kadın tabii diyerek yaslandığı duvardan çekilirken sağ
taraftaki büyük ekranda karantina bölge haritası belirmiştir, herkesin
bakışları o tarafa döner.. “karantina alanı salgının başından beri gittikçe genişliyordu,
bugün güneydeki yaşam bölgesinin bir kısmını da karantina altına almak zorunda
kaldık ve bu hiç iyi bir şey değil. oradaki klonlar diğer bütün bölgelerden
izole bir şekilde bağımsız olarak hayatlarını sürdürüyorlar, en azından onlar
öyle düşünüyor ve yaşıyor...” herkes dikkatle dinliyorken julianne devam eder “yaşam bölgesinin nüfusu kontrollü bir şekilde arttırılıyor,
orada yaşayan klonların hepsi doğumlarından beri oradalar. kendi özgür düşünceleriyle
hareket ediyor, kendi yaşamlarını kuruyorlar. hamile kalan dişilerin
fetüslerinin de genetik kod veri tabanına girilmesiyle her yeni bir yaşam
bölgesinde bir kayıt olarak tutuluyor. hayatlarının her evresi izleniyor,
belgeleniyor. aldıkları kararlar, yaşadıkları hastalıklar, duygusal değişimleri
her birey için yaratılmış bir yaşam haritasında tutuluyor. Hepsinin işleri,
eşleri ve evleri var. aralarında evsiz olanlar, suçlular, deliler, kısacası
normal bir evrende bulunacak her türlü birey var..” “gerçek evrende süregelen yaşam için elde ettiğimiz bulgular çok
önemli. bu yüzden yaşam bölgesinde böyle bir hastalığın yayılması büyük bir
sorun yaratıyor. daha doğrusu hastalığın neden yayıldığını bilmememiz büyük bir
problem. bu evrendeki yaşamı kontrol ederken de bir çok kıyamet teorisi
geliştiriyor, zaman zaman bireylerin tepkileri için bunu uyguluyoruz ama
hiçbiri kontrol dışı olan durumlar değil, şimdiki salgın ve karantina gerçek
bir kaos yaratıyor. buna en kısa zamanda bir çözüm bulamamız halinde yıllar
süren çalışmalar bir anda yok olabilir. böyle bir evrenin tekrar yaratılması ve
aynı şekilde düzenli veriler elde edilmesi çok uzun yıllar sürer, bu yüzden
karantinanın alanı daha fazla genişlemeden salgının yayılma sebebini yüzde yüz
bulmamız gerekiyor. yanılma payı verecek kadar zamanımız kalmadı..” kimseden ses çıkmıyorken julianne luther’e döner, çözüm için
düşünülen planı profesör anlatmak için yerinden kalkarken bakışlar ona
dönüyordur.. “lenartayı bir bilgisayar oyununa benzetebiliriz..” bu normanın ilgisini çekerken genç adam üç boyutlu haritanın
önünde, konuşur “bazı kesimlerde bizim oyuncaklarımız var.. bunlara klon olduğunu
bilmeyen klonlar dedik, ve onlarla oynuyoruz dedik.. bunu ne kadar biz yaparsak
yapalım, sabah kalktıklarında süt mü yoksa kahve mi içeceklerine onlar karar veriyor..” opal onu izlerken genç adam açıklar “bu popülasyonun ipleri bizde, ama seçimleri değil.. burada nefes
alan bir toplumdan bahsediyoruz, ne yapacakları tamamen onlara kalmış.. her
yerde kamera tutmuyoruz, biz onları sadece genel
olarak izliyoruz..” “yani?” “yani, demek istediğim, bizim izlemediğimiz bir yerden bu
hastalık çıkmış olabilir.. bilemiyorum, belki bir çocuk babasının garajında
araba parçalarıyla oynarken elini kesmiştir, sonra köpeğiyle oynamış, eve gidip
bulaşıkları yıkamış, üstüne aynı elle bir kek yemiş, ve her şey çakışmıştır..” herkes şaşkın, ona bakarken luther gülümser “her alternatifi düşünmemiz lazım.. dışardan da gelmiş olabilir,
içerden de doğmuş olabilir.. dışardan getirilip içerde yetiştirilmiş de
olabilir, her şey mümkün..” james kollarını kavuşturmuş, haritaya ve bilimadamına bakıyorken
elini açarak sorar “yani bunların habitatlarını bilmiyoruz..” “habitatlarını biz veriyoruz, ancak ne yaptıklarını bilmiyoruz..
bilsek de seçimlerini etkilemiyoruz..” james onu izlerken loret mırıldanır “bir nevi buranın tanrısısınız..” “aynen öyle.. ve şimdi bozukluğun nerde olduğunu bulmak için,
melek göndermemiz gerekiyor..” john yine bana iş düştü derken george ona bir bakış atar, luther
hayır diyerek açıklar “tam olarak onu demek istemiştim..” george ona bakar, luther
konuşur “bakın.. bize olayı bilen, ama klon olmayan adamlar lazım..
insanların ya da iblislerin, bu
mikroba karşı bağışıklığı olup olmadığını bilmiyoruz.. ama bu riski almak
zorundayız..” james öyle miyiz derken luther ona döner, julianne konuşur “senor, burada 100 yıllık bir çalışmadan bahsediyoruz-“ “ben çok yüzyıl gördüm, o kadar da uzun bir süre değil-“ “bir bilim adamı için uzun bir süre!” james karşısındaki kızıla bakarken genç kadın açıklar “bu projeyi ben ve profesör marque, birlikte götürüyoruz.. ömrümüz daha buna ne kadar yetecek? 100 yılı
şimdi çöpe atarsak, bir sonraki projeyi biz ortasında bırakıp gitmek zorunda
kalırız..” “bakın miss, anlıyorum.. ancak benden içeri kendi adamlarımı
göndermemi istiyorsunuz.. benden alamazsanız oreondan alacaksınız, ama her
halükarda sağlıklı ve gerçek adamları oraya göndermek istiyorsunuz, elinizde
hiçbir ilaç yokken hem de.. john orada hasta olursa bunun hesabını bana kim verecek?” “john verecek..” james luther’a bakar, profesör açıklar “john’u içeri kontrollü bırakacağız.. kanına vericiler
yükleyeceğiz, beynine sensörler takacağız..” john kaşlarını çatarak bir adım geri atarken george onun kolunu
tutar, luther devam eder “böylece john’u tamamen izleyeceğiz.. olur da mikroba maruz
kalırsa, hem insanlar bunu nasıl kapıyor onu öğreneceğiz, çünkü johnun bedeni
oldukça insani-“ “oldukça!” luther ona aldırmadan konuşur “hem de o kaparsa haberimiz olacak..” “ama hala bir panzehirimiz olmayacak..” “orası meçhul..” james sessiz, izliyorken ewan mırıldanır “savaşta da bu yapılır, biliyorsunuz.. içeri küçük ve değersiz
şeyler atılır..” john itiraz edecekken george onun kolunu sıkar, james hala
sessizken conrad konuşur “profesör marque bizden asker göndermek isterse ben izin
veriyorum.. kendi bölüğümden..” ewan başını sallarken profesöre döner, latty onları izliyor,
mırıldanır “asker mi istiyorsunuz, ajan mı profesör?” luther ellerini kaldırırken cevaplar “ben bir şey istemiyorum.. neye ihtiyaç olduğunu söylüyorum.. ne
istediğimize ve ne yapacağımıza sizler karar vereceksiniz, ben değil..” james çenesini kaşıyorken george’a bakar, genç adam konuşur “içeri girilmesi gerekiyorsa, john girecektir..” john arkada mızırdanırken kimse onu dinlemez.. SOUNDTRACK TOM JONES – IT’S NOT UNUSUAL “küçük ve değersiz şeylermiş! iki tane yıldızı var diye o büyük
ve değerli mi!?” “beş yıldızı var sanırım-“ “uçakla giderken gökyüzünden sökmüştür! ben dün ne yediğimi
hatırlıyorum ama ne haber?!” george iç çekerken cevaplar “o da dün ne yediğini hatırlıyor-“ “ama sevgili kraliçesi geçen sene ne yaptı bilmiyor, ben
anlatayım mı?” “anlatsan ne olacak? adam hala kaptan, sen de hala ajansın-“ “baş ajanım-“ “o oreonda-“ “ben de masadayım!” george gözlerini devirirken kate keyifle
onları izliyordur, konuşur “sen görevinin bu olduğunu bilmiyor musun?” john homurdanırken george çevirir “onu sinirlendiren göreve gitmek değil.. etkilerinin ne olduğunu
bilmediği bir hastalığın ortasına gidecek, ayrıca beynine verici taktırmak pek
de hoşlandığı bir izleme yolu değil, bir keresinde kocaman bir mıknatısa kafası
yapışmıştı, o günden beri sevmez..” kate kahkaha atarken john ona bir bakış atar, genç kraliçe özür
dilerken gülmesini bastırır.. “john’un bağışıklığını biz
ayakta tutamaz mıyız? onu korur, öyle yollarız? ne olursa olsun biz onun ölümünü engelleyebiliriz.. klonlar
bizim olmasa da, john bizim..” irina sydneyi dinliyorken parmakları dalgınca omuzlarından düşen
saçlarını tarıyordur, mırıldanır “elbette yapabiliriz, ama profesörler bunu isterler mi, soru o..
hepsi john’un vücut değişikliklerini takip etmek isteyecektir.. ve genç adam
oldukça paniklemiş duruyor..” damien o tarafa döner, george’a kızgınlıkla bir şeyler söyleyip
gruptan kopan genç adamı izlerken iç çekerek irinadan izin ister, o tarafa
yürürken eidan diğerlerini dürterek ikisini gösterir.. SOUNDTRACK DAMIEN RICE & LISA HANNIGAN – UNPLAYED PIANO “john..” john ne var diye o tarafa döner, onu görürken sakinleşir,
mırıldanır “gitmek istemiyorum ben..” damien iç çekerek karşı masaya oturarak ona bakarken sorar “neden? tehlikeli diye mi? sen tehlike seversin?” john hafifçe gülerek bakışlarını yerden kaldırıp ona bakar,
cevaplar “klonlar beni ürkütüyor..” damien kaşını kaldırır, john omuzlarını silkerken mırıldanır “sevmiyorum.. olmaması gereken şeyler gibi geliyor, içleri boş,
tamam dolu, ama boş.. onlara yaşam hakkını bu adamlar veriyor, ne hakla? ares
onlardan nefret ediyor, hiçbir tanrının da gelip ‘ben bunları iyileştiririm iki dakikada, vah zavallı klonlar aman da
aman’ dediğini görmedim.. hepsi tepkili.. ve ben, tanrıların bu
profesörlerden daha iyi bildiklerine inanıyorum..” “ben de öyle.. ama john, tanrılar gibi, bizler de insanlar için
çalışıyoruz-“ “bunlar insan bile değil.. neden kendimi tehlikeye atmalıyım? ya
ben de hasta olursam?” “hasta olmaman için her şeyi yaparız john.. james ve george için
önemlisin.. benim için de öyle, buna izin vermem..” “ama ya olursam? ya elime metal batarsa, sonra köpek yalarsa,
bulaşık yıkarsam ve kek yersem?” damien gülerek ona bakarken john ciddidir, genç adam konuşur “seni devamlı izleyeceğiz.. profesörler umrumda değil, eğer
istersen irina, jason, diğerleri, hepsi seni korur.. anladın mı beni? beynine
de çip taktırtmayız, sevmiyorsun biliyorum..” john başını sallar, damien güzel diyerek onu izlerken john iç
çeker, damien gülümser.. |