![]() SOUNDTRACK ASHLEY PARKER ANGEL – I’M BETTER Oreon.. “ian deli misin sen?! Nerede yaşayacak bu kız, kim bakacak, daha
yorganı bilmiyor-TRAFİK IŞIĞI BİLMİYOR, YOLLARDA YÜRÜRKEN ÖLECEK! tanrım,
carter su getir..” carter zaten artık o odadan çıkmak istiyor, su getirmeye giderken
onun açtığı kapıdan delialona giriyordur, carter arkadakileri göstererek
kaçarken melanie delia’yı gördüğü anda ayağa fırlar “ne biçim terkettiysen çocuğu, aklını kaçırdı!” ian gözlerini devirirken sinirlerine hakim olmaya çalışıyordur,
delia ona bakarak gözleriyle ne olduğunu sorarken ian melanie’yi işaret eder,
işaret edilen melanie hala konuşuyorken sinir harbi geçiriyordur “hayır anlıyorum, yardımseversin,
iyi niyetlisin de arkadaşım neden klon evlat ediniyorsun-“ “evladım değil o benim melanie-“ “oyuncağın-“ “melanie yeter!” melanie tak diye susarken delia da şokla ian’a bakıyordur, genç
adam yerinden kalkar ve melanie’ye bakar “bu konu hakkında bana ya da bryce’a tek bir kırıcı kelime daha
edersen ben senin kalbini daha çok kırarım melanie..” genç kız kaşlarını çatarken yutkunur, ian delia’ya döner “melanie sana olanları anlatır, benim gidip bryce’ı almam
gerekiyor..” delia sadece başını sallarken ian çıktıktan sonra kapı kapandığı
anda detaylı bir açıklama için melanie’ye döner... ian bryce’ın içerde beklediği odaya girerken genç kız onu
gördüğünde ayağa fırlar “gidiyor muyuz?” ian başını sallarken bryce rahatlayarak yine genç adamın elini
tutar, ian odanın diğer kapısında bekleyen hemşireye teşekkür eder ve tekrar
bryce’a dönerken genç kız hemşirenin gidişini izliyordur, ian sorar “iyi misin?” bryce’ın yeşil gözleri ona döndüğünde genç kız başını sallar “bundan sonra seninle kalacakmışım..” “evet bryce, bir süre beraber yaşayacağız, ama senden istediğim
bir şey var..” bryce usulca nedir diye sorarken ian cevaplar “ne dersem onu yapacaksın, sana zarar verecek hiçbir şey
istemeyeceğim, ama bu yaşamı bilmiyorsun, kendi kendine zarar vermemen için
beni dinlemen çok önemli, anlaştık mı?” genç kız başını sallar ve anlaştıklarını mırıldanırken ian
gülümser, bryce da genç adamın her şey yolunda olduğunda yaptığı gibi o da
gülümserken ian bir an onun masum ifadesiyle kalakalır, ama hemen ardından
kendini toplarken ikisi el ele, bekleme odasından çıkarlar.. delialona herkesi toparlamış ve hep beraber luplex’e inmişlerken
tekrar kampüse girdiklerinde delia arabayı ian’ın yurdunun önüne park eder, yol
boyunca tek kelime etmemiş olan melanie araba durduğu anda dışarı çıkarken
carter da arkadan çıkarak onu takip eder, iki kapı da kapanırken delia arkasını
döner, bryce genç kızı izliyorken kocaman mavi gözleri olan kız gülümser, sonra
ian’a döner “melanie kötü niyetli değildi ian, ama biliyorsun bazen susmuyor,
sen gidip barışmazsan o senin yanına gelmez, hadi..” ian iç çekerek başını sallar, sonra bryce’a dönerken delia genç
kıza gülümser “bryce ve ben odada oluruz..” bryce bunun üzerine ian’a bakarken genç adam gitmesini
söylüyordur, genç kız tamam diyerek onu dinlerken delialona’ya döner, güzel
isimli kız gülümserken bryce da gülümser.. yarım saat sonra melanie önde olmak üzere ian ve carterla beraber
üç kişi odaya girerken delia ve bryce koltuğa oturmuş, buzdolabındaki her şeyi
masanın üzerine dizmişler, onlar içeri girdiğinde başlarını kaldırarak kapıya
bakarlar, melanie masadaki yiyeceklere bakarak ne yaptıklarını sorar, delia
gülerek cevaplar “bryce ben bir şey alırken ne olduğunu sordu, ben de dolaptaki
her şeyi teker teker çıkardım, öğretiyorum..” melanie haalarken bryce
pakedin yarısı yenmiş olan bir kalıp peynir kaldırır “peynir..” “bu neydi?” bryce peyniri bırarak delialonanın gösterdiği şeye bakar “muz?” delia gülümseyerek hayır der “muz bu bryce, gösterdiğim reçeldi..” bryce ohlarken arkadaki
ian gülümsüyordur, genç kız ona bakıp da gülümsediğini gördüğünde yanlış cevap
vermenin o kadar da kötü bir şey olmadığını anlıyor, bir dahaki sefere
unutmamaya çalışacağına kendine söz veriyordur.. SOUNDTRACK BRITNEY SPEARS – BRAVE NEW GIRL bir süre sonra dünyadaki bütün yemeklerin bir günde
öğrenilemeyeceğine karar verilmiş, sıradaki gündem maddesi bryce’ın görünüşü
olmuşken bunun için melanie genç kızı odasına götürmeyi teklif etmiş, ian önce
itiraz edecekken delia giysileri buraya taşımaktan daha kolay olacağını
söylediğinde kabul etmiştir, bryce zaten ian’ı dinliyordur, kızlarla beraber
giderken şimdi onların odasındaki ortak salonda oturuyor, bu odanın da aynı
şekilde dizayn edildiğini fark ediyorken delialona ve melanie iki ellerinde
birer askıyla odalarından çıkarlar ve tam bryce’ın önünde gelip dururken
melanie sorar “seç bakalım, hangisi daha güzel?” bryce önünde duran rengarenk giysilere bakıyorken o hayatı
boyunca sadece siyah veya beyaz tulumlar giydiği için şimdi gördüğü şeylerin
güzel olup olmadığını bilmiyor, yine kedi yavrusu bakışıyla melanie’ye bakarken
genç kız gözlerini devirir “moda dersi çok sonra, onu anlamak için belli bir hayat tecrübesi
gerekiyor tabii.. bunu giy bryce..” bryce eline verilen askıya bakıyorken melanie de ona bakıyordur,
ikisi bakışmaya devam ediyorken delia elindekileri bırakarak bryce’a elini
uzatır “ben sana yardım ederim bryce hadi gel..” bryce genç kızın elini tutarak onunla beraber gidiyorken delia
onun askıyı bıraktığı görünce dönerek askıyı da alır, bryce onu izliyorken
ikisi delia’nın odasına girip kapıyı kapatır.. delialona ve bryce odadan çıkarken sarışın genç kız üzerindeki
beyaz atleti ve belinden başlayıp aşağıda etek olarak devam eden tulumun
askılarını inceliyor, ayağındaki terlikler neden parmağının arasına giriyor,
onu anlamaya çalışıyorken delia etrafına bakıyordur, melanie artık nereye
kaybolduysa biraz sonra tekrar odaya girerken elindeki torbayı sallar “çok güzel bir şey getirdim..” delia neymiş o derken melanie büyük bir keyifle gülümser ve
torbanın içindeki kızıl saç boyasını çıkarttığında delia gözlerini deviriyor,
bryce onun ne olduğunu soruyordur.. “belki alerjisi vardır melanie, bence yapmayalım..” melanie aldırmıyor, bryce’ın omuzlarına bir havlu sarıyorken boya
kutusunu işaret eder “anti alerjik diyor, olmaz bir şey, hem bu sarı kızı ölü gibi
gösteriyor, şu yüze bak, rengi kaçmış gibi..” bryce yüzü tutularak delia’ya gösterilirken alerjinin ne olduğunu
soruyordur.. “bryce bak, suyu buradan açıyorsun, musluk, bunu yaptığın zaman
şimdi elimde tuttuğum şeyden su gelecek..” delia suyu açar, elindeki duş başlığından su akmaya başlarken bryce
eğilerek başlığa bakar, sonra suyun açıldığı ve adının musluk olduğu şeye
bakar, elini uzatarak suya dokunurken ılıktır, genç kızın hoşuna giderken
gülümser ve başını sallar, delia da gülümserken suyu kapatır, bu sefer küvetin
yanındaki şampuan ve sabunları gösterir “bu şampuan..bununla saçını yıkıyorsun, kapağını açıp eline
dökeceksin, sonra saçlarında köpürteceksin, sonra suyu saçlarına tutarak
durulayacaksın, iki kere bunu yaparsan yeterli olur..” delia kapağı açar, şişeyi eğer ama eline dökmezken bryce yine
anlamıştır, delia devam eder “bu da sabun, bunu da sana verdiğim o renkli süngerin üzerine
dökeceksin, vücudunu yıkayacaksın, köpürtüp duruluyoruz..” bryce onu da anlamışken delia her şeyi yerine bırakarak doğrulur,
bryce onun arkasından küvete girip musluğa uzanırken delia gülerek genç kızın
elini tutar “önce üzerindekileri çıkarman gerek, giysilerinle yıkanamazsın..” bryce ohlarken askıları
omzundan indirmeye başlar, delia yine onun elini tutarken konuşur “yanında başka birisi varken soyunmamalısın bryce, en azından
şimdilik.. ben şimdi çıkacağım, kapıyı kapatacağım, ama kilitlemiyorum, sen de
kilitleme, ben gittikten sonra üzerindekileri çıkarıp suyu açabilirsin, şu
perdeyi çekmeyi unutma, yoksa saçındaki boyalar her yere sıçrar, tamam mı?” bryce tamam diyerek elini saçına götürürken tepesinde toplanan
saçlar pek de güzel kokmayan kırmızı bir renktedir, genç kız eline bulaşan
boyayı parmaklarını birbirine sürterek izlerken delia küvetin hemen yanındaki
askıda duran iki yeşil havluyu gösterir “bunlar havlu..yıkanman bittiğinde bunlardan biriyle saçlarını,
diğeriyle de vücudunu kurulayacaksın..” bryce peki der, delia da tamam diyerek gülümser ve ona iyi
banyolar dileyerek çıkarken kapı kapanır, bryce önündeki küvete, musluğa, şampuan ve sabunlara bakarken bu sefer askısını
indirebilirdir, öyle yapar.. bir kaç saat sonra melanie’nin izniyle ian ve carter odaya
dönmüşken delia onlara kapıyı açmıştır, ian içeri girdiği gibi gözleri bryce’ı
ararken carter içecek bir şeyler için küçük buzdolabına eğiliyordur, banyodan
saç kurutma makinesinin sesi geliyorken ian delia’ya döner “ne yapıyorlar?” “bryce banyo yaptı, ama saç kurutma makinesinden korktuğu için
melanie ona yardım ediyor..” ian ohlarken delia
gülümser “nasıl sevimli bir kız ian, görmen lazım..” “biliyorum, ama çok korkuyor..” carter elindeki kolayı açarken güler “tabii korkacak, kız daha muzla reçeli ayırt edemiyor.. kurutma
makinesini canavar falan sanmıştır..” “canavar nedir onu biliyor mudur ki?” carter doğru derken delia başını sallar, ian gülümserken biraz
sonra makinenin sesi susmuş, banyonun kapısı açılırken içerden melanieyle
beraber, dalga dalga kızıl saçları olan bir bryce çıkar, ian’ın ağzı açılırken
bir şey söyleyemiyordur, carter bir bunun eksik olduğunu söylüyorken bryce onun
ne demek olduğunu bilmiyor, öylece onları izliyorken delia arkadan mutlulukla
şakır “çok güzel olmuş bryce!” genç kız gülümserken melanie onun gözüne giren saçları geri
çekiyordur “çok yakıştı, gözleri çıktı ortaya, değil mi ian?” ian fikir beyan etmiyorken bryce genç adama bakar ve gülümser “ben sevdim.. güneş gibi kırmızı..” melanie kızı o anda severken, delia awwlıyor, carter güneş sarı değil mi diye soruyorken ian ne
diyeceğini bilmiyor, ensesini ovuyordur.. SOUNDTRACK ELISA FEAT. TINA TURNER – TEACH ME AGAIN “ian, portakal suyu
nedir?” genç adam elinde iki tepsi, kafeteryada yemek sırası bekliyorken
bryce eline aldığı bir meyve suyu kutusunu gösteriyordur, ian sağ elindeki
bryce’ın tepsisini genç kıza uzatır “onu da koy, masaya döndüğümüzde anlatırım..” bryce tamam diyerek kutuyu koyar, sıra yavaş yavaş ilerliyorken
genç kız sağ tarafındaki çeşit çeşit kutulara bakıyordur, hiçbirinin ne
olduğunu bilmiyorken iç çeker, ama bir an sonra ayrı bir bölmede duran muzları gördüğünde gülümser ve uzanarak
bir tanesini alırken ian’ın omzuna parmağıyla dokunur, genç adam arkasına
bakarken bryce gülümsüyordur, elindeki muzu gösterir “muz..” ian onun sevincine bakarken içinde bir yer cız eder, bryce muzuna
bakarak gülümsüyorken sıra ian’a gelmiştir, kasadaki kadın onlara sesleniyorken
bryce başını kaldırır, ian da onunla beraber önüne dönerken tepsileri kasanın
yanına bırakır, bryce’ın muzunu da işaret ederek parayı öderken bryce elindeki
sarı meyveyi kokluyordur.. “bunu da şurdaki yuvarlağa batırıyorsun, sonra dudaklarının
arasına sıkıştırıyorsun, ve içine çekerek içiyorsun..” ian kendi kutusundan içerken bryce onu izliyordur, ian onunkini
de hazırlayıp genç kıza uzatır, bryce alırken delia kutuyu işaret ederek
konuşur “gösterdiğin şeylerin adını da söyle ian, mesela o yuvarlağa
batırdığın şeyin adı pipet..” bryce kutudan çıkan uzun şeye bakıyorken pipet diye tekrarlar,
sonra kendinden çıkan sese gülümserken ian neye güldüğünü sorar, bryce ona
döner “pipet, komik duyuluyor.. pipet, pipet.. pi.. pet.. pipet..” melanie de pipet demeye başlarken biraz sonra herkes kendi
kendine pipet diyordur, aslında ne kadar komik olduğunu onlar da anlarken
herkes gülüyordur, bryce da gülümser.. “bu nedir?” “ot..” “bu?” “o da ot bryce..” bryce yerden bir tane daha çimen koparıp yine ian’a gösterir “bu da mı?” ian evet, o da derken
carter konuşur “bütün yeşil şeylerin adı ottur..” melanie hayatında bu kadar yanlış bir bilgi duymadığını
söylüyorken carter yattığı yerden umrumda olmadığını söyleyerek elini
sallıyordur, melanie bryce’a döner ve neyin ot, neyin çiçek ve neyin kurbağa
falan olduğunu anlatırken ian oturduğu yerden karşısında sırtını ağaca yaslamış
delia’ya bakar, genç kız bahçede oturmuş tek tük insanları izliyorken
muhtemelen oradakilerin hepsinin ailesi kendi gezegenlerinde güvendedir, delia
iç çekerken biraz sonra ian onun yanında gelir ve o da sırtını ağaca yaslarken
delia gülümseyerek ona bakar, sonra tekrar önüne dönerken ian ikisinin
ortasında duran küçük sarı bir çiçeği koparır “bunun adı nedir? şimdi görürse sorar..” “sen de ot dersin, değil mi?” ian gülerken delia da gülümser ve çiçeğin adının karahindiba
olduğunu söyler, ian kaşlarını çatarak o ne biçim isim derken delia kızın
olursa adını bu koymazsın diyordur, ian da hiç böyle ismi olan bir insan var mı
merak ediyorken delia dudağını bükerek bilmediğini söylüyordur.. SOUNDTRACK GIORGIA – GOCCE DI MEMORIA Lucian ilaç dolu çantaları edaline’in yurt odasında güvenli bir
yere koymuş, tekrar ortak odaya dönerken televizyon açık, dakika başı uyarılar
geçmeye devam ediyorken koltukların birinde oturmuş edaline elindeki kolyeye
bakıyordur, lucian genç kadının yanına giderek otururken o da onun gibi
eğilerek dirseklerini dizlerine dayar ve kolyeye bakarken edaline mırıldanır “bunu miss myra’ya ulaştıracakmışım..” lucian bir şey söylemiyorken edaline genç adama döner “nasıl yapacağım? Evren karantinasından nasıl geçeceğim, oraya
nasıl gideceğim, bu ilaçları o insanlara nasıl vereceğim lucian? Zaman içinde
oradan oraya atlamak kolay, bir kaç sihirli cümle, puf!” lucian genç kadının yavaş yavaş dolan gözlerini izliyorken
edaline kolyeye bakarak devam eder “yine geçmişteyiz, ama şimdi ben nasıl bütün bana söylenenleri
yapacağım, bilmiyorum, yol bilmiyorum, planım yok, aracım yok, kimsem yok-nasıl
devam edeceğim-” edaline kendini daha fazla tutamamış, cümlesi yarıda kalıp sesi
keslirken ellerini yüzüne kapatarak ağlamaya başlıyor, lucian genç kadına
sarılıp başını göğsüne dayıyor ve edaline ellerini açarak kollarını onun
boynuna dolarken parmaklarının arasından altın kolyeninin zinciri sallanıyordur.. “gidip her şeyi anlatacağız-“ “inanmayacaklar..” “inandırana kadar anlatacağız o zaman edaline, oreon’la ve
dolayısıyla masayla tek bağımız delia..” edaline elinin tersiyle gözlerini silerek oturduğu yerden kalkar
ve televizyonu kapatırken odasına gidiyordur, lucian da onunla beraber
ayaklanmış, takip ederken nereye gittiğini sorar “uyuyacağım-“ “edaline yapma-“ “yorgunum lucian-“ “değilsin, şimdi uyuyacak zaman değil-edaline!” genç adam yüzüne kapanacak olan kapının arasına elini sokar ve
tüm gücüyle iterken edaline sonunda kapıyı bıraktığında lucian genç kadına
bakar “bizi bu hale senin insanlarının fikirleri getirdi, şimdi öylece
gidip uyayacak mısın?!” “sen de suçu bana atıyorsun-“ “ben kimseye suç atmıyorum edaline-bilmiyormuş gibi konuşma,
yalvarırım-“ “istemiyorum..” lucian işte bunun üzerine susarken edaline ona bakıyordur “istemiyorum lucian, bütün her şeyimi kaybettim, çabalayacak bir
şeyim kalmadı, bir nedenim yok, o yüzden istemiyorum-“ lucian onun daha fazla konuşmasına izin vermeden genç kadına bir
adım atar ve yüzünü yakaladığı gibi dudaklarına eğilirken edaline gözlerini
yumarak genç adamın dudaklarını hisseder.. lucian edaline’i çevirerek kapıya yaslar ve genç kadının
dudaklarını yarı zorla, yarı isteyerek aralarken ikisinin tadları birbirine
dokunduğunda edaline genç adamı gömleğinden tutarak biraz daha kendine çeker ve
kapıyla onun arasında sıkışırken lucian başını geri çekerek nefes nefese kalmış
genç kadını izler bir an, yıllardır, yıllardır
bunu yapabilmek için bekliyor, her dokunuşu yasak, her bakışı şimdiye kadar
ceza olmuşken, şimdi edaline uğruna çabalayacak bir şey istiyordur, lucian tek
eliyle genç kadının saçlarını kulağının arkasına atar ve eğilerek tekrar
dudaklarını bulurken edaline kollarını onun boynuna dolayarak başını biraz daha
ona kaldırır.. “inanmayacaklar..” “denemeden bilemeyiz, tüpü unutmadın değil mi?” edaline cebinden çıkardığı ilaç dolu tüpü gösterir, lucian güzel
diyerek başını sallarken önlerinde durdukları kapıya döner ve sakince vurarak
açılmasını beklerken edaline tüpü tekrar cebine koyarak derin bir nefes
alıyordur.. “ah hey, landon.. elle?” landon ve elle gülümserken delialona kapıyı biraz daha açarak
onları içeri davet eder “gelin, biz de tam filmi başlatıyorduk..” landon öyle mi diyerek içeri girerken elle hangi film olduğunu
soruyordur, melanie Jüpiter’de Son Dans
olduğunu söylerkern carter ecartes’de son
nefes’in şu andaki felaket ortamına daha uygun olacağını söylüyordur,
melanie gözlerini devirirken yeni gelenlere de koltuklarda yer açılır, landon
carter’ın yanına, elle de tekli koltukların birine otururken delia da ian’ın ve
bryce’ın ayağının dibinde yere oturur ve o anda aklına gelirken başını geri
eğerek bryce’a bakar “bryce, bunlar arkadaşlarımız Landon ve Elle.. bu da bryce, aramıza
yeni katıldı..” landon ve elle memnun olduklarını söylerken kızın kim olduğunu
sormamıştır, bryce gülümserken diğerleri açıklamak zorunda olmadıklarına
seviniyordur, tanışma faslından sonra melanie artık düğmeye basacağını ilan
ediyorken landon genç kızı durdurur “biz aslında önemli bir konuyu konuşmak için geldik..” melanie’nin eli havada kalırken carter da elindeki mısırı ağzına
atmış, ama çiğnemiyordur, delia sorar “kötü bir şey mi oldu landon?” genç adam başını sallarken delia oturduğu yerde dikleşir,
diğerleri de gergin bir şekilde dinlerken bryce korkuyla ian’a bakar, genç adam
sakin olmasını fısıldarken bryce omzunu genç adamın göğsüne yaslayarak yine ona
sığınır ve yeni arkadaşlara bakar.. landon ve elle, aslında lucian ve edaline olduklarını söylemiş ve
ondan sonrası çorap söküğü gibi gelmişken onlar hikayelerini bitirdiğinde
onları dinleyenler şok olmuş bir vaziyette ikisine bakıyordur, bryce zaten
söylenenlerin yarısını kavramamış, yine başını kaldırıp ian’a bakarken genç
adam oturduğu yerde dikleşerek elini bryce’ın dizine koyarak landon’a bakar “bu söylediklerinin gerçek olduğuna nasıl inanacağız lucian?” lucian edaline’e dönerek tüpü çıkarmasını söylerken herkesin
bakışları edaline’in ellerindedir, genç kadın cebinden tüpü çıkararak onlara gösterir,
melanie uzanarak içi şeffaf bir sıvıyla dolu tüpü alır, üzerindeki küçük
etiketten yazan Drona 42’nin ne
anlama geldiğini bilmiyor, soracakken edaline ondan önce davranır “şu anda lenarta’ya yayılmış virüsün adı Drona 42, bu tüpün
içindekiyse o virüse karşı geliştirilmiş en son aşı..” “hastalığı tedavi etmiyor yani?” elle hayır diyorken ekler “ama bizim halkımızın büyük bir kısmı bu aşıyla uzun yıllar
yaşadı, bunu ve bu koleyi en kısa zamanda lenarta’ya ulaştırmamız gerekiyor..” genç kadın boynundaki kolyeyi kazağından çıkararak gösterirken
melanie uzanarak onu da tutar ve tuttuğu gibi tekrar geri bırakırken dehşet
içinde edaline’e bakar “nedir bu?” edaline de ne olduğunu anlamamış, önce bir lucian’a bakar, sonra
melanie’ye dönerken genç kız korkuyla ona bakıyordur, edaline konuşur “zamanda atlamalar yapabilmek için kullandığımız kolye, sen iyi
misin?” melanie başını silkeleyerek az önce gözünün önünde beliren şeyi
kafasından kovarken başını sallar, carter genç kızı kendine çekerek gözlerinin
içine bakıyor ve gerçekten nasıl olduğunu soruyorken melanie gerçekten iyi olduğunu söylüyordur,
carter onun saçlarını çekerek başını omzuna yaslarken yarım saattir saçmalayan
iki tipe bakar “o tüp mü sizin doğru söylediğiniz ispatlayacak?” edaline başını sallarken lucian delia’ya bakar “delia, eğer bunları bir şekilde sizinkilerin eline ulaştırmayı
başarabilirsen-“ “landon-yani.. lucian,
ben, bilmiyorum ve üzgünüm, ama size güvenebilir miyim bilmiyorum..” “bu kadar büyük bir şeyi uydurmuş olamayız delialona, lütfen
inan..” genç kız hala büyük bir şüpheyle ikisine bakıyorken melanie’ye
döner ve tüpü ister, genç kız uzatırken delia alarak yine etikete bakar, Drona 42 dışındaki diğer küçük yazıları
okuyamıyorken başını kaldırarak tekrar lucian’a döner “sadece bu tüpü yollatmaya çalışacağım, başarırsam inceleyecekler
ve eğer doğru söylüyorsanız kolyeyle de ilgileneceklerine eminim, ama şimdilik
o kolyeye dokunmayacağız..” edaline başını sallayarak kolyeyi tekrar kazağının içinden
atarken melanie genç kadının elinde duran ve sonra siyah kumaşın arkasında
kaybolan kolyeye bakıyordur.. “ne demek oreon’a uçuşlar durduruldu?! Bak bunu söylemek
istemezdim maurice ama sen benim kim olduğumu biliyor musun?” karşı taraftan elbette miss
regan, ama yapabileceğim bir şey yok duyuluyorken delialona sinirle
gülüyordur “ya ölüyor olsaydım! O zaman da mı gidemeyecektim!?” maurice buna cevap vermezken delialona sinirlenmiştir “annemle görüşmek istiyorum-efendim!? Ben miss liharo’nun kızıyım! Tanrı aşkına, acil bir durum
söz konusu diyorum..” maurice hayati tehlike olup olmadığını sorarken başka bir koşulla
lenarta’ya çıkan bir arama yapamayacağını söylüyordur- “evet,evet var-bağla şimdi..” karşıdaki adam isteksiz, ama ses testi ve yer belirleme sonuçları
genç kızın kimliğini doğruluyor, hayati tehlike durumuna da sadece inanmak
durumunda kalıyorken biraz beklemesini rica eder ve onları beklemeye alırken
delialona karantinadan nefret ettiğini homurdanır.. delialona neredeyse yirmi dakikadır hatta bekliyor, ama hala bir
şey bağlanmamışken genç kız kafayı yiyecektir “bunun normal olup olmadığını bilmiyorum..” “kapat gitsin o zaman-“ “kapatamam, anneme başka türlü ulaşamam.. onlar beni arayabilir,
ama ben onları arayamıyorum.. güvenlik..” melanie üflerken delia telefon kulağında, odada dönmeye devam
ediyordur, biraz sonra kapı tıklatılırken delia oturanlara oturmasını işaret
eder ve kapıyı açıp kim olduğunu soracakken daha adamların yüzünü seçemeden
suratına bir yumruk yer ve yere yığılırken arkadakiler siyahlar içindeki
adamları gördükleri anda korkuyla ayaklanırlar.. SOUNDTRACK NOBUO UEMATSU - ATTACK “DELIA!” melanie feryat ederek carter’ın kollarından çıkar ve yere yığılan
delialona’nın yanına çökerken siyahlı adamlar kimseye aldırmadan direkt olarak
bryce’a doğru atılmışlardır, bunu gören ian ayağa fırlayıp adamlardan birinin
suratına yumruğu basarken carter da diğerini boğazından yakalayarak alt etmeye
çalışıyor, bryce korkudan yerinden kıpırdayamıyorken lucian ve edaline onlara
saldıran heriflerle başa çıkmaya çalışıyordur, edaline eline gelen bir şişeyi
adamın kafasında kırarken lucian karnına bir tekme yiyerek iki büklüm oluyor,
edaline ona vuran herifin suratına bir tekme geçiriyorken ian bryce’a kaçmasını
bağırıyordur, zavallı kız nereye kaçacağını bile bilmiyorken edaline yerdeki
adamların birinin üzerine basarak bryce’ı kolundan çektiği gibi kaldırır, yolda
giderken melanie ve ayağa kalkmaya çalışan delialona’yı da çeker “DIŞARI! KOŞUN!” melanie delia ve bryce’la beraber olabildiğince hızlı odadan
çıkmaya çalışıyorken edaline lucian’ı yerden kaldırır “lucian onlarla git..” genç adam acıyla karnını tutarak doğrulur ve kapıdan çıkıp
kızları takip ederken edaline ortadaki alçak sehpayı iterek ian ve carterın
önündeki adamların bacaklarına çarptırır, zaten zorlukla karşı koyan adamlar
önce sehpanın üzerine sonra yere düşerken edaline yerdeki bir tanesnin yüzüne
sertçe basar ve adamın boynunu kırarken diğeri daha kendini toparlayıp ona
saldıramadan kendini yine sehpaya mıhlanmış ve bir saniye sonra boynu kırılmış
bir halde buluyor, ian ve carter dehşetle onu izliyorken edaline kendini
toparlar, adamların bellerindeki tabancaları alarak birini pantolonuna sokar,
diğerini elinde tutuyorken ian ve carter’a döner “dışarı, şimdi.” ve kapıyı açarak onlara yol verir, sonra kendisi de fırlarken
ikisi baygın, ikisi ölü dört siyahlı adam boş odada yere yığılmış bir şekilde
kalır.. “ELLE!” genç kadın melanie’nin bağırışıyla o tarafa dönerken yurttan
otoparka inen patikanın bitiminden bir grup daha adam geliyordur, melanie ve
diğerleri koşarak elle, ian ve carter’a yetişirken altısı bütün hızlarıyla
koşuyor, ian bryce’ın elini yakalamış, hem koşuyor, hem arkasına bakıyorken
tekrar önüne döner, bryce edaline’in belindeki siyah tabancayı görür, elini
ian’dan kurtararak uzanır ve tek bir hamlede tabancayı alarak namluyu çeker,
edaline daha ne oluyor demesine kalmadan bryce iki el ateş eder ve önde koşan
iki adam yere yığılırken arkadakilerin de hızı kesiliyordur, bryce tabancayı
indirerek korkuyla ian’a bakarken genç adam ne diyeceğini bilmiyor, herkes
şokla onu izliyorken edaline uzanarak tabancayı bryce’ın elinden kapar, onlara
yaklaşmış bir iki adama da kendisi ateş ederken onun kurşunları ancak birinin
koluna isabet edebilmiş, genç kadın anlaşılmaz bir dilde küfrederek diğerlerine
döner “KOŞUN-DURMAYIN!” ve herkes tekrar koşmaya başlarken landon yolun sonundaki arabayı
işaret eder, herkes o tarafa doğru koşarak landon’ın açtığı arabaya sıkış tepiş
girerken son kapı da kapandığında genç adam gaza basar, arkadan koşan siyahlı
adamlar hızla giden otomobilin arkada bıraktığı dumanda kalırken arabanın
uzaklaşmasını izlerler.. “nereye gidiyoruz?!” lucian bilmediğini söylerken sürekli takip edilip edilmediklerini
kontrol ediyordur, önde melanie’nin yanına sıkışmış edaline dönerek arkasına
bakarken şimdilik bir şey görünmüyordur, delialona merkeze gitmeleri
gerektiğini bağırırken edaline hayır diyordur “zaten merkezi aradıktan sonra geldiler! yarım saattir telefonda
beklemenin sebebi de yerini bulmak istemeleri olmalı- dört kişiydiler, hepsi
birinizi alt edecek, sonra da bryce’ı alıp gideceklerdi..” diğerleri dehşetle edaline’i dinliyorken genç kadın lucian’a
döner “bir şeyler değişmiş lucian..” genç adam kaşları çatılmış, gergin bir şekilde arabayı
kullanıyorken neredeyse şehir çıkışına yaklaşmışlardır, kimseden çıt
çıkmıyorken luplex şehir sınırının sona erdiği tabelayı geçtiklerinde bryce
başını çevirerek arkada kalan büyük tabelaya bakıyor, sonra önüne dönüp
kucağında oturduğu ian’a baktığında genç adamın artık gülümsemediğini görüyor
ve içini büyük bir korku kaplıyordur.. james latty ve deloranın asansörlere gittiğini görmüş, herkese
gitmesini söylüyorken loret o tarafa gelerek mırıldanır “ne yaptın kıza-“ “bir şey yapmadım, kendi kendine yaptı, zamanıydı-“ “james, o daha çok genç..” james ona dönerken cevaplar “ama eline bir taç vermişler.. ben de dünyayı kurtarırken
gençtim..” loret gülerken james mırıldanır “kendi limitlerime göre..” loret gülümserken conrad onlara bakıyordur, james ona dönerek
konuşur “sakin olun komutan.. kraliçenizi ısırmayacağım, ama kanını
dökeceğim evet..” conrad kaşlarını çatarak ağzını açarken ewanın sesi duyulur “çok güzel olur senor..” james gülümserken conrad ewana döner,
ewan ona bakıyorken bakışları ona karşı çıkmamasını söylüyordur, conrad oreon
kısmına geçince onun kafasına çıkacağını düşünürken birden gök kararır,
gürlemeye başlarken kafalar yukarı kalkar, herkes bir charlize derken genç kadın yapmadığını söyler, james mırıldanır “kim yapıyor?” kimse cevap veremezken bir an sonra cevap kendi kendine gelir.. SOUNDTRACK E. MCGREGOR & JOSE FELICIANO – EL TANGO DE ROXANNE üst lobi kalabalık, ortada beliren siyah saçlı bir adama ve
kadına bakarken kadın onları görünce gülümser, ağzını açarak bir şey
söyleyecekken yanındaki adam konuşur “bugün bahçede yemek yiyorduk james..” james ne kadar güzel ares derken eidanın tarafından zayıf bir ses
çıkar, genç adam myranın arkasına geçerken ares
devam ediyordur “karım elinde tepsiyle bana doğru geliyordu, ve ne getiriyordu
biliyor musun james?” “ne getiriyordu ares? merhaba lorelai..” genç kadın ona el
sallarken ares cevaplar “üzüm getiriyordu james.. bilirsin, krallar üzümle beslenir
falan..” “evet bilirim.. ne oldu?” ares ona bakıyor, mırıldanır “karım birden yere yığıldı james.. benim karımı yere yıktın..” james gülümserken parmağını kaldırır “o kadar uzun bir etki alanım yok, inan-“ “james..” james gülerken devam eder “ben bir şey yapmadım.. bu sefer tamamen masumum..” ares ona bakarken mırıldanır “kim yaptı peki? kim
benim karımı yere yıktı?” ve savaş tanrısı dönerek kalabalığa bakar,
kalabalığın yarısı bembeyaz olmuşken diğer yarısı beyazların önünde duruyordur,
ares mırıldanır “bunlar kim?” loret ilerlerken konuşur “ares, bunlar oreon görevli-“ “umrumda değil, hangisi lorelai’ı yere yıktı? liderleri kim
bunların?” loret kraliçe latty derken ares elini kaldırır “iyi, hanginiz kraliçe latty?” kraliçe latty orda yokken conrad
konuşur “bakın senor-“ ares kaşlarını çatarken “senor? senor olan o,
ben değilim..” o, conrada bakarken conrad ağzını açar, sonra kapatır ve sonra tekrar
açıp konuşur “kraliçe latty eşinizi bayıltmadı bay ares..” ares geri eğilerek gözlerini kısar, sorar “bay ares? nesin sen, asker mi?” conrad evet derken loret aresin görüş açısına girer, gülümser “ares,-“ “dikkatimi dağıtmaya çalışıyorsun-“ “evet, beni dinle.. kimse lorelai’ı yere yıkmadı, belki
hamiledir?” herkes genç kadına dönerken lorelai gözlerini devirir, ewan o
sırada conradı çekmişken aresin dikkati bir an sonra yine toparlanır.. ewan conrad’ı çekmiş, ama ikisini de doğu kanadı kapısından dışarı
çıkaran conrad olmuşken arkasına dönerek ewanı öne atar “yürü crash..” ewan büyük bir öfkeyle arkasını döner, ama conrad’ın her şeyi
öldürecek olan yüz ifadesiyle karşılaşırken tekrar önüne döner, etrafta hala
görevliler vardır, ikisi birkaç kişiyle beraber aşağı iner ve o bir kaç kişi
başka bir yöne giderken conrad ve ewan gayet işini bilir bir şekilde ofislerden
birine girer ve ewan bu sefer arkasını döndüğü gibi suratına bir yumruk yerken
sendeleyerek bir iki adım geri atar, conrad üzerine gelmeye devam ediyorken
sarışının gözlerinde öfke ve dehşet vardır, esmer olanınkinde daha çok saf bir
öldürme isteği görülüyorken ewan’ın elini kaldırmasına bile izin vermeden
ikinci yumruğu suratına indirir, ewan artık yere düşerken conrad ayakta, başını
eğerek yerdeki adama bakar “eğer bir daha o adamların yanında latty’e dair ters bir şey
söylediğini duyarsam her hangi bir yerini seçer ve orayı kırarım crash..” ewan burnundan gelen kanı elinin tersiyle siliyorken şimdi
nükleer bir ışıma yapıp herkesi öldürmenin tam zamanı olduğunu düşünüyordur,
ama konuşmuyorken conrad devam eder “latty’nin büyümeye ve kendine güvenmeye ihtiyacı olduğunu biz de
biliyoruz, ama bunu ona başka evrenlerin başkanları bir toplantı odasına sokup
ağlatana kadar öğretemez ve daha da önemlisi BİZİM ARAMIZDAN HİÇ KİMSE GİDİP O
ADAMA İYİ YAPMIŞSIN DİYEMEZ! BAŞ KOMUTAN YA DA BAŞKA BİR HALT OLMAN UMRUMDA
BİLE DEĞİL, BİR DAHA ÖYLE BİR APTALLIK GÖRÜRSEM SENİ ÖLDÜRÜRÜM!” conrad’ın sesinin yükselmesiyle ofisin kapısı açılıp içeri latty
ve delora dalarken yerdeki ewan elini kaldırarak gelmemelerini işaret
ediyordur, conrad arkasına bile dönmemişken hala bitmemiştir “sen boş bir kutu olarak uyandığında hiçbirimiz seni bir köşeye
atmadık, ya da atın diyenlere haklısın demedik crash, ama birini atmak gerekiyorsa
en önce senin gözden çıkarırım, bunu sakın unutma.” ve conrad arkasını dönerek kapıdaki bayanlardan sıyrılır ve
dışarı çıkarken ewan neden bu adama nefretini hatırladığını şimdi anlar ve
gözlerini kapatarak burnunu tutarken latty ve delora iki yanında, ona iyi olup
olmadığını soruyordur.. opal oreon kısmına dönerken gülümser “cuslov, siz neden oreona geçmiyorsunuz? sakinleştirmemiz gereken
bir tanrı var.. hem yeni ofislerinize alışırsınız?” cuslov çok doğru derken döner, kıranlar zaten asansöre koşturuyorken
eidan hızla düğmeye basıyordur, kabin gelince kendini atar, calis de pierce’a
dönerek konuşacaklarını söyler, diğerleriyle beraber girerken kapılar kapanır,
sadece masa ahalisi kalırken ares hesap sorar.. “conrad, ofisime gelir misin?” calis girdiği ofisin kapısını açık bırakarak çıkarken conrad
yüzünü sıvazlayarak odadan çıkar ve calis’i takip ederek onun ofisine girerken
ewan içerde bekliyordur, calis conrad’ın girmesinden sonra dışarı çıkarken
conrad kendi kendine gülerek başını eğer... “komutan lysander..” conrad sesini çıkarmıyorken kaptan crash konuşur “boş bir kutu
olduğumdan beri kimseye yerini hatırlatmamıştım, ilk defa yapacağım. Bunu da
unutmadığımı tahmin ediyorum..” conrad yine sessiz kalırken ewan odada ağır adımlarla yürüyordur,
konuşur “herkesin bildiği, ama senin aldırmadığın
üzere ben orduların baş komutanıyım, senin ordularının da, bütün orduların.
Luplex’in baş askeri benim, hepinizin üstüyüm, patronuyum. İçerdeki o adam masadakilere ne ise ben de orduda
sizin için oyum.” Conrad tek bir sinir hücresini bile hareket ettirmiyorken ewan
durarak genç adama bakar “bu kısmı da kabul ettiğine göre asıl meseleye gelelim.. az önce senor’un yanında verdiğim tepkinin çok
doğru olmadığının ben de farkındayım, ama bunun için emrimdeki bir askerden
dayak yiyecek kadar açık görüşlü ve geniş kalpli bir adam değilim. Üstelik o
asker benim önümde gerekirse beni satacağını söylüyor, bu durumda benim
yapacağım şey, bana açık açık ihanet edebileceğini itiraf eden o askeri bu
gezegenden, ordudan, diğer gezegenlerden ve mümkünse evrenden kovmak olur. Bu
yetkilerin hepsine kendi evrenim çerçevesinde sahibim, güneş evreninden de aynı
şeyleri istemenin sorun olacağını sanmıyorum.” Conrad bunu gayet iyi biliyorken itiraz etmiyordur, ewan tekrar
yürümeye başlamış, çenesinde morarmak üzere olan bir noktayı kaşır, sonra
tekrar conrad’a dönerek konuşur “işte bu noktada sana şunu hatırlatmam gerekiyor conrad..” conrad şimdi yedi ceddini hatırlayacağını düşünüyor, dişlerini
sıkarak yutkunur ve dinlerken ewan hatırlatır “orada suratına yumruk attığın adam geçmişte senin arkadaşın
olabilir, her ne kadar aranızda nefretle örülmüş bir ilişki olsa da 100 yıl
boyunca tanıdığın bir adama, üstelik amirin olmasına rağmen yumruk
atabiliyorsan o adam sana bu izni zamanında vermiş demektir ve yine o adam şu
anda o izni senden geri alıyor. O yüz yılı hatırlamıyorum, izin verdiğimi de,
seninle arkadaş olduğumu da, hiçbir şeyi hatırlamıyorum, sen benim sadece
ordumdaki yüksek rütbeli komutanlardan birisin ve bana değil elini kaldırmak,
sesini bile yükseltemezsin. Kraliçeni korumak istiyorsan sana verilen yetki ve
sınırlar dahilinde istediğini yapabilirsin, ama bir daha baş komutanına karşı
geldiğini görür ya da duyarsam o son
karşı gelişin olur, her şeye, seni
attırabileceğim yerleri sen bile bilmiyorsun, o yüzden bilmediğin şeylere karşı
biraz daha dikkatli olman her zaman daha iyidir..” conrad sadece dinliyorken ewan genç adamın onu bir asker olarak
dinlediğinin farkında, sorar “hala bana ihanet edeceğini düşünüyor musun?” conrad sıktığı dişlerini birbirine sürterken ewan ellerini beline
koyarak tekrar sorar “sana sordum komutan, hala orduna ve komutanına ihanet
edebileceğini düşünüyor musun?” “hayır efendim..” “güzel, sana inanıyorum. Söylemek istediğin başka bir şey yoksa gidebilirsin.” Conrad içinde bir yerlerde büyük bir katliam yapıyorken dışında
eli kalkıyor ve kusursuz bir ordu selamı vererek kaptan crash’in huzurundan
ayrılıyorken kapı arkasından kapandığında ewan yüzünü tutarak belki de bu adam
böyle yumruk atmayı öğretenin evrenden ihraç edilmesi gerektiğini düşünür.. |