![]() “takacak mısın?” delora başını sallayarak gülümser ve yüzüğü hala parmağında,
ofisten çıkarken ewan ikisini görür “yukarda olay varmış..” ikisi neymiş diye sorarken ewan elini sallar “hava tanrıçası-“ “charlize..” ewan delorayı onaylar “damien’ı öpmüş..” “ve sen bunu nasıl biliyorsun?” “andreayla sienna konuşurken duydum..” “onlar nereden öğrenmiş-“ “ne bileyim!?” “damien general olan mı?” “hayır çöpçü olan..” delora gülmekten karnına ağrılar girdiğini söylerken karnına
koyduğu elinde parlayan kocaman taş ewan’ın gözlerini alır “o bir nedir?” “yüzük?” “gerçekten mi?” delora gülümseyerek evet derken ewan colm’a bir çift gri bakış
saplar, genç adam da gülümserken ewan’ın ifadesi yumuşar “gerçekten?” ikisi de başlarını sallarken ewan ellerini kaldırarak onlardan
sıyrılır “diğerlerine söylediğinizde ben ortalarda olmayayım..” “yukarı çık! Belki charlize seni de öper!” ewan da bütün içtenliğiyle güler
ve yoluna devam ederken delora ellerini çırparak yoluna devam ediyor ve
sıradaki talihliyi arıyordur.. damien üst lobiye geçmiş, ordan oreona
geçerek ewanı arayacakken biri onu ensesinden yakalar, yanında onunla beraber
oreona girerken konuşur “damien senden bir şey isteyeceğim-“ “neden korkuyorum?” john gülerek
onunla beraber yürürken açıklar “bir adam var, scott, bir ajan, daha
hayatının baharında, bana kafa tutmak aptallığında bulundu,-“ “akıllı adam yani-“ john gülümserken
kapıyı iter, damien girerken john da girer, ikisi koridorlarda ilerliyorken
john devam eder “ona dedim ki damien benim sevgilim-“
damien ona dönerken john kaşını kaldırır “lütfen? lütfen lütfen..” damien john
diyorken john lüüüütfen diye
sırnaşmaya devam eder “ben senin hayatını kurtardım!” “inan, pişmanım..” john yaşasın derken
damien iç çekerek önüne döner, yola devam eder.. “cuslov?” calis aralık kapıdan başını sokarak odaya bakarken genç kadın sağ
taraftaki koltukta uzanmış, elleri yanağının altında, bacaklarını da kendine
çekmiş, uyuyorken genç adam gülümser, biraz daha onu izlerken cuslov kaşlarını
çatarak derin bir nefes alır ve irkilerek uyanırken calis onun daha da
korkmaması için ses çıkarır “cuslov..” genç kadın yine de irkilerek başını kaldırırken genç adamı
görünce rahatlar “ne kadar zamandır uyuyorum?” “çok değil.. ayrıca istersen odana git, şimdilik senlik bir şey
yok..” cuslov önemli değil diyerek kalkar ve ayakkabılarına şöyle bir
bakıp vazgeçer ve çıplak ayaklarla ofiste yürürken esniyor, iki eliyle
saçlarını toplar, bilgisayarına şöyle bir bakıp tekrar doğrulurken calis hala
onu izliyordur, ikisi göz göze geldiklerinde genç adam konuşur “ruhun yorgun cuslov..” genç kadın bir an kalakalırken calis içeri girerek kapıyı
kapatır, tekrar ona dönerken devam eder “ve o yorgunluk koltuklarda bir kaç dakika uyuyarak geçecek bir
yorgunluk değil, biliyorsun..” cuslov saçlarını bırakırken derin bir nefes alır “dayanmaya çalışıyorum calis, uyursam uyanamam..” calis başını sallarken masanın etrafından her adımda cuslov’a
yaklaşıyordur, genç kadın onu izliyorken gülümser “bir şey yapacaksın..” calis de gülümserken cuslov bir adım geri atar, ama calis
uzanarak onu yakalar ve kendine çekerken cuslov gözlerini kapatarak gülümsüyor
ve genç adamın öpüşüne karşılık veriyordur.. andrea ve scott koridorlarda yürüyor,
andrea yolunu unutmamaya çalışıyorken siennayla çakışırlar, genç kadın feryat
eder “kayboldum!” andrea gülerken scott yolu
anlatacağını söylüyordur, elini kaldırarak sağları ve solları söylerken o
sırada damien ve john içeri girer, bayanlar gülümserken scott lafını böler,
damien konuşur “hanımlar.. kaptanı arıyorum, ofis
düzeninizi daha alamadım, nerde acaba?” andrea geri dönerek yolu belirtir,
konuşur “şu taraftan gitti-“ damien teşekkür
ederken o tarafa gider, john onun bileğine asılıp çevirirken mırıldanır “geç kalma..” ve dudaklarını örterken
siennanın gözleri büyür, scottun ağzı açılırken andrea eli karnında, onlara
bakar, damien johnu hafifçe ısırır ve bıraktırır, dönüp uzaklaşırken john
gülümseyerek onun arkasından bakar, sonra üçlüye dönerken konuşur “edward nerede?” sienna derhal dönerek diğer tarafı
gösterirken john o tarafa gider, kızlar scotta bakar.. SOUNDTRACK FUNDAMENTAL – PLAYGROUND norman oreon kapısının önünde, sorar “hazır mıyız gençler?” arkasındaki gençler sabırsız,
heyecanlı, hazır olduklarını söylerken genç adam iki kanatlı kapıyı iter, ve
merkez masa oreon kısmına girerken suratlar sırıtır.. eidan yolun ortasında durmuş, gözleri
kapalı, ellerini iki yana açmışken franco inler “eidan, yolu transa geçerek
bulamazsın, aksine benim kafamı deliyorsun-“ “şişt!” franco iç çekerek dikleşir ve ben
gidiyorum derken yola düşer, o sırada köşeden çıkan siennayla çarpışırken
sienna gülüyor, özür dilerken franco kızarmış kızlara bakar, ne olduğunu
sorarken eidan da damlar, andrea gülüyor, siennayla kontrol edemiyorlarken
scott geriden geliyor, konuşur “john ve damien sevgililermiş..” franco efendim derken eidan kalp krizi geçiriyordur, sienna kıkırdarken
konuşur “önümüzde öpüştüler!” franco şoka
girerken eidan gülerek sorar “nasıl? böyle çıt diye mi, yoksa harbi
harbi mi-“ “harbi harbi! geç kalma diye çekti öptü,
ısırdığını gördüm!” andrea gülümseyerek başını sallıyorken
franco mırıldanır “güzel bir görüntü değil yalnız..” scott da sonunda bir yandaş bulurken
andrea gülümseyerek ona sarılır, konuşur “hala erkeklerden hoşlanıyorum, ama
iki tanesi de hoş hani..” scott heylerken eidan gülüyordur,
sienna yürürken neşeyle konuşur “masanın böyle olduğunu duymuştum,-“ “gay mi?” sienna gülerken ortak
ofislere sonunda çıkmayı başarmış, yaşasın derken eidan yolu onun bulduğunu söylüyordur, franco onun
kafasına vururken john edwardın ofisinden çıkıyordur, kızlar onu görünce
dikleşirken eidan adamı süzer, franco da ajana bakıyorken john bakışları
hissetmiş, ona ilerlerken franco da aynı adımlarla geriler, scott o tarafa
giderken john ona elini kaldırır, francoyla burun buruna, mırıldanır “bak radar.. eğer bir daha bana
baktığını görürsem düşünceleri nerenden duyuyorsan oranı kopartırım, anladın
mı? garagastan yazılı belge getirmediğin sürece bu bakışları bir daha üzerimde
görmeyeceğim..” franco olur derken eidan kaşlarını
çatmıştır, john gerilerken konuşur “ellen, edward seni görmek istiyor..” scott diğerlerine bakar, sonra
edwardın ofisine giderken kapı kapanınca john kızlara döner, gülümser “nasıl, süperim değil mi?” sienna dayanamayarak gülerken john ona
kolunu uzatır, andreayı da öbür koluna takıp götürürken franco duvara dayanmış,
duruyor, eidansa uzaklaşan sarışına bakıyordur, mırıldanır “bir adam nasıl hem gay olup hem de
kadınları yanında sürükler, bunu gördünüz..” franco gözlerini kapatarak öne
eğilirken eidan ona döner ve elini başına koyar, iç çekerken franco
mızırdanır.. latty yüzüğe bakarak çığlığı son anda
engellerken gülerek konuşur “ne zaman- nerede- boşver anlatmayın,
ne zaman evleniyorsunuz?!” delora gülerek jasonla konuşacaklarını
söylerken colm gözlerini devirir, latty ve delora sarılmış, sağa sola
sallanıyorlarken latty aaahlar, konuşur “delia çıldıracak, keşke o da burda
olsaydı-“ “o yüzden hemen evlenemeyiz zaten,
değil mi delora?” delora evet derken biraz hüzünlenmiş,
konuşur “hepimiz mutlu olup beraber
olmalıyız.. insanlar acı çekiyor..” latty iç çekerek onun kolunu
sıvazlarken üçü ortak ofise çıkarlar, latty gülümser “hadi masa seçelim..” bu delorayı
neşelendirirken ikisi masa seçmeye giderler, colm da kendi ofisini ararken
sonunda bulur ve içeri girer, o sırada norman ve çetesi içeri girer, hepsi
beyaz alanı inceler.. mia eğilmiş, beyaz bilgisayarda akan
yazılara bakarken mırıldanır “justin görmesin-“ justin neyi
görmeyeyim diyerek o tarafa gelir ve o da eğilerek ekrana bakarken bir an sonra
acıyla owlar, mia onun saçlarını okşayarak her teknisyenin hata yapabileceğini
söylerken kate bir kalemi çok beğenmiştir, norman çalabileceğini söylerken kate
bir an kabul edecek olur ama sonra vazgeçer, konuşur “james uslu olmamızı söyledi..” mia gayet usluyuz derken arkada
sürüklenmiş charlize konuşur “ben burayı sevmedim, çok beyaz..” norman ona döner ve gülümserken
cevaplar “gel charlize.. gel tatlım..” ve onu belinden tutup ortalara
getirir, etrafı gösterir “bak bir sürü eşya, hepsi onlara ait..
incele, bak, ez, tırmıkla..” charlize memnun olmazken norman onun
saçlarını düzeltir, yakasını dikleştirir, mırıldanır “mahvedebileceğin bir hayat arıyorsun,
değil mi?” charlize başını sallarken norman
gülümser, etrafına bakarken konuşur “james kraliçeden bahsediyordu-“ kate
hayır derken charlize niye der, genç kadın cevaplar “kraliçe güçsüzse, charlize onu
parçalar.. yazık..” norman da evet yazık derken konuşur “sana verdikleri kız vardı, o ne
oldu?” charlize iç çekerken o sırada lorelai
açık kapıdan girer, şakır “buldum!” justin gülerek onu tebrik ederken
lorelai gülümser, etrafına bakarak yürüyor, konuşur “ne kadar güzel bir yer, bembeyaz, çok
şık..” charlize gözlerini devirirken kate ona
kalemi gösterir, genç kadın aalayarak o tarafa gider, charlize sıkılır.. lorelai iskemlelerden birine tüm
şıklığıyla oturmuş, ayağını sallıyorken elinde cici kalem, konuşur “senin neyin var?” charlize ayakta, bir masadaki
kağıtları parmağının ucuyla karıştırıyorken cevaplar “evimi özledim.. istemiyorum ben
burayı, hastalar insan bile değil.. antonio gelmemi rica etti..” “sen de kabul ettin.. ne vefakar
cefakar eşsin..” charlize ona bir bakış atar, lorelai
mırıldanır “sadece kocan istedi diye gelmen..
charlize muhteşem bir kadınsın-“ “kes tamam, ben de istedim..” lorelai sırıtarak
kalemi hafifçe dişlerken charlize önüne döner, norman ofis kapılarını
sayıyordur, kate mırıldanır “neden ortak bir sistem
kullanmıyorlar? önemli insanların birbiriyle temasta olması gerekir..” justin bilgisayarda, hatayı
düzeltiyorken cevaplar “herkes hatalarla büyür.. merkez masa
da ilk gün ortak köprüyle kurulmadı..” lorelai bu konuda yorum yapmazken
charlize konuşur “benim havacı kız nerde-“ parmağını
şıklatır, bir an sonra sienna şaşkın, orada belirirken onlara bakar, lorelai
alkışlarken o da ister, sienna şokla diğerlerine bakarken charlize gülümser.. “ve ben de onu kötü insanlardan
korudum.. sonra aşkımız alevlendi..” sienna çok romantik diyorken andrea da
sorar “hapishanede herkes gay mi?” “çoğunlukla.. en azından uzun kalınan
yerlerde.. ama siz hiç görmezsiniz umarım..” andrea gülümserken umarım der, o anda birden sienna yok olurken andrea şokla o
tarafa bakar, john rahat, mırıldanır “tanrı çağırdı-“ “nasıl-“ john ona yol verir ve onu
ortak ofislere götürürken andrea panik, yola düşer.. latty ortak ofislere girerken birden
içerdeki masa elemanlarını görünce durur, delora da dururken colm kaşlarını
çatarak mırıldanır “öbür tarafa mı çıktık?” latty sanmadığını söylerken o anda
sienna yoktan varolur, nereye geldiğine bakarken lorelai el çırpar, o da
istediğini söylerken latty ilerler, konuşur “pardon, neler oluyor?” norman o tarafa geçerek charlizele
arasına dönerken charlize kraliçe bu mu diyordur, lorelai uslu olmasını
söylerken latty kaşlarını çatar, norman gülümsüyor, konuşur “sakin olun miss flacil.. bir şeye
zarar vermedik-“ colm bilgisayarlardan birinde oturan justini işaret ederken
genç adam sırtı onlara dönük, konuşur “sisteminizde bir hata var, ekran
hatası, çok sinirime dokundu da.. bilgilere girmiyorum merak etmeyin, senor
regan’a haber verdim..” colm peki derken yine de senor regana
gider, kate tüm şirinliğiyle konuşur “sizlerle vakit geçirmek için geldik..
james bizi özgür bıraktı, çalışma vaktimiz başlayınca kaynaşmak için vaktimiz
olmayacak..” latty ona bakarken kate gülümser, devam
eder “bir şey yapmadık kraliçe flacil..
oreona saygımız yerinde..” latty de o sırada bir kraliçeyle
konuştuğunu hatırlarken dikleşir, gülümser “doğru, elbette.. şüphe etmedim,
şaşırdım..” kate elbette derken deloraya döner ve gülümser “nasıl oldun? yüzüne renk gelmiş-“
delora yüzüğünü gösterir, kate gözleri büyüyerek onun elini yakalar ve
heyecanla konuşur “muhteşem! gerçekten muhteşem, çok
mutlu oldum delora-“ ve ona atılıp sarılırken latty ikisine bakar, norman
gülümserken döner ve lorelai’a göz kırparken o da izin verilmiş, kalkar, o
tarafa gider, delora tüm neşesiyle ona da yüzüğünü gösterirken lorelai çok
sevinmiş, gülümser “çok mutlu oldum, sevgin hissediliyor,
hatta bir hediye vereyim-“ norman, mia, justin, kate ve charlize derhal lorelai derken genç kadın aldırmaz,
düşünüyor, bir an sonra konuşur “kardeşimle konuşacağım, hemen haber
vermeliyim, benim hediyemin bir anlamı yok, sevginiz zaten oturmuş, kardeşim
özel bir şeyler verir- lorenia!” delora gerek yok miss michiou diyorken bir an
sonra loret orada belirmiş, elinde dosyalar, mırıldanır “önemli olsa iyi olur- merhaba latty..
neler oluyor?” lorelai onun koluna girerken
gülümsüyor, konuşur “gel kardeşim.. bak, deloracık
nişanlanmış-“ loret yüzüğü görür ve mutlulukla tebrik ederken colm da geri dönüyordur,
justine gülümser ve bayanlara giderken lorelai devam eder “ben de diyordum ki, madem burada
bağları güçlendiriyoruz, sen de onlara şık bir hediye ver..” delora kıpkırmızı olmuşken latty
gülümsüyordur, colm şokla son anda yakalamış, deloraya bakar, loret ise
gülümserken başını sallar “olabilir tabii.. isterlerse..” delora
gülümserken ona bakar, kate atılır “deloraya hiç unutamayacağı bir gece yaşamasını ver loret!” delora hızla ona bakarken kraliçe
mcdermott lorete bakıyordur, colm da kate’e bakıyorken loret kate’e döner,
sonra gülümser ve çifte döner “evet, bu çok manalı.. bundan sonraki
seksiniz sevginiz sürdükçe hiç unutamayacağınız bir birliktelik olacak..” kate
gülümser, başını sallarken lorelai da mutlu olmuştur, loret de madem buraya
geldim, işleri halledeyim diyerek tekrar tebrik eder ve ofislere uzaklaşırken
lorelai charlize’in yanına giderek ne güzel bir iş yaptığını söyler, delora ise
kate’e dönmüş, gülümser “teşekkür ederim..” kate ne demek
derken gülümsüyor, konuşur “loret çok cicidir, istediğinde sana
yardım eder-“ “hayır, yani.. teşekkür ederim..” kate gülümseyerek onun ellerini birleştirir,
tutarken cevaplar “bir
şey değil delora.. gördüklerini görmüyorum, hissettiklerini tatmıyorum, ama
korkunu biliyorum.. tutunacak bir şeylere ihtiyacın var..” delora gözleri dolmuş, gülümser, kate
de gülümser ve ona sarılırken latty hala aynı noktada, kraliçe mcdermott’u
izliyorken kate gülümseyerek ona el sallar, latty de hafifçe gülümserken geri
selam verir.. ewan ve damien ortak ofislere dönerken
ewan masanın burayı bastığını görünce durur, damien yanında sakin, konuşur “masamız çok dost canlısıdır, hepimiz
sizleri tanımak istiyoruz..” ewan sessiz, iç çekerken mırıldanır “eskiden bu kadar dost canlısı
değildiniz..” damien doğru derken cevaplar “kaptan, hafıza kaybınız beni
etkilemiyor..” ewan ona döner, damien açıklar “son 20yi aşkın senedir hapisteydim,
ondan önce de savaşlarda.. siz de kendi savaşlarınızdaydınız, karşılaşmadık
bile, karşılaştıysak da bu cephede oldu, sizinle son 100 senedir hiçbir odada
karşı karşıya gelmedik, içiniz rahat olsun..” ewan bunu duyunca derin bir nefes
alırken damien gülümser “bundan sonraki ilişkimiz tamamen
bundan sonraya dayalı olacak.. sizi bu halinizle tanıyacağım, siz de beni bu
halimle.. ikimizin de önceki hayatları öncede kaldı..” ewan memnun, başını sallarken damien
gülümsüyor, masa elemanlarını göstererek konuşur “masa büyük işlerle uğraşır.. büyük
olaylara dolaşır.. o kadar büyüklüğün ortasında, tutunacak sadece kendisi
vardır..” ewan kalabalığa bakarken damien devam
eder “o yüzden bu kadar içli dışlılar, o
yüzden bu kadar dostlar.. o kadar yüksekte sadece onlar var..” ewan ona dönerken damien mırıldanır “ve şimdi yeni arkadaşlar buldular..
eve dönmeden önce beraber oyun oynamak istiyorlar, onları oyun parkından
atmazsanız anne babalar mutlu olur..” ewan ona adam gibi davranan bir
general bulduğu için mutlu olmuş, gülümserken cevaplar “sanırım bunu yapabiliriz general..” damien da gülümser ve o sırada kate
ona seslenirken deloranın elini tutmuş, yanına çağırır, damien ewandan izin
ister ve onu çağıran genç kadına giderken yüzüğü görünce mutluluklar diler,
delora ise ışıldamaya devam eder.. “işte o damien, o da charlize..” “ama charlize evli?!” “charlize bir tanrıça, isterse beni de
öpebilir..” sienna gülerken arkalarında bir ses
duyulur “sen su olandın, değil mi?” biraz önce öpülmeye izin veren eidan
sıçrayarak geri döner, charlize’i bulurken cevaplar “evet efendim, suyum ben..” charlize onu incelerken gözlerini
kısar, eidan mavi bakışların altında sıcak hissetmeye başlarken bir an sonra bu
dayanılmaz olur, etraf gittikçe sıcaklarken bir tek o mu böyle hissediyordur,
diğerlerine bakar, herkes normalken genç adam mırıldanır “ben- iyi hissetmiyorum-“ charlize ne
gibi derken onu izliyordur, eidan gerilerken duvara dayanır, korkuyla fısıldar “bana-bana bir şey yapıyor-“ sienna
genç kadına döner, andrea kaşlarını çatarken eidan kendinden geçecek gibidir,
bir an sonra gözleri kararır ve yere yığıldığını hissederken sienna eidan diye
bağırır, eidan burda olduğunu söylerken sienna etrafında dönerek nerde olduğunu
sorar, charlize o sırada genç kadına dönerek konuşur “arkadaşın buharlaştı..” sienna ‘ne oldu?!’ diye feryat ederken andrea ağzı açık, izliyordur, eidan
da ‘NE OLDUM?!’ diye bağırıyorken charlize mırıldanır “çevrendeki ısıyı arttırdım ve
buharlaştırdım.. sienna seni tekrar cisim haline getirecek-“ “nasıl yapacağım onu?!” “sienna mı?! biri bana yardım etsin!” charlize gülümserken cevaplar “benden başkası yardım edemez..
sienna, bana bak..” sienna dönerek ona bakarken charlize
ciddi, konuşur “burada seni eğitmek için varım, ve
onun dışında canım çok, çok sıkılıyor..” sienna ona bakakalırken eidan panik
içerisindedir, charlize devam eder “burada kalacaksam, seni eğiteceğim,
ve ben bir öğretmen değilim, bu bina da okul değil.. her an hazır olacaksın,
her köşe başında yeni bir şeyle sana vuracağım, rüzgar gülüysen bütün
yapraklarını teker teker kopartacağım, ve sen yapraklarını kendin
çıkartacaksın..” sienna zayıf bir ses çıkartırken
charlize bir an sonra elini sallar, cisim olmuş eidan yere düşer ve gerilerken
charlize siennaya bakıyor, konuşur “bu, bu kadar korktuğun son gün..
yarından itibaren bu gözleri görmeyeceğim..” ve döner, andrea yoldan çekilirken
charlize ilerler, sonra dönerek toprak kırana bakarken andrea da ona bakar,
charlize önüne dönerek uzaklaşırken eidan kadın deli diyordur, sienna gözleri
dolmuş, sessizdir, andrea ise irinayı anlıyordur, konuşur “sienna, çok şanslısın..” sienna ona bakarak bu nasıl şans
derken feryat eder “beni çok zorluyor! daha neyin ne
olduğunu bile bilmiyorum!” andrea ona bakarken cevaplar “ama görmüyor musun? aramızda onu
eğitmek için bir tanrısı olan sadece sen varsın..” üstünü temizleyen eidan bunu duyunca
dururken sienna kaşlarını çatar, andrea devam eder “charlize dördümüzün toplamından daha
çok şey biliyor, eidana yaptığını görmedin mi? ayrıca bütün elementler
birbirini tetikler, ve sen havasın, sen olmazsan ben yaşayamam, eidan var
olamaz, dorian söner.. bu kadar önemli bir yerdeyken, seni hava tanrıçası
eğitmek için burada..” sienna sessiz, ileri bakıyorken andrea
konuşur “hepsi bizi eğiteceğini söyledi, ama
bunu şu ana kadar gerçekten yapan tek kişi charlize.. görmüyor musun seni nasıl
zorluyor, nasıl sınırlarını araştırıyor.. daha önce aklına bile gelmemişti
bunlar, eminim-“ sienna başını sallarken andrea devam eder “bence çok çekeceksin, ama bittiğinde
muhteşem olacaksın..” sienna ona bakar, bakışları öyle mi
düşünüyorsun diyorken andrea gülümser “hem etrafa bak, herkesin söylediği
tek şey ‘charlize o kadar tatlı ve o kadar
iyi bir kadındır ki’ oluyor.. sadece bakmak değil, görmek lazım..” oradan geçen latty dönerek onlara
bakarken kıranlar onu görmemiştir, latty kafayı yediğini düşünerek ilerlerken
sienna hafifçe gülümsüyordur, ama emindir ki yarın daha büyük bir depresyona
girecektir, andrea onun sırtını sıvazlar.. justin evet diyerek kalkarken mia
aferin der, o sırada edward da ofisinden çıkıyordur, sorar “oldu mu?” justin evet derken
bilgisayarı göstererek konuşur “lenarta kendi içinde sistemi olan bir
gezegen, dış dünyayla bağı yok, ama birden oreon ve merkez masa datalarını
üzerine alınca hata çıkması çok normal.. düzelttim, bizim birime de düzeltilmiş
versiyonu yolladım, sizin ekibin teknik sorumlusu kimse ona da anlatayım..” edward o ben oluyorum derken justin
gülümser, genç adam mırıldanır “gerçi bir zamanlar bir chrisim vardı
ama sanırım miss bilsow onu benden önce kaptı..” mia gülerken edward da gülümser,
konuşur “oreonda bir çocuk vardı, kızımın
arkadaşı, o da burada olsa sizinle tanışmasını isterdim, çok zeki çok parlak..
iyi bir kafası var, ama öyle söylediğimi söylemeyin..” justin gülerek elbette derken mia
mırıldanır “bütün büyükler böyle yapıyor,
gençlere yazık değil mi?” john oraya gelmiş, değil derken edward
ona dönerek konuşur “john, george nerede acaba?” john
götüreyim derken yol verir, ikisi uzaklaşırken mia mırıldanır “john damienı öpmüş..” justin gülerken
sorar “neden herkes bugün damienı öpüyor?”
mia sırıtırken cevaplar “ben de öpsem iyi olur, karşı çıkar mı
sence?” “e artık karşı çıkabilir.. damien bu..” “neye karşı çıkıyormuşum?” ikisi ona
dönerken damien da onlara bakıyordur, mia konuşur “bugün bol bol öpülmüşsün de..” damien
iç çekerken justin güler, general konuşur “ben askerim, seks oyuncağı değil..”
mia ona bakarken damien kaşlarını çatar, justin fısıldar “kaç..” damien döner ve uzaklaşırken
mia justine vurur, genç adam gülerken diğerlerini izler.. conrad herkesin nerde olduğunu, neden
kimsenin etrafta olmadığını, niye kimsenin onu aramadığını düşünüyorken ortak
ofise çıktığında bir cümbüş bulur, gereğinden fazla kişi burdadır,- “hey.. hala kızgın mısın?” conrad ona bakar, latty elleri
arkasında, kalabalığı izliyordur, mırıldanır “herkes bana kraliçe flacil diyor..
başkanlar hariç..” “ne demeleri gerekiyordu?” latty ona
dönerken kaşını kaldırır “latty?” conrad da ona dönerken
cevaplar “sen kraliçe flacil’sin.. nasıl senor, senor olarak tanıtılıyor, ama o james demelerini söylüyorsa öyle..
kraliçe flacilsin, ve sen düzeltmediğin sürece de öyle kalırsın.. hangileri
diyor ki?” “kate öyle dedi..” “e normal.. o da kraliçe..” “ama ben ona kate diyorum?” “çünkü kraliçeyi reddetmiştir.. gerçi
ben dediğimde reddedecek gibi durmuyor..” latty gülümser ve onun kolunu
sıvazlarken konuşur “somurtma.. burada arkadaşlığı ve
kaynaşmayı temsil ediyoruz..” conrad başını çevirerek ona bakar,
latty mırıldanır “yönetimler arasında..” conrad tekrar kalabalığa dönerken
norman o tarafa geliyor, konuşur “kestiğim için üzgünüm, kraliçe
flacil, bir d-“ “latty, lütfen..” norman gülümser ve
başını sallar “latty, görmen gereken bir şey var..”
latty başını sallar ve conrada döner, conrada hafifçe başını sallarken latty
daha da gülümser ve normana döner, ikisi yürürken norman konuşur “tanrıçamız charlize sizin su kıranı
buharlaştırmış-“ “ne yapmış-“ “buharlaştırmış.. su sıcak havada
buharlaşır..” latty şok, cevaplar “biliyorum! ama eidan insan?!” norman
ona bakarken mırıldanır “charlize için bir engel değil.. her
neyse, arkadaşınız biraz kafayı yemiş durumda, buyrun..” ve kapıyı açıp ona yol
verir, eidan ona ilerler “kadın deli! beni buharlaştırdı!” latty şaşkın, içeri girerken norman
kapıyı arkadan çekip kapatır, mia ve justin o tarafa geliyordur, konuşur “hadi eve dönelim, telefonumu orda
bıraktım..” mia olur derken dönerek kate’i
ararlar, genç kadın lorelai ile konuşuyordur, ikisi de o tarafa gelirken genç
masa oreonu terk eder.. “cep telefonunu dener misin carmen,
teşekkür ederim..” wusla odasında sakince yürüyor,
telefonun delialonaya bağlanmasını bekliyorken merkezdeki görevli, carmen,
tekrar hatta dönmüştür “ulaşamıyorum efendim..” wusla kaşlarını çatarken delialonayı
telefonunu her zaman aranabilir tutması için özellikle tembihlediğini
biliyordur, tekrar konuşur “ian parker’ı dener misin carmen..” karşı taraf yine hattı beklemeye
alırken wusla telefonu diğer eline alarak alnını kaşır, carmen tekrar hatta
dönmüş, ona da ulaşamadığını söylüyordur, wusla melanie clark ismini söyler,
carmen tekrar döner, yine beklenir ve melanie yerine yine carmen’in sesi
duyulurken wusla bir şeylerin ters gittiğinden emin, sesi ricadan çok emretme
tonuna dönmüştür “yurda birilerini yollayın, üçünün de
odası kontrol edilsin, derhal..” karşıdan hemen efendim onayı gelir ve hat kapanırken wusla telefonu elinde,
hızla odadan çıkar.. “edward..” genç adam bilgisayar kasalarının
arasından başını kaldırır ve wusla’yı görürken genç kadının endişesi üzerinden
akıyordur, edward da ayaklanırken daha ne oldu diyemeden wusla konuşur “delia kayıp..” “ne demek kayıp-nasıl kayboluyor-“ “ne odasındaki telefon, ne cep
telefonu, ne de ian ve melanie’ye ulaşabiliyorum, yok-“ wusla’nın elinin ayağına dolaşmasına
çok az kalmışken edward onu kollarından tutarak bir an düşünür “tamam sakin, hepsinin aklı beş karış
havada gençler olduğunu düşünerek hareket et-“ “aklı beş ya da yirmi beş karış da
olsa delia böyle bir durumda ulaşılmaz hale gelmez edward, beş yaşındayken de
biliyordu, şimdi de biliyor-“ “tamam wusla, sakin ol.. aramaları
için adamları yollattın mı?” wusla başını sallarken elindeki
telefon titrer, genç kadın zaman farkında şükrederek saniyesinde açarak
kulağına götürürken karşı taraftan hiç duymak istemediği şeyleri duyuyordur,
odalar tamamen boştur, telefon ve özel eşyalara dokunulmamıştır, genç kadın
elini alnına götürerek gözlerini kapatır ve emirlerini beklemeleri için hazır
olmalarını söylerken edward çoktan bilgisayarların arasına dönmüş, gerekirse
evren genelinde bir nüfus taraması başlatmak üzeredir.. edward ve wusla latty’i aramışlar,
sonunda kraliçeyi ewan’ın ofisinde bulmuşlarken edward içeri daldığı gibi
derdini anlatır “kızım kayıp.” Latty kaşlarını çatarak hızla wuslaya
bakarken genç kadın da başını sallıyordur “yoklar latty, telefonlarına
ulaşılamıyor, odalarında kimse yok, anahtarlarını bile almadan çıkıp
gitmişler.. odalarını didik didik arattırdım, ne bir not, ne bir işaret, hiçbir
şey yok..” “emin misin wusla, kampüs içinde de
olabilirler, başka bir şey-“ edward araya girer “kampüs içi taramayı yaptırmam sadece
10 dakikamı aldı, yoklar.” “pekala, arama alanını genişletin,
oreon kontrol sınırları içindeki her yerde arama iznimiz var, o bittiğinde hala
bir sonuç alamazsak merkez masayla konuşurum, ewan-“ genç adam korkunç bir ifadeyle
telefonu kaldırmış, karşıda her kim varsa ona küfredercesine bir şeyler
söylüyor ve arama o anda başlıyorken latty başını sallar ve anne babayla
beraber öne düşerek ofisten çıkar.. 1 hafta sonra... “ÇEKİLİN! ÇEKİLİN-YOLU AÇIN!” luther sedyede çırpınan genç bir
adamın üzerine oturmuş, çıldırmış gibi sallanan adamın omuzlarına yumruklarıyla
bastırıyorken tamamen koruyucu bir kafesle kapanmış sedyenin içinden yolun açılmasını
bağırıyordur, yoldaki bir kaç görevliyle beraber latty, james ve ewan da iki
kenara açılmışken her zaman kapalı olan laboratuvar kapılarından biri açılır,
sedye o tarafa doğru dönerek içeri girerken başka bir laboratuvardan julianne
dışarı fırlar ve sedyeyi kullanan görevlileri yararak lutherin arkasından
girer, onun hemen ardından labortuvarın kilit ışığı yine kırmızıya dönerken
görevliler tekrar işlerine dönüyor, james kaşlarını çatarak kapalı kapıya
bakıyordur “her gün arkamdan biri kutu gibi sedyelere
yol açmamı bağırıyor, işler kontrolümüzü aşmaya başladığı zaman mutsuz
olacağım.” latty ve ewan da aynı şeyi
düşünüyorken james tekrar onlara döner "size gelince, merkez masa
bölgesinde arama izni verebilirim ama kontrolü benim ekibimin ele alması
şartıyla..” ewan başını sallarken kontrolün kimde
olduğunu umursamıyordur “sadece bulunmalarını istiyoruz,
kontrolün kimde olduğu önemli değil.. bir hafta geçti, hala tek bir iz bile
yok..” james genç adamın endişesini görüyor,
pekala der ve latty’e döner “ayarlamalar için sana ihtiyacım
var..” latty başını sallayarak james’ı takip
ederken arkasını dönerek ewan’a bakar ve bir haftadır olduğu üzere ewan devamlı
birileriyle konuşuyor, onu bunu-herkesi arıyorken her gün koca bir bölüğü
azarlıyordur, yine sert bir tonda bir şeylerin olmasını emrederken latty önüne
dönerek james’in arkasından asansöre biner.. “bir haber var mı?” edward ofise giren ewan’a sadece
başını iki yana sallayarak cevap verirken elementlerin ortak ofisini adeta bir
arama üssü olarak kullanan wusla da kendi bilgisayarından başını kaldırarak
ewan’a bakar “sorduğuna göre sende de bir şey
yok..” “olacak, james merkez masa bölgelerine
girme izni verecek..” wusla tanrım diyerek başını eğerken edward elindeki işi bırakarak genç
kadının yanına gider ve ellerinden tutarak kendine çevirir “etrafta adını bile bilmediğim bir
sürü tanrı dolaşıyor wusla, tanrım demek yardım etmeyecek, lütfen..delia bir
anda buharlaşıp uçmadı, bulacağız-“ “bir haftadır kızımın ruhunu bile zor
hissediyorum edward!” “ben farklı mıyım sanıyorsun!? Ama ben
tanrılara dua edip ağlamıyorum-“ “NASIL BÖYLE BİR ŞEY SÖYLERSİN-“ “yeter!” ikisi de ewan’a dönerken genç adam
onların sustuğunu gördüğünde tekrar işine döner, o sırada bütün lenartayı
titretecek alarmlar çalmaya başlarken herkes irkilerek kulaklarını kapatır ve
bilgisayarlarında bir anda patlayan mesajın kırmızı başlığına bakarlar KARANTİNA
SINIR İHLALİ Yer: Luplex - Dugan Zaman: 22 Kasım 3034 14:42:18 Herkes fırtına gibi üst lobide
toplanmışken zaten yukarda olan jason ve colm içeri girenlere dönerler “bunu görmeniz gerekiyor..” her girenin bakışı büyük ekranlara
dönüyorken colm bir kaç saniye sonra ısrarla kurulması istenen bağlantıyı kabul
eder ve hemen sonra ekranda bir grup asker görünürken herkes şokla en öndeki
askeri izliyordur, adamın sağ elinde içinde ne olduğu bilinmeyen bir şırınga,
sol avcunda ise ağzı bantlanmış, elleri arkasından bağlanarak diz çöktürülmüş
delialonanın siyah saçları sıkılmış bir şekilde duruyordur.. wusla güçsüz bir ses çıkararak
edward’a tutunurken ewan bütün öfkesiyle conrad’a dönerek bu heriflerin DNA
kayıtlarına kadar her şeyin çıkarılmasını emrediyordur.. “Yüzbaşı Kallaghan Monarch. Dugan
dördüncü bölük sorumlusu ve şu anda dugan’da değiller, luplex’ten 74 bin mil
uzakta, uzay açığındalar-“ “tarafsız bölge içine girmişler mi?” “tarafısz bölge girişleri kapalı
ewan-“ “KARANTİNA SINIRLARININ İHLAL EDİLMİŞ
OLMASI SANA BİR ŞEY İFADE ETMİYOR MU?!” colm tekrar önündeki bilgilere döner “girmemişler-“ “-erkesden önce Kraliçe Flacil..” Bağlantıdan sonunda gelmesi başarılan
ses büyük lobiyi doldururken latty bir adım öne çıkar “monarch, şu anda hangi dereceden bir
suç işlediğinizin farkındasın, değil mi?” yüzbaşı adice sırıtırken delianın
saçlarını biraz daha çeker, wusla elini ağzına kapatarak kızına bakıyorken
edward öfkeli, oreon şokta, merkez masa ise kıllarını bile kıpırdatmadan
olanları izliyordur, yüzbaşı konuşur “suçun derecesi şu an için en son
düşündüğüm şey kraliçem, eğer izin
verirseniz en önce burada yaşayan masum insanların can güvenliğini
düşünüyorum-“ “ve o güvenliği oreon üyelerinden
birini esir alarak mı sağlayacaksın-“ “oreon ve çok değerli kraliyet işini yapıyor olsaydı ikinci bir defa daha
düşünebilirdim, ama hayır, onlar aksine herkesi birer hayvanmış gibi
gezegenlerine ve evlerine kilitleyerek en iyiyi yaptıklarını sanıyorlar-“ “nedir dugan halkını bu kadar tehdit
eden şey?” “işte bu..” yüzbaşı elindeki şırıngayı delianın
boynuna götürürken genç kız korkuyla bir çığlık atar, ama kapalı ağzında sesi
boğulurken dizlerinin üzerinde kaçmaya çalışıyordur, tekrar saçlarından
çekilerek durdurulurken latty dişlerini sıkarak tekrar yüzbaşıyla göz göze
gelir, adam konuşur “boyut geçişlerinin açılmasını
istiyoru-“ “HAYIR!” herkes arkadan gelen bir kız sesiyle
irkilirken yüzbaşı hızla o tarafa döner ve biraz sonra sert bir darbeyle ses
kesilirken delia’nın gözlerinin büyümesi orada olanları anlatıyordur, genç
kızın gözleri dolmuş hızlı nefesler alıyorken yüzbaşı tekrar onlara döner “kararınızı verin, ekibime herhangi
bir zarar gelirse en önce bu güzellikten başlayarak hepsini öldürürüm.” Delialona artık ağlıyorken bağlantı
kesilir, ekranlar kararırken üst lobi ölüm sessizliğindedir.. |