![]() SOUNDTRACK PETEY PABLOE – SHOW
ME THE MONEY “hey john..” john başını soluna çevirerek norman ve yanındaki ashley’e bakar “görmem gereken bir şey mi var?” norman kaşlarını çatarken john boşvermesini söylüyordur, norman
söyleneni yaparken sorar “buranın özel bir odası falan yok mu, bir iki atış talimi
yapmamız gerekiyor..” bunun üzerine scott yan gözle ashley’e bakar, genç kadının
duruşundan olayın gereklilikten çok bir iddia olduğu açık seçik okunuyorken
john scott’a bakar “iki koridor mu üç koridor mu dönüyorduk?” scott üç derken john norman’a döner “buradan çıkın, üçüncü koridorda sağa dönün, ikinci kapı..
birbirinizi öldürmeyin..” norman sırıtarak tamam der ve yanındaki genç kadına döner ve göz
kırparak öne düşerken ashley gözlerini devirerek onu takip ediyordur, scott
ikisinin arkasından bakıp tekrar john’un anlattığı şeye döner.. “sen hafif olanını al, bileklerin yorulmasın..” ashley bu düşünceli
fikirle norman’ı önünde durduğu standdan biraz sağa iter ve önündeki çeşit
çeşit tabancaya bakıyorken başını çevirip norman’ın elindekine bakar, tekrar
önüne dönüp aynısından bir tane alırken norman sırıtır “benim gazıma gelirsen buradan birini öldürüp çıkarsın ellen..” “öleceğinden mi korkuyorsun mann?” norman elinde silah, korkudan titrerken ashley gülümser ve atış
kulvarlarından birine ilerleyerek uzaktaki hedefe bakar sonra yanına dönerek
siyah bir kutuya elini bastırır, kutunun sürgülü kapağı açılarak dolu şarjörler
görünürken genç kadın bir tanesini alır, yan taraftan norman’ın şıkırtıları
duyuluyorken bir an sonra ashley sol taraftaki hedefin göğsüne üç el ateş
edildiğini görür ve irkilerek kulaklarını kapatır, norman iki tane de kafaya
sıkarken işi bittiğinde sırıtarak kendi bölmesinden çıkar ve kulaklığını
çıkartarak genç kadının bölmesine kafasını uzatır, ashley elleri kulaklarında,
nefretle norman’a bakıyorken genç adam güler “karşındaki adam senin hazırlanmanı beklemeyecek..” ashley bir şeyler homurdanarak şarjorü takar ve hızla namluyu
çekerek tabancayı norman’a doğrulturken genç adam gülümsemesi silinerek başını
geri çeker, ashley sırıtarak elini arkaya uzatır, kulaklığı alır ve silahını
indirerek kulaklıkları takar, arkasını dönüp hedefine beş el ateş eder, hedefin
göğsünden kafasına doğru neredeyse düz bir çizgide beş delik açılmışken norman
sırıtarak genç kadının yanına gelmiştir “beğendim..” “ben de seninkileri beğendim, çok spontane bir cinayet..” norman gülerek kendi hedefine bakıyorken ashley boynunda asılı
duran kulaklığı çıkartıp masaya atar.. antonio ve franco charlize’in yanından uzaklaşmışlarken birden
eidan suya dönüşür, antonio hızla o tarafa dönerken franco gözlerini
deviriyordur ama tanrıya şükür miss myra bu saçma şova karşı eidanı
utandırmamış, onunla ilgileniyorken antonio francoya döner “bunu hepsi yapabiliyor mu?” franco da ona bakarken cevaplar “evet, yapıyorlar..” “elbette yapabilirler, hepimiz elementlerden oluşuyoruz..” franco da o anda elbette
yapılabileceğini fark ederken doğru
der, antonio bir çalışanın çalıştığı, ancak ona dayalı bir masanın boş olduğu
yere gider, görevliye bakarak sorar “bu iskemle boş mu acaba?” görevli genç kız başını sallarken antonio teşekkür eder ve
iskemleyi çekip francoya gösterir, genç adam gider ve otururken antonio da
masaya dayanmış, konuşur “söyle franco, bu akıl okuma ne zaman başladı?” franco derin bir nefes alırken mırıldanır “bir arkadaşımın beni kız arkadaşımla aldattığını duyduğumda..” antonio yüzünü buruştururken cevaplar “üzüldüm.. ancak iyi şeyler de duyuyor olmalısın..” franco gülümserken çoğu zaman diye mırıldanır, antonio da
gülümserken kollarını kavuşturur, ona bakarak sorar “hiçbir tanrının ya da tanrıçanın aklına girmeye çalıştın mı?” franco charlize’i gösterirken antonio düzeltir “bilerek, isteyerek?” franco daha önce hiç tanrı görmemiştir ki bilerek isteyerek
yapsın, hayır derken antonio gülümser “benim kafama girersen biraz kaybolabilirsin, o kadar çok şey
duyuyorum ki-“ franco gözleri büyürken ayağa fırlar, parmağıyla onu işaret
ederek konuşur “doğru! siz dürüstlük tanrısısınız, bütün yalanları
duyuyorsunuz!” “dürüst tepkileri de öyle-“ “nasıl kafanız patlamıyor?!” antonio bu dürüst feryada gülerken
franco toparlanır, genç adam uzanarak özür dilerken konuşur “uzun süredir bu kadar dürüst bir soru duymamıştım, özür
dilerim..” franco ona bakarken antonio hala gülümsüyor, cevaplar “ilk duyduğumda yere yığılacak gibi olmuştum, bir anda bütün
evren tarihinin ve şu anki evrenin yalanlarını duymak seni komaya sokuyor.. 1
hafta uyumuşum..” franco oylayarak yüzünü buruştururken antonio gülümser “ama iyi bir öğretmenim vardı, şimdi daha başarılıyım..” “kim?” antonio başıyla karısını gösterirken franco charlize’e
bakar, mırıldanır “onun hava tanrıçası olduğunu sanıyordum..” “öyle zaten.. ancak charlize eski bir tanrıçadır, çok tanrı ve
tanrıçaya yardımcı olmuştur, hatta başka bir tanesi daha aramızda, ve onun
aklını okumanı isteyeceğim..” franco bir anda panikle dolarken antonio jasona seslenir,
ilerdeki yakışıklı tanrı onlara dönerken franco inler.. SOUNDTRACK BOND – DREAM STAR “ihtiyaç ekiplerini iki kola ayırmamız gerekiyor, oreon belli bir
miktar zaten yolluyor, ama şu bölgeye destek olarak sizin ekiplerinizden de bir
grup yollanabilir..” loret wusla’nın önlerindeki büyük ekrandaki felaket bölgesi
haritasından gösterdiği kısma bakıyorken gerçekten de oreon ekip nüfusu oradaki
kalabalığa yetecek kadar büyük değildir, tanrıça ne kadar büyüklükte bir grubun
oluşturulması ve ne yollanması gerektiğini anlatıyorken wusla’nın gözü sağ
tarafında sydney’le konuşan dorian’a takılır, genç adamın her zamanki gibi
sorgulayan tavrı uzaktan bile anlaşılıyorken wusla bu sefer gözleriyle edward’ı
arar, onun da george’la konuştuğunu gördüğünde tekrar önüne dönerken loret onun
fark etmediği bir anda konuşmasını bitirmiştir, genç kadına gülümser “göz kulak olacak çok fazla insan var, değil mi?” wusla gülümseyerek başını sallar “buradakiler en azından gözümün önündeler, kızım oreon’da
kaldı..” “benimki de öyle, yani guadalajara’da.. şu anda burada
olmalarından çok daha iyi, güvende olduklarını biliyorum en azından..” “jacquelyn’di değil mi?” loret küçük kızının güzel ismine başını sallarken wusla gülümser “delialona jacquelyn’den çok büyük, yasaklardan korkacak yaşı
geçtiği için biraz endişeleniyorum.. şimdilik sakin, ama zaman geçtikçe ve biz
burada gerçekten uzun bir süre kalacağımızı anlarsak, o zaman kimseyi
dinlemeden hareket eder..” loret genç kadının kolunu sıvazlayarak iç çekerken konuşur “umarım çok uzun süre kalmamıza gerek kalmaz..” “ben de öyle umuyorum loret, ama yine de aklımdan geçenler çok da
parlak şeyler değil..” loret başını kaldırarak önündeki büyük haritaya bakarken içinde
bulundukları karmaşa küçük kırmızı noktaların yoğunluğundan anlaşılıyor ve seks
tanrıçası ilk defa kendi renginin ona gösterdiği şeyden korkuyordur.. “senor pulvu,-“ “tanrım, colm..” jason hafifçe gülerek peki,
colm derken ikisi dağlarla tepelerle
donanmış üç boyutlu lenarta haritası önüne gelmişlerdir, jason elleri belinde,
haritanın diğer tarafındaki adama bakarak konuşur “colm, beni ne olarak görüyorsun?” colm, ewan sayesinde böyle ani ve manasız sorulara alışmışken mutlaka
cevabın öylesine okkalı bir yere çıkacağını biliyor, güvenerek cevaplar “mantık tanrısı?” “başka?” “rüzgar?” jason gülümserken colm neden deloranın onu beğendiğini
görür ve nefret ederken jason daha da
gülümser, colm mırıldanır “senor’un oğlu?” ve bir anda jasonun gülümsemesi sönerken colm hatalı cevap
verdiğini anlar, jason sinclair onu inceliyor, konuşur “doğru, elbette.. evrene öyle tanıştırıldım, ben de oradaydım..
ama yıllar oluyor colm, 10 seneden fazladır masa analisti olarak çalışıyorum..” colm doğru cevabı duyarken kendini içinden tekmeler, cevaplar “tanrılık seviyesinden bizim seviyelere inemedim..” jason gülümserken konuşur “babam duymasın.. kanının özgürlüğüyle iş yapabilen tek kişi
jacquelyndir, o da torun lüksünü yaşadığı için.. onun dışında herkes yerini
kendi kazanıyor..” colm gülümserken sorar “o nerde?” “evde, olması gereken yerde.. şimdi colm, söylemek istediğim şey,
analist olduğum için her konuda acımasızca fikrim soruluyor.. kraliçeniz seni
bana verdiğine, babam da onayladığına göre, büyük cevherlerin var, bana çok
konuda geniş yönlü tetkikler sunabileceksin..” colm bir an ewanı özlerken mırıldanır “sanırım..” jason kaşını kaldırırken colm dikleşir ve konuşur “lenarta.. genetik bilimler gezegeni, iki ana sektöre ayrılıyor,
kuzey ve güney.. şu anda kuzeydeyiz, baş şehir lenarta da doğu ve batı olarak
ikiye ayrılıyor, doğu biz, batı siz..” jason gülümserken gülümseyişi işte
böyle diyordur, colm aynı ateşle devam ederken bir süre sonra antonio o
tarafa seslenir, jason dönerek bakarken antonio gelmesini rica eder, jason
colma bakar ve antonionun yanına giderken colm da onu takip eder.. “.. onlar ocea’ya döndüler.. viviana çok gelmek istedi, ama
sonunda ikna ettim..” claire gülümseyerek bir gün mutlaka onları da görmek istediğini
söylerken ikisi de kontrollerine verilen krallıkların listelerine göz
atıyorlardır, claire bir sayfa daha çevirirken mırıldanır “umarım babam da bir gün bana gelip evlenmem gerektiğini
söylediğinde senin kadar şanslı olurum..” justin gülümser “deniz altı krallıklarından birine kapılmamaya çalış, alıp
getirmesi zor oluyor..” claire içtenlikle gülerken kağıtlardan başını kaldırır ve şöyle
bir etrafına bakarken senor sinclair’in franco ve senor garagas tarafına
gittiğini görür, franconun endişesi gözlerinden okunabiliyorken claire hafifçe
gülümser ve tekrar kağıtlarına dönerken justin ona tanıdık gelmeyen bir ismi
gösterir, claire onun dış uzaydaki çok küçük bir krallık olduğunu söylerken
neredeyse bağımsızlıklarının bile bazı kraliyet yasalarına göre tanınmadığını anlatıyordur,
justin başını sallayarak bir kaç isim hakkında daha soru sorar... “ne oldu-“ “jason, tanış, franco.. franco, jason sinclair..” jason elini
uzatarak tanışır, memnun olurken o da colm’u tanıtır, colm evrenin en zengin
adamlarından biriyle el sıkışırken antonio jasona döner “jason, bay franco çevresindekilerin zihinlerinden geçen
düşünceleri bariyerlere takılmadan okuyabiliyor..” jason bunu duyunca bir adım geri atarken franco colma bakar,
antonio devam eder “elbette bay franco masa veya evren sırlarına bulaşmak
istemiyor,-“ franco şiddetle başını sallarken jason ona bir bakış atar, genç
adam sinclair mavisini görürken yutkunur, antonio konuşuyordur “ben de ona yardımcı olmayı kabul ettim, kendisi istediği zaman
bu yeteneğini tamamen kapatmalı, istediğinde de kullanabilmeli.. yüksek
bariyerlerde de bu geçerli..” jason ona dönerken antonio francoya dönerek konuşur “franco, jason mantık tanrısı.. aramızdaki en düzgün beyin
onda..” colm, franconun gözlerinden kalp fışkırdığını görür gibi olurken
jason bunun iyi bir fikir olmayabileceğini söylüyordur- “JACQUELYN BU GECE SİZİN ODADA YATACAK!” bütün lobi donarak ona dönerken jason genç adama bakar, eidan bir
kahkaha atarken loret ilgiyle kaşını kaldırmış, jasonun bunu neden söylediğini
merak ediyorken jason antonioya bakar, antonio ise gülümsüyordur, harika der.. “bir dakika, öğrendiklerimi tekrarlamam lazım..” vien gülümseyerek naunet’e zaman verirken genç kadın kafasında
duyduklarını toparlar, hazır olduğuna emin olduğunda evet diyerek anlatmaya
başlar “şimdi iki tür klon var, doğuştan-doğumla.. neydi?” “doğurularak geliştirilmiş..” naunet başını sallar “evet, bir o var, bir de yetişkin olarak geliştirilen klonlar
var. Doğurulmuş olanların öğrenme ve karar verme kapasitesinin sınırları
yetişkinlerden daha geniş. Yani aman
tanrım klon! diyeceğin türler yetişkinler sınıfındakiler, diğerleri de insan olacaktım klon oldum tipindekiler,
değil mi?” vien gülerek onaylarken naunet de gülümser “öğreniyorum, yavaş yavaş.. zaten masada tıptan anlamayan bir tek
ben varım sanırım.. james, myra, loret, hatta julian.. hepsi hayatlarının bir
döneminde doktor olmuşlar..” “böylesi daha iyi naunet, hem baksana, senden başka kim klonları aman tanrım klon! ve insan olacaktım klon oldum şeklinde
ayırabilir..” naunet de kendi söylediğine gülerken önündeki notlarına bir
şeyler karalıyordur “şimdi böyle söylüyorum ama benim için ikisi arasında da bir fark
yok, ya da klon veya insan arasında.. onları yaratan ben değilim, beni yaratan
da ben değilim, hepimiz bir şekilde yaratılıyoruz, öyle ya da böyle. Aramızdaki
tek fark benim gözümün yeşil olacağını ben doğmadan önce bilmiyordum..” vien bundan daha iyi anlatılamayacağını düşünüyorken gülümser,
naunet notlarına bakarak klonların geliştirilme safhalarını görünce yüzünü
buruşturduğunda vien de onunla beraber notlara bakarak bilmesine gerek olmayan
yerleri hem kağıtlardan hem de akıllardan çıkarır... SOUNDTRACK CIARA & CHAMILLIONAIRE – GET UP “JACQUELYN BU GECE SİZİN ODADA YATACAK!” john dönerek ne alaka diye bakarken bu bilgiyi o bile
bilmiyordur, kim biliyordur da bağırıyordur, akıl okuyan tipi görürken ilerdeki
george’a bakar, o da aynı şeyleri düşünüyor olacak, francoyu göz hapsine
almıştır, scott konuşur “franco güvenilir adamdır, her gün kraliyette geziyor, bir şey
satsa anlardık..” john ona dönerken cevaplar “kraliyette gezmesi mi daha tehlikeli, her gün binlerce şifre
girilen ortak köprüde gezmesi mi?” scott ona bakıyor, iki mavi göz çakışıyorken konuşur “ben de neptünde çalıştım-“ “ben plutonun başındayım ellen.. ve muhtemelen senden daha çok
saha deneyimim var..” scott kollarını kavuştururken sorar “dosyaları mı karışılaştıracağız-“ “gerek yok, ben kazanırım, ama bana kafa tutma..” scott ilgiyle ona bakarken sorar “tutarsam ne olur? tutacağımdan değil.. ancak burada amirim değilsin
black..” john dikleşirken sırıtır, cevaplar “değilim doğru, bu yüzden kafanı kırabilirim.. deli olduğumu
söylemişler miydi?” “masanın tamamı gibi mi?” john ona bakarken mırıldanır “şu anda bu laf yüzünden seni hapse atabilirim..” scott gülümserken cevaplar “beni hapse attığın için kraliçemiz sizinle karşı karşıya gelince
ne olur? sana bir şey olsa senor senin için öne adım atar mı john?” john ona bakıyorken scott kaşını kaldırır, john cevaplar “senor gerekirse beni öldürür scott..
ve öldürmeli de.. başınızdaki kadın bunu yapamayacak kadar duygusalsa, ve sen
bundan faydalanacak bir ajansan, belki de seni oradan aldırmam lazım..” scott ona bakarken efsane ajan black karşısındadır, akademide onu
öğrenerek büyümüştür, onun operasyonlarında olmak için kaç kişiyi geçmiş ama
başaramamıştır, ama o zamanlar geride kalmış, scott bütün basamakları çıkmış,
ve şimdi adamla karşı karşıya, partnerken, neden ona asilendiğini bilmiyor,
belki de ashleyle çok vakit geçirmiş, kendine gelir ve konuşur “doğru.. haklısın black..” “her zamanki gibi..” scott ona bir bakış atar, john sırıtırken ortam gevşer, scott
sorar “kenrichle dost musun gerçekten?” “dosttan öteyiz, sevgilimdir..” scott bir an boğulurken john sırıtır.. “bu kesimler merkez masa’nın varlığından bile haberdar olmayan
yerler, vergilerini verip sessiz sedasız bir hayat sürerler, acil durum onları
ilgilendirmez bile.. yasakları deleceklerini de o yüzden hiç zannetmiyorum..” brian flaslerin gösterdiği yerlere bakıyorken genç adam devam
eder “bizden bir terslik çıkacaksa ancak dugan’dan çıkabilir. Savaş
sırasında da bütün karşıt gruplar dugan’da toplandı. Köklerini kuruttuk
sanıyorduk, ama daha geçen hafta kral’ın eksikliğine tepki gösteren bir grup
ortaya çıktı. Şimdi de genel karantinanın onları kısıtladığı, kaçma ve savunma
özgürlüklerini ellerinden aldığını düşünen insanlar eminim ki olacaktır. O
yüzden ılımlı yaklaşılması gereken tek bölüm orası olacak..” brian anladığını söylerken o da güneş evreninde isyan
yaratabilecek grupları düşünüyordur “isyandan çok tehlikeyi seven maceracıların jüpiterden kalkıp
boyut kapılarını zorlayacağını düşünüyorum. Dugan’daki isyankarların aksine
bizim asilerin merkez masaya güveni tam olduğu için kendilerine de bir şey
olmayacak sanıyorlar ve işin kötüsü nedir biliyor musun?” flasler zaten kötü olan bir işin daha da kötü bir yanını
bekleyerek dinlerken brian devam eder “daha bizim bilmediğimiz bir şey hakkında o insanlara nasıl kesin
bir açıklama yaparak her şeyin yolunda olduğunu söyleyebilirim bilmiyorum. Bir
gün karşıma geçip bunun çözümü nedir peki,
masa ve oreon ne düşünüyor, ya da tam
olarak karantinanın kalkacağı zamanı sorduklarında ve bizden gelen cevap henüz belirsiz olduğunda zaten bütün
maskemiz bir anda çökmüş olacak..ilk defa insanları ikna etmek zorunda olmaktan
nefret ediyorum..” flasler iç çekerek elini saçlarından geçirirken brian düzenli
aralıklarla verilecek açıklamaların çeşitliliğini arttıracak bir yol aramaya
devam ediyordur.. opal çalan telefonunu açar ve opal
derken cuslov önlerinde durdukları analiz raporlarına bakıyordur, ekrandakş
yazılar devamlı akıyorken opal bir gözü ekranda, bir de telefonla konuşuyor,
cuslov o dili bilmiyorken genç kadın bir süre sonra telefonu kapatır,
mırıldanır “diğer masa başkanları açıklama yapsalar da, sesimizi duymak
istiyorlar..” cuslov gülümser ve hak verdiklerini söylerken cevaplar “sizi burda görmek bizim ekibe büyük destek verecek, eminim..” opal yorgun görünen genç kadına bakarken mırıldanır “sana da destek olacak mıyız cuslov?” genç kadın opalin istese onu kitap gibi okuyabileceğini, ama
nezakaten yapmadığını biliyor, o da onu okuyabilecekken yapmıyor, ikisinin
okumaları farklı, ama şu anda cuslovun yorgunluğu onu her türlü okumaya açık
bırakıyorken cevaplar “bilemiyorum.. umarım olursunuz.. mesela nasıl bu kadar dinç
durduğunu bana söyleyebilirsin..” opal hafifçe gülerken ilerdeki brian onun gülümsemesini duyunca
gülümser, opal konuşur “bilemiyorum.. sırrım binlerce yıl james’le yaşayabilmek
olabilir.. ya da brian.. ya da oğullarım..” cuslov ona bakarken mırıldanır “sevgi yani..” opal başını sallar, cevaplar “onların beklentileri bizi yoran yegane şey.. günlerim bazen
yalanlar söyleyerek geçiyor, yalan söylemek benim için nefes almak gibi bir şey
: onsuz yaşayamam.. ama havam gibi, onun da temiz olması lazım, yaşadığım
yerde, koridorlarımda, burada bu koridorlarda bana, yüzüme yalan söylenemez..” cuslov ona bakıyorken opal devam eder “ama evrene bir sürü yalan söyleyebilirim, bana bu hakkı
verdiler, bu hakkı kazandım, ben
yalan söylediğimde o gece yataklarında güvenle uyurlar.. ama ne zaman ki gerçeği
söylerim, o zaman da korkmaları gerektiğini bilirler, çünkü durum o kadar
kötüdür..” cuslov gerçekten de genç kadının doğruları söylediği masa
açıklamalarını ürpererek hatırlıyorken opal onu izliyor, mırıldanır “beklentiler bizi mahveder.. beni bile.. ki ben süper değilim-“ “ki yalan-“ opal gülerken cevaplar “ama bana olan sevgileri bana devam ettiriyor.. benim sevgim..
biliyorsun, 1 yıl süresince yoktum-“ “korkunç günlerdi opal, gerçekten çok çok üzgünüm,-“ “ben de öyle, ama 12 yıl boyunca tek düşüncem james’in gelip beni
bulacağıydı.. ben de evren başkanıma inandım..” cuslov gülümserken opal yorgun kadının kolunu sıvazlar “dertlerinin yoğunluğunu hissedebiliyorum, ama bu odada seni
gerçekten seven bazı ruhlar var cuslov, yükünü paylaşırsan taşımak için yanında
olacak kişiler..” cuslov bakışları dalgın, ilerdeki calisi bulurken opal mırıldanır “kabuk değiştirmek zor, inan biliyorum.. ama 15 sene önceki opal
bazen bana çok farklı geliyor..” cuslov ona dönerken gülümser “farklı da zaten.. bu opal çok daha güzel..” opal gülümserken hayat yine ışıldar, cuslov da gülümserken evren
başkanına inanır.. SOUNDTRACK FALL OUT BOY – I’M LIKE A LAWYER WITH THE WAY I’M ALWAYS TRYING
TO GET YOU OFF (ME & YOU) “bu hastalık şu gezegen dışında bir yere çıktığı anda buradaki
herkesi öldürmeyi planlıyorum sanırım..” jensen yanındaki conrad’a bakarken genç adam gergindir, kendi
ekiplerini gönderdiği yerlerin işaretlerini kontrol ediyorken jensen konuşur “sence öyle bir şey olursa o kadar büyük bir fedakarlık
yapabilecek miyiz?” “öyle bir şey olmaması en büyük dileğim, ama evrende o kadar
aptal insan var ki, birisi mutlaka başımıza dert açacak, biliyorum..” jensen conrad’ın işaretlerinin yanındaki merkez masa birliklerine
bakıyorken sorar “o aptal insanın hatası için buradaki milyonlarca gelişmiş beyini
mi yok edeceğiz?” “bazen küçük bir şey için daha büyük bir şeyi feda etmek
gerekebilir. Savaşta daha küçük ama etkili bir birliği korumak için onun iki
katı büyüklüğündeki filoyu düşmanın önüne sürmek gibi bir fedakarlık bu jensen..” “biraz karamsar değil misin conrad?” conrad hafifçe gülümser “biraz değil, çok karamsarım.. her zaman kötünün de kötüsü
olduğunu biliyorum.” jensen bir kral ve komutan olarak düşündüğünde conrad’ın
söyledikleri tek doğru gibi geliyorken içindeki iblis çekilen acıların arasında
hangisinin daha büyük olabileceğini düşünüyor, ama bir türlü karar
veremiyordur.. “bunlar da Luplex OHAL belgelerii..” chris bir sürü kağıt daha
çıkartır ve onun önüne koyarken genç kadın sırayla bakıyor, hepsini imzalıyordur,
chris kocaman masayı kağıtlarla doldurduklarını görürken sydney üzerinde
kocaman kocaman LUPLEX OLAĞANÜSTÜ HAL
BELGELERİ yazan kağıtları okumadan imzalıyorken chris mırıldanır “şu anda bütün malvarlığını bana geçirdin-“ sydney gülerken
cevaplar “tanrıça gözüyle okuyorum, faydalı oluyor-“ “şu anda da seni öldürmek istedim-“ sydney gülümser ve sıradaki
kağıtları alırken chris aniden çeker ve ona bakarak sorar “okulda da yaptın mı?!” “ne yaptım mı-“ “sınavlarda! tanrıça! dönem birincisiydin bilsow!” sydney ona bakarken yutkunur, chris aha diye bağırırken genç kadın feryat eder “sadece bir sınavcık-“ “seni hain düzenbaz! masanın başında biz düzenbaz var-“ “ben masanın başında değilim!” chris ona bakar, sonra pehler ve kağıtları verirken konuşur “iyi ki yapmışsın.. ben olsam ben hepsinde yapardım-“ “sonra da baban seni öldürürdü..” chris jacki hatırlarken doğru
der, susarken sydney yine imzalıyordur, chris mırıldanır “masada kim kaldı? bu kadar dert içinde biri hukuka bakmalı-“ “patrick-“ “bahar balosundaki taş mı?” sydney gülümserken chris gülümser “ee? yüzükler nerde?” sydney ona bakar, iç çekerken chris ne
olduğunu sorar, mırıldanır “damienla mısın yoksa? öyle bir dedikodu duymuştum-“ “evet, bir yıl onunla beraberd-“ “tebrik ederim syd!” chris ona sarılırken sydney de onu tutar,
chris gülerek konuşur “adam muhteşem bir adam zaten, hapisten aşkını kurtarmışsın, muhteşem!” ilerdeki michael ve damien bunu duyunca o tarafa bakarken sydney
sessiz, konuşur “chris, artık onunla birlikte değilim..” chris ohlarken sydney
de ohlar, geri uzanırken michael oraya gelmiştir, genç kadın gösterir “tanış, erkek arkadaşım michael..” chris hala şaşkın, oh
diyerek elini uzatırken michael da el sıkışır, gülümserken sydney onun kolunu
sıvazlar.. “çok düzenli bir yerleşim olmuş kaptan..” “teşekkürler senor-“ “pierce..” “öyleyse calis..” iki genç adam bu konuda da anlaşırken önlerindeki planlardan
başlarını kaldırarak ikisi de etraflarına bakar, pierce naunetin vien’le
gülerek bir şeyler konuştuğunu görüyorken o da gülümser, calis ise opal’le
beraber ciddiyetle ekranları izleyen ve yorgunluğu yüzünden okunan cuslov’a
bakıyorken genç kadın ara sıra şakaklarını ovuyor, ama opal’in söylediği ya da
sorduğu hiçbir şeyi kaçırmıyorken genç adam fark etmeden onların konuşmasına
dalmış, pierce’ın kolunu tutmasıyla o tarafa döner, boyut tanrısı kaptan’ın
baktığı yerdeki iki güzel bayanı işaret eder “gidip ikisini de oradan kaldırmadan kalkacak gibi
görünmüyorlar..” calis başını sallar “cuslov’un uyumayı unuttuğu zamanlar oluyor..” pierce bilmez miyim diyorken en güzel çözümün ıssız bir ada
olduğunu söyler, calis kaşlarını çatarken pierce karantina kalktıktan sonra bu
konuyu konuşacaklarını, şimdi gidip onları tekrar gerçek dünyaya döndürmeleri
gerektiğini söyleyerek öne düşer, calis gülümseyerek genç adamı takip eder.. franconun çığlığından sonra george telefonunu çıkartır, bir tuşa
bastıktan sonra konuşur “fred.. bana oreondaki herkesin geçmişini yolla.. 1 saat..” ve telefonu kapatırken edwardla gözgöze gelir, mırıldanır “anlayışla karşılanacağımdan eminim..” edward gülümserken cevaplar “elbette.. bir arıza çıkarsa lütfen bana da haber verin..” george elbette derken edward konuşur “yine de, franco’dan bir şey çıkacağını sanmam..” george da sanmadığını söylerken mırıldanır “beni franco değil, franconun peşinde olanlar korkutur..” edward da buna katılırken george konuşur “bana lenartanın güvenlik konseyi lazım.. kim sorumluymuş bu
adamlardan? kim güvenlik şefi? o gün klonların kapısını kim kapatmış?” edward iç çekerken cevaplar “çok karmaşık.. kayıt sistemlerini kapatmışlar-“ “masanın kayıtlarını kapatamazlar-“ “ama kapatmışlar..” george kaşlarını çatarken edward konuşur “daha doğrusu, makineler bozulmuş..
onlar mı bozmuş yoksa kendiliklerinden mi bilmiyoruz.. ama bozulmuş..” george
onu dinliyorken edward devam eder “lenartanın tüm güvenlik ekibi toplandı, nereye gönderilecekleri
problem-“ “plutoya gönderilsinler, adamlarım sorgular, işleri yok bu ara..” edward bunun yalan olduğunu biliyor, ama onaylarken konuşur “başşehir lenartanın doğusunu sadece oreonun korumasını
istiyorum.. anlayışla karşılanacağımdan eminim..” george gülümserken elini
uzatır, iki adam el sıkışırlarken george konuşur “mükemmel.. güzel bir çalışma sergileyeceğiz sanırım..” edward da bunu umarken anlaşma kurulur.. luther alnını cama dayamış, lenartayı izliyorken birisi
omuzlarını sıkar, luther hımlarken kızıl kadın yanına kayarak konuşur “nasıl gidiyor senor?” luther gözleri kapalı, gülümserken cevaplar “iyi gidiyor.. gerçi bir süre sonra yatay mıyım dikey miyim
anlayabilecek hali geçeceğim.. likid formatına dönmeye başladım..” julianne gülerken konuşur “hepsi iyi kıvırıyor gibi duruyor, biraz uyusak bizi öldürmezler
herhalde..” “ölüm tatlı bir başlangıç olur clarnon-“ “yürü hadi yürü, çayla beslensen daha az sinirli olursun, biliyor
musun-“ luther bir kapıdan içeri tıkılırken luplexlilerin neden çay
sevdiklerini, kahve gibi ulu bir icat olduğunu, kafeinin insanı ayık tuttuğunun
bilimsel olarak ispatlandığını falan söylüyorken kapı arkalarından kapanır,
kimse gittiklerini fark bile etmez.. chris’in sydney’i tebriğinin ardından ewan’ın yanındaki damien
başını kaldırarak o tarafa bakar, michael’ın tanıtılması sırasında tekrar önüne
dönerken ewan genç adamı izliyordur “adam savaş meleği, sunacak daha iyi bir şeyimiz yok sanırım..” damien önündeki kağıtlara bakıyorken gülümser, ewan da tekrar
kağıtlarına dönerken okuduğu şeyleri anlıyordur, aylardır hala bunları anlamak
genç adama garip bir mutluluk veriyorken konuşur “100 yıllık yaşantımı unuttum ama birlikler arasındaki statü farkını
gözlerim kapalı sayabilirim, bazen askerliğin artık genlerime işlediğini
düşünüyorum..” damien işte buna gülerken ewan da gülümser, general kenrich
elindeki kağıt setini bırakıp yeni bir tanesini alırken konuşur “sivil hayatla ordudaki hayat tamamen farklı evrenler olduğu için
sanırım. Nebura’dayken ben de asker olan benliğimi kapatmıştım, bambaşka bir
dünya oluşturmuştum. Şimdi dışardayım ve yine askerim, kaldığım yerden devam
ediyorum ve hiç teklemiyorum, bunun verdiği tatmin ve gurur başka bir şeyle
ölçülemez kaptan..” ewan da aynı fikirde olduğunu söylüyorken okuduğu listelerin
arasında bir de tanıdık isim gördüğünde iyice keyiflenir ve general’e
gösterirken damien onun en iyi adamlarından biri olduğunu söylediğinde ewan da
ona hak veriyordur.. SOUNDTRACK BRANDI CARLILE – TURPENTINE james iskemlesinde oturmuş, sessiz, cam duvarların arkasındaki
elemanlarını izliyorken latty duvara dayanmış, ayakta, bu kadar süredir hiç
konuşmamış, açık bir şekilde onun konuşmasını bekliyorken bir süre sonra pes
eder ve kollarını açarken konuşur “james, neden
burdayız?” james opalin cuslovla konuşmasını izliyor, james kelimesini onun
dudaklarında görürken mırıldanır “izliyoruz..” “sadece izliyor muyuz? sadece izlemenin bize ne faydası olacak,
konuşsak-“ james sessiz, devam eder “eidan heyecanlı bir adam.. evrendaş olarak büyümüş, muhtemelen
myraya bir hayranlığı var, kendini ona beğendirmek için myra şu camdan atla
dese atlar..” latty kaşlarını çatarken james devam eder “andrea, aklı başında, ayakları yere basan bir kız.. irinanın
fikirlerine çok önem vereceği belli, o da kendini ona beğendirmek için, takdiri
için çırpınacak, çok açık..” “sienna.. kendine güveni yok, sadece çok iyi bildiği şeylerde çok
başarılı olacağını biliyor, ama onun dışında devamlı birinin onu arkasından
iteklemesi gerekiyor, devamlı eli ayağına dolaşıyor, bir şey sorulduğunda
cevabı bilmesine rağmen kitleniyor..” latty şaşkın, siennaya bakarken james devam ediyordur “dorian.. tam bir eski dünyalı, masaya inanıyor, güveniyor, ben
ne istersem yapar, sadık bir er olacağı kesin.. ama benim dışımdaki herkesi
sorgulayacak, çünkü hiç biri saygısını kazanmadı..” latty şokla nefes alırken james ayağa kalkarak cama ilerler,
devam eder “ewan.. hafızasını kaybettiği için panik içerisinde, bu odada kaç
kişi onu tanıyor bilmiyor, ben onu ne kadar tanıyorum ve neler oldu bilmiyor,
ama otoritesinden bir şey kaybetmemeye çalışıyor.. conrad.. senin ve luplexin
saygınlığının parçalanmaması için canını dişine takmış, yamuk bir söz söylememi
bekliyor, onu öldürebileceğimi bilmesine rağmen kraliçesi için öne atılacak
kadar kalbiyle düşünen bir adam.. bana daltonu hatırlatıyor..” latty ağzını kapatırken james konuşur “ashley, başına buyruk ve asi, ama aslında sadece dinlenilmek
istiyor, ortaya attığı ve kabul ettiği tüm iddialar nasıl biri olduğunu
göstermek için, biri onu dinlediğinde kendini açacağı kesin.. colm, gergin,
çünkü patronu kafayı yemiş durumda, yedek patronu avcı kesilmiş, öbür patronu
bizlerle gayet iyi anlaşıyor, nasıl bir adım uydurması gerektiğini kendi
kendine çözmesi gerekecek.. daha çok genç, ama çok zeki..” latty sessiz, camdan dışarı bakıyorken james mırıldanır “vien.. genç, azimli, hırslı.. önüne gelen her vaka için kendini
tükettiği belli, ancak bu gezegende büyük hayat dersleri alacak, bir tanrıça
olmadığını ve tüm hayatları kurtamayacağını öğrenecek, kim bilir belki kendi
ekibinden birileri de parmakları arasından kayıp gidecek.. bu kızda kaybın
izleri var, birini kaybetmiş, belli..” latty yutkunuyorken evren başkanına dair efsanelerin gerçek olup
olmadığını düşünüyordur, james ise hala sırtı ona dönük, dışarıyı izliyor,
konuşuyordur “delora.. korkuyor, çok korkuyor, ve kimsenin ona acımasını
istemiyor, hayatının yolunu seçmenin eşiğinde duruyor.. calis, her ip aslında
onun elinde, ama kimsenin bunu fark etmemesini istiyor.. cuslov, yorgunluktan
ve yalnızlıktan ölüyor, biri doğru tuşlara bassa günlerce ağlayabilir ama kimse
o tuşlara dokunmuyor, ya da tam olarak basmıyor..” latty kalbinin ağırlaştığını hissediyorken o neden bunları
görmüyordur, o neden orada sadece konuşan insanları görüyordur, james başını
yere eğerek mırıldanır “ve latty.. üzerindeki sorumlulukları kabul etmiyor, fırsat
çıktıkça başkasına yıkıyor, görevinin gerektirdiklerini kitaptan ezbere
biliyor, ama uygulamaktan korkuyor, çünkü başlarsa devamı gelecek ve bir daha
hiç bitmeyecek, oysa o küçük bir kız olarak kalmak istiyor..” latty dehşetle ona bakıyorken james dönerek ona bakar, ikisi
birbirlerine bakıyorlarken genç adam konuşur “her küçük kız büyür kraliçe flacil.. bir gün, bir şekilde, bir
yerde büyürler.. bir dakikada, bir saniyede, ya da 100 yılda.. ama büyürler..” latty neden bilmiyor, ama gözleri dolmuş, ona bakıyorken james
mırıldanır “büyümek bir anda olsa da, gelişmek adım adım olur.. ilk olarak
bakmayı değil, görmeyi öğrenmelisin, diğer adımlar sonra gelecek..” ve evren başkanı dönerek yürür, kapıyı açıp çıkarken herkes ona
döner, james gülümseyerek kollarını açar ve müthiş verimli bir toplantıdan
çıktığını söylerken masa elemanları rahat, konuşuyor, oreonlular ekip
arkadaşlarıyla kaynaşmış, gülümsüyor, evren başkanı şimdi hepsinin kendi
bloklarına giderek keşfetmelerini, o arada da bilim adamlarını
uyandırmamalarını söylüyorken cam bir duvarın arkasında, küçük bir kraliçe,
büyük bir kadın olmanın yolundaki ilk adımlarını atıyordur.. “latty..” latty dudağını kemirerek odadan çıkarken delora ve kate o tarafa
geliyordur, latty deloranın sesiyle başını kaldırmışken genç kadın gülümser “ofislere inelim mi?” latty başını sallar ve delorayı koluna alırken genç kadın kate’e
teşekkür eder, sonra görüşeceklerini söyleyerek latty’le beraber yürürken
arkadaşı çok sessizdir, delora kaşlarını çatarak başını eğer ve latty’nin
bakışlarını yakalar “latty, bir şey mi oldu..” latty usul bir hayırla soruyu geçiştirirken sesi titremiştir,
delora lobiden çıkana kadar başka bir şey sormamamaya ve onu ağlatmamaya karar
verirken latty kapıyı açar, delora önden geçip çıkarken latty de tekrar onun
uzattığı eli tutarak dışarı çıkar, kapı arkalarından kapanır.. |