CRASHED405 - #06 - PLAYGROUND OF YOUNG TABLE

“takacak mısın

“takacak mısın?”

delora başını sallayarak gülümser ve yüzüğü hala parmağında, ofisten çıkarken ewan ikisini görür

“yukarda olay varmış..”

ikisi neymiş diye sorarken ewan elini sallar

“hava tanrıçası-“

“charlize..”

ewan delorayı onaylar

“damien’ı öpmüş..”

“ve sen bunu nasıl biliyorsun?”

“andreayla sienna konuşurken duydum..”

“onlar nereden öğrenmiş-“

“ne bileyim!?”

“damien general olan mı?”

“hayır çöpçü olan..”

delora gülmekten karnına ağrılar girdiğini söylerken karnına koyduğu elinde parlayan kocaman taş ewan’ın gözlerini alır

“o bir nedir?”

“yüzük?”

“gerçekten mi?”

delora gülümseyerek evet derken ewan colm’a bir çift gri bakış saplar, genç adam da gülümserken ewan’ın ifadesi yumuşar

gerçekten?”

ikisi de başlarını sallarken ewan ellerini kaldırarak onlardan sıyrılır

“diğerlerine söylediğinizde ben ortalarda olmayayım..”

“yukarı çık! Belki charlize seni de öper!”

ewan da bütün içtenliğiyle güler ve yoluna devam ederken delora ellerini çırparak yoluna devam ediyor ve sıradaki talihliyi arıyordur..

 

 

damien üst lobiye geçmiş, ordan oreona geçerek ewanı arayacakken biri onu ensesinden yakalar, yanında onunla beraber oreona girerken konuşur

“damien senden bir şey isteyeceğim-“

“neden korkuyorum?” john gülerek onunla beraber yürürken açıklar

“bir adam var, scott, bir ajan, daha hayatının baharında, bana kafa tutmak aptallığında bulundu,-“

“akıllı adam yani-“ john gülümserken kapıyı iter, damien girerken john da girer, ikisi koridorlarda ilerliyorken john devam eder

“ona dedim ki damien benim sevgilim-“ damien ona dönerken john kaşını kaldırır

“lütfen? lütfen lütfen..” damien john diyorken john lüüüütfen diye sırnaşmaya devam eder

“ben senin hayatını kurtardım!”

“inan, pişmanım..” john yaşasın derken damien iç çekerek önüne döner, yola devam eder..

 

 

“cuslov?”

 

calis aralık kapıdan başını sokarak odaya bakarken genç kadın sağ taraftaki koltukta uzanmış, elleri yanağının altında, bacaklarını da kendine çekmiş, uyuyorken genç adam gülümser, biraz daha onu izlerken cuslov kaşlarını çatarak derin bir nefes alır ve irkilerek uyanırken calis onun daha da korkmaması için ses çıkarır

 

“cuslov..”

 

genç kadın yine de irkilerek başını kaldırırken genç adamı görünce rahatlar

 

“ne kadar zamandır uyuyorum?”

“çok değil.. ayrıca istersen odana git, şimdilik senlik bir şey yok..”

 

cuslov önemli değil diyerek kalkar ve ayakkabılarına şöyle bir bakıp vazgeçer ve çıplak ayaklarla ofiste yürürken esniyor, iki eliyle saçlarını toplar, bilgisayarına şöyle bir bakıp tekrar doğrulurken calis hala onu izliyordur, ikisi göz göze geldiklerinde genç adam konuşur

 

“ruhun yorgun cuslov..”

 

genç kadın bir an kalakalırken calis içeri girerek kapıyı kapatır, tekrar ona dönerken devam eder

 

“ve o yorgunluk koltuklarda bir kaç dakika uyuyarak geçecek bir yorgunluk değil, biliyorsun..”

 

cuslov saçlarını bırakırken derin bir nefes alır

 

“dayanmaya çalışıyorum calis, uyursam uyanamam..”

 

calis başını sallarken masanın etrafından her adımda cuslov’a yaklaşıyordur, genç kadın onu izliyorken gülümser

 

“bir şey yapacaksın..”

 

calis de gülümserken cuslov bir adım geri atar, ama calis uzanarak onu yakalar ve kendine çekerken cuslov gözlerini kapatarak gülümsüyor ve genç adamın öpüşüne karşılık veriyordur..

 

 

andrea ve scott koridorlarda yürüyor, andrea yolunu unutmamaya çalışıyorken siennayla çakışırlar, genç kadın feryat eder

“kayboldum!”

andrea gülerken scott yolu anlatacağını söylüyordur, elini kaldırarak sağları ve solları söylerken o sırada damien ve john içeri girer, bayanlar gülümserken scott lafını böler, damien konuşur

“hanımlar.. kaptanı arıyorum, ofis düzeninizi daha alamadım, nerde acaba?”

andrea geri dönerek yolu belirtir, konuşur

“şu taraftan gitti-“ damien teşekkür ederken o tarafa gider, john onun bileğine asılıp çevirirken mırıldanır

“geç kalma..” ve dudaklarını örterken siennanın gözleri büyür, scottun ağzı açılırken andrea eli karnında, onlara bakar, damien johnu hafifçe ısırır ve bıraktırır, dönüp uzaklaşırken john gülümseyerek onun arkasından bakar, sonra üçlüye dönerken konuşur

“edward nerede?”

sienna derhal dönerek diğer tarafı gösterirken john o tarafa gider, kızlar scotta bakar..

 

 

SOUNDTRACK

FUNDAMENTAL – PLAYGROUND

 

 

norman oreon kapısının önünde, sorar

 

“hazır mıyız gençler?”

 

arkasındaki gençler sabırsız, heyecanlı, hazır olduklarını söylerken genç adam iki kanatlı kapıyı iter, ve merkez masa oreon kısmına girerken suratlar sırıtır..

 

 

eidan yolun ortasında durmuş, gözleri kapalı, ellerini iki yana açmışken franco inler

 

“eidan, yolu transa geçerek bulamazsın, aksine benim kafamı deliyorsun-“

“şişt!”

 

franco iç çekerek dikleşir ve ben gidiyorum derken yola düşer, o sırada köşeden çıkan siennayla çarpışırken sienna gülüyor, özür dilerken franco kızarmış kızlara bakar, ne olduğunu sorarken eidan da damlar, andrea gülüyor, siennayla kontrol edemiyorlarken scott geriden geliyor, konuşur

 

“john ve damien sevgililermiş..”

 

franco efendim derken eidan kalp krizi geçiriyordur, sienna kıkırdarken konuşur

 

“önümüzde öpüştüler!” franco şoka girerken eidan gülerek sorar

“nasıl? böyle çıt diye mi, yoksa harbi harbi mi-“

“harbi harbi! geç kalma diye çekti öptü, ısırdığını gördüm!”

 

andrea gülümseyerek başını sallıyorken franco mırıldanır

 

“güzel bir görüntü değil yalnız..”

 

scott da sonunda bir yandaş bulurken andrea gülümseyerek ona sarılır, konuşur

 

“hala erkeklerden hoşlanıyorum, ama iki tanesi de hoş hani..”

 

scott heylerken eidan gülüyordur, sienna yürürken neşeyle konuşur

 

“masanın böyle olduğunu duymuştum,-“

“gay mi?” sienna gülerken ortak ofislere sonunda çıkmayı başarmış, yaşasın derken eidan yolu onun bulduğunu söylüyordur, franco onun kafasına vururken john edwardın ofisinden çıkıyordur, kızlar onu görünce dikleşirken eidan adamı süzer, franco da ajana bakıyorken john bakışları hissetmiş, ona ilerlerken franco da aynı adımlarla geriler, scott o tarafa giderken john ona elini kaldırır, francoyla burun buruna, mırıldanır

 

“bak radar.. eğer bir daha bana baktığını görürsem düşünceleri nerenden duyuyorsan oranı kopartırım, anladın mı? garagastan yazılı belge getirmediğin sürece bu bakışları bir daha üzerimde görmeyeceğim..”

 

franco olur derken eidan kaşlarını çatmıştır, john gerilerken konuşur

 

“ellen, edward seni görmek istiyor..”

 

scott diğerlerine bakar, sonra edwardın ofisine giderken kapı kapanınca john kızlara döner, gülümser

 

“nasıl, süperim değil mi?”

 

sienna dayanamayarak gülerken john ona kolunu uzatır, andreayı da öbür koluna takıp götürürken franco duvara dayanmış, duruyor, eidansa uzaklaşan sarışına bakıyordur, mırıldanır

 

“bir adam nasıl hem gay olup hem de kadınları yanında sürükler, bunu gördünüz..”

 

franco gözlerini kapatarak öne eğilirken eidan ona döner ve elini başına koyar, iç çekerken franco mızırdanır..

 

 

latty yüzüğe bakarak çığlığı son anda engellerken gülerek konuşur

“ne zaman- nerede- boşver anlatmayın, ne zaman evleniyorsunuz?!”

delora gülerek jasonla konuşacaklarını söylerken colm gözlerini devirir, latty ve delora sarılmış, sağa sola sallanıyorlarken latty aaahlar, konuşur

“delia çıldıracak, keşke o da burda olsaydı-“

“o yüzden hemen evlenemeyiz zaten, değil mi delora?”

delora evet derken biraz hüzünlenmiş, konuşur

“hepimiz mutlu olup beraber olmalıyız.. insanlar acı çekiyor..”

latty iç çekerek onun kolunu sıvazlarken üçü ortak ofise çıkarlar, latty gülümser

“hadi masa seçelim..” bu delorayı neşelendirirken ikisi masa seçmeye giderler, colm da kendi ofisini ararken sonunda bulur ve içeri girer, o sırada norman ve çetesi içeri girer, hepsi beyaz alanı inceler..

 

 

mia eğilmiş, beyaz bilgisayarda akan yazılara bakarken mırıldanır

“justin görmesin-“ justin neyi görmeyeyim diyerek o tarafa gelir ve o da eğilerek ekrana bakarken bir an sonra acıyla owlar, mia onun saçlarını okşayarak her teknisyenin hata yapabileceğini söylerken kate bir kalemi çok beğenmiştir, norman çalabileceğini söylerken kate bir an kabul edecek olur ama sonra vazgeçer, konuşur

“james uslu olmamızı söyledi..”

mia gayet usluyuz derken arkada sürüklenmiş charlize konuşur

“ben burayı sevmedim, çok beyaz..”

norman ona döner ve gülümserken cevaplar

“gel charlize.. gel tatlım..”

ve onu belinden tutup ortalara getirir, etrafı gösterir

“bak bir sürü eşya, hepsi onlara ait.. incele, bak, ez, tırmıkla..”

charlize memnun olmazken norman onun saçlarını düzeltir, yakasını dikleştirir, mırıldanır

“mahvedebileceğin bir hayat arıyorsun, değil mi?”

charlize başını sallarken norman gülümser, etrafına bakarken konuşur

“james kraliçeden bahsediyordu-“ kate hayır derken charlize niye der, genç kadın cevaplar

“kraliçe güçsüzse, charlize onu parçalar.. yazık..”

norman da evet yazık derken konuşur

“sana verdikleri kız vardı, o ne oldu?”

charlize iç çekerken o sırada lorelai açık kapıdan girer, şakır

“buldum!”

justin gülerek onu tebrik ederken lorelai gülümser, etrafına bakarak yürüyor, konuşur

“ne kadar güzel bir yer, bembeyaz, çok şık..”

charlize gözlerini devirirken kate ona kalemi gösterir, genç kadın aalayarak o tarafa gider, charlize sıkılır..

 

 

lorelai iskemlelerden birine tüm şıklığıyla oturmuş, ayağını sallıyorken elinde cici kalem, konuşur

“senin neyin var?”

charlize ayakta, bir masadaki kağıtları parmağının ucuyla karıştırıyorken cevaplar

“evimi özledim.. istemiyorum ben burayı, hastalar insan bile değil.. antonio gelmemi rica etti..”

“sen de kabul ettin.. ne vefakar cefakar eşsin..”

charlize ona bir bakış atar, lorelai mırıldanır

“sadece kocan istedi diye gelmen.. charlize muhteşem bir kadınsın-“

“kes tamam, ben de istedim..” lorelai sırıtarak kalemi hafifçe dişlerken charlize önüne döner, norman ofis kapılarını sayıyordur, kate mırıldanır

“neden ortak bir sistem kullanmıyorlar? önemli insanların birbiriyle temasta olması gerekir..”

justin bilgisayarda, hatayı düzeltiyorken cevaplar

“herkes hatalarla büyür.. merkez masa da ilk gün ortak köprüyle kurulmadı..”

lorelai bu konuda yorum yapmazken charlize konuşur

“benim havacı kız nerde-“ parmağını şıklatır, bir an sonra sienna şaşkın, orada belirirken onlara bakar, lorelai alkışlarken o da ister, sienna şokla diğerlerine bakarken charlize gülümser..

 

 

“ve ben de onu kötü insanlardan korudum.. sonra aşkımız alevlendi..”

sienna çok romantik diyorken andrea da sorar

“hapishanede herkes gay mi?”

“çoğunlukla.. en azından uzun kalınan yerlerde.. ama siz hiç görmezsiniz umarım..”

andrea gülümserken umarım der, o anda birden sienna yok olurken andrea şokla o tarafa bakar, john rahat, mırıldanır

“tanrı çağırdı-“

“nasıl-“ john ona yol verir ve onu ortak ofislere götürürken andrea panik, yola düşer..

 

 

latty ortak ofislere girerken birden içerdeki masa elemanlarını görünce durur, delora da dururken colm kaşlarını çatarak mırıldanır

“öbür tarafa mı çıktık?”

latty sanmadığını söylerken o anda sienna yoktan varolur, nereye geldiğine bakarken lorelai el çırpar, o da istediğini söylerken latty ilerler, konuşur

“pardon, neler oluyor?”

norman o tarafa geçerek charlizele arasına dönerken charlize kraliçe bu mu diyordur, lorelai uslu olmasını söylerken latty kaşlarını çatar, norman gülümsüyor, konuşur

“sakin olun miss flacil.. bir şeye zarar vermedik-“ colm bilgisayarlardan birinde oturan justini işaret ederken genç adam sırtı onlara dönük, konuşur

“sisteminizde bir hata var, ekran hatası, çok sinirime dokundu da.. bilgilere girmiyorum merak etmeyin, senor regan’a haber verdim..”

colm peki derken yine de senor regana gider, kate tüm şirinliğiyle konuşur

“sizlerle vakit geçirmek için geldik.. james bizi özgür bıraktı, çalışma vaktimiz başlayınca kaynaşmak için vaktimiz olmayacak..”

latty ona bakarken kate gülümser, devam eder

“bir şey yapmadık kraliçe flacil.. oreona saygımız yerinde..”

latty de o sırada bir kraliçeyle konuştuğunu hatırlarken dikleşir, gülümser

“doğru, elbette.. şüphe etmedim, şaşırdım..” kate elbette derken deloraya döner ve gülümser

“nasıl oldun? yüzüne renk gelmiş-“ delora yüzüğünü gösterir, kate gözleri büyüyerek onun elini yakalar ve heyecanla konuşur

“muhteşem! gerçekten muhteşem, çok mutlu oldum delora-“ ve ona atılıp sarılırken latty ikisine bakar, norman gülümserken döner ve lorelai’a göz kırparken o da izin verilmiş, kalkar, o tarafa gider, delora tüm neşesiyle ona da yüzüğünü gösterirken lorelai çok sevinmiş, gülümser

“çok mutlu oldum, sevgin hissediliyor, hatta bir hediye vereyim-“ norman, mia, justin, kate ve charlize derhal lorelai derken genç kadın aldırmaz, düşünüyor, bir an sonra konuşur

“kardeşimle konuşacağım, hemen haber vermeliyim, benim hediyemin bir anlamı yok, sevginiz zaten oturmuş, kardeşim özel bir şeyler verir- lorenia!” delora gerek yok miss michiou diyorken bir an sonra loret orada belirmiş, elinde dosyalar, mırıldanır

“önemli olsa iyi olur- merhaba latty.. neler oluyor?”

lorelai onun koluna girerken gülümsüyor, konuşur

“gel kardeşim.. bak, deloracık nişanlanmış-“ loret yüzüğü görür ve mutlulukla tebrik ederken colm da geri dönüyordur, justine gülümser ve bayanlara giderken lorelai devam eder

“ben de diyordum ki, madem burada bağları güçlendiriyoruz, sen de onlara şık bir hediye ver..”

delora kıpkırmızı olmuşken latty gülümsüyordur, colm şokla son anda yakalamış, deloraya bakar, loret ise gülümserken başını sallar

“olabilir tabii.. isterlerse..” delora gülümserken ona bakar, kate atılır

“deloraya hiç unutamayacağı bir gece yaşamasını ver loret!”

delora hızla ona bakarken kraliçe mcdermott lorete bakıyordur, colm da kate’e bakıyorken loret kate’e döner, sonra gülümser ve çifte döner

“evet, bu çok manalı.. bundan sonraki seksiniz sevginiz sürdükçe hiç unutamayacağınız bir birliktelik olacak..” kate gülümser, başını sallarken lorelai da mutlu olmuştur, loret de madem buraya geldim, işleri halledeyim diyerek tekrar tebrik eder ve ofislere uzaklaşırken lorelai charlize’in yanına giderek ne güzel bir iş yaptığını söyler, delora ise kate’e dönmüş, gülümser

“teşekkür ederim..” kate ne demek derken gülümsüyor, konuşur

“loret çok cicidir, istediğinde sana yardım eder-“

“hayır, yani.. teşekkür ederim..” kate gülümseyerek onun ellerini birleştirir, tutarken cevaplar

bir şey değil delora.. gördüklerini görmüyorum, hissettiklerini tatmıyorum, ama korkunu biliyorum.. tutunacak bir şeylere ihtiyacın var..”

delora gözleri dolmuş, gülümser, kate de gülümser ve ona sarılırken latty hala aynı noktada, kraliçe mcdermott’u izliyorken kate gülümseyerek ona el sallar, latty de hafifçe gülümserken geri selam verir..

 

 

ewan ve damien ortak ofislere dönerken ewan masanın burayı bastığını görünce durur, damien yanında sakin, konuşur

“masamız çok dost canlısıdır, hepimiz sizleri tanımak istiyoruz..”

ewan sessiz, iç çekerken mırıldanır

“eskiden bu kadar dost canlısı değildiniz..” damien doğru derken cevaplar

“kaptan, hafıza kaybınız beni etkilemiyor..” ewan ona döner, damien açıklar

“son 20yi aşkın senedir hapisteydim, ondan önce de savaşlarda.. siz de kendi savaşlarınızdaydınız, karşılaşmadık bile, karşılaştıysak da bu cephede oldu, sizinle son 100 senedir hiçbir odada karşı karşıya gelmedik, içiniz rahat olsun..”

ewan bunu duyunca derin bir nefes alırken damien gülümser

“bundan sonraki ilişkimiz tamamen bundan sonraya dayalı olacak.. sizi bu halinizle tanıyacağım, siz de beni bu halimle.. ikimizin de önceki hayatları öncede kaldı..”

ewan memnun, başını sallarken damien gülümsüyor, masa elemanlarını göstererek konuşur

“masa büyük işlerle uğraşır.. büyük olaylara dolaşır.. o kadar büyüklüğün ortasında, tutunacak sadece kendisi vardır..”

ewan kalabalığa bakarken damien devam eder

“o yüzden bu kadar içli dışlılar, o yüzden bu kadar dostlar.. o kadar yüksekte sadece onlar var..”

ewan ona dönerken damien mırıldanır

“ve şimdi yeni arkadaşlar buldular.. eve dönmeden önce beraber oyun oynamak istiyorlar, onları oyun parkından atmazsanız anne babalar mutlu olur..”

ewan ona adam gibi davranan bir general bulduğu için mutlu olmuş, gülümserken cevaplar

“sanırım bunu yapabiliriz general..”

damien da gülümser ve o sırada kate ona seslenirken deloranın elini tutmuş, yanına çağırır, damien ewandan izin ister ve onu çağıran genç kadına giderken yüzüğü görünce mutluluklar diler, delora ise ışıldamaya devam eder..

 

 

“işte o damien, o da charlize..”

“ama charlize evli?!”

“charlize bir tanrıça, isterse beni de öpebilir..”

sienna gülerken arkalarında bir ses duyulur

“sen su olandın, değil mi?”

biraz önce öpülmeye izin veren eidan sıçrayarak geri döner, charlize’i bulurken cevaplar

“evet efendim, suyum ben..”

charlize onu incelerken gözlerini kısar, eidan mavi bakışların altında sıcak hissetmeye başlarken bir an sonra bu dayanılmaz olur, etraf gittikçe sıcaklarken bir tek o mu böyle hissediyordur, diğerlerine bakar, herkes normalken genç adam mırıldanır

“ben- iyi hissetmiyorum-“ charlize ne gibi derken onu izliyordur, eidan gerilerken duvara dayanır, korkuyla fısıldar

“bana-bana bir şey yapıyor-“ sienna genç kadına döner, andrea kaşlarını çatarken eidan kendinden geçecek gibidir, bir an sonra gözleri kararır ve yere yığıldığını hissederken sienna eidan diye bağırır, eidan burda olduğunu söylerken sienna etrafında dönerek nerde olduğunu sorar, charlize o sırada genç kadına dönerek konuşur

“arkadaşın buharlaştı..”

sienna ‘ne oldu?!’ diye feryat ederken andrea ağzı açık, izliyordur, eidan da ‘NE OLDUM?!’ diye bağırıyorken charlize mırıldanır

“çevrendeki ısıyı arttırdım ve buharlaştırdım.. sienna seni tekrar cisim haline getirecek-“

“nasıl yapacağım onu?!”

“sienna mı?! biri bana yardım etsin!”

charlize gülümserken cevaplar

“benden başkası yardım edemez.. sienna, bana bak..”

sienna dönerek ona bakarken charlize ciddi, konuşur

“burada seni eğitmek için varım, ve onun dışında canım çok, çok sıkılıyor..”

sienna ona bakakalırken eidan panik içerisindedir, charlize devam eder

“burada kalacaksam, seni eğiteceğim, ve ben bir öğretmen değilim, bu bina da okul değil.. her an hazır olacaksın, her köşe başında yeni bir şeyle sana vuracağım, rüzgar gülüysen bütün yapraklarını teker teker kopartacağım, ve sen yapraklarını kendin çıkartacaksın..”

sienna zayıf bir ses çıkartırken charlize bir an sonra elini sallar, cisim olmuş eidan yere düşer ve gerilerken charlize siennaya bakıyor, konuşur

“bu, bu kadar korktuğun son gün.. yarından itibaren bu gözleri görmeyeceğim..”

ve döner, andrea yoldan çekilirken charlize ilerler, sonra dönerek toprak kırana bakarken andrea da ona bakar, charlize önüne dönerek uzaklaşırken eidan kadın deli diyordur, sienna gözleri dolmuş, sessizdir, andrea ise irinayı anlıyordur, konuşur

“sienna, çok şanslısın..”

sienna ona bakarak bu nasıl şans derken feryat eder

“beni çok zorluyor! daha neyin ne olduğunu bile bilmiyorum!”

andrea ona bakarken cevaplar

“ama görmüyor musun? aramızda onu eğitmek için bir tanrısı olan sadece sen varsın..”

üstünü temizleyen eidan bunu duyunca dururken sienna kaşlarını çatar, andrea devam eder

“charlize dördümüzün toplamından daha çok şey biliyor, eidana yaptığını görmedin mi? ayrıca bütün elementler birbirini tetikler, ve sen havasın, sen olmazsan ben yaşayamam, eidan var olamaz, dorian söner.. bu kadar önemli bir yerdeyken, seni hava tanrıçası eğitmek için burada..”

sienna sessiz, ileri bakıyorken andrea konuşur

“hepsi bizi eğiteceğini söyledi, ama bunu şu ana kadar gerçekten yapan tek kişi charlize.. görmüyor musun seni nasıl zorluyor, nasıl sınırlarını araştırıyor.. daha önce aklına bile gelmemişti bunlar, eminim-“ sienna başını sallarken andrea devam eder

“bence çok çekeceksin, ama bittiğinde muhteşem olacaksın..”

sienna ona bakar, bakışları öyle mi düşünüyorsun diyorken andrea gülümser

“hem etrafa bak, herkesin söylediği tek şey ‘charlize o kadar tatlı ve o kadar iyi bir kadındır ki’ oluyor.. sadece bakmak değil, görmek lazım..”

oradan geçen latty dönerek onlara bakarken kıranlar onu görmemiştir, latty kafayı yediğini düşünerek ilerlerken sienna hafifçe gülümsüyordur, ama emindir ki yarın daha büyük bir depresyona girecektir, andrea onun sırtını sıvazlar..

 

 

justin evet diyerek kalkarken mia aferin der, o sırada edward da ofisinden çıkıyordur, sorar

“oldu mu?” justin evet derken bilgisayarı göstererek konuşur

“lenarta kendi içinde sistemi olan bir gezegen, dış dünyayla bağı yok, ama birden oreon ve merkez masa datalarını üzerine alınca hata çıkması çok normal.. düzelttim, bizim birime de düzeltilmiş versiyonu yolladım, sizin ekibin teknik sorumlusu kimse ona da anlatayım..”

edward o ben oluyorum derken justin gülümser, genç adam mırıldanır

“gerçi bir zamanlar bir chrisim vardı ama sanırım miss bilsow onu benden önce kaptı..”

mia gülerken edward da gülümser, konuşur

“oreonda bir çocuk vardı, kızımın arkadaşı, o da burada olsa sizinle tanışmasını isterdim, çok zeki çok parlak.. iyi bir kafası var, ama öyle söylediğimi söylemeyin..”

justin gülerek elbette derken mia mırıldanır

“bütün büyükler böyle yapıyor, gençlere yazık değil mi?”

john oraya gelmiş, değil derken edward ona dönerek konuşur

“john, george nerede acaba?” john götüreyim derken yol verir, ikisi uzaklaşırken mia mırıldanır

“john damienı öpmüş..” justin gülerken sorar

“neden herkes bugün damienı öpüyor?” mia sırıtırken cevaplar

“ben de öpsem iyi olur, karşı çıkar mı sence?”

“e artık karşı çıkabilir.. damien bu..”

“neye karşı çıkıyormuşum?” ikisi ona dönerken damien da onlara bakıyordur, mia konuşur

“bugün bol bol öpülmüşsün de..” damien iç çekerken justin güler, general konuşur

“ben askerim, seks oyuncağı değil..” mia ona bakarken damien kaşlarını çatar, justin fısıldar

“kaç..” damien döner ve uzaklaşırken mia justine vurur, genç adam gülerken diğerlerini izler..

 

 

conrad herkesin nerde olduğunu, neden kimsenin etrafta olmadığını, niye kimsenin onu aramadığını düşünüyorken ortak ofise çıktığında bir cümbüş bulur, gereğinden fazla kişi burdadır,-

“hey.. hala kızgın mısın?”

conrad ona bakar, latty elleri arkasında, kalabalığı izliyordur, mırıldanır

“herkes bana kraliçe flacil diyor.. başkanlar hariç..”

“ne demeleri gerekiyordu?” latty ona dönerken kaşını kaldırır

“latty?” conrad da ona dönerken cevaplar

“sen kraliçe flacil’sin.. nasıl senor, senor olarak tanıtılıyor, ama o james demelerini söylüyorsa öyle.. kraliçe flacilsin, ve sen düzeltmediğin sürece de öyle kalırsın.. hangileri diyor ki?”

“kate öyle dedi..”

“e normal.. o da kraliçe..”

“ama ben ona kate diyorum?”

“çünkü kraliçeyi reddetmiştir.. gerçi ben dediğimde reddedecek gibi durmuyor..”

latty gülümser ve onun kolunu sıvazlarken konuşur

“somurtma.. burada arkadaşlığı ve kaynaşmayı temsil ediyoruz..”

conrad başını çevirerek ona bakar, latty mırıldanır

“yönetimler arasında..”

conrad tekrar kalabalığa dönerken norman o tarafa geliyor, konuşur

“kestiğim için üzgünüm, kraliçe flacil, bir d-“

“latty, lütfen..” norman gülümser ve başını sallar

“latty, görmen gereken bir şey var..” latty başını sallar ve conrada döner, conrada hafifçe başını sallarken latty daha da gülümser ve normana döner, ikisi yürürken norman konuşur

“tanrıçamız charlize sizin su kıranı buharlaştırmış-“

“ne yapmış-“

“buharlaştırmış.. su sıcak havada buharlaşır..” latty şok, cevaplar

“biliyorum! ama eidan insan?!” norman ona bakarken mırıldanır

“charlize için bir engel değil.. her neyse, arkadaşınız biraz kafayı yemiş durumda, buyrun..” ve kapıyı açıp ona yol verir, eidan ona ilerler

“kadın deli! beni buharlaştırdı!”

latty şaşkın, içeri girerken norman kapıyı arkadan çekip kapatır, mia ve justin o tarafa geliyordur, konuşur

“hadi eve dönelim, telefonumu orda bıraktım..”

mia olur derken dönerek kate’i ararlar, genç kadın lorelai ile konuşuyordur, ikisi de o tarafa gelirken genç masa oreonu terk eder..

 

 

“cep telefonunu dener misin carmen, teşekkür ederim..”

wusla odasında sakince yürüyor, telefonun delialonaya bağlanmasını bekliyorken merkezdeki görevli, carmen, tekrar hatta dönmüştür

“ulaşamıyorum efendim..”

wusla kaşlarını çatarken delialonayı telefonunu her zaman aranabilir tutması için özellikle tembihlediğini biliyordur, tekrar konuşur

“ian parker’ı dener misin carmen..”

karşı taraf yine hattı beklemeye alırken wusla telefonu diğer eline alarak alnını kaşır, carmen tekrar hatta dönmüş, ona da ulaşamadığını söylüyordur, wusla melanie clark ismini söyler, carmen tekrar döner, yine beklenir ve melanie yerine yine carmen’in sesi duyulurken wusla bir şeylerin ters gittiğinden emin, sesi ricadan çok emretme tonuna dönmüştür

“yurda birilerini yollayın, üçünün de odası kontrol edilsin, derhal..”

karşıdan hemen efendim onayı gelir ve hat kapanırken wusla telefonu elinde, hızla odadan çıkar..

 

 

“edward..”

genç adam bilgisayar kasalarının arasından başını kaldırır ve wusla’yı görürken genç kadının endişesi üzerinden akıyordur, edward da ayaklanırken daha ne oldu diyemeden wusla konuşur

“delia kayıp..”

“ne demek kayıp-nasıl kayboluyor-“

“ne odasındaki telefon, ne cep telefonu, ne de ian ve melanie’ye ulaşabiliyorum, yok-“

wusla’nın elinin ayağına dolaşmasına çok az kalmışken edward onu kollarından tutarak bir an düşünür

“tamam sakin, hepsinin aklı beş karış havada gençler olduğunu düşünerek hareket et-“

“aklı beş ya da yirmi beş karış da olsa delia böyle bir durumda ulaşılmaz hale gelmez edward, beş yaşındayken de biliyordu, şimdi de biliyor-“

“tamam wusla, sakin ol.. aramaları için adamları yollattın mı?”

wusla başını sallarken elindeki telefon titrer, genç kadın zaman farkında şükrederek saniyesinde açarak kulağına götürürken karşı taraftan hiç duymak istemediği şeyleri duyuyordur, odalar tamamen boştur, telefon ve özel eşyalara dokunulmamıştır, genç kadın elini alnına götürerek gözlerini kapatır ve emirlerini beklemeleri için hazır olmalarını söylerken edward çoktan bilgisayarların arasına dönmüş, gerekirse evren genelinde bir nüfus taraması başlatmak üzeredir..

 

 

edward ve wusla latty’i aramışlar, sonunda kraliçeyi ewan’ın ofisinde bulmuşlarken edward içeri daldığı gibi derdini anlatır

“kızım kayıp.”

Latty kaşlarını çatarak hızla wuslaya bakarken genç kadın da başını sallıyordur

“yoklar latty, telefonlarına ulaşılamıyor, odalarında kimse yok, anahtarlarını bile almadan çıkıp gitmişler.. odalarını didik didik arattırdım, ne bir not, ne bir işaret, hiçbir şey yok..”

“emin misin wusla, kampüs içinde de olabilirler, başka bir şey-“

edward araya girer

“kampüs içi taramayı yaptırmam sadece 10 dakikamı aldı, yoklar.”

“pekala, arama alanını genişletin, oreon kontrol sınırları içindeki her yerde arama iznimiz var, o bittiğinde hala bir sonuç alamazsak merkez masayla konuşurum, ewan-“

genç adam korkunç bir ifadeyle telefonu kaldırmış, karşıda her kim varsa ona küfredercesine bir şeyler söylüyor ve arama o anda başlıyorken latty başını sallar ve anne babayla beraber öne düşerek ofisten çıkar..

 

 

1 hafta sonra...

 

“ÇEKİLİN! ÇEKİLİN-YOLU AÇIN!”

 

luther sedyede çırpınan genç bir adamın üzerine oturmuş, çıldırmış gibi sallanan adamın omuzlarına yumruklarıyla bastırıyorken tamamen koruyucu bir kafesle kapanmış sedyenin içinden yolun açılmasını bağırıyordur, yoldaki bir kaç görevliyle beraber latty, james ve ewan da iki kenara açılmışken her zaman kapalı olan laboratuvar kapılarından biri açılır, sedye o tarafa doğru dönerek içeri girerken başka bir laboratuvardan julianne dışarı fırlar ve sedyeyi kullanan görevlileri yararak lutherin arkasından girer, onun hemen ardından labortuvarın kilit ışığı yine kırmızıya dönerken görevliler tekrar işlerine dönüyor, james kaşlarını çatarak kapalı kapıya bakıyordur

“her gün arkamdan biri kutu gibi sedyelere yol açmamı bağırıyor, işler kontrolümüzü aşmaya başladığı zaman mutsuz olacağım.”

latty ve ewan da aynı şeyi düşünüyorken james tekrar onlara döner

"size gelince, merkez masa bölgesinde arama izni verebilirim ama kontrolü benim ekibimin ele alması şartıyla..”

ewan başını sallarken kontrolün kimde olduğunu umursamıyordur

“sadece bulunmalarını istiyoruz, kontrolün kimde olduğu önemli değil.. bir hafta geçti, hala tek bir iz bile yok..”

james genç adamın endişesini görüyor, pekala der ve latty’e döner

“ayarlamalar için sana ihtiyacım var..”

latty başını sallayarak james’ı takip ederken arkasını dönerek ewan’a bakar ve bir haftadır olduğu üzere ewan devamlı birileriyle konuşuyor, onu bunu-herkesi arıyorken her gün koca bir bölüğü azarlıyordur, yine sert bir tonda bir şeylerin olmasını emrederken latty önüne dönerek james’in arkasından asansöre biner..

 

 

“bir haber var mı?”

edward ofise giren ewan’a sadece başını iki yana sallayarak cevap verirken elementlerin ortak ofisini adeta bir arama üssü olarak kullanan wusla da kendi bilgisayarından başını kaldırarak ewan’a bakar

“sorduğuna göre sende de bir şey yok..”

“olacak, james merkez masa bölgelerine girme izni verecek..”

wusla tanrım diyerek başını eğerken edward elindeki işi bırakarak genç kadının yanına gider ve ellerinden tutarak kendine çevirir

“etrafta adını bile bilmediğim bir sürü tanrı dolaşıyor wusla, tanrım demek yardım etmeyecek, lütfen..delia bir anda buharlaşıp uçmadı, bulacağız-“

“bir haftadır kızımın ruhunu bile zor hissediyorum edward!”

“ben farklı mıyım sanıyorsun!? Ama ben tanrılara dua edip ağlamıyorum-“

“NASIL BÖYLE BİR ŞEY SÖYLERSİN-“

“yeter!”

ikisi de ewan’a dönerken genç adam onların sustuğunu gördüğünde tekrar işine döner, o sırada bütün lenartayı titretecek alarmlar çalmaya başlarken herkes irkilerek kulaklarını kapatır ve bilgisayarlarında bir anda patlayan mesajın kırmızı başlığına bakarlar

 

KARANTİNA SINIR İHLALİ

Yer: Luplex - Dugan

Zaman: 22 Kasım 3034 14:42:18

 

 

Herkes fırtına gibi üst lobide toplanmışken zaten yukarda olan jason ve colm içeri girenlere dönerler

“bunu görmeniz gerekiyor..”

her girenin bakışı büyük ekranlara dönüyorken colm bir kaç saniye sonra ısrarla kurulması istenen bağlantıyı kabul eder ve hemen sonra ekranda bir grup asker görünürken herkes şokla en öndeki askeri izliyordur, adamın sağ elinde içinde ne olduğu bilinmeyen bir şırınga, sol avcunda ise ağzı bantlanmış, elleri arkasından bağlanarak diz çöktürülmüş delialonanın siyah saçları sıkılmış bir şekilde duruyordur..

 

wusla güçsüz bir ses çıkararak edward’a tutunurken ewan bütün öfkesiyle conrad’a dönerek bu heriflerin DNA kayıtlarına kadar her şeyin çıkarılmasını emrediyordur..

 

 

“Yüzbaşı Kallaghan Monarch. Dugan dördüncü bölük sorumlusu ve şu anda dugan’da değiller, luplex’ten 74 bin mil uzakta, uzay açığındalar-“

“tarafsız bölge içine girmişler mi?”

“tarafısz bölge girişleri kapalı ewan-“

“KARANTİNA SINIRLARININ İHLAL EDİLMİŞ OLMASI SANA BİR ŞEY İFADE ETMİYOR MU?!”

 

colm tekrar önündeki bilgilere döner

“girmemişler-“

“-erkesden önce Kraliçe Flacil..”

 

Bağlantıdan sonunda gelmesi başarılan ses büyük lobiyi doldururken latty bir adım öne çıkar

“monarch, şu anda hangi dereceden bir suç işlediğinizin farkındasın, değil mi?”

yüzbaşı adice sırıtırken delianın saçlarını biraz daha çeker, wusla elini ağzına kapatarak kızına bakıyorken edward öfkeli, oreon şokta, merkez masa ise kıllarını bile kıpırdatmadan olanları izliyordur, yüzbaşı konuşur

“suçun derecesi şu an için en son düşündüğüm şey kraliçem, eğer izin verirseniz en önce burada yaşayan masum insanların can güvenliğini düşünüyorum-“

“ve o güvenliği oreon üyelerinden birini esir alarak mı sağlayacaksın-“

“oreon ve çok değerli kraliyet işini yapıyor olsaydı ikinci bir defa daha düşünebilirdim, ama hayır, onlar aksine herkesi birer hayvanmış gibi gezegenlerine ve evlerine kilitleyerek en iyiyi yaptıklarını sanıyorlar-“

“nedir dugan halkını bu kadar tehdit eden şey?”

“işte bu..”

yüzbaşı elindeki şırıngayı delianın boynuna götürürken genç kız korkuyla bir çığlık atar, ama kapalı ağzında sesi boğulurken dizlerinin üzerinde kaçmaya çalışıyordur, tekrar saçlarından çekilerek durdurulurken latty dişlerini sıkarak tekrar yüzbaşıyla göz göze gelir, adam konuşur

“boyut geçişlerinin açılmasını istiyoru-“

“HAYIR!”

herkes arkadan gelen bir kız sesiyle irkilirken yüzbaşı hızla o tarafa döner ve biraz sonra sert bir darbeyle ses kesilirken delia’nın gözlerinin büyümesi orada olanları anlatıyordur, genç kızın gözleri dolmuş hızlı nefesler alıyorken yüzbaşı tekrar onlara döner

“kararınızı verin, ekibime herhangi bir zarar gelirse en önce bu güzellikten başlayarak hepsini öldürürüm.”

Delialona artık ağlıyorken bağlantı kesilir, ekranlar kararırken üst lobi ölüm sessizliğindedir..

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >