CRASHED405 - #03 - TEAM LENARTA

SOUNDTRACK

 

SOUNDTRACK

PETEY PABLOE – SHOW ME THE MONEY

 

 

“hey john..”

john başını soluna çevirerek norman ve yanındaki ashley’e bakar

“görmem gereken bir şey mi var?”

norman kaşlarını çatarken john boşvermesini söylüyordur, norman söyleneni yaparken sorar

“buranın özel bir odası falan yok mu, bir iki atış talimi yapmamız gerekiyor..”

bunun üzerine scott yan gözle ashley’e bakar, genç kadının duruşundan olayın gereklilikten çok bir iddia olduğu açık seçik okunuyorken john scott’a bakar

“iki koridor mu üç koridor mu dönüyorduk?”

scott üç derken john norman’a döner

“buradan çıkın, üçüncü koridorda sağa dönün, ikinci kapı.. birbirinizi öldürmeyin..”

norman sırıtarak tamam der ve yanındaki genç kadına döner ve göz kırparak öne düşerken ashley gözlerini devirerek onu takip ediyordur, scott ikisinin arkasından bakıp tekrar john’un anlattığı şeye döner..

 

 

“sen hafif olanını al, bileklerin yorulmasın..”

ashley bu düşünceli fikirle norman’ı önünde durduğu standdan biraz sağa iter ve önündeki çeşit çeşit tabancaya bakıyorken başını çevirip norman’ın elindekine bakar, tekrar önüne dönüp aynısından bir tane alırken norman sırıtır

“benim gazıma gelirsen buradan birini öldürüp çıkarsın ellen..”

“öleceğinden mi korkuyorsun mann?”

norman elinde silah, korkudan titrerken ashley gülümser ve atış kulvarlarından birine ilerleyerek uzaktaki hedefe bakar sonra yanına dönerek siyah bir kutuya elini bastırır, kutunun sürgülü kapağı açılarak dolu şarjörler görünürken genç kadın bir tanesini alır, yan taraftan norman’ın şıkırtıları duyuluyorken bir an sonra ashley sol taraftaki hedefin göğsüne üç el ateş edildiğini görür ve irkilerek kulaklarını kapatır, norman iki tane de kafaya sıkarken işi bittiğinde sırıtarak kendi bölmesinden çıkar ve kulaklığını çıkartarak genç kadının bölmesine kafasını uzatır, ashley elleri kulaklarında, nefretle norman’a bakıyorken genç adam güler

“karşındaki adam senin hazırlanmanı beklemeyecek..”

ashley bir şeyler homurdanarak şarjorü takar ve hızla namluyu çekerek tabancayı norman’a doğrulturken genç adam gülümsemesi silinerek başını geri çeker, ashley sırıtarak elini arkaya uzatır, kulaklığı alır ve silahını indirerek kulaklıkları takar, arkasını dönüp hedefine beş el ateş eder, hedefin göğsünden kafasına doğru neredeyse düz bir çizgide beş delik açılmışken norman sırıtarak genç kadının yanına gelmiştir

“beğendim..”

“ben de seninkileri beğendim, çok spontane bir cinayet..”

norman gülerek kendi hedefine bakıyorken ashley boynunda asılı duran kulaklığı çıkartıp masaya atar..

 


antonio ve franco charlize’in yanından uzaklaşmışlarken birden eidan suya dönüşür, antonio hızla o tarafa dönerken franco gözlerini deviriyordur ama tanrıya şükür miss myra bu saçma şova karşı eidanı utandırmamış, onunla ilgileniyorken antonio francoya döner

“bunu hepsi yapabiliyor mu?”

franco da ona bakarken cevaplar

“evet, yapıyorlar..”

“elbette yapabilirler, hepimiz elementlerden oluşuyoruz..”

franco da o anda elbette yapılabileceğini fark ederken doğru der, antonio bir çalışanın çalıştığı, ancak ona dayalı bir masanın boş olduğu yere gider, görevliye bakarak sorar

“bu iskemle boş mu acaba?”

görevli genç kız başını sallarken antonio teşekkür eder ve iskemleyi çekip francoya gösterir, genç adam gider ve otururken antonio da masaya dayanmış, konuşur

“söyle franco, bu akıl okuma ne zaman başladı?”

franco derin bir nefes alırken mırıldanır

“bir arkadaşımın beni kız arkadaşımla aldattığını duyduğumda..”

antonio yüzünü buruştururken cevaplar

“üzüldüm.. ancak iyi şeyler de duyuyor olmalısın..”

franco gülümserken çoğu zaman diye mırıldanır, antonio da gülümserken kollarını kavuşturur, ona bakarak sorar

“hiçbir tanrının ya da tanrıçanın aklına girmeye çalıştın mı?”

franco charlize’i gösterirken antonio düzeltir

“bilerek, isteyerek?”

franco daha önce hiç tanrı görmemiştir ki bilerek isteyerek yapsın, hayır derken antonio gülümser

“benim kafama girersen biraz kaybolabilirsin, o kadar çok şey duyuyorum ki-“ franco gözleri büyürken ayağa fırlar, parmağıyla onu işaret ederek konuşur

“doğru! siz dürüstlük tanrısısınız, bütün yalanları duyuyorsunuz!”

“dürüst tepkileri de öyle-“

“nasıl kafanız patlamıyor?!” antonio bu dürüst feryada gülerken franco toparlanır, genç adam uzanarak özür dilerken konuşur

“uzun süredir bu kadar dürüst bir soru duymamıştım, özür dilerim..”

franco ona bakarken antonio hala gülümsüyor, cevaplar

“ilk duyduğumda yere yığılacak gibi olmuştum, bir anda bütün evren tarihinin ve şu anki evrenin yalanlarını duymak seni komaya sokuyor.. 1 hafta uyumuşum..”

franco oylayarak yüzünü buruştururken antonio gülümser

“ama iyi bir öğretmenim vardı, şimdi daha başarılıyım..”

“kim?” antonio başıyla karısını gösterirken franco charlize’e bakar, mırıldanır

“onun hava tanrıçası olduğunu sanıyordum..”

“öyle zaten.. ancak charlize eski bir tanrıçadır, çok tanrı ve tanrıçaya yardımcı olmuştur, hatta başka bir tanesi daha aramızda, ve onun aklını okumanı isteyeceğim..”

franco bir anda panikle dolarken antonio jasona seslenir, ilerdeki yakışıklı tanrı onlara dönerken franco inler..

 

 

SOUNDTRACK

BOND – DREAM STAR

 

 

“ihtiyaç ekiplerini iki kola ayırmamız gerekiyor, oreon belli bir miktar zaten yolluyor, ama şu bölgeye destek olarak sizin ekiplerinizden de bir grup yollanabilir..”

loret wusla’nın önlerindeki büyük ekrandaki felaket bölgesi haritasından gösterdiği kısma bakıyorken gerçekten de oreon ekip nüfusu oradaki kalabalığa yetecek kadar büyük değildir, tanrıça ne kadar büyüklükte bir grubun oluşturulması ve ne yollanması gerektiğini anlatıyorken wusla’nın gözü sağ tarafında sydney’le konuşan dorian’a takılır, genç adamın her zamanki gibi sorgulayan tavrı uzaktan bile anlaşılıyorken wusla bu sefer gözleriyle edward’ı arar, onun da george’la konuştuğunu gördüğünde tekrar önüne dönerken loret onun fark etmediği bir anda konuşmasını bitirmiştir, genç kadına gülümser

“göz kulak olacak çok fazla insan var, değil mi?”

wusla gülümseyerek başını sallar

“buradakiler en azından gözümün önündeler, kızım oreon’da kaldı..”

“benimki de öyle, yani guadalajara’da.. şu anda burada olmalarından çok daha iyi, güvende olduklarını biliyorum en azından..”

“jacquelyn’di değil mi?”

loret küçük kızının güzel ismine başını sallarken wusla gülümser

“delialona jacquelyn’den çok büyük, yasaklardan korkacak yaşı geçtiği için biraz endişeleniyorum.. şimdilik sakin, ama zaman geçtikçe ve biz burada gerçekten uzun bir süre kalacağımızı anlarsak, o zaman kimseyi dinlemeden hareket eder..”

loret genç kadının kolunu sıvazlayarak iç çekerken konuşur

“umarım çok uzun süre kalmamıza gerek kalmaz..”

“ben de öyle umuyorum loret, ama yine de aklımdan geçenler çok da parlak şeyler değil..”

loret başını kaldırarak önündeki büyük haritaya bakarken içinde bulundukları karmaşa küçük kırmızı noktaların yoğunluğundan anlaşılıyor ve seks tanrıçası ilk defa kendi renginin ona gösterdiği şeyden korkuyordur..

 

 

“senor pulvu,-“

“tanrım, colm..”

jason hafifçe gülerek peki, colm derken ikisi dağlarla tepelerle donanmış üç boyutlu lenarta haritası önüne gelmişlerdir, jason elleri belinde, haritanın diğer tarafındaki adama bakarak konuşur

“colm, beni ne olarak görüyorsun?”

colm, ewan sayesinde böyle ani ve manasız sorulara alışmışken mutlaka cevabın öylesine okkalı bir yere çıkacağını biliyor, güvenerek cevaplar

“mantık tanrısı?”

“başka?”

“rüzgar?” jason gülümserken colm neden deloranın onu beğendiğini görür ve nefret ederken jason daha da gülümser, colm mırıldanır

“senor’un oğlu?”

ve bir anda jasonun gülümsemesi sönerken colm hatalı cevap verdiğini anlar, jason sinclair onu inceliyor, konuşur

“doğru, elbette.. evrene öyle tanıştırıldım, ben de oradaydım.. ama yıllar oluyor colm, 10 seneden fazladır masa analisti olarak çalışıyorum..”

colm doğru cevabı duyarken kendini içinden tekmeler, cevaplar

“tanrılık seviyesinden bizim seviyelere inemedim..”

jason gülümserken konuşur

“babam duymasın.. kanının özgürlüğüyle iş yapabilen tek kişi jacquelyndir, o da torun lüksünü yaşadığı için.. onun dışında herkes yerini kendi kazanıyor..”

colm gülümserken sorar

“o nerde?”

“evde, olması gereken yerde.. şimdi colm, söylemek istediğim şey, analist olduğum için her konuda acımasızca fikrim soruluyor.. kraliçeniz seni bana verdiğine, babam da onayladığına göre, büyük cevherlerin var, bana çok konuda geniş yönlü tetkikler sunabileceksin..”

colm bir an ewanı özlerken mırıldanır

“sanırım..” jason kaşını kaldırırken colm dikleşir ve konuşur

“lenarta.. genetik bilimler gezegeni, iki ana sektöre ayrılıyor, kuzey ve güney.. şu anda kuzeydeyiz, baş şehir lenarta da doğu ve batı olarak ikiye ayrılıyor, doğu biz, batı siz..”

jason gülümserken gülümseyişi işte böyle diyordur, colm aynı ateşle devam ederken bir süre sonra antonio o tarafa seslenir, jason dönerek bakarken antonio gelmesini rica eder, jason colma bakar ve antonionun yanına giderken colm da onu takip eder..

 

 

“.. onlar ocea’ya döndüler.. viviana çok gelmek istedi, ama sonunda ikna ettim..”

claire gülümseyerek bir gün mutlaka onları da görmek istediğini söylerken ikisi de kontrollerine verilen krallıkların listelerine göz atıyorlardır, claire bir sayfa daha çevirirken mırıldanır

“umarım babam da bir gün bana gelip evlenmem gerektiğini söylediğinde senin kadar şanslı olurum..”

justin gülümser

“deniz altı krallıklarından birine kapılmamaya çalış, alıp getirmesi zor oluyor..”

claire içtenlikle gülerken kağıtlardan başını kaldırır ve şöyle bir etrafına bakarken senor sinclair’in franco ve senor garagas tarafına gittiğini görür, franconun endişesi gözlerinden okunabiliyorken claire hafifçe gülümser ve tekrar kağıtlarına dönerken justin ona tanıdık gelmeyen bir ismi gösterir, claire onun dış uzaydaki çok küçük bir krallık olduğunu söylerken neredeyse bağımsızlıklarının bile bazı kraliyet yasalarına göre tanınmadığını anlatıyordur, justin başını sallayarak bir kaç isim hakkında daha soru sorar...

 

 

“ne oldu-“

“jason, tanış, franco.. franco, jason sinclair..” jason elini uzatarak tanışır, memnun olurken o da colm’u tanıtır, colm evrenin en zengin adamlarından biriyle el sıkışırken antonio jasona döner

“jason, bay franco çevresindekilerin zihinlerinden geçen düşünceleri bariyerlere takılmadan okuyabiliyor..”

jason bunu duyunca bir adım geri atarken franco colma bakar, antonio devam eder

“elbette bay franco masa veya evren sırlarına bulaşmak istemiyor,-“ franco şiddetle başını sallarken jason ona bir bakış atar, genç adam sinclair mavisini görürken yutkunur, antonio konuşuyordur

“ben de ona yardımcı olmayı kabul ettim, kendisi istediği zaman bu yeteneğini tamamen kapatmalı, istediğinde de kullanabilmeli.. yüksek bariyerlerde de bu geçerli..”

jason ona dönerken antonio francoya dönerek konuşur

“franco, jason mantık tanrısı.. aramızdaki en düzgün beyin onda..”

colm, franconun gözlerinden kalp fışkırdığını görür gibi olurken jason bunun iyi bir fikir olmayabileceğini söylüyordur-

“JACQUELYN BU GECE SİZİN ODADA YATACAK!”

bütün lobi donarak ona dönerken jason genç adama bakar, eidan bir kahkaha atarken loret ilgiyle kaşını kaldırmış, jasonun bunu neden söylediğini merak ediyorken jason antonioya bakar, antonio ise gülümsüyordur, harika der..

 

 

“bir dakika, öğrendiklerimi tekrarlamam lazım..”

vien gülümseyerek naunet’e zaman verirken genç kadın kafasında duyduklarını toparlar, hazır olduğuna emin olduğunda evet diyerek anlatmaya başlar

“şimdi iki tür klon var, doğuştan-doğumla.. neydi?”

“doğurularak geliştirilmiş..”

naunet başını sallar

“evet, bir o var, bir de yetişkin olarak geliştirilen klonlar var. Doğurulmuş olanların öğrenme ve karar verme kapasitesinin sınırları yetişkinlerden daha geniş. Yani aman tanrım klon! diyeceğin türler yetişkinler sınıfındakiler, diğerleri de insan olacaktım klon oldum tipindekiler, değil mi?”

vien gülerek onaylarken naunet de gülümser

“öğreniyorum, yavaş yavaş.. zaten masada tıptan anlamayan bir tek ben varım sanırım.. james, myra, loret, hatta julian.. hepsi hayatlarının bir döneminde doktor olmuşlar..”

“böylesi daha iyi naunet, hem baksana, senden başka kim klonları aman tanrım klon! ve insan olacaktım klon oldum şeklinde ayırabilir..”

naunet de kendi söylediğine gülerken önündeki notlarına bir şeyler karalıyordur

“şimdi böyle söylüyorum ama benim için ikisi arasında da bir fark yok, ya da klon veya insan arasında.. onları yaratan ben değilim, beni yaratan da ben değilim, hepimiz bir şekilde yaratılıyoruz, öyle ya da böyle. Aramızdaki tek fark benim gözümün yeşil olacağını ben doğmadan önce bilmiyordum..”

vien bundan daha iyi anlatılamayacağını düşünüyorken gülümser, naunet notlarına bakarak klonların geliştirilme safhalarını görünce yüzünü buruşturduğunda vien de onunla beraber notlara bakarak bilmesine gerek olmayan yerleri hem kağıtlardan hem de akıllardan çıkarır...

 

 

SOUNDTRACK

CIARA & CHAMILLIONAIRE – GET UP

 

 

“JACQUELYN BU GECE SİZİN ODADA YATACAK!”

john dönerek ne alaka diye bakarken bu bilgiyi o bile bilmiyordur, kim biliyordur da bağırıyordur, akıl okuyan tipi görürken ilerdeki george’a bakar, o da aynı şeyleri düşünüyor olacak, francoyu göz hapsine almıştır, scott konuşur

“franco güvenilir adamdır, her gün kraliyette geziyor, bir şey satsa anlardık..”

john ona dönerken cevaplar

“kraliyette gezmesi mi daha tehlikeli, her gün binlerce şifre girilen ortak köprüde gezmesi mi?”

scott ona bakıyor, iki mavi göz çakışıyorken konuşur

“ben de neptünde çalıştım-“

“ben plutonun başındayım ellen.. ve muhtemelen senden daha çok saha deneyimim var..”

scott kollarını kavuştururken sorar

“dosyaları mı karışılaştıracağız-“

“gerek yok, ben kazanırım, ama bana kafa tutma..”

scott ilgiyle ona bakarken sorar

“tutarsam ne olur? tutacağımdan değil.. ancak burada amirim değilsin black..”

john dikleşirken sırıtır, cevaplar

“değilim doğru, bu yüzden kafanı kırabilirim.. deli olduğumu söylemişler miydi?”

“masanın tamamı gibi mi?”

john ona bakarken mırıldanır

“şu anda bu laf yüzünden seni hapse atabilirim..”

scott gülümserken cevaplar

“beni hapse attığın için kraliçemiz sizinle karşı karşıya gelince ne olur? sana bir şey olsa senor senin için öne adım atar mı john?”

john ona bakıyorken scott kaşını kaldırır, john cevaplar

“senor gerekirse beni öldürür scott.. ve öldürmeli de.. başınızdaki kadın bunu yapamayacak kadar duygusalsa, ve sen bundan faydalanacak bir ajansan, belki de seni oradan aldırmam lazım..”

scott ona bakarken efsane ajan black karşısındadır, akademide onu öğrenerek büyümüştür, onun operasyonlarında olmak için kaç kişiyi geçmiş ama başaramamıştır, ama o zamanlar geride kalmış, scott bütün basamakları çıkmış, ve şimdi adamla karşı karşıya, partnerken, neden ona asilendiğini bilmiyor, belki de ashleyle çok vakit geçirmiş, kendine gelir ve konuşur

“doğru.. haklısın black..”

“her zamanki gibi..”

scott ona bir bakış atar, john sırıtırken ortam gevşer, scott sorar

“kenrichle dost musun gerçekten?”

“dosttan öteyiz, sevgilimdir..”

scott bir an boğulurken john sırıtır..

 

 

“bu kesimler merkez masa’nın varlığından bile haberdar olmayan yerler, vergilerini verip sessiz sedasız bir hayat sürerler, acil durum onları ilgilendirmez bile.. yasakları deleceklerini de o yüzden hiç zannetmiyorum..”

brian flaslerin gösterdiği yerlere bakıyorken genç adam devam eder

“bizden bir terslik çıkacaksa ancak dugan’dan çıkabilir. Savaş sırasında da bütün karşıt gruplar dugan’da toplandı. Köklerini kuruttuk sanıyorduk, ama daha geçen hafta kral’ın eksikliğine tepki gösteren bir grup ortaya çıktı. Şimdi de genel karantinanın onları kısıtladığı, kaçma ve savunma özgürlüklerini ellerinden aldığını düşünen insanlar eminim ki olacaktır. O yüzden ılımlı yaklaşılması gereken tek bölüm orası olacak..”

brian anladığını söylerken o da güneş evreninde isyan yaratabilecek grupları düşünüyordur

“isyandan çok tehlikeyi seven maceracıların jüpiterden kalkıp boyut kapılarını zorlayacağını düşünüyorum. Dugan’daki isyankarların aksine bizim asilerin merkez masaya güveni tam olduğu için kendilerine de bir şey olmayacak sanıyorlar ve işin kötüsü nedir biliyor musun?”

flasler zaten kötü olan bir işin daha da kötü bir yanını bekleyerek dinlerken brian devam eder

“daha bizim bilmediğimiz bir şey hakkında o insanlara nasıl kesin bir açıklama yaparak her şeyin yolunda olduğunu söyleyebilirim bilmiyorum. Bir gün karşıma geçip bunun çözümü nedir peki, masa ve oreon ne düşünüyor, ya da tam olarak karantinanın kalkacağı zamanı sorduklarında ve bizden gelen cevap henüz belirsiz olduğunda zaten bütün maskemiz bir anda çökmüş olacak..ilk defa insanları ikna etmek zorunda olmaktan nefret ediyorum..”

flasler iç çekerek elini saçlarından geçirirken brian düzenli aralıklarla verilecek açıklamaların çeşitliliğini arttıracak bir yol aramaya devam ediyordur..

 

 

opal çalan telefonunu açar ve opal derken cuslov önlerinde durdukları analiz raporlarına bakıyordur, ekrandakş yazılar devamlı akıyorken opal bir gözü ekranda, bir de telefonla konuşuyor, cuslov o dili bilmiyorken genç kadın bir süre sonra telefonu kapatır, mırıldanır

“diğer masa başkanları açıklama yapsalar da, sesimizi duymak istiyorlar..”

cuslov gülümser ve hak verdiklerini söylerken cevaplar

“sizi burda görmek bizim ekibe büyük destek verecek, eminim..”

opal yorgun görünen genç kadına bakarken mırıldanır

“sana da destek olacak mıyız cuslov?”

genç kadın opalin istese onu kitap gibi okuyabileceğini, ama nezakaten yapmadığını biliyor, o da onu okuyabilecekken yapmıyor, ikisinin okumaları farklı, ama şu anda cuslovun yorgunluğu onu her türlü okumaya açık bırakıyorken cevaplar

“bilemiyorum.. umarım olursunuz.. mesela nasıl bu kadar dinç durduğunu bana söyleyebilirsin..”

opal hafifçe gülerken ilerdeki brian onun gülümsemesini duyunca gülümser, opal konuşur

“bilemiyorum.. sırrım binlerce yıl james’le yaşayabilmek olabilir.. ya da brian.. ya da oğullarım..”

cuslov ona bakarken mırıldanır

“sevgi yani..” opal başını sallar, cevaplar

“onların beklentileri bizi yoran yegane şey.. günlerim bazen yalanlar söyleyerek geçiyor, yalan söylemek benim için nefes almak gibi bir şey : onsuz yaşayamam.. ama havam gibi, onun da temiz olması lazım, yaşadığım yerde, koridorlarımda, burada bu koridorlarda bana, yüzüme yalan söylenemez..”

cuslov ona bakıyorken opal devam eder

“ama evrene bir sürü yalan söyleyebilirim, bana bu hakkı verdiler, bu hakkı kazandım, ben yalan söylediğimde o gece yataklarında güvenle uyurlar.. ama ne zaman ki gerçeği söylerim, o zaman da korkmaları gerektiğini bilirler, çünkü durum o kadar kötüdür..”

cuslov gerçekten de genç kadının doğruları söylediği masa açıklamalarını ürpererek hatırlıyorken opal onu izliyor, mırıldanır

“beklentiler bizi mahveder.. beni bile.. ki ben süper değilim-“

“ki yalan-“ opal gülerken cevaplar

“ama bana olan sevgileri bana devam ettiriyor.. benim sevgim.. biliyorsun, 1 yıl süresince yoktum-“

“korkunç günlerdi opal, gerçekten çok çok üzgünüm,-“

“ben de öyle, ama 12 yıl boyunca tek düşüncem james’in gelip beni bulacağıydı.. ben de evren başkanıma inandım..”

cuslov gülümserken opal yorgun kadının kolunu sıvazlar

“dertlerinin yoğunluğunu hissedebiliyorum, ama bu odada seni gerçekten seven bazı ruhlar var cuslov, yükünü paylaşırsan taşımak için yanında olacak kişiler..”

cuslov bakışları dalgın, ilerdeki calisi bulurken opal mırıldanır

“kabuk değiştirmek zor, inan biliyorum.. ama 15 sene önceki opal bazen bana çok farklı geliyor..”

cuslov ona dönerken gülümser

“farklı da zaten.. bu opal çok daha güzel..”

opal gülümserken hayat yine ışıldar, cuslov da gülümserken evren başkanına inanır..

 

 

SOUNDTRACK

FALL OUT BOY – I’M LIKE A LAWYER WITH THE WAY I’M ALWAYS TRYING TO GET YOU OFF (ME & YOU)

 

 

“bu hastalık şu gezegen dışında bir yere çıktığı anda buradaki herkesi öldürmeyi planlıyorum sanırım..”

jensen yanındaki conrad’a bakarken genç adam gergindir, kendi ekiplerini gönderdiği yerlerin işaretlerini kontrol ediyorken jensen konuşur

“sence öyle bir şey olursa o kadar büyük bir fedakarlık yapabilecek miyiz?”

“öyle bir şey olmaması en büyük dileğim, ama evrende o kadar aptal insan var ki, birisi mutlaka başımıza dert açacak, biliyorum..”

jensen conrad’ın işaretlerinin yanındaki merkez masa birliklerine bakıyorken sorar

“o aptal insanın hatası için buradaki milyonlarca gelişmiş beyini mi yok edeceğiz?”

“bazen küçük bir şey için daha büyük bir şeyi feda etmek gerekebilir. Savaşta daha küçük ama etkili bir birliği korumak için onun iki katı büyüklüğündeki filoyu düşmanın önüne sürmek gibi bir fedakarlık bu jensen..”

“biraz karamsar değil misin conrad?”

conrad hafifçe gülümser

“biraz değil, çok karamsarım.. her zaman kötünün de kötüsü olduğunu biliyorum.”

jensen bir kral ve komutan olarak düşündüğünde conrad’ın söyledikleri tek doğru gibi geliyorken içindeki iblis çekilen acıların arasında hangisinin daha büyük olabileceğini düşünüyor, ama bir türlü karar veremiyordur..

 

 

“bunlar da Luplex OHAL belgelerii..” chris bir sürü kağıt daha çıkartır ve onun önüne koyarken genç kadın sırayla bakıyor, hepsini imzalıyordur, chris kocaman masayı kağıtlarla doldurduklarını görürken sydney üzerinde kocaman kocaman LUPLEX OLAĞANÜSTÜ HAL BELGELERİ yazan kağıtları okumadan imzalıyorken chris mırıldanır

“şu anda bütün malvarlığını bana geçirdin-“ sydney gülerken cevaplar

“tanrıça gözüyle okuyorum, faydalı oluyor-“

“şu anda da seni öldürmek istedim-“ sydney gülümser ve sıradaki kağıtları alırken chris aniden çeker ve ona bakarak sorar

“okulda da yaptın mı?!”

“ne yaptım mı-“

“sınavlarda! tanrıça! dönem birincisiydin bilsow!”

sydney ona bakarken yutkunur, chris aha diye bağırırken genç kadın feryat eder

“sadece bir sınavcık-“

“seni hain düzenbaz! masanın başında biz düzenbaz var-“

“ben masanın başında değilim!”

chris ona bakar, sonra pehler ve kağıtları verirken konuşur

“iyi ki yapmışsın.. ben olsam ben hepsinde yapardım-“

“sonra da baban seni öldürürdü..” chris jacki hatırlarken doğru der, susarken sydney yine imzalıyordur, chris mırıldanır

“masada kim kaldı? bu kadar dert içinde biri hukuka bakmalı-“

“patrick-“

“bahar balosundaki taş mı?” sydney gülümserken chris gülümser

“ee? yüzükler nerde?” sydney ona bakar, iç çekerken chris ne olduğunu sorar, mırıldanır

“damienla mısın yoksa? öyle bir dedikodu duymuştum-“

“evet, bir yıl onunla beraberd-“

“tebrik ederim syd!” chris ona sarılırken sydney de onu tutar, chris gülerek konuşur

“adam muhteşem bir adam zaten, hapisten aşkını kurtarmışsın, muhteşem!”

ilerdeki michael ve damien bunu duyunca o tarafa bakarken sydney sessiz, konuşur

“chris, artık onunla birlikte değilim..”

chris ohlarken sydney de ohlar, geri uzanırken michael oraya gelmiştir, genç kadın gösterir

“tanış, erkek arkadaşım michael..”

chris hala şaşkın, oh diyerek elini uzatırken michael da el sıkışır, gülümserken sydney onun kolunu sıvazlar..

 

 

“çok düzenli bir yerleşim olmuş kaptan..”

“teşekkürler senor-“

“pierce..”

“öyleyse calis..”

iki genç adam bu konuda da anlaşırken önlerindeki planlardan başlarını kaldırarak ikisi de etraflarına bakar, pierce naunetin vien’le gülerek bir şeyler konuştuğunu görüyorken o da gülümser, calis ise opal’le beraber ciddiyetle ekranları izleyen ve yorgunluğu yüzünden okunan cuslov’a bakıyorken genç kadın ara sıra şakaklarını ovuyor, ama opal’in söylediği ya da sorduğu hiçbir şeyi kaçırmıyorken genç adam fark etmeden onların konuşmasına dalmış, pierce’ın kolunu tutmasıyla o tarafa döner, boyut tanrısı kaptan’ın baktığı yerdeki iki güzel bayanı işaret eder

“gidip ikisini de oradan kaldırmadan kalkacak gibi görünmüyorlar..”

calis başını sallar

“cuslov’un uyumayı unuttuğu zamanlar oluyor..”

pierce bilmez miyim diyorken en güzel çözümün ıssız bir ada olduğunu söyler, calis kaşlarını çatarken pierce karantina kalktıktan sonra bu konuyu konuşacaklarını, şimdi gidip onları tekrar gerçek dünyaya döndürmeleri gerektiğini söyleyerek öne düşer, calis gülümseyerek genç adamı takip eder..

 


franconun çığlığından sonra george telefonunu çıkartır, bir tuşa bastıktan sonra konuşur

“fred.. bana oreondaki herkesin geçmişini yolla.. 1 saat..”

ve telefonu kapatırken edwardla gözgöze gelir, mırıldanır

“anlayışla karşılanacağımdan eminim..”

edward gülümserken cevaplar

“elbette.. bir arıza çıkarsa lütfen bana da haber verin..”

george elbette derken edward konuşur

“yine de, franco’dan bir şey çıkacağını sanmam..”

george da sanmadığını söylerken mırıldanır

“beni franco değil, franconun peşinde olanlar korkutur..”

edward da buna katılırken george konuşur

“bana lenartanın güvenlik konseyi lazım.. kim sorumluymuş bu adamlardan? kim güvenlik şefi? o gün klonların kapısını kim kapatmış?”

edward iç çekerken cevaplar

“çok karmaşık.. kayıt sistemlerini kapatmışlar-“

“masanın kayıtlarını kapatamazlar-“

“ama kapatmışlar..” george kaşlarını çatarken edward konuşur

“daha doğrusu, makineler bozulmuş.. onlar mı bozmuş yoksa kendiliklerinden mi bilmiyoruz.. ama bozulmuş..” george onu dinliyorken edward devam eder

“lenartanın tüm güvenlik ekibi toplandı, nereye gönderilecekleri problem-“

“plutoya gönderilsinler, adamlarım sorgular, işleri yok bu ara..”

edward bunun yalan olduğunu biliyor, ama onaylarken konuşur

“başşehir lenartanın doğusunu sadece oreonun korumasını istiyorum.. anlayışla karşılanacağımdan eminim..” george gülümserken elini uzatır, iki adam el sıkışırlarken george konuşur

“mükemmel.. güzel bir çalışma sergileyeceğiz sanırım..”

edward da bunu umarken anlaşma kurulur..

 

 

luther alnını cama dayamış, lenartayı izliyorken birisi omuzlarını sıkar, luther hımlarken kızıl kadın yanına kayarak konuşur

“nasıl gidiyor senor?”

luther gözleri kapalı, gülümserken cevaplar

“iyi gidiyor.. gerçi bir süre sonra yatay mıyım dikey miyim anlayabilecek hali geçeceğim.. likid formatına dönmeye başladım..”

julianne gülerken konuşur

“hepsi iyi kıvırıyor gibi duruyor, biraz uyusak bizi öldürmezler herhalde..”

“ölüm tatlı bir başlangıç olur clarnon-“

“yürü hadi yürü, çayla beslensen daha az sinirli olursun, biliyor musun-“

luther bir kapıdan içeri tıkılırken luplexlilerin neden çay sevdiklerini, kahve gibi ulu bir icat olduğunu, kafeinin insanı ayık tuttuğunun bilimsel olarak ispatlandığını falan söylüyorken kapı arkalarından kapanır, kimse gittiklerini fark bile etmez..

 

 

chris’in sydney’i tebriğinin ardından ewan’ın yanındaki damien başını kaldırarak o tarafa bakar, michael’ın tanıtılması sırasında tekrar önüne dönerken ewan genç adamı izliyordur

“adam savaş meleği, sunacak daha iyi bir şeyimiz yok sanırım..”

damien önündeki kağıtlara bakıyorken gülümser, ewan da tekrar kağıtlarına dönerken okuduğu şeyleri anlıyordur, aylardır hala bunları anlamak genç adama garip bir mutluluk veriyorken konuşur

“100 yıllık yaşantımı unuttum ama birlikler arasındaki statü farkını gözlerim kapalı sayabilirim, bazen askerliğin artık genlerime işlediğini düşünüyorum..”

damien işte buna gülerken ewan da gülümser, general kenrich elindeki kağıt setini bırakıp yeni bir tanesini alırken konuşur

“sivil hayatla ordudaki hayat tamamen farklı evrenler olduğu için sanırım. Nebura’dayken ben de asker olan benliğimi kapatmıştım, bambaşka bir dünya oluşturmuştum. Şimdi dışardayım ve yine askerim, kaldığım yerden devam ediyorum ve hiç teklemiyorum, bunun verdiği tatmin ve gurur başka bir şeyle ölçülemez kaptan..”

ewan da aynı fikirde olduğunu söylüyorken okuduğu listelerin arasında bir de tanıdık isim gördüğünde iyice keyiflenir ve general’e gösterirken damien onun en iyi adamlarından biri olduğunu söylediğinde ewan da ona hak veriyordur..

 

 

SOUNDTRACK

BRANDI CARLILE – TURPENTINE

 

 

james iskemlesinde oturmuş, sessiz, cam duvarların arkasındaki elemanlarını izliyorken latty duvara dayanmış, ayakta, bu kadar süredir hiç konuşmamış, açık bir şekilde onun konuşmasını bekliyorken bir süre sonra pes eder ve kollarını açarken konuşur

 

“james, neden burdayız?”

 

james opalin cuslovla konuşmasını izliyor, james kelimesini onun dudaklarında görürken mırıldanır

 

“izliyoruz..”

“sadece izliyor muyuz? sadece izlemenin bize ne faydası olacak, konuşsak-“

 

james sessiz, devam eder

 

“eidan heyecanlı bir adam.. evrendaş olarak büyümüş, muhtemelen myraya bir hayranlığı var, kendini ona beğendirmek için myra şu camdan atla dese atlar..”

 

latty kaşlarını çatarken james devam eder

 

“andrea, aklı başında, ayakları yere basan bir kız.. irinanın fikirlerine çok önem vereceği belli, o da kendini ona beğendirmek için, takdiri için çırpınacak, çok açık..”

 

“sienna.. kendine güveni yok, sadece çok iyi bildiği şeylerde çok başarılı olacağını biliyor, ama onun dışında devamlı birinin onu arkasından iteklemesi gerekiyor, devamlı eli ayağına dolaşıyor, bir şey sorulduğunda cevabı bilmesine rağmen kitleniyor..”

 

latty şaşkın, siennaya bakarken james devam ediyordur

 

“dorian.. tam bir eski dünyalı, masaya inanıyor, güveniyor, ben ne istersem yapar, sadık bir er olacağı kesin.. ama benim dışımdaki herkesi sorgulayacak, çünkü hiç biri saygısını kazanmadı..”

 

latty şokla nefes alırken james ayağa kalkarak cama ilerler, devam eder

 

“ewan.. hafızasını kaybettiği için panik içerisinde, bu odada kaç kişi onu tanıyor bilmiyor, ben onu ne kadar tanıyorum ve neler oldu bilmiyor, ama otoritesinden bir şey kaybetmemeye çalışıyor.. conrad.. senin ve luplexin saygınlığının parçalanmaması için canını dişine takmış, yamuk bir söz söylememi bekliyor, onu öldürebileceğimi bilmesine rağmen kraliçesi için öne atılacak kadar kalbiyle düşünen bir adam.. bana daltonu hatırlatıyor..”

 

latty ağzını kapatırken james konuşur

 

“ashley, başına buyruk ve asi, ama aslında sadece dinlenilmek istiyor, ortaya attığı ve kabul ettiği tüm iddialar nasıl biri olduğunu göstermek için, biri onu dinlediğinde kendini açacağı kesin.. colm, gergin, çünkü patronu kafayı yemiş durumda, yedek patronu avcı kesilmiş, öbür patronu bizlerle gayet iyi anlaşıyor, nasıl bir adım uydurması gerektiğini kendi kendine çözmesi gerekecek.. daha çok genç, ama çok zeki..”

 

latty sessiz, camdan dışarı bakıyorken james mırıldanır

 

“vien.. genç, azimli, hırslı.. önüne gelen her vaka için kendini tükettiği belli, ancak bu gezegende büyük hayat dersleri alacak, bir tanrıça olmadığını ve tüm hayatları kurtamayacağını öğrenecek, kim bilir belki kendi ekibinden birileri de parmakları arasından kayıp gidecek.. bu kızda kaybın izleri var, birini kaybetmiş, belli..”

 

latty yutkunuyorken evren başkanına dair efsanelerin gerçek olup olmadığını düşünüyordur, james ise hala sırtı ona dönük, dışarıyı izliyor, konuşuyordur

 

“delora.. korkuyor, çok korkuyor, ve kimsenin ona acımasını istemiyor, hayatının yolunu seçmenin eşiğinde duruyor.. calis, her ip aslında onun elinde, ama kimsenin bunu fark etmemesini istiyor.. cuslov, yorgunluktan ve yalnızlıktan ölüyor, biri doğru tuşlara bassa günlerce ağlayabilir ama kimse o tuşlara dokunmuyor, ya da tam olarak basmıyor..”

 

latty kalbinin ağırlaştığını hissediyorken o neden bunları görmüyordur, o neden orada sadece konuşan insanları görüyordur, james başını yere eğerek mırıldanır

 

“ve latty.. üzerindeki sorumlulukları kabul etmiyor, fırsat çıktıkça başkasına yıkıyor, görevinin gerektirdiklerini kitaptan ezbere biliyor, ama uygulamaktan korkuyor, çünkü başlarsa devamı gelecek ve bir daha hiç bitmeyecek, oysa o küçük bir kız olarak kalmak istiyor..”

 

latty dehşetle ona bakıyorken james dönerek ona bakar, ikisi birbirlerine bakıyorlarken genç adam konuşur

 

“her küçük kız büyür kraliçe flacil.. bir gün, bir şekilde, bir yerde büyürler.. bir dakikada, bir saniyede, ya da 100 yılda.. ama büyürler..”

 

latty neden bilmiyor, ama gözleri dolmuş, ona bakıyorken james mırıldanır

 

“büyümek bir anda olsa da, gelişmek adım adım olur.. ilk olarak bakmayı değil, görmeyi öğrenmelisin, diğer adımlar sonra gelecek..”

 

ve evren başkanı dönerek yürür, kapıyı açıp çıkarken herkes ona döner, james gülümseyerek kollarını açar ve müthiş verimli bir toplantıdan çıktığını söylerken masa elemanları rahat, konuşuyor, oreonlular ekip arkadaşlarıyla kaynaşmış, gülümsüyor, evren başkanı şimdi hepsinin kendi bloklarına giderek keşfetmelerini, o arada da bilim adamlarını uyandırmamalarını söylüyorken cam bir duvarın arkasında, küçük bir kraliçe, büyük bir kadın olmanın yolundaki ilk adımlarını atıyordur..

 

 

“latty..”

latty dudağını kemirerek odadan çıkarken delora ve kate o tarafa geliyordur, latty deloranın sesiyle başını kaldırmışken genç kadın gülümser

“ofislere inelim mi?”

latty başını sallar ve delorayı koluna alırken genç kadın kate’e teşekkür eder, sonra görüşeceklerini söyleyerek latty’le beraber yürürken arkadaşı çok sessizdir, delora kaşlarını çatarak başını eğer ve latty’nin bakışlarını yakalar

“latty, bir şey mi oldu..”

latty usul bir hayırla soruyu geçiştirirken sesi titremiştir, delora lobiden çıkana kadar başka bir şey sormamamaya ve onu ağlatmamaya karar verirken latty kapıyı açar, delora önden geçip çıkarken latty de tekrar onun uzattığı eli tutarak dışarı çıkar, kapı arkalarından kapanır..

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >