![]() SOUNDTRACK BON JOVI – CAPTAIN CRASH AND THE BEAUTY QUEEN FROM MARS “büyük büyük annem’i bile tanıyor!” sienna elleri titreyerek kıranlara ayrılmış büyük ofise girerken
andrea gülümseyerek genç kadının koluna giriyordur, iç çekerek diğerlerine
döner “irina muhteşem bir kadın, küçükken en çok onu merak ederdim, hem
zeka, hem de tutkuyu temsil eden bir tanrıça acaba nasıldır diyordum, görünce
aklımı kaçırırım herhalde derdim..” “kaçırdın mı?” andrea gülerek eidan’a bakar “hayır, gerçekten öyle görünmüyor zaten, bütün tanrı ve
tanrıçalar fanilere onlara eş bir maske ardından görünürmüş, büyük annem öyle
derdi, irina da öyle olduğunu söyledi..myra da öyledir, o da mısır tanrıçası,
tanrı bilir ne kadar güzeldir..” eidan bir an o halinden daha güzel olup olamayacağını düşünürken
düşünmek parayla değildir, genç adam düşünerek gülümserken içeri girmiş olan
franco onun kafasına vurur “senor seni öldürür, giyinik hayal et bari..” eidan bir şeyler homurdanırken dorian gözlerini devirerek
koltukların birine oturur ve başını arkaya yaslayarak bir süre için gözlerini
kapatır.. “..ondan sonra da suya girip gözden kayboluyordu. Her seferinde
bir ayrıntıyı unuttuğumu hissediyorum..” latty önemli değil der ve ekler “franco ve cuslov da oradaydı, her şeyi kayıtlara geçirdik, ama
tabii bizim kayıtlarımız senin hislerini kapsamıyor..” delora başını sallarken onları görünce zaten hatırlayacağını
söylüyordur, latty şimdi değil yarın hatırlarsın dediğinde delora sorar “latty sanki başka büyük bir şeyi unutmuş gibiyim, izleri var,
ama hatırlamıyorum..” “ewan hafızasını kaybetti..” delora onun nasıl unutulabileceğini soruyorken latty ona hak
verir ve düşünmeye devam ederken parmağını şıklatır “calis ve cuslov beraber..” “onu hatırlıyorum, ama bir tek ben hatırlıyorum sanırım, onlar
unutmuş..” latty iç çekerek james’in söylediklerini hatırlarken delora
alnını kaşıyordur “başka bir şey, kesinlikle unuttum, biliyorum..colm’a
soracağım..” latty hadi öyle yap bakalım diyerek genç kadını yollarken delora
kalkmıştır, tam çıkacakken yarı yolda durur ve geri döner, masasına dönmüş olan
latty’i kolundan kendine çevirir ve sıkı sıkı sarılırken latty de içi
titreyerek arkadaşına sarılır “korkuyor musun delora?” “çok.. ama yalnız değilim, biliyorum.. sen de değilsin..” latty bildiğini söylerken arkadaşına biraz daha sarılarak
mırıldanır “ben hiç yalnız olmadım, ama sizi hep yalnız bıraktım..” delora ayrılır ve genç kadının kısacık saçlarını düzeltirken
gülümser “bizi bırakıp gittiğin için biz bu kadar büyüdük..” “şimdi de siz mi beni bırakıp gideceksiniz?” delora güler “o kadar kolay değil, biz tependeyken büyüyeceksin sen, ama sırf
azıcık kolaylık olsun diye arada bayılırım, söz..” latty bayılmamasını söyleyerek tekrar deloraya sarılırken genç kadın
da ona tutunur “colm’u yakalamam lazım..” “sonra yakalarsın..” “odanda bile yalnız kalamıyorsun, nasıl büyüyeceğiz o zaman..” latty gülümseyerek onu iterken delora heheler ve arkasını dönerek odadan çıkarken latty iç çekerek boş
odaya bakar, duvarlar şeffaf değil, hiçbir yer görünmüyorken genç kadın bir an
rahatsız olduğunu hisseder ve o da odadan çıkarak bir tur atmaya karar verirken
kapı onun arkasından kapandığında kraliçenin dört duvar ofisi yalnız
kalıyordur.. “hey..yüzün iyi mi?” ewan burnunu tutarken kaşlarını çatar “hala yakışıklıyım..sanırım..” latty gülümserken yürümeye devam ediyordur, ewan da onun yanında
yürüyorken genç kadın kapısı açık olan ofislerden şöyle bir bakıp sıradakine
geçiyordur, ewan sorar “ne yapıyorsun?” “izliyorum..” ewan da onun baktığı yerlere bakarken kıranlar ofislerinde sohbet
ediyor, oreon’dan pek bir farkları yokken latty sıradaki ofise geçmiştir, ewan
da onunla beraber cuslov’un kapısının önünde dururken aralık kapıdan genç
kadının masası görünüyordur, biraz sonra cuslov gelerek koltuğuna oturur ve
arkasına yaslanarak gözlerini kapatırken latty iç çeker, ewan ona bakıyorken
ikisi de tekrar koridora döndüklerinde genç adam sorar “ne oldu?” “çok şey oldu ewan ve ben farkında değildim..” ewan onu dinliyorken latty devam eder “delora korkuyor, cuslov çok yalnız, sienna çok güvensiz, sen
etrafında neler döndüğünü bilmiyorsun, conrad çok sabırsız, ben de çok toyum..” ewan peki diyerek
yürümeye devam ediyorken latty sanki kendi kendine konuşuyordur “her şeyi takip etmem gerekiyor, izlemem gerekiyor, sana git
ordularını yönet dediğimde aslında benim senin yönetişini izlemem gerekiyor-“ “yapacak başka işlerin yok mu-“ “yok. Olmaması lazım, annem böyle mi yapıyordu? Sen
hatırlarsın..” ewan ellerini kaldırarak bilmediğini söylüyorken ekler “ben devamlı izlenen taraf olduğum için bilmiyor olabilirim-“ “ama bak izlendiğini biliyorsun!” latty parmaklarını şıklatır “benim de diğerlerini izlediğimin bilinmesi gerek, mesela cuslov
yalnız olmamalı, ben onu görebilmeliyim, yalnız olduğunda o da benim orada
olduğumu bilmeli, ama beni korumak için çabalamamalı, anlıyor musun?” ewan zaten suratına iki yumruk yemiş, conrad’ı azarlamış, burnu
da hala acıyorken şöyle böyle başını sallar, latty geri dönerek koridorda
ikinci turunu atıyorken bu sefer açık kapılardan içeri girmeye karar vermiştir,
ewan gözlerini devirerek onu takip eder.. Latty ewan’ı ofislerin birinde bırakmış, kendisi çıkıp başka
izlenmesi gereken bir adamı arıyorken kapısı sıkı sıkı kapalı olan ofisin önüne
geldiğinde kapıya vurur, içerden sert bir girin duyulurken latty kapıyı açar ve
conrad’ın ofisine girerken genç adam odasının sol duvarındaki dijital haritanın
önünde telefonla konuşuyor, latty’i gördükten sonra tekrar önüne dönerken genç
kadın kapıyı kapatır.. SOUNDTRACK BETHANY JOY - HALO “..olduğu gibi kalsın, raporların bir kopyasının kaptan crash’e
gittiğinden emin olun.” ve conrad telefonu kapatırken latty genç adamın masasına
dayanmış, onu izliyordur “konuşabilir miyiz?” conrad ona bakmadan masadaki kağıtları karıştırırken elini
sallayarak konuşmasına izin verir, latty onun salladığı eli tutarak indirirken
conrad kaşlarını çatarak ona bakar “sen de mi bana yerimi hatırlatacaksın-“ ama genç adamın lafı latty’nin dudaklarıyla kesilirken elinin
altındaki kağıtları buruşturur... latty genç adamın yüzünü tutarak ayrılırken mırıldanır “ewan’ı patakladığın için ödül değil..” conrad ödül falan anlamıyor, genç kadının gözlerine bakıyorken
latty bakışlarını indirerek genç adamın buruşturduğu kağıtlara bakar “ewan neler olduğunu anlattı, kendi açısından, senin açından..” conrad adamın gerçekten kafayı yediğine artık emin olmuşken latty
kağıtları düzelterek diğer tarafa koyuyordur, konuşur “ewan’ın söylediği şeyi ben de sevinçle karşılamadım, ama
suratına tokadı da basmadım. Birincisi, sen zaten yeteri kadar canını
yakmışsın, ikincisi, haklı..” conrad iç çekerek arkasını döner ve ekranın önüne geçerek en
azından konuşmayan noktaları izlerken kollarını kavuşturur, latty de kağıtları
bırakarak onun yanına geçerken genç adamın koluna elini koyar “korunmaya ihtiyacım var, evet.. ama etrafımda beni bütün her şeyden ayıracak bir küre
istemiyorum. Benim de incinmeye ihtiyacım var conrad, herkes gibi, senin gibi..başımın üstündeki hareyi
kırmam gerek..” conrad dönerek genç kadına bakarken latty gülümser “hepimiz normal insanlarız, en azından masadakilere göre..
Hiçbirimiz iblis, vampir ya da tanrıça değiliz. Mükemmel değiliz, hele ben, hiç
değilim. İşim ne kadar zor görünse de en azından tanrıça olmadığıma
şükrediyorum, o zaman gerçekten kusursuz olmam gerekecekti, yarın güneş doğacak
her şey çok güzel olacak dediğimde yapmam gerekecekti, ki onlar yapabilirler,
belki.. ama ben hata yapabilirim, yaptığım zaman biri beni düzeltebilir, bu
ewan ya da james olabilir, ya da sen.. onların söyledikleri arasında doğruyla
yanlışı ayırt edemez olduğumda, işte o zaman gelip birilerinin suratını
dağıtman gerekebilir, ama bu ewan olmamalı, ya da james- gerçi o olamaz..” conrad da kaşlarını kaldırarak başını sallıyorken latty güler “öğreniyorum conrad, büyüyorum, annem ya da babam yanımda olmuş
olsaydı daha çabuk büyürdüm belki, kim bilir, ama yalnızım ve birinin bana
gerçekten hatalarımı söylemesi gerekiyor..” “james’i baban gibi mi görüyorsun?” latty gülerek başını eğerken conrad onun saçlarını izliyordur,
latty tekrar başını kaldırdığında genç adam kollarını indirir ve ona döner “az önceki öpücük ne içindi?” latty’nin gülümsemesi solarken genç kadın dudağını ısırarak
conradı izliyordur, cevap verir “şimdilik bilmiyorum, onu da öğrendiğimde gelir söylerim..” conrad kaşını kaldırırken latty gülümser, genç adam gözlerini
devirerek tekrar haritasına dönerken latty de onunla beraber önüne döner ve
yanıp sönen noktalara bakarken ikisi de sessizdir..
SOUNDTRACK TIMBALAND & JUSTIN TIMBERLAKE & JAY-Z – LAFF’ AT THEM “daha ne kadar kendimi tutacağım?!” “bir kapı daha-“ ve loret o kapıyı
açar, merkez masa kısmına girerlerken kapı kapanır, ares sorar “artık patlayabilir miyim?” loret
buyrun derken ares kükrer “neresi burası?! bunlar kim? tüyü
bitmemiş hormonu coşuk komutanlar karşımda, genç kız kraliçeler orda burda,
artık evreni çocuklara mı verdik? öyleyse dünyayı lance’e verin, sizden daha
iyi yönetir!” james yüzünü buruştururken ares ona
döner, sorar “neler oluyor? neden burdasınız? niye
her yerde boyut kilidi var? çocuklar neden bizi görünce üstümüze atladılar?” “sevgilerinden?” “çocuklar beni sevmez!” james gülümserken ares şiddetle
reddeder, devam eder “lorelai neden bayıldı james, cevap ver.” james iç çekerken diğerlerine döner,
gitmelerini işaret ederken lorelai da azad olur, hepsi büyük, ortak köprü gibi
düzenlenmiş alanda masa seçerken james mırıldanır “lenartada bir virüs var..” “ne güzel, öldürün?” “öldüremiyorlar.. ne olduğunu
bilmiyorlar..” “sen mi bulacaksın?” james elleri
belinde, mırıldanır “yapabilirsem neden olmasın.. ama
süper doktor olduğum günler geride kaldı, buradakiler benden çok şey
biliyorlar-“ “bazen basit bilgiler anahtardır..
problem neymiş? ayrıca madem burası bu kadar süper bir gezegen, neden daha önce
ayak basmadım? kıymetliler mi var burda?” james hayır derken klonlar var der, aresin yüzü kararırken james
ona bakar.. “hepsini öldür-“ “hayır-“ “hepsini öldür james-“ “hayır ares-“ “neden?! ne değerleri var ki? hepsi
önceki hayatların birer kopyası, evrende olmaması gereken şeyler, her hayat
yaşanır ve biter, evrensel dengeyle oynuyorsunuz, ve bak, sonunda
hastalanıyorlar!” james iç çekerken cevaplar “inan, klonlar şu kadar umrumda
değil.. isterse hepsi ölsün.. haklısın, ben de onları olması gereken şeyler
olarak görmüyorum, ancak olmak zorundalar.. evrende çok canlı var ares, burada
hepsi hakkında araştırma yapılıyor, bu virüs her ne haltsa evrene yayılırsa ne
yaparız? klonlar güçlü bünyelerle var edilirken hasta oluyorlar, insanlarıma
dokunursa neler olur bilmiyorum bile..” ares ona bakarken mırıldanır “tedavi için canlı tutuyorsun..” “elbette..
ben de öncelikli olarak evrendaşlarım için çalışıyorum, insanlar için, gerçek
iblisler için..” ares peki derken sonra konuşur “eğer karıma dokunurlarsa-“ “parmaklarını kırarsın tamam-“ “hayır, kafalarını kopartırım..
lorelai tam insanlardan bile etkileniyor, beyni oluşmamış salak oluşumlar onu
mahveder..” james ilerde kardeşiyle konuşan
tanrıçayı izlerken bir şey söylemez.. hepsi mırıl mırıl konuşuyor, masa
seçiyorken birden kapılardan biri kendiliğinden açılır, gerideki biriyle
konuşan siyah saçlı, uzun boylu bir kadın içeri girer, gözler kısılır, kaşlar
çatılırken kadın eli kapıda, görevliyi onaylar, sonra ortak köprüye girerken ona bakan gözleri görür, konuşur “merhaba, ben profesör rebecca storm,
profesör marque biraz dinlenmeye çekildi, o sırada sizinle ben ilgileneceğim,
ve evet, ilgilenilmeniz gerekiyor, bir çok kuralı bilmiyorsunuz.. masalarınızı
seçtiniz mi?” herkes genç ve güzel kadına bakarken
kadın da onlara bakıyordur, mırıldanır “farklı bir dil mi konuşuyorum?” hepsi toparlanırken james aresi
bırakarak o tarafa gelir, konuşur “miss storm-“ “profesör
storm-“ “profesör storm, siz-“ genç kadın
başını sallarken onaylar “evet, klonum..” normanın gözleri
büyürken kate de kadını bir süzer, genç kadın diğerlerine bakarak durumunu
açıklar “masa benim klon olduğumu biliyor..” james
evet biliyor derken rebecca ona döner, kahverengi gözleri ona bakıyor,
mırıldanır “ama masa görünce problem mi oluyor?” james hafifçe gülümserken cevaplar “ekibimi mazur görün profesör storm,
onları bilgilendirmedim..” james diğerlerine döner, konuşur “çocuklar, bu profesör storm, kendisi
klon genetiği ve kolonize yaşam profesörü.. ayrıca merkez masanın ilk ve tek
klon temsilcisi.. çok başarılı, çok zeki bir hanım, ve profesör marque’nin de
ortağı..” hepsi hım şeklinde bakıyorken james genç kadına döner, konuşur “emrinizdeyiz profesör..” “güzel.. masalarınızı seçtiniz mi,
tekrar sormayacağım..” hepsi bir masaya koşarken rebecca
storm bekler.. rebecca herkesin bir masada oturduğunu
görürken güzel diyerek ayakta, hepsi ona bakıyor, konuşur “bundan sonra bu masalardan
sorumlusunuz, ve sorumlusunuz baylar bayanlar, lütfen masanın sağ üst
köşesindeki siyah hazneye sağ elinizi bastırın-“ eller bastırılır, ışıklar
yanar, rebecca konuşur “o masadaki bilgisayarlar ve
telefonlar bundan sonra bu kişinin ellerine çalışacak..” millet birbirine bakarken rebecca
devam eder “burası bir klon genetik araştırması
binası, klon olduğunu bile bilmeyen görevlilerimiz var, kimseyi durdurup sen
klon musun diye sormayacaksınız, her çalışanımız kendini biliyor ya da
bilmiyor, bunlar sizi ilgilendirmez, hepsinin performansı en iyidir, ve
görevlerini yaparlar, sizi ilgilendiren kısım bu.. aranızda klonfobik olan var
mı?” kaşlar çatılırken rebecca açıklar “klonlardan korkuyor musunuz? yaratık
gibi görüyor musunuz? klonlar insan mı sizce, yaratık mı?” ares düşüncesini gayet belli ediyorken
masa falan seçmemiştir doğal olarak, rebecca da zaten ona bakmıyorken konuşur “klon fobiniz varsa senor şimdiden sizi
göndermeli, çünkü klonlarla içli dışlı olacaksınız ,hastalarımız ve
programlarımız klonlara göre.. günlerimiz ve gecelerimiz onlara göre..
işlemlerimiz ve deneylerimiz onlara göre.. deney demişken, her kapıyı açıp
içeri giremezsiniz, birkaçınızın yetkisi burdaki her kapıyı açıyor, ama
kapıları vurmadan içeri girmeyeceksiniz..” pierce sessiz, james’e bakarken james
sakindir, rebecca devam eder “bilmediğiniz şeylere
dokunmayacaksınız, kahramanlık yapmayacaksınız.. burası masa değil, burası bir
enstitü, burada başkanlar değil profesörler ipleri çeker, üst lobide başkanlar
konuşur..” james cevap vermezken rebecca başını
sallar, konuşur “güzel.. bilgisayarlarınıza masadan
datalar aktarıldı, teknik bir problemde bana danışabilirsiniz..” herkes olur derken rebecca dönerek
kendi masasına gider, kafalar birbirine dönerken norman genç masa düzeninde
oturmuş ortama bakarak konuşur “lise gibiyiz, herkesin sırası
belli..” kate gülümserken kahverengi saçlarını
kalemle toplar, bilgisayarını açarken bir an sonra hepsi aynı hareketi yapar.. bir süre sonra rebecca dışarı çıkar,
meclis derhal fiskosa başlarken myra iskemlesini kocasının yanına ittirir,
sorar “kraliçe nasıl?” ilerdeki opal de başını kaldırarak
onlara bakarken james kulakların onda olduğunu biliyor, cevaplar “iyi.. toy, deneyimsiz, kendine
güvensiz ve acemi, ama iyi.. istekli..” norman yandı o zaman derken james
mırıldanır “hem de ne yanmak.. gerekirse sarayını
birbirine katacağım, ama o kızı kraliçe olarak bırakmam lazım.. yoksa kraliyeti
ele geçirip justine veririm..” justin ona bakarken mırıldanır “sen olmasan genişleyemeyeceğim
zaten..” james gülümserken justin güler.. “eidan çok tatlı.. çok hevesli, ya da
ben onu heveslendiriyorum-“ “sen onu heveslendiriyorsun tatlım..”
myra gülümserken cevaplar “sonunda bir erkek bana da tapıyor..
belki de seni kıskandırmalıyız.. eidana beni öpmesini söylersem reddetmez
sanırım..” “kalp krizi geçirmezse, öper..” myra gülerken james de gülümsüyor,
kalemini çevirerek konuşur “lattynin çevresindekiler beni
düşündürüyor.. kızı o kadar korumuşlar ki, nefes alsa haberleri oluyor..” “sen nefes alınca da haberimiz
oluyor-“ “ama ben evren başkanıyım.. ve siz
yokken oraya geldim..” myra onun gömleğinin yakasını
düzeltiyorken uzanarak boynundan öper, james gözlerini kapatarak çenesini ona
dayarken mırıldanır “mirandayla barıştım..” karısı
mmlarken james devam eder “eğer bu işi halledip dönersem her
şeyi konuşacakmışız..” “dönemezsen?” “beni öldürecekmiş.. senoru öldüren
kız olarak tarihe geçmek süper olurmuş..” myra gülerken james de gülümser.. SOUNDTRACK TONIC – CASUAL AFFAIR “landon, dugan sınırından geçiyorsun?!” genç adam bildiğini söyleyerek devam ederken carter arka koltukta
sıkıştığı bir arada konuşur “landon ve elle mi
diyoruz, yoksa diğer gubidik isimleri mi kullanıyoruz?” melanie genç adama bir bakış atarken carter ne var,
karıştırıyorum diyordur, öndeki edaline etrafına bakıyorken konuşur “hangisini isterseniz kullanın..” “elle ve landon’ı kullanıyorum o zaman..” melanie zaten sürekli elle ve landon diye çığlık atıyorken onun
için bir sorun yoktur, ian fikir beyan etmiyorken delia başını genç adamın
omzuna yaslamış, yüzünü tutarak saatlerdir gittikleri yolda artık soru sormayı
bırakmıştır, bryce ise sadece pencereden dışarı bakıyordur... “hayatımda buraya hiç gelmedim, gelmek de istemedim, ne işimiz
var burada?” melanie durdukları kırık dökük benzin istasyonunda etrafına
bakıyorken elle arabadan çıkmış, açık mı değil mi belli olmayan markete doğru
yürüyordur, landon diğerleri de çıktıktan sonra arabayı kapatırken yola doğru
bakar ama gözün görebildiği kadar uzakta kimse görünmüyorken elle marketin
kapısından onları çağırıyordur, grup halinde o tarafa gidilirken genç kadın
içeri döner ve raflardan yiyecek bir şeyler alıp, küçük buzluktan da bir kap
dondurma alır ve tezgahtaki adamın önüne koyarak cebinden para çıkartır, içeri
giren carter dondurmayı görünce kaşlarını çatarken elle para üstünü alırken
dondurma kabını delia’ya uzatır “yanağın için, şişmesin..” delia teşekkür ederek alır ve buz gibi kabı yanağına korka korka
bastırırken elle tezgahtaki adamın onlara ters ters bakarak yedi saatte
doldurduğu torbayı alır ve teşekkür ederek herkesi tekrar dışarı yollarken
carter o zaman neden içeri girdiklerini soruyordur, melanie koluna vurduğunda
susar.. “dugan’daki merkeze gitsek?” millet arabayı masa olarak kullanıyorken delia dondurma kabını
çevirerek cevaplar “gideriz gitmesine de ne kimliğim yanımda, ne telefonum,
dövülerek uzaklaştırıldım..” “kendine özel bir kokun falan yok mu, sadece kimliğe mi kaldı
işimiz?” delia dondurma kabının üstünden carter’a bakıyorken genç adam
ellerini kaldırır “7000lerde yaşıyoruz ama hala kimliğin yoksa bir halt
yapamıyorsun, ne anladım ben bu işten..” “dugan’da yapamıyorsun.
Adamların her şeyi suç, dalavere.. özel kokum olsa onu da yaratıp merkeze
girerler, o yüzden sadece kimlikleri kullanıyoruz..” “onların da sahtesi yok mu?” “düşün artık..” carter düşünürken bir
tane daha cipsi ağzına atar, bryce önüne konulmuş pakede bakıyorken soru
sormaktan da korkuyordur artık, herkes ne yapıyorsa o da onu yaparak pakedi
açar ve içindeki sarı ve yamuk yuvarlaklardan biri alıp ağzına atarken ian
dönerek ona bakar, kendi kendine yiyebildiğini görünce tekrar önüne dönerken
bryce bir an onun bakışlarıyla çiğnemesini durdurur, sonra başını pakede eğerek
yemeye devam ederken melanie en azından denemeleri gerektiğini söylüyordur,
merkeze gitmeye karar verilir.. “delialona regan..” merkez’in kapı girişindeki görevli genç kadının şöyle bir
süzerken tabii ki beğenmez “kimlik..” delialona işte başlıyoruz diyerek eğilip bükülmeye, kem kümlerle
olayı anlatmaya başlarken görevli başını iki yana sallayarak elini kaldırır “hikaye değil bayan, kimlik..” delia yüzünü buruşturarak arkasındakilere bakarken görevli çoktan
aralarındaki mikrofonu kapatmıştır, genç kız çaresiz, uzaklaşırken herkes iç
çekerek etrafına bakıyor, bir çıkış yolu düşünüyordur.. “sonra da hedefleri patlattık..” kate
kaşını kaldırırken norman mırıldanır “ben çocuklu bir adamım..” “olabilir.. karın yok..” norman sen
varsın derken john ordan geçiyor, konuşur “hamster, şunları alabilir miyim-“ ve
post-itleri alıp gider, norman gözlerini devirirken kate gülüyor, hala mı
hamster diyordur, norman iç çekerken sydney bir masaya kalçasını gömer, herkes
hiilerken genç kadın kalçasını ovarak iyi olduğunu söyler, yönlere
alışamamıştır, michael ona bakıyordur, sydney gülümser ve poposunu ovmaya devam
ederken genç adamın ovmayı tercih ettiği açıktır ama sydney orda durmasını
belirtirken dosyalarını açar.. opal dirsekleri masada, parmakları
şakaklarında, satırları okuyorken omuzlarını sıkan ele gevşer, terbiyesiz
şeyler söylemek isterken pierce mırıldanır “stajer gibisiniz miss gordon.. ortak
bir katta, ofisiniz yok..” opal gülümserken cevaplar “sen de patronuna asılan office-boy
gibisin.. yatağım maaşına zam getirmez..” brian ilerde çocuk var derken pierce
gülüyor, opalin yanına oturarak konuşur “cuslov artık daha iyi olacak mı? ruhu
gayet sönüktü..” opal bilmiyorum derken mırıldanır “kimse onun çöktüğünü fark etmiyorsa,
biraz görüş problemleri var demektir..” “benim çöktüğümü de görmemiştin..” “julian, senin çöküşünü görmemem için
ölmem lazım.. kanım akmıyordu resmen, ama yine de yanımdaydın, o apayrı..” naunet ilerde ıslık çalarken opal
gülümser, pierce mırıldanır “calis oraların pierce’ı gibi
duruyor.. bir gözü hep cuslovda..” opal gülümserken ona uzanır, ikisi yüz
yüze dururken genç kadın fısıldar “pierce’ın bir gözü de hep opalde..” pierce ona gülümserken koyu mavi
gözleri opaldedir, opal de gülümserken ikisi işe dönerler.. damien telefonu kapatmış, george’a ilerlerken
birden biri onu saçlarından yakalayıp döndürür, genç adam kendini charlize
garagasla dudak dudağa bulurken aklını kaybeder, geride bir şeyler düşer,
charlizeler duyulur, damien ona eğilen açık havayla orada donar, dudakları
örtülürken genç adamın elindeki kalemler yere düşer, damien onların düştüğünü
duyarken parmaklarını hissedemez, ama geri itilirken duvara dayanır, genç ve
yanan bir beden ona dayanırken damien günahı hisseder, ama umrunda değil, açık
havaya muhtaç, elini yumuşak bir şeye daldırır ve parmaklarıyla kenetlerken
ağzını açar, bir an sonra ağzı dolu olmasına rağmen nefes alabilirken kalbi
deli gibi çarpıyor, inler, o anda charlize geri çekilir ve onu orda bırakıp
dönerken damien onları izleyen şoke olmuş grubu görür, göğsü inip kalkıyor,
ağzını kapatırken sydney ona ilerleyip genç adamı tutar, charlize normandan su
alırken antonio iç çeker.. “hayır ben artık mantık aramayı da
bıraktım, charlize öptü mü, öper diyeceğim..” charlize aferin derken james hala
mantıklıdır, sorar “neden öptün adamı?!” charlize omuzlarını silkerken ona
döner, cevaplar “kontrol ettim.. o mu diye..” norman
da kontrol edilmek isterken james feryat eder “ordu başkanım nasıl o olmayacak
pardon?! esas gidip öbür takımı kontrol etmen gerekmiyor mu?!” charlize doğru derken lorelai o tarafa
gelerek sorar “ben sarışını kontrol edebilir miyim?” hepsi ona dönerek ‘HAYIR!’ derken lorelai somurtur, kocası gülerken onu sarıp sorar “hangi sarışın tatlım?” “hafızasını kaybeden, korkan bir tane
var.. o..” ares ona arkasından sarılmış,
yanağından öperek konuşur “çok istiyorsan getiririm..” lorelai
gülümser, ares de gülümserken james kusmak ister, charlize’i itip akıl fikir
almak için opale gider.. “hani geçmişinde klon var ya, ondan..” damien anladığını belirtirken sydney
gülümser, onun saçlarını düzeltirken mırıldanır “beni de öyle şiddetli öptün mü hiç
merak ediyorum, o sırada aklım başımda olmuyordu..” damien hafifçe gülümserken michael
nerelerde bakınır- “odasına gitti..” damien ona dönerken
sydney gülümsüyor, cevaplar “michaella iyiyiz, ama görmek biraz
garip yaptı..” damien da gülümserken mırıldanır “sizi görmek beni de biraz garip
yapıyordu, ama alıştım..” sydney başını sallarken norman oradan
geçiyor, konuşur “ayrılın ayrılın, oreonlar temiz ve
saf yürekler, bozmayın-“ sydney gülerken onunla beraber odalara gider, damien
bacaklarını çalıştırabildiğini düşünürken tekrar yürümeye başlar.. “bunlar B4 sektöründen gelen son bilgiler miss phedra, başka bir
şeye ihtiyacınız var mı?” livann, hayır teşekkürler diyerek görevliyi yollarken oreon
ofislerinin olduğu kattadır, elindekileri okuyarak yürüyorken sağ tarafındaki
kapıdan çıkan biriyle çarpışır ve başını kaldırıp dorian’ı gördüğünde özür
dileyerek gülümser, dorian hala ona bakıyorken dönerek tekrar odasına girer ve
kapıyı kapatırken livann yüzüne kapanan kapıya bakarak iç çeker ve daha önce
yapmadığı bir şeyi yaparak kapıya vurup açılmasını beklerken içerden ses
gelmiyordur, genç kadın bir daha vurur, yine ses gelmezken livann etrafına
bakar, koridorda kimse olmadığını gördüğünde kapıyı açar ve içeri girerken
içerde dorian bütün sinirleri ayaklanarak kapıya dönüyordur.. SOUNDTRACK WILLIAM JOSEPH – STELLA’S THEME “afedersiniz bay marcell, ama-“ “girmene izin vermedim, çık lütfen-“ “bakın-“ “hiçbir şeye bakmıyorum, çık eden..” dorian ağzından çıkan isimle gözlerini kapatırken livann genç
adamı izliyordur, derin bir nefes alarak konuşur “bakın, ben her şey olabilirim, ama aptal değilim. Sizinle bir
problemimiz olduğu açık, neden benden kaçtığınızı söylerseniz-“ “söylemek istemediğim için kaçtığımı anlamıyorsan o kadar da
akıllı değilsin demektir-“ “eden kim?” dorian önünde duran genç kadına bakarken o bilmiyor olabilirdir,
ama eden’ın ta kendisidir.. “hiç kimse.. yapacak işlerin olmalı-“ “sevdiğiniz biri miydi?” dorian genç kadının vazgeçmeyeceğini anlamış, en kısa yol
cevapları düşünüyorken başını sallar “evet, sen de ona çok benziyorsun..” “belki de oyumdur..” genç adam işte bununla livann’a gerçekten bakarken genç kadın
gülümser “bilmemem gerekiyor, değil mi?” dorian başını sallarken livann yavaşça yürüyerek ofisteki boş
iskemlelerin birine oturur, elindeki kağıtları dizlerinin üzerine koyarken
dorian’a bakar “aptal olmadığımı söylemiştim bay marcell. Yıllardır lenarta’da
çalışıyorum, elimden bir sürü acil durum raporu geçti. Daha önce kurallar
yıkılarak bir çok klon geçmiş hayatındaki kimliğini öğrendi, ben de sadece
tahmin ediyordum..” dorian tetikte, sanki genç kadın öğrendiği anda bir şeyleri
bozularak ölecekmiş gibi geliyorken livann yine gülümser-tanrı aşkına aynı gülümseme- “merak etmeyin, bildiğim için bir anda devrelerim şaşıp
ölmeyeceğim. Ben de insanım, içimde satırlarca kod yok, düşünebiliyorum, karar
verebiliyorum-“ “biliyorum..” “öyleyse?” “öyleyse bir şey yok.. eden sevdiğim biriydi, sen de ona
benziyorsun ve bu beni rahatsız ediyor, o yüzden senden kaçıyorum..” “kaçmak zor değil mi, her an etrafta dolaşıyorum?” dorian buna cevap vermezken livann iç çekerek daha fazla
üstelememesi gerektiğini anlamış, elindeki kağıtlarla kalkar ve kapıya giderken
dönerek dorian’a bakar “eden için üzüldüm bay marcell, kendisiyle ilgili hiçbir şey
hatırlamıyorum, ama sizin gibi bir adam tarafından sevildiği için çok şanslı
bir kadın olsa gerek..” dorian’ın bütün dünyası tekrar tekrar, tekrar tekrar yıkılıyorken livann genç adama iyi çalışmalar
dileyerek odadan çıkarken dorian yumruğunu dudaklarına bastırarak gözlerini
kapatır.. “eidan, andrea’nin nerede olduğu hakkında bir bilgin var mı?” eidan ve vien, vien’in ofisinde oturuyorken eidan kapıdaki
wuslaya dönerek cevaplar “bizim ortak ofistedir, ben en son orada bırakmıştım.. ya da
scott’ın yanındadır..” wusla tamam diyerek teşekkür eder ve kapıyı kapatıp yoluna devam
ederken ortak ofise geldiğinde kapıyı tıklatır ve cevap beklemeden açıp içeri
girerken boş bir ofisle karşılacağına neden bu kadar emin olduğunu bilmiyor,
dorian’ı görünce bir an afallar, genç adam olduğu yerde arkasını dönerek ona
bakarken wusla etrafa bakar “andrea’yı arıyordum..” dorian andrea nerede bilmiyor, ama dönerek kapıdaki genç kadına
ilerlerken wusla biraz sonra belinden tutularak kapıdan çekilir ve dudakları
örtülerek gözleri kapanırken arkadaki kapı sakin bir sesle kapanıyordur.. wusla dorian’ın yüzünü tutuyor, ikisi öpüşüyorken dorian
ayrılarak yavaşça açılan kahverengi gözlere bakar “işe yaramıyor..” wusla neyin işe yaramadığını sorarken dorian yalnızlık diyordur,
genç kadın onun siyah saçlarını iterek yüzüne bakarken tekrar dudaklarına
uzanır ve ikisi sarılarak öpüşürken andrea’nın nerede olduğu artık o kadar da
önemli değildir.. “colm-colm nerede?” ofisteki görevli bilmediğini söylüyorken delora iyi, peki diyerek
çıkar ve arkasını döndüğü anda genç adamı görürken gülümser “ben de seni arıyordum..” “buldun o zaman, gel.. iyi misin?” delora biraz midesinin bulandığını söylerken onun nasıl olduğunu
sorar, colm görevliye teşekkür ederek yollarken bilgisayarına bakıyordur,
cevaplar “jason’ın sorularına cevap vermek için tekrar bulmaca çözmeye
başladım..” “nasıl yakışıklı bir adam..” colm genç kadına bir bakış atarken delora iç çekerek gülümser,
sonra ne sormak için geldiğini hatırlar ve genç adamın koltuğuna oturarak
kendini döndürürken sorar “büyük bir şey unutmuş gibiyim.. latty’e sordum, bilmediğini
söyledi.. o bilmiyorsa ancak sen biliyorsundur..” colm bir anda taş kestiğini hissederken delora da onun yay gibi
gerildiğini görmüş, koltuğu yaklaştırarak yüzüne bakar “var, değil mi? Söyle.. çabuk söyle, yoksa kendimi affetmem,
söyle ve bitsin..” colm dönerek deloranın telaşlı gözlerine bakar “emin misin?” delora şiddetle başını sallarken eminim diyordur, genç adamın
koluna tutunur “içimi kemiriyor colm..” “biz nişanlıydık..” delora gözleri büyüyerek genç adama bakarken colm ona bir kaç
saniye veriyordur.. SOUNDTRACK WESTLIFE – TO BE LOVED “ne-nişan-ne?” colm başını sallar ve doğrularak cebinden yüzüğü çıkarmaya
yeltenir ama delora telaşla onun elini durdurur “dur! Önce anlat, nasıl olduğunu anlat, hatırlamam lazım colm-ve
neden kimse bilmiyor-anlat!” colm peki diyerek elini çıkarır ve deloranın önüne masaya
otururken genç kadın heyecan, korku ve aşkla dolu, elleri titreyerek genç
adamın dizlerini tutar, colm gülümserken delora hadi diyordur, colm anlatmaya
başlar “samanyolundaydık-“ “tanrım..” “izin verecek misin?” delora elini sallayarak genç adamın dizlerine vurur “peki, hadi devam et..” “sen tam, burayı asla unutmam artık diyip dışarı bakıyordun,
sonra tam önüne dönmüş etini keserken ben kutuyu çıkarıp açtım-“ “adisin! aman tanrım colm, neden hemen söylemedin-“ “daha kaç saat oldu delora-“ “fark etmez!” ve genç kadın oturduğu yerden kalkarak colm’un üzerine atlarken
genç adam gülerek onu tutar, ikisi öpüşüyorken delora gözleri dolmuş,
gülümseyerek alnını genç adamın alnına dayar “yüzüğüm güzel mi?” “korkunç, sarhoşken vermiştim, şimdi o yüzden vermiyorum..” delora gülerek onun omzuna vururken colm cebinden yüzüğü çıkarır
ve ikisinin ortasında tutarken delora dudağını ısırarak rüya gibi parıldayan
yüzüğe bakıyordur, genç adam onun elini alarak yüzüğü ikinci kez takarken
delora onun dudaklarını bularak öper, colm da bütün aşkıyla karşılık veriyorken
genç kadın yine ayrılarak mırıldanır “bu yüzden kimseye söylemedim, değil mi? Unutursam kocaman bir
olay olmasın diye..” colm başını sallar “itiraf etmedin, ama öyle olmalı..” delora iç çekerken biraz daha çekilerek colm’un yakışıklı yüzünü
izler “ne zaman evleneceğiz?” “yarın?” “olmaz, daha en az bir ay gelinlik seçmem lazım ve karantina var,
venüse gitmek istiyorum ben..” “masadakilere söyleriz, açarlar..” “jason’a söyleyelim..” colm gözlerini devirirken delora gülerek nişanlısının dudaklarına
uzanıyordur, ikisi usulca öpüşürken delora yine hafifliyordur.. |