CRASHED405 - #05 - BREAKING THE HALO

SOUNDTRACK

 

SOUNDTRACK

BON JOVI – CAPTAIN CRASH AND THE BEAUTY QUEEN FROM MARS

 

 

 

“büyük büyük annem’i bile tanıyor!”

sienna elleri titreyerek kıranlara ayrılmış büyük ofise girerken andrea gülümseyerek genç kadının koluna giriyordur, iç çekerek diğerlerine döner

“irina muhteşem bir kadın, küçükken en çok onu merak ederdim, hem zeka, hem de tutkuyu temsil eden bir tanrıça acaba nasıldır diyordum, görünce aklımı kaçırırım herhalde derdim..”

“kaçırdın mı?”

andrea gülerek eidan’a bakar

“hayır, gerçekten öyle görünmüyor zaten, bütün tanrı ve tanrıçalar fanilere onlara eş bir maske ardından görünürmüş, büyük annem öyle derdi, irina da öyle olduğunu söyledi..myra da öyledir, o da mısır tanrıçası, tanrı bilir ne kadar güzeldir..”

eidan bir an o halinden daha güzel olup olamayacağını düşünürken düşünmek parayla değildir, genç adam düşünerek gülümserken içeri girmiş olan franco onun kafasına vurur

“senor seni öldürür, giyinik hayal et bari..”

eidan bir şeyler homurdanırken dorian gözlerini devirerek koltukların birine oturur ve başını arkaya yaslayarak bir süre için gözlerini kapatır..

 

 

“..ondan sonra da suya girip gözden kayboluyordu. Her seferinde bir ayrıntıyı unuttuğumu hissediyorum..”

latty önemli değil der ve ekler

“franco ve cuslov da oradaydı, her şeyi kayıtlara geçirdik, ama tabii bizim kayıtlarımız senin hislerini kapsamıyor..”

delora başını sallarken onları görünce zaten hatırlayacağını söylüyordur, latty şimdi değil yarın hatırlarsın dediğinde delora sorar

“latty sanki başka büyük bir şeyi unutmuş gibiyim, izleri var, ama hatırlamıyorum..”

“ewan hafızasını kaybetti..”

delora onun nasıl unutulabileceğini soruyorken latty ona hak verir ve düşünmeye devam ederken parmağını şıklatır

“calis ve cuslov beraber..”

“onu hatırlıyorum, ama bir tek ben hatırlıyorum sanırım, onlar unutmuş..”

latty iç çekerek james’in söylediklerini hatırlarken delora alnını kaşıyordur

“başka bir şey, kesinlikle unuttum, biliyorum..colm’a soracağım..”

latty hadi öyle yap bakalım diyerek genç kadını yollarken delora kalkmıştır, tam çıkacakken yarı yolda durur ve geri döner, masasına dönmüş olan latty’i kolundan kendine çevirir ve sıkı sıkı sarılırken latty de içi titreyerek arkadaşına sarılır

“korkuyor musun delora?”

“çok.. ama yalnız değilim, biliyorum.. sen de değilsin..”

latty bildiğini söylerken arkadaşına biraz daha sarılarak mırıldanır

“ben hiç yalnız olmadım, ama sizi hep yalnız bıraktım..”

delora ayrılır ve genç kadının kısacık saçlarını düzeltirken gülümser

“bizi bırakıp gittiğin için biz bu kadar büyüdük..”

“şimdi de siz mi beni bırakıp gideceksiniz?”

delora güler

“o kadar kolay değil, biz tependeyken büyüyeceksin sen, ama sırf azıcık kolaylık olsun diye arada bayılırım, söz..”

latty bayılmamasını söyleyerek tekrar deloraya sarılırken genç kadın da ona tutunur

“colm’u yakalamam lazım..”

“sonra yakalarsın..”

“odanda bile yalnız kalamıyorsun, nasıl büyüyeceğiz o zaman..”

latty gülümseyerek onu iterken delora heheler ve arkasını dönerek odadan çıkarken latty iç çekerek boş odaya bakar, duvarlar şeffaf değil, hiçbir yer görünmüyorken genç kadın bir an rahatsız olduğunu hisseder ve o da odadan çıkarak bir tur atmaya karar verirken kapı onun arkasından kapandığında kraliçenin dört duvar ofisi yalnız kalıyordur..

 

 

“hey..yüzün iyi mi?”

ewan burnunu tutarken kaşlarını çatar

“hala yakışıklıyım..sanırım..”

latty gülümserken yürümeye devam ediyordur, ewan da onun yanında yürüyorken genç kadın kapısı açık olan ofislerden şöyle bir bakıp sıradakine geçiyordur, ewan sorar

“ne yapıyorsun?”

“izliyorum..”

ewan da onun baktığı yerlere bakarken kıranlar ofislerinde sohbet ediyor, oreon’dan pek bir farkları yokken latty sıradaki ofise geçmiştir, ewan da onunla beraber cuslov’un kapısının önünde dururken aralık kapıdan genç kadının masası görünüyordur, biraz sonra cuslov gelerek koltuğuna oturur ve arkasına yaslanarak gözlerini kapatırken latty iç çeker, ewan ona bakıyorken ikisi de tekrar koridora döndüklerinde genç adam sorar

“ne oldu?”

“çok şey oldu ewan ve ben farkında değildim..”

ewan onu dinliyorken latty devam eder

“delora korkuyor, cuslov çok yalnız, sienna çok güvensiz, sen etrafında neler döndüğünü bilmiyorsun, conrad çok sabırsız, ben de çok toyum..”

ewan peki diyerek yürümeye devam ediyorken latty sanki kendi kendine konuşuyordur

“her şeyi takip etmem gerekiyor, izlemem gerekiyor, sana git ordularını yönet dediğimde aslında benim senin yönetişini izlemem gerekiyor-“

“yapacak başka işlerin yok mu-“

“yok. Olmaması lazım, annem böyle mi yapıyordu? Sen hatırlarsın..”

ewan ellerini kaldırarak bilmediğini söylüyorken ekler

“ben devamlı izlenen taraf olduğum için bilmiyor olabilirim-“

“ama bak izlendiğini biliyorsun!”

latty parmaklarını şıklatır

“benim de diğerlerini izlediğimin bilinmesi gerek, mesela cuslov yalnız olmamalı, ben onu görebilmeliyim, yalnız olduğunda o da benim orada olduğumu bilmeli, ama beni korumak için çabalamamalı, anlıyor musun?”

ewan zaten suratına iki yumruk yemiş, conrad’ı azarlamış, burnu da hala acıyorken şöyle böyle başını sallar, latty geri dönerek koridorda ikinci turunu atıyorken bu sefer açık kapılardan içeri girmeye karar vermiştir, ewan gözlerini devirerek onu takip eder..

 

 

Latty ewan’ı ofislerin birinde bırakmış, kendisi çıkıp başka izlenmesi gereken bir adamı arıyorken kapısı sıkı sıkı kapalı olan ofisin önüne geldiğinde kapıya vurur, içerden sert bir girin duyulurken latty kapıyı açar ve conrad’ın ofisine girerken genç adam odasının sol duvarındaki dijital haritanın önünde telefonla konuşuyor, latty’i gördükten sonra tekrar önüne dönerken genç kadın kapıyı kapatır..

 

 

SOUNDTRACK

BETHANY JOY - HALO

 

 

“..olduğu gibi kalsın, raporların bir kopyasının kaptan crash’e gittiğinden emin olun.”

ve conrad telefonu kapatırken latty genç adamın masasına dayanmış, onu izliyordur

“konuşabilir miyiz?”

conrad ona bakmadan masadaki kağıtları karıştırırken elini sallayarak konuşmasına izin verir, latty onun salladığı eli tutarak indirirken conrad kaşlarını çatarak ona bakar

“sen de mi bana yerimi hatırlatacaksın-“

ama genç adamın lafı latty’nin dudaklarıyla kesilirken elinin altındaki kağıtları buruşturur...

 

 

latty genç adamın yüzünü tutarak ayrılırken mırıldanır

“ewan’ı patakladığın için ödül değil..”

conrad ödül falan anlamıyor, genç kadının gözlerine bakıyorken latty bakışlarını indirerek genç adamın buruşturduğu kağıtlara bakar

“ewan neler olduğunu anlattı, kendi açısından, senin açından..”

conrad adamın gerçekten kafayı yediğine artık emin olmuşken latty kağıtları düzelterek diğer tarafa koyuyordur, konuşur

“ewan’ın söylediği şeyi ben de sevinçle karşılamadım, ama suratına tokadı da basmadım. Birincisi, sen zaten yeteri kadar canını yakmışsın, ikincisi, haklı..”

conrad iç çekerek arkasını döner ve ekranın önüne geçerek en azından konuşmayan noktaları izlerken kollarını kavuşturur, latty de kağıtları bırakarak onun yanına geçerken genç adamın koluna elini koyar

“korunmaya ihtiyacım var, evet.. ama etrafımda beni bütün her şeyden ayıracak bir küre istemiyorum. Benim de incinmeye ihtiyacım var conrad, herkes gibi, senin gibi..başımın üstündeki hareyi kırmam gerek..”

conrad dönerek genç kadına bakarken latty gülümser

“hepimiz normal insanlarız, en azından masadakilere göre.. Hiçbirimiz iblis, vampir ya da tanrıça değiliz. Mükemmel değiliz, hele ben, hiç değilim. İşim ne kadar zor görünse de en azından tanrıça olmadığıma şükrediyorum, o zaman gerçekten kusursuz olmam gerekecekti, yarın güneş doğacak her şey çok güzel olacak dediğimde yapmam gerekecekti, ki onlar yapabilirler, belki.. ama ben hata yapabilirim, yaptığım zaman biri beni düzeltebilir, bu ewan ya da james olabilir, ya da sen.. onların söyledikleri arasında doğruyla yanlışı ayırt edemez olduğumda, işte o zaman gelip birilerinin suratını dağıtman gerekebilir, ama bu ewan olmamalı, ya da james- gerçi o olamaz..”

conrad da kaşlarını kaldırarak başını sallıyorken latty güler

“öğreniyorum conrad, büyüyorum, annem ya da babam yanımda olmuş olsaydı daha çabuk büyürdüm belki, kim bilir, ama yalnızım ve birinin bana gerçekten hatalarımı söylemesi gerekiyor..”

“james’i baban gibi mi görüyorsun?”

latty gülerek başını eğerken conrad onun saçlarını izliyordur, latty tekrar başını kaldırdığında genç adam kollarını indirir ve ona döner

“az önceki öpücük ne içindi?”

latty’nin gülümsemesi solarken genç kadın dudağını ısırarak conradı izliyordur, cevap verir

“şimdilik bilmiyorum, onu da öğrendiğimde gelir söylerim..”

conrad kaşını kaldırırken latty gülümser, genç adam gözlerini devirerek tekrar haritasına dönerken latty de onunla beraber önüne döner ve yanıp sönen noktalara bakarken ikisi de sessizdir..

 

 

SOUNDTRACK

TIMBALAND & JUSTIN TIMBERLAKE & JAY-Z – LAFF’ AT THEM

 

 

“daha ne kadar kendimi tutacağım?!”

“bir kapı daha-“ ve loret o kapıyı açar, merkez masa kısmına girerlerken kapı kapanır, ares sorar

“artık patlayabilir miyim?” loret buyrun derken ares kükrer

“neresi burası?! bunlar kim? tüyü bitmemiş hormonu coşuk komutanlar karşımda, genç kız kraliçeler orda burda, artık evreni çocuklara mı verdik? öyleyse dünyayı lance’e verin, sizden daha iyi yönetir!”

james yüzünü buruştururken ares ona döner, sorar

“neler oluyor? neden burdasınız? niye her yerde boyut kilidi var? çocuklar neden bizi görünce üstümüze atladılar?”

“sevgilerinden?”

“çocuklar beni sevmez!”

james gülümserken ares şiddetle reddeder, devam eder

“lorelai neden bayıldı james, cevap ver.”

james iç çekerken diğerlerine döner, gitmelerini işaret ederken lorelai da azad olur, hepsi büyük, ortak köprü gibi düzenlenmiş alanda masa seçerken james mırıldanır

“lenartada bir virüs var..”

“ne güzel, öldürün?”

“öldüremiyorlar.. ne olduğunu bilmiyorlar..”

“sen mi bulacaksın?” james elleri belinde, mırıldanır

“yapabilirsem neden olmasın.. ama süper doktor olduğum günler geride kaldı, buradakiler benden çok şey biliyorlar-“

“bazen basit bilgiler anahtardır.. problem neymiş? ayrıca madem burası bu kadar süper bir gezegen, neden daha önce ayak basmadım? kıymetliler mi var burda?”

james hayır derken klonlar var der, aresin yüzü kararırken james ona bakar..

 

 

“hepsini öldür-“

“hayır-“

“hepsini öldür james-“

“hayır ares-“

“neden?! ne değerleri var ki? hepsi önceki hayatların birer kopyası, evrende olmaması gereken şeyler, her hayat yaşanır ve biter, evrensel dengeyle oynuyorsunuz, ve bak, sonunda hastalanıyorlar!”

james iç çekerken cevaplar

“inan, klonlar şu kadar umrumda değil.. isterse hepsi ölsün.. haklısın, ben de onları olması gereken şeyler olarak görmüyorum, ancak olmak zorundalar.. evrende çok canlı var ares, burada hepsi hakkında araştırma yapılıyor, bu virüs her ne haltsa evrene yayılırsa ne yaparız? klonlar güçlü bünyelerle var edilirken hasta oluyorlar, insanlarıma dokunursa neler olur bilmiyorum bile..”

ares ona bakarken mırıldanır

“tedavi için canlı tutuyorsun..”

elbette.. ben de öncelikli olarak evrendaşlarım için çalışıyorum, insanlar için, gerçek iblisler için..”

ares peki derken sonra konuşur

“eğer karıma dokunurlarsa-“

“parmaklarını kırarsın tamam-“

“hayır, kafalarını kopartırım.. lorelai tam insanlardan bile etkileniyor, beyni oluşmamış salak oluşumlar onu mahveder..”

james ilerde kardeşiyle konuşan tanrıçayı izlerken bir şey söylemez..

 

 

hepsi mırıl mırıl konuşuyor, masa seçiyorken birden kapılardan biri kendiliğinden açılır, gerideki biriyle konuşan siyah saçlı, uzun boylu bir kadın içeri girer, gözler kısılır, kaşlar çatılırken kadın eli kapıda, görevliyi onaylar, sonra ortak köprüye girerken ona bakan gözleri görür, konuşur

“merhaba, ben profesör rebecca storm, profesör marque biraz dinlenmeye çekildi, o sırada sizinle ben ilgileneceğim, ve evet, ilgilenilmeniz gerekiyor, bir çok kuralı bilmiyorsunuz.. masalarınızı seçtiniz mi?”

herkes genç ve güzel kadına bakarken kadın da onlara bakıyordur, mırıldanır

“farklı bir dil mi konuşuyorum?”

hepsi toparlanırken james aresi bırakarak o tarafa gelir, konuşur

“miss storm-“

profesör storm-“

“profesör storm, siz-“ genç kadın başını sallarken onaylar

“evet, klonum..” normanın gözleri büyürken kate de kadını bir süzer, genç kadın diğerlerine bakarak durumunu açıklar

“masa benim klon olduğumu biliyor..” james evet biliyor derken rebecca ona döner, kahverengi gözleri ona bakıyor, mırıldanır

“ama masa görünce problem mi oluyor?”

james hafifçe gülümserken cevaplar

“ekibimi mazur görün profesör storm, onları bilgilendirmedim..” james diğerlerine döner, konuşur

“çocuklar, bu profesör storm, kendisi klon genetiği ve kolonize yaşam profesörü.. ayrıca merkez masanın ilk ve tek klon temsilcisi.. çok başarılı, çok zeki bir hanım, ve profesör marque’nin de ortağı..” hepsi hım şeklinde bakıyorken james genç kadına döner, konuşur

“emrinizdeyiz profesör..”

“güzel.. masalarınızı seçtiniz mi, tekrar sormayacağım..”

hepsi bir masaya koşarken rebecca storm bekler..

 

 

rebecca herkesin bir masada oturduğunu görürken güzel diyerek ayakta, hepsi ona bakıyor, konuşur

“bundan sonra bu masalardan sorumlusunuz, ve sorumlusunuz baylar bayanlar, lütfen masanın sağ üst köşesindeki siyah hazneye sağ elinizi bastırın-“ eller bastırılır, ışıklar yanar, rebecca konuşur

“o masadaki bilgisayarlar ve telefonlar bundan sonra bu kişinin ellerine çalışacak..”

millet birbirine bakarken rebecca devam eder

“burası bir klon genetik araştırması binası, klon olduğunu bile bilmeyen görevlilerimiz var, kimseyi durdurup sen klon musun diye sormayacaksınız, her çalışanımız kendini biliyor ya da bilmiyor, bunlar sizi ilgilendirmez, hepsinin performansı en iyidir, ve görevlerini yaparlar, sizi ilgilendiren kısım bu.. aranızda klonfobik olan var mı?”

kaşlar çatılırken rebecca açıklar

“klonlardan korkuyor musunuz? yaratık gibi görüyor musunuz? klonlar insan mı sizce, yaratık mı?”

ares düşüncesini gayet belli ediyorken masa falan seçmemiştir doğal olarak, rebecca da zaten ona bakmıyorken konuşur

“klon fobiniz varsa senor şimdiden sizi göndermeli, çünkü klonlarla içli dışlı olacaksınız ,hastalarımız ve programlarımız klonlara göre.. günlerimiz ve gecelerimiz onlara göre.. işlemlerimiz ve deneylerimiz onlara göre.. deney demişken, her kapıyı açıp içeri giremezsiniz, birkaçınızın yetkisi burdaki her kapıyı açıyor, ama kapıları vurmadan içeri girmeyeceksiniz..”

pierce sessiz, james’e bakarken james sakindir, rebecca devam eder

“bilmediğiniz şeylere dokunmayacaksınız, kahramanlık yapmayacaksınız.. burası masa değil, burası bir enstitü, burada başkanlar değil profesörler ipleri çeker, üst lobide başkanlar konuşur..”

james cevap vermezken rebecca başını sallar, konuşur

“güzel.. bilgisayarlarınıza masadan datalar aktarıldı, teknik bir problemde bana danışabilirsiniz..”

herkes olur derken rebecca dönerek kendi masasına gider, kafalar birbirine dönerken norman genç masa düzeninde oturmuş ortama bakarak konuşur

“lise gibiyiz, herkesin sırası belli..”

kate gülümserken kahverengi saçlarını kalemle toplar, bilgisayarını açarken bir an sonra hepsi aynı hareketi yapar..

 

 

bir süre sonra rebecca dışarı çıkar, meclis derhal fiskosa başlarken myra iskemlesini kocasının yanına ittirir, sorar

“kraliçe nasıl?”

ilerdeki opal de başını kaldırarak onlara bakarken james kulakların onda olduğunu biliyor, cevaplar

“iyi.. toy, deneyimsiz, kendine güvensiz ve acemi, ama iyi.. istekli..”

norman yandı o zaman derken james mırıldanır

“hem de ne yanmak.. gerekirse sarayını birbirine katacağım, ama o kızı kraliçe olarak bırakmam lazım.. yoksa kraliyeti ele geçirip justine veririm..”

justin ona bakarken mırıldanır

“sen olmasan genişleyemeyeceğim zaten..”

james gülümserken justin güler..

 

 

“eidan çok tatlı.. çok hevesli, ya da ben onu heveslendiriyorum-“

“sen onu heveslendiriyorsun tatlım..” myra gülümserken cevaplar

“sonunda bir erkek bana da tapıyor.. belki de seni kıskandırmalıyız.. eidana beni öpmesini söylersem reddetmez sanırım..”

“kalp krizi geçirmezse, öper..”

myra gülerken james de gülümsüyor, kalemini çevirerek konuşur

“lattynin çevresindekiler beni düşündürüyor.. kızı o kadar korumuşlar ki, nefes alsa haberleri oluyor..”

“sen nefes alınca da haberimiz oluyor-“

“ama ben evren başkanıyım.. ve siz yokken oraya geldim..”

myra onun gömleğinin yakasını düzeltiyorken uzanarak boynundan öper, james gözlerini kapatarak çenesini ona dayarken mırıldanır

“mirandayla barıştım..” karısı mmlarken james devam eder

“eğer bu işi halledip dönersem her şeyi konuşacakmışız..”

“dönemezsen?”

“beni öldürecekmiş.. senoru öldüren kız olarak tarihe geçmek süper olurmuş..”

myra gülerken james de gülümser..

 

 

SOUNDTRACK

TONIC – CASUAL AFFAIR

 

 

“landon, dugan sınırından geçiyorsun?!”

genç adam bildiğini söyleyerek devam ederken carter arka koltukta sıkıştığı bir arada konuşur

landon ve elle mi diyoruz, yoksa diğer gubidik isimleri mi kullanıyoruz?”

melanie genç adama bir bakış atarken carter ne var, karıştırıyorum diyordur, öndeki edaline etrafına bakıyorken konuşur

“hangisini isterseniz kullanın..”

“elle ve landon’ı kullanıyorum o zaman..”

melanie zaten sürekli elle ve landon diye çığlık atıyorken onun için bir sorun yoktur, ian fikir beyan etmiyorken delia başını genç adamın omzuna yaslamış, yüzünü tutarak saatlerdir gittikleri yolda artık soru sormayı bırakmıştır, bryce ise sadece pencereden dışarı bakıyordur...

 

 

“hayatımda buraya hiç gelmedim, gelmek de istemedim, ne işimiz var burada?”

melanie durdukları kırık dökük benzin istasyonunda etrafına bakıyorken elle arabadan çıkmış, açık mı değil mi belli olmayan markete doğru yürüyordur, landon diğerleri de çıktıktan sonra arabayı kapatırken yola doğru bakar ama gözün görebildiği kadar uzakta kimse görünmüyorken elle marketin kapısından onları çağırıyordur, grup halinde o tarafa gidilirken genç kadın içeri döner ve raflardan yiyecek bir şeyler alıp, küçük buzluktan da bir kap dondurma alır ve tezgahtaki adamın önüne koyarak cebinden para çıkartır, içeri giren carter dondurmayı görünce kaşlarını çatarken elle para üstünü alırken dondurma kabını delia’ya uzatır

“yanağın için, şişmesin..”

delia teşekkür ederek alır ve buz gibi kabı yanağına korka korka bastırırken elle tezgahtaki adamın onlara ters ters bakarak yedi saatte doldurduğu torbayı alır ve teşekkür ederek herkesi tekrar dışarı yollarken carter o zaman neden içeri girdiklerini soruyordur, melanie koluna vurduğunda susar..

 

 

“dugan’daki merkeze gitsek?”

millet arabayı masa olarak kullanıyorken delia dondurma kabını çevirerek cevaplar

“gideriz gitmesine de ne kimliğim yanımda, ne telefonum, dövülerek uzaklaştırıldım..”

“kendine özel bir kokun falan yok mu, sadece kimliğe mi kaldı işimiz?”

delia dondurma kabının üstünden carter’a bakıyorken genç adam ellerini kaldırır

“7000lerde yaşıyoruz ama hala kimliğin yoksa bir halt yapamıyorsun, ne anladım ben bu işten..”

dugan’da yapamıyorsun. Adamların her şeyi suç, dalavere.. özel kokum olsa onu da yaratıp merkeze girerler, o yüzden sadece kimlikleri kullanıyoruz..”

“onların da sahtesi yok mu?”

“düşün artık..”

carter düşünürken bir tane daha cipsi ağzına atar, bryce önüne konulmuş pakede bakıyorken soru sormaktan da korkuyordur artık, herkes ne yapıyorsa o da onu yaparak pakedi açar ve içindeki sarı ve yamuk yuvarlaklardan biri alıp ağzına atarken ian dönerek ona bakar, kendi kendine yiyebildiğini görünce tekrar önüne dönerken bryce bir an onun bakışlarıyla çiğnemesini durdurur, sonra başını pakede eğerek yemeye devam ederken melanie en azından denemeleri gerektiğini söylüyordur, merkeze gitmeye karar verilir..

 

 

“delialona regan..”

merkez’in kapı girişindeki görevli genç kadının şöyle bir süzerken tabii ki beğenmez

“kimlik..”

delialona işte başlıyoruz diyerek eğilip bükülmeye, kem kümlerle olayı anlatmaya başlarken görevli başını iki yana sallayarak elini kaldırır

“hikaye değil bayan, kimlik..”

delia yüzünü buruşturarak arkasındakilere bakarken görevli çoktan aralarındaki mikrofonu kapatmıştır, genç kız çaresiz, uzaklaşırken herkes iç çekerek etrafına bakıyor, bir çıkış yolu düşünüyordur..

 

 

“sonra da hedefleri patlattık..” kate kaşını kaldırırken norman mırıldanır

“ben çocuklu bir adamım..”

“olabilir.. karın yok..” norman sen varsın derken john ordan geçiyor, konuşur

“hamster, şunları alabilir miyim-“ ve post-itleri alıp gider, norman gözlerini devirirken kate gülüyor, hala mı hamster diyordur, norman iç çekerken sydney bir masaya kalçasını gömer, herkes hiilerken genç kadın kalçasını ovarak iyi olduğunu söyler, yönlere alışamamıştır, michael ona bakıyordur, sydney gülümser ve poposunu ovmaya devam ederken genç adamın ovmayı tercih ettiği açıktır ama sydney orda durmasını belirtirken dosyalarını açar..

 

 

opal dirsekleri masada, parmakları şakaklarında, satırları okuyorken omuzlarını sıkan ele gevşer, terbiyesiz şeyler söylemek isterken pierce mırıldanır

“stajer gibisiniz miss gordon.. ortak bir katta, ofisiniz yok..”

opal gülümserken cevaplar

“sen de patronuna asılan office-boy gibisin.. yatağım maaşına zam getirmez..”

brian ilerde çocuk var derken pierce gülüyor, opalin yanına oturarak konuşur

“cuslov artık daha iyi olacak mı? ruhu gayet sönüktü..”

opal bilmiyorum derken mırıldanır

“kimse onun çöktüğünü fark etmiyorsa, biraz görüş problemleri var demektir..”

“benim çöktüğümü de görmemiştin..”

“julian, senin çöküşünü görmemem için ölmem lazım.. kanım akmıyordu resmen, ama yine de yanımdaydın, o apayrı..”

naunet ilerde ıslık çalarken opal gülümser, pierce mırıldanır

“calis oraların pierce’ı gibi duruyor.. bir gözü hep cuslovda..”

opal gülümserken ona uzanır, ikisi yüz yüze dururken genç kadın fısıldar

“pierce’ın bir gözü de hep opalde..”

pierce ona gülümserken koyu mavi gözleri opaldedir, opal de gülümserken ikisi işe dönerler..

 

 

damien telefonu kapatmış, george’a ilerlerken birden biri onu saçlarından yakalayıp döndürür, genç adam kendini charlize garagasla dudak dudağa bulurken aklını kaybeder, geride bir şeyler düşer, charlizeler duyulur, damien ona eğilen açık havayla orada donar, dudakları örtülürken genç adamın elindeki kalemler yere düşer, damien onların düştüğünü duyarken parmaklarını hissedemez, ama geri itilirken duvara dayanır, genç ve yanan bir beden ona dayanırken damien günahı hisseder, ama umrunda değil, açık havaya muhtaç, elini yumuşak bir şeye daldırır ve parmaklarıyla kenetlerken ağzını açar, bir an sonra ağzı dolu olmasına rağmen nefes alabilirken kalbi deli gibi çarpıyor, inler, o anda charlize geri çekilir ve onu orda bırakıp dönerken damien onları izleyen şoke olmuş grubu görür, göğsü inip kalkıyor, ağzını kapatırken sydney ona ilerleyip genç adamı tutar, charlize normandan su alırken antonio iç çeker..

 

 

“hayır ben artık mantık aramayı da bıraktım, charlize öptü mü, öper diyeceğim..”

charlize aferin derken james hala mantıklıdır, sorar

“neden öptün adamı?!”

charlize omuzlarını silkerken ona döner, cevaplar

“kontrol ettim.. o mu diye..” norman da kontrol edilmek isterken james feryat eder

“ordu başkanım nasıl o olmayacak pardon?! esas gidip öbür takımı kontrol etmen gerekmiyor mu?!”

charlize doğru derken lorelai o tarafa gelerek sorar

“ben sarışını kontrol edebilir miyim?”

hepsi ona dönerek ‘HAYIR!’ derken lorelai somurtur, kocası gülerken onu sarıp sorar

“hangi sarışın tatlım?”

“hafızasını kaybeden, korkan bir tane var.. o..”

ares ona arkasından sarılmış, yanağından öperek konuşur

“çok istiyorsan getiririm..” lorelai gülümser, ares de gülümserken james kusmak ister, charlize’i itip akıl fikir almak için opale gider..

 

 

“hani geçmişinde klon var ya, ondan..”

damien anladığını belirtirken sydney gülümser, onun saçlarını düzeltirken mırıldanır

“beni de öyle şiddetli öptün mü hiç merak ediyorum, o sırada aklım başımda olmuyordu..”

damien hafifçe gülümserken michael nerelerde bakınır-

“odasına gitti..” damien ona dönerken sydney gülümsüyor, cevaplar

“michaella iyiyiz, ama görmek biraz garip yaptı..”

damien da gülümserken mırıldanır

“sizi görmek beni de biraz garip yapıyordu, ama alıştım..”

sydney başını sallarken norman oradan geçiyor, konuşur

“ayrılın ayrılın, oreonlar temiz ve saf yürekler, bozmayın-“ sydney gülerken onunla beraber odalara gider, damien bacaklarını çalıştırabildiğini düşünürken tekrar yürümeye başlar..

 

 

“bunlar B4 sektöründen gelen son bilgiler miss phedra, başka bir şeye ihtiyacınız var mı?”

livann, hayır teşekkürler diyerek görevliyi yollarken oreon ofislerinin olduğu kattadır, elindekileri okuyarak yürüyorken sağ tarafındaki kapıdan çıkan biriyle çarpışır ve başını kaldırıp dorian’ı gördüğünde özür dileyerek gülümser, dorian hala ona bakıyorken dönerek tekrar odasına girer ve kapıyı kapatırken livann yüzüne kapanan kapıya bakarak iç çeker ve daha önce yapmadığı bir şeyi yaparak kapıya vurup açılmasını beklerken içerden ses gelmiyordur, genç kadın bir daha vurur, yine ses gelmezken livann etrafına bakar, koridorda kimse olmadığını gördüğünde kapıyı açar ve içeri girerken içerde dorian bütün sinirleri ayaklanarak kapıya dönüyordur..

 

 

SOUNDTRACK

WILLIAM JOSEPH – STELLA’S THEME

 

 

“afedersiniz bay marcell, ama-“

“girmene izin vermedim, çık lütfen-“

“bakın-“

“hiçbir şeye bakmıyorum, çık eden..”

 

dorian ağzından çıkan isimle gözlerini kapatırken livann genç adamı izliyordur, derin bir nefes alarak konuşur

“bakın, ben her şey olabilirim, ama aptal değilim. Sizinle bir problemimiz olduğu açık, neden benden kaçtığınızı söylerseniz-“

“söylemek istemediğim için kaçtığımı anlamıyorsan o kadar da akıllı değilsin demektir-“

“eden kim?”

dorian önünde duran genç kadına bakarken o bilmiyor olabilirdir, ama eden’ın ta kendisidir..

 

 

“hiç kimse.. yapacak işlerin olmalı-“

“sevdiğiniz biri miydi?”

 

dorian genç kadının vazgeçmeyeceğini anlamış, en kısa yol cevapları düşünüyorken başını sallar

“evet, sen de ona çok benziyorsun..”

“belki de oyumdur..”

genç adam işte bununla livann’a gerçekten bakarken genç kadın gülümser

“bilmemem gerekiyor, değil mi?”

dorian başını sallarken livann yavaşça yürüyerek ofisteki boş iskemlelerin birine oturur, elindeki kağıtları dizlerinin üzerine koyarken dorian’a bakar

“aptal olmadığımı söylemiştim bay marcell. Yıllardır lenarta’da çalışıyorum, elimden bir sürü acil durum raporu geçti. Daha önce kurallar yıkılarak bir çok klon geçmiş hayatındaki kimliğini öğrendi, ben de sadece tahmin ediyordum..”

dorian tetikte, sanki genç kadın öğrendiği anda bir şeyleri bozularak ölecekmiş gibi geliyorken livann yine gülümser-tanrı aşkına aynı gülümseme-

“merak etmeyin, bildiğim için bir anda devrelerim şaşıp ölmeyeceğim. Ben de insanım, içimde satırlarca kod yok, düşünebiliyorum, karar verebiliyorum-“

“biliyorum..”

“öyleyse?”

“öyleyse bir şey yok.. eden sevdiğim biriydi, sen de ona benziyorsun ve bu beni rahatsız ediyor, o yüzden senden kaçıyorum..”

“kaçmak zor değil mi, her an etrafta dolaşıyorum?”

dorian buna cevap vermezken livann iç çekerek daha fazla üstelememesi gerektiğini anlamış, elindeki kağıtlarla kalkar ve kapıya giderken dönerek dorian’a bakar

“eden için üzüldüm bay marcell, kendisiyle ilgili hiçbir şey hatırlamıyorum, ama sizin gibi bir adam tarafından sevildiği için çok şanslı bir kadın olsa gerek..”

dorian’ın bütün dünyası tekrar tekrar, tekrar tekrar yıkılıyorken livann genç adama iyi çalışmalar dileyerek odadan çıkarken dorian yumruğunu dudaklarına bastırarak gözlerini kapatır..

 

 

“eidan, andrea’nin nerede olduğu hakkında bir bilgin var mı?”

eidan ve vien, vien’in ofisinde oturuyorken eidan kapıdaki wuslaya dönerek cevaplar

“bizim ortak ofistedir, ben en son orada bırakmıştım.. ya da scott’ın yanındadır..”

wusla tamam diyerek teşekkür eder ve kapıyı kapatıp yoluna devam ederken ortak ofise geldiğinde kapıyı tıklatır ve cevap beklemeden açıp içeri girerken boş bir ofisle karşılacağına neden bu kadar emin olduğunu bilmiyor, dorian’ı görünce bir an afallar, genç adam olduğu yerde arkasını dönerek ona bakarken wusla etrafa bakar

“andrea’yı arıyordum..”

dorian andrea nerede bilmiyor, ama dönerek kapıdaki genç kadına ilerlerken wusla biraz sonra belinden tutularak kapıdan çekilir ve dudakları örtülerek gözleri kapanırken arkadaki kapı sakin bir sesle kapanıyordur..

 

 

wusla dorian’ın yüzünü tutuyor, ikisi öpüşüyorken dorian ayrılarak yavaşça açılan kahverengi gözlere bakar

“işe yaramıyor..”

wusla neyin işe yaramadığını sorarken dorian yalnızlık diyordur, genç kadın onun siyah saçlarını iterek yüzüne bakarken tekrar dudaklarına uzanır ve ikisi sarılarak öpüşürken andrea’nın nerede olduğu artık o kadar da önemli değildir..

 

 

“colm-colm nerede?”

ofisteki görevli bilmediğini söylüyorken delora iyi, peki diyerek çıkar ve arkasını döndüğü anda genç adamı görürken gülümser

“ben de seni arıyordum..”

“buldun o zaman, gel.. iyi misin?”

delora biraz midesinin bulandığını söylerken onun nasıl olduğunu sorar, colm görevliye teşekkür ederek yollarken bilgisayarına bakıyordur, cevaplar

“jason’ın sorularına cevap vermek için tekrar bulmaca çözmeye başladım..”

“nasıl yakışıklı bir adam..”

colm genç kadına bir bakış atarken delora iç çekerek gülümser, sonra ne sormak için geldiğini hatırlar ve genç adamın koltuğuna oturarak kendini döndürürken sorar

“büyük bir şey unutmuş gibiyim.. latty’e sordum, bilmediğini söyledi.. o bilmiyorsa ancak sen biliyorsundur..”

colm bir anda taş kestiğini hissederken delora da onun yay gibi gerildiğini görmüş, koltuğu yaklaştırarak yüzüne bakar

“var, değil mi? Söyle.. çabuk söyle, yoksa kendimi affetmem, söyle ve bitsin..”

colm dönerek deloranın telaşlı gözlerine bakar

“emin misin?”

delora şiddetle başını sallarken eminim diyordur, genç adamın koluna tutunur

“içimi kemiriyor colm..”

“biz nişanlıydık..”

delora gözleri büyüyerek genç adama bakarken colm ona bir kaç saniye veriyordur..

 

 

SOUNDTRACK

WESTLIFE – TO BE LOVED

 

 

“ne-nişan-ne?”

colm başını sallar ve doğrularak cebinden yüzüğü çıkarmaya yeltenir ama delora telaşla onun elini durdurur

“dur! Önce anlat, nasıl olduğunu anlat, hatırlamam lazım colm-ve neden kimse bilmiyor-anlat!”

colm peki diyerek elini çıkarır ve deloranın önüne masaya otururken genç kadın heyecan, korku ve aşkla dolu, elleri titreyerek genç adamın dizlerini tutar, colm gülümserken delora hadi diyordur, colm anlatmaya başlar

“samanyolundaydık-“

“tanrım..”

“izin verecek misin?”

delora elini sallayarak genç adamın dizlerine vurur

“peki, hadi devam et..”

“sen tam, burayı asla unutmam artık diyip dışarı bakıyordun, sonra tam önüne dönmüş etini keserken ben kutuyu çıkarıp açtım-“

“adisin! aman tanrım colm, neden hemen söylemedin-“

“daha kaç saat oldu delora-“

“fark etmez!”

ve genç kadın oturduğu yerden kalkarak colm’un üzerine atlarken genç adam gülerek onu tutar, ikisi öpüşüyorken delora gözleri dolmuş, gülümseyerek alnını genç adamın alnına dayar

“yüzüğüm güzel mi?”

“korkunç, sarhoşken vermiştim, şimdi o yüzden vermiyorum..”

delora gülerek onun omzuna vururken colm cebinden yüzüğü çıkarır ve ikisinin ortasında tutarken delora dudağını ısırarak rüya gibi parıldayan yüzüğe bakıyordur, genç adam onun elini alarak yüzüğü ikinci kez takarken delora onun dudaklarını bularak öper, colm da bütün aşkıyla karşılık veriyorken genç kadın yine ayrılarak mırıldanır

“bu yüzden kimseye söylemedim, değil mi? Unutursam kocaman bir olay olmasın diye..”

colm başını sallar

“itiraf etmedin, ama öyle olmalı..”

delora iç çekerken biraz daha çekilerek colm’un yakışıklı yüzünü izler

“ne zaman evleneceğiz?”

“yarın?”

“olmaz, daha en az bir ay gelinlik seçmem lazım ve karantina var, venüse gitmek istiyorum ben..”

“masadakilere söyleriz, açarlar..”

“jason’a söyleyelim..”

colm gözlerini devirirken delora gülerek nişanlısının dudaklarına uzanıyordur, ikisi usulca öpüşürken delora yine hafifliyordur..

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >