CRASHED405 - #02 - MEETING THE PLAYERS

luther koridorun sonunda bekliyor, kapılar açılır ve hepsi dışarı çıkarken profesör dikleşerek konuşur

luther koridorun sonunda bekliyor, kapılar açılır ve hepsi dışarı çıkarken profesör dikleşerek konuşur

 

“gidelim hadi, bekleniyoruz..”

 

ve tekrar öne düşerken kabilesi de onu takip eder, luther merdivenleri iner, birkaç koridordan geçer, hepsi kaybolduklarını düşünüyorken profesör en sonunda bir kapıya ellerini bastırır ve onları geçirirken hepsi bir anda beyaz ama grilerle döşenmiş, kocaman, duvarları ekranlarla, bilgilerle, ortasında büyük, üç boyutlu bir lenarta haritası olan masasıyla, analiz raporlarıyla, ve en sonunda tüm üst lobi alanının üzerinde cam bir kubbeyle kaplı alana girerler, lenarta ayaklarına serilirken çalışanlar bir an durarak onlara bakar, sonra tekrar işlerine dönerlerken o anda büyük dairenin karşı tarafındaki kapı açılır ve kızıl bir kadın, arkasında bir sürü kişiyle içeri girer..

 

 

üst lobinin doğu kanadından giriş kapısı açılırken julianne hiç beklemeden içeri girer, arkasından yüksek kurul ve ortamları bilen insanlar takip ediyorken arkada kalan element kıranlar bir an ne olduklarını şaşırırlar..

 

hepsi güneş evreninden geliyor, hepsi az ya da çok merkez masa’da kim kimdir biliyorken şimdi adamlar önlerinde duruyordur. Eidan annesini istediğini mırıldanırken franco genç adamı belinden sıkıştırarak ittiriyordur, karşılarındaki merkez masa da onlara bakıyorken evren başkanı senor sinclair öne çıkar ve önce profesör clarnon’a elini uzatır

 

“ben james, senor değil..”

 

julianne gülümseyerek genç adamın elini sıkar

Julianne, Lenarta oreon sektör başkanı..”

james de memnun olup hoş bulurken genç kadının yanındaki başka bir genç kadına döner ve elini uzatır

“latty, iyi görünüyorsun..”

latty james’in elini sıkarak başını sallar

“sen de öyle james..”

senor kraliçeyle zaten tanışıyor, maksat arkadaki gruba otorite olmasıyken james’i asıl endişelendiren onun arkasındaki güruhtur, latty onlara dönerek öncelikle ewan’ı gösterir, james onu da tanıyor, derhal kafasında yanına alırken ewan’ın aklında james’le tanışıklığının yattığı yıl bambaşkadır, arada neler olduğunu henüz bilmiyorken o da dönüp merkez masa grubuna bakar ve bütün bayanların bakışlarıyla karşılaşırken özellikle aralarından biri, siyah saçlı, kahverengi gözlü, morricone’a benzeyen bir tanesi ona gülümser, ewan onda kesin bir şey olduğunu anlar ve hafifçe başını eğerek gülümserken latty cuslov’u tanıtıyordur, kurul başkanı güzel kadın gülümser

“james...”

“cuslov...bu arada eşleştirdiğimiz üyelerin birbiriyle kaynaşması da iyi olur, zaman kazanırız-opal..”

merkez masa grubundan sarışın ve uzun boylu olan güzel ophelia gordon öne çıkar ve cuslov’a elini uzatarak usul bir sohbete girerken arkada eidan önündeki manzarayla aklını kaybediyordur, sienna’nın koluna tutunur, ama genç kadın da aynı şekilde ortalığı izliyorken bahar balosunda da aynı havayı solumuşlardır, ama şimdi bambaşkayken genç kadın eidan’a gülümseyerek sırasının gelmesini bekler...

 

 

“wusla liharo, yüksek kurul ikinci başkanı..”

genç kadın gülümseyerek kendi partneri loret sinclair’le el sıkışıyorken ikisi de yine sanki evrenin bütün işleri bir an kafalarında güncellenmiş gibi bir köşeye çekilirler, onların ardından Kaptan Calis ve Pierce el sıkışır ve üç boyutlu plan tarafına doğru yönlenirken latty eidan’a döner

“eidan collins, su kıranımız..”

eidan ismini duyduğu anda irkilerek kendini toparlarken daha önünde milyonlarca insan vardır, neden onu söylemiştir, gerçekten su kıran mıdır, öyledir evet, yürür ve o yürüdükçe miss myra da ona doğru yürüyorken genç adam gözleri büyüyerek latty’nin yanına gelmiştir, ona bakar, sonra miss myra’ya döner ve elini uzatır

“suyum ben..”

james kaşlarını çatarken myra gülümser ve genç adamın elini sıkar

“ben de myrayım eidan, çok memnun oldum..”

“ben de çok mutluyum miss-yani memnun oldum, evet..”

myra güneş gibi gülümseyerek eidan’la beraber bir köşeye çekilirken latty vien’i tanıtır, onun eşi olan naunet diğerlerinden sıyrılarak öne çıkarken ikisi de kuzgun karası saçlarıyla doğru bir ekip oluşturmuş, naunet hemen genç doktora bir şeyler soruyorken vien başını sallayarak soruyu dinliyordur, onlar bilgi alışverişinde bulunurken latty yanındaki conradın kolundan tutar, genç adam gayet hiddetli bir duruşla senora elini uzatır, james adamı severken conrad aslında pek de sevimli görünmüyordur, koyu renk gözleri çatılmış kaşlarının altında partnerini bekliyorken merkez masa grubundan jensen öne çıkar

“jensen mcdermott..”

“conrad lysander..”

james bu noktada araya girer

“jensen bir zyen iblisi, eğer aranızda bilmeyenler varsa o da su ve toprakla bağlantısı olan bir tür..”

conrad bir tane daha kıranla karşı karşıya kalma ihtimaliyle kaşlarını biraz daha çatarken jensen açıklar

“element kıran değilim, sadece özüm su ve topraktan güç alıyor, onları asıl kontrol eden sizlersiniz-eidan, eidandı değil mi?”

eidan myranın yanında başını sallarken tekrar bakışlarını yanındaki güzel kadına çevirir, jensen gözleriyle toprak kıranı arıyorken andrea’yı gördüğünde durur

“isminizi bilmiyorum miss ama siz de toprak kıran olmalısınız..”

andrea gülümseyerek onaylar, jensen yine conrad’a dönerken konuşur

“ayrıca zyen kralıyım ve kraliyet ordularının başkomutanıyım..”

conrad işte bunu duyunca derhal rahatlarken rahatlaması bir komutan rahatlamasıdır, iki asker de aralarında anlaşırken onların salgıladığı testesteron hormonu uzaklaştığında latty delora’ya dönmüştür

“delora nobes, kraliyet asistanım ve son zamanlarda da oreon kahini..”

delora her seferinde ölümden dönen kahin diyerek lattynin yanına giderken iki genç kadın birbirine destek oluyordur, james kaşını kaldırırken elini geri atar, demin jensenın yanında duran genç kadın atılarak onun yanına gider, james elleri onun iki omzunda, cevaplar

“bu da kate.. jensen’ın eşi, ama bizim masamızın en olmadık zamanlarında yere yığılan cicisi..”

kate gülümseyerek deloraya elini uzatırken konuşur

“memnun oldum, iyi görünmüyorsun, gel, otur biraz-“ kate onu alır ve kolundan tutup götürürken james gururla gülümser, tekrar lattye döner..

 

 

“andrea dillard, toprak kıranımız..”

genç kadın bütün zerafetiyle gülümser ve james’in yanına gelen güzeller güzeli kadına bakarken ağzı hafifçe aralanır ve heyecanlı bir nefes alırken james konuşur

“irina, zeka ve tutku tanrıçası..”

irina gözleri parlayarak andrea’ya elini uzatır ve ikisi tanışırlarken andrea büyük annesinden duyduğu o uzun efsane ve masallarda en çok merak ettiği, en çok saygı duyduğu tanrıçayla şimdi el sıkışıyorken kendini o masallardan birinde hissediyordur, karşısındaki bilge tanrıçaysa önündeki genç kadının zekasına ve gücüne gülümser..

 

 

SOUNDTRACK

AVRIL LAVIGNE – KEEP HOLDING ON

 

 

“baba gitmesen olmaz mı?”

alexa yalvaran gözlerle babasına bakıyorken chris bavulunu bırakıp kızını kucağına alır, alexa babasının dizinde, ikisi de yatakta oturuyorken küçük kızın yakışıklı babası konuşur

“benim gidip oradaki insanlara yardım etmem gerekiyor tatlım, baban insanları koruyor, onlara yardım ediyor, işi bu, biliyorsun değil mi?”

alexa üzgün, başını sallarken uzanarak küçük kollarıyla babasına sarılır, chris kızını tutarken  kulağındaki minnacık ses ne zaman eve geleceğini soruyordur, babası şimdilik bilmediğini söylerken her sabah ve her gece arayacaktır, alexa tamam derken odaya annesi ve claire girer, onların önünden de blanche küçük adımlarla odaya girerken chris’in ayağının dibinde durur, alexa babasını bırakıp yere iner ve beyaz kediye uzanıp kucağına alırken claire gülümsüyordur

“blanche’a bir süre sen bakar mısın alexa?”

küçük kız mavi boncukları pırıl pırıl parlayarak gülümser

“gerçekten mi?”

“gerçekten.. en çok seni seviyor, biliyorsun..”

alexa başını sallıyorken kucağındaki beyaz kedinin başını öper, blache mırlarken claire alexa’nın saçlarını öperek doğrulur ve chris’e bakar

“saraydan yola çıkacağız chris, aşağıda bekliyoruz..”

chris başını sallarken claire alexaya elini uzatır

“hadi aşağıya inelim alexa, blanche’ın oyuncaklarını getirdim..”

alexa tamam diyerek blanche’ı yere bırakır ve claire’in elini tutarak kedinin arkasından odadan çıkarlarken tessa gülümseyerek onlara bakar, sonra iç çekerek kocasına dönerken chris yataktan kalkar, karısının yanına gider ve üzgün yüzünü ellerinin arasına alarak gülümser

“gidip ameliyat yapmacağım hayatım, her zaman yaptığım şey.. konuşup duracağım..”

“biliyorum, ama yine de bu dövüşülecek kötü bir adam bile değil chris.. değil karşısına oturup konuşmak, elinle tutamıyorsun bile, kuralı yok..”

chris bildiğini söyler ve genç kadının dudaklarına eğilirken tessa da uzanarak kollarını kocasının boynuna dolar ve ikisi bir süre için vedalaşır..

 

 

oreon ve merkez masa kaynaşması devam ediyorken ekiplerinin önünde duran iki lider’e de sağ taraflarından iki ayrı insan yaklaşır, ashley latty’e veronadan gelecek olanların yolda olduğunu, james’in yanındaki norman ise garagas tanrılarının önce masaya uğradığını birazdan bir yerde peyda olacaklarını söylüyorken james tamam diyerek dikkatini latty ve ashley’e verir

“norman mann, masanın eli, kolu ve de kulağı..”

latty gülümserken norman kraliçenin elini sıkar, sonra yanında onu süzen genç kadına dönerken ashley elini uzatır

“ashley ellen, maynard güvenlik departmanı başkanı..”

norman genç kadının elini sıkarken james’e döner ve neden onun da böyle adam gibi bir ünvanı olmadığını sorarken james bakışlarıyla ona ünvan saplıyordur, norman tekrar ashleye döner

“silah tutabiliyorsun o zaman..”

“tutmadan da adam vurabiliyorum..”

norman sırıtırken ashley kaşını kaldırır ve ikisi de aynı anda ellerindeki telefonların titremesiyle ellerine bakar ve gruptan ayrılırken latty ve james arkalarına dönüp kalabalıktan iki talihli daha seçer..

 

 

“john-“

“geldik..”

 

james lafı ortadan ikiye kesilerek peyda olan charlize ve antonio’ya bakar, sarışın kadın başını kaldırarak cam kubbeden dışarı bakarken mırıldanır

“harika, önce dünyayı mahvediyorlar, şimdi dış gezegenlere de sıçradılar, burayı da dondurayım mı? bunu mu istiyorsunuz?”

norman ilerden ona el sallarken james konuşur

“sakin ol charlize, insanları korkutuyorsun..” charlize sihirli kelimeyi duymuş, bir anda gülümserken hani nerde diye bakar,kocası james’le selamlaşıyor, kraliçeyle tanışıyorken charlize’in gözleri kalabalığı tarıyordur, biraz sonra karşı taraftaki tanımadığı insanlar arasından bir tanesinde bakışları durduğunda o masum insan nefesi kesilmiş, onu izliyordur, tanrıça konuşur

“hava kıran sen olmalısın..”

sienna’nın açılmış ağzından sadece bir ıh çıkarken diğerleri de onlara dönmüştür, james bu tanışıklığa karışmıyorken latty arkasını dönüp hava kıranına bakar, zavallının rengi atmış, içindeki daha kendinin bile tanımadığı güç onu delip karşısındaki tanrıçaya koşmak istiyor gibi bir hisle ancak anlamsız heceler topluluklarını düşünebiliyorken charlize genç kadına ilerler

“charlize, hava tanrıçası..”

sienna aha diyerek başını sallarken charlize james’e döner

“bunu ben alıyorum..”

james karşı gelmiyorken sienna alınmış, charlize’in yürüdüğü yere doğru neredeyse istemsiz bir şekilde yürür..

 

 

“john.. john nerede?”

john buradayım diyerek arkalardan bir yerden elini kaldırırken latty de scott’ı arıyordur, scott da john’un yanında duruyorken ikisi masaların birinde çoktan çalışmaya başlamıştır, john eliyle onlara devam etmelerini işaret eder ve tekrar scott’la beraber işlerine dönerken james peki diyerek önüne döner ve latty’le konuşan kaptan crash’i gördüğünde o da damien’a döner, general yaklaşarak ewan’a elini uzatır

“kaptan crash, uranüs masası başkanı general damien kenrich.”

ewan başını sallayarak genç adamın elini sıkar

“ewan crash, luplex orduları baş komutanı..”

damien da saygıyla başını sallarken ewan james’e döner

“james, hala ordu baş komutanı sensin, değil mi?”

james başını sallar

“pierce ve benim konumlarımızda bir değişiklik yok, sen de hala ordu yönetmeyi hatırladığına göre sorun yok..”

“ne yapsam da onu unutmuyorum, enteresan..”

james de bir gün hafızasını kaybetse neler olacağını merak ettiğini söylüyorken ewan hiç tavsiye etmediğini söylüyordur, james daha ciddi bir soruyla gelir

“element olaylarını oturup bütün detaylarıyla ekibime anlatmak durumundayım ewan, bir gün durup dururken nükleer bir ışıma gerçekleştirirsen ne olduğunu en azından bilmeliler..”

ewan tabii diyorken latty dehşetle james’e bakıyordur, genç adam ona döner

“üzgünüm, ama her şeyi düşünmek zorundayım..”

“kimsenin patlamamasını umalım o zaman..”

james de aynı şeyi umduğunu söylerken latty göz ucuyla ewan’a bakar ve derin bir nefes alarak arkasındakilere bakar..

 

 

“edward, biraz huzur aradığını sanıyordum, ama iyi görünüyorsun..”

edward teşekkür ederek george’un elini sıkarken eliyle ensesini ovarak konuşur

“ne zaman huzur arasam başıma bir şey geliyor, ama şikayetçi değilim.. bunu da atlattıktan sonra gidip bir hafta uyumayı deneyeceğim..”

george da aynı fikirde olduğunu söylerken james güvenliğin durumunu soruyordur, george ellerini açarak tek verebileceği cevabı verir

“şu anda karantina dahilinde her türlü kuralın eksiksiz uygulandığını söyleyebilirim sadece, ama karantinalar kolay şeyler değil james...”

edward da hak vererek konuşur

“çaresiz bir insanın akıl gücünü makinelerle alt etmek zorlaşacak, herkes karantina boyunca oturduğu yerde bunun geçmesini beklemeyecek..”

“bu kadar değişken ve güvensiz bir şeyin üzerine nasıl sağlam güvenlik önemleri koyacağımız hala çözüme ulaşmış bir konu değil. Şimdilik herkes sakin..”

james başını sallarken elleri belinde, latty’e bakar

“biz de herkesin öyle kalmasını sağlamak için buradayız, değil mi latty?”

latty kollarını kavuşturmuş, sessizce başını sallarken edward ve george onlardan izin isteyerek ayrılır ve işlerine dönerken latty ve james birbirlerine bakarak kısa bir an paylaşır ve o sırada verona’dan gelenlerin haberi alınırken latty o tarafa döner..

 

 

“chris, sydney seni bekliyor..”

chris latty’e tamam diyerek ilerdeki masaların birinden ona el sallayan genç kadının yanına giderken claire latty’nin yanındadır

“bir değişiklik var mı?”

latty hayır der ve james’i gösterir

“james sinclair, claire de veronique, verona prensesi..”

james memnun olduğunu söylerken claire genç adamın elini sıkar ve aynı şekilde senor diyerek saygısını belirtir, onların tanışması arasında justin james’in yanına gelmiştir

“prenses..”

claire glitere kralını gördüğünde başını eğerek nazik bir reverens sunar ve elini uzatırken justin genç kadının elini öper ve ikisi de latty ve james’e dönüp dik bakışlar alırken james konuşur

“hiç bitmeyecek sandım..”

claire gülümserken justin de güler

“kraliyet gelenekleri, kraliçe flacil..”

latty gülümser ve elini uzatırken james rahatlar, bir saat de onların selamlaşması sürecek korkusu ortadan kalkarken latty konuşur

“ikinizin de burada olmasını istedik, çünkü bu olay devam ettikçe hem dış uzayda, hem de güneş evrenindeki küçük yönetimlerin açıklamalara ihtiyaçları olacak..”

james başını sallar ve devam eder

“brian ve flasler her ne kadar iki tarafın yüzü olacaksa da bazen kraliyetler ancak kralların, prenseslerin dilinden anlıyor.. latty’nin bir süre çıkıp yüce halkına kraliçesi olarak seslenecek vakti olmayacak, her şey ikinize kalıyor..”

latty james’e bir bakış atarken iki kraliyet temsilcisi de başlarını sallıyordur, james güzel der ve onları da işlerine yollayarak latty’e döner

“flasler ve brian nerdeler?”

latty arkadaki ekranların önünde duran masanın başında hararetle bir şeyleri tartışıp karar vermeye çalışan ikiliyi gösterir, james tamam diyerek tekrar önüne dönerken jason’ı çağırır

“colmlasın..”

jason tamam diyerek colm’un yanına giderken ikisi el sıkışıyor ve birbirini iki tarafın bilgileriyle güncelliyorken latty uzakta usulca konuşan dorian ve francoya bakar, sonra james’e döner

“önce hangisi?”

james genç kadının başıyla işaret ettiği yere bakar ve dorian’la göz göze gelirken cevaplar

“ateş kıran..”

 

 

“dorian marcell, james sinclair..”

latty iki genç adamı tanıştırırken james elini uzatır, dorian genç adamın elini sıkarken hafifçe başını sallar

“senor..”

james adamın ses tonundaki saygı ve kendine güvenle bir an içinden bir adım geri atıp ateş kırana şöyle bir bakar ve elini çekerken sorar

“en azından yangın konusunda artık endişelenmemize gerek kalmadı..”

latty gülümserken dorian’ın da belli belirsiz bir tebessümle genç adama bakar, o sırada james’in yanında michael belirirken senor ona döner

“michael, kraliçe latty ve dorian marcell’le tanış..”

michael önce kraliçeye dönerek başıyla nazik bir selam verir ve genç kadının elini sıkarken ateş kırana döndüğünde nazik bakışların yerini savaş meleğinin bakışları almıştır

“ateş kıran..”

dorian ne zaman bu kadar ünlü olduğunu bilmiyor, ama sesini çıkarmıyorken michael genç adamın elin sıkar, dorian hissettiği şeylere kaşlarını çatarken james kısa bir özet geçer

“michael savaş meleğidir, hatta baş meleğidir, dövüş ve özgüven tanrıçasıyla da bağı var, ares’in oğlu sayılır..”

micheal koyu mavi gözleri hafifçe kısılarak gülümserken konuşur

“ikimizin özündeki şiddet senin dikkatini çekmiş olmalı dorian..”

dorian içindeki şiddetin bir müddet kimseyle bağ kurmasını istemiyorken yine de duyduklarını aklının bir köşesine yazar...

 

 

“antonio garagas, dürüstlük tanrısı..”

latty gülümseyerek çok memnun olduğunu söylerken antonio da genç kadının gençliğine ve kendi evreninin kraliçesi olmasına rağmen hala bozulmamış saflığına gülümser ve o da memnun olduğunu söylerken latty yanındaki francoya döner

“franco valdez, hiç ummadığımız bir anda oreon’a geldi, şimdi göz bebeğimiz. Düşünce okuma ve yönetme konusunda uzun süredir cuslov’la çalışıyorlar..”

james kaşını kaldırarak genç adama bakarken franco antonio’nun elini sıktıktan sonra gülümser

“merak etmeyin senor, sürekli akıl okumuyorum..”

james bunun üzerine kaşlarını çatarken konuşur

“şimdi yaptığın şeyi bir daha yapmazsan iyi anlaşırız..”

franco elbette senor der ve antonio’ya döner, dürüstlük tanrısı genç adamın dürüst bir şekilde ona açılmış benliğinde kısa bir keşiften sonra konuşur

“senor valdez konusunda bir sorunumuz olmayacağını rahatça söyleyebilirim james..”

james çok güzel diyorken bir de bu kadar işin arasında aklını kapatmaya uğraşamayacağını belirtir ve ikisini de işlerine yollarken boynunu gererek iç çeker ve latty’e bakar

“bitti mi?”

latty etraftaki gruplara bakarak başını sallar

“öyle görünüyor..”

“sen ne yapacaksın?”

latty bir an düşünür ve eliyle cuslovu, ewan’ı falan gösterirken bir şey diyemiyordur, bir an sonra arı gibi çalışan insanların aslında yapacak bir şeyi olmadığını keşfeder ve elini indirerek ensesini kaşırken kaşlarını çatarak james’e döner

“bilmiyorum..”

james gülümseyerek genç kraliçeye bakar

“lidersek liderliğimizi bilmek gerek, bu durumda yapılacak en güzel şey uzaktan izlemektir, lider olmayan bilmez..”

latty önündeki adamı izliyorken james çalışma gruplarının arkasında kalan büyük ofisi gösterir

“tabii önce izleyecek yer bulmamız gerek, ofise gidelim..”

ve genç adam öne düşerken latty bir an onun arkasından bakar, sonra omzunu silkerek onu takip ederken james, jason ve colm’un arkasından eğilip onların yaptıkları şeye bir bakar, sonra oğlunun sırtını pat patlayarak yoluna devam ederken latty de onun baktığı şeye bakıp pek bir şey anlamadan öndeki vampiri takip eder..

 

 

herkes orda burda konuşuyor, şuna ve buna bakıyorken charlize kalabalığın gürültüsünü dinliyordur, o sırada antonio yanında genç bir adamla yanına gelir, charlize yanında titreyen kumralı bırakıp ona dönerken konuşur

“bunu yapmak zorunda mıyım? gerçekten?”

kocası gülümser ve onun elini tutarken cevaplar

“evet, zorundasın.. mikropların neptüne ulaşabileceğini düşün-“

“lily’i ben korurum-“

“diğer lilyler ne olacak? üzülmeyecek misin?”

charlize üflerken onu izleyen genç adama döner, mırıldanır

“seni tanıyor muyum? neden aklıma bakıyorsun?”

genç adam dikleşirken özür diler, antonio konuşur

“farkında olmadan yapıyor, çok güçlüsün charlize.. ayrıca evet, charlize, franco.. franco, eşim, charlize..” franco hafifçe gülümseyerek selam verirken charlize gayet nötr, eşine döner

“akıl mı okuyor?”

“evet.. değişik.. bu genç hanım kim?” charlize dönerken mırıldanır

“ah, evet.. hava kıran.. uzun süredir birini görmemiştim, güzelleşmişler, bunun büyükbüyük annesi çok çirkindi..” sienna gözleri büyüyerek ona bakarken charlize kaşlarını çatar

“adın neydi?”

sienna sessiz, dikleşirken cevaplar

“sienna..” charlize eşine döner ve siennaymış derken antonio gayet kibar ve insani, elini uzatır

“çok memnun oldum miss sienna-“

“lütfen, sienna- ben de öyle senor garagas-“ antonio gülümser, sonra eşine dönerek konuşur

“uslu ol charlize..” charlize bir yorum yapmazken antonio francoya yol verir ve ikisi uzaklaşırlarken charlize tekrar başını kaldırarak cam kubbeden yukarısına bakar, sienna ise ona bakıyor, tetikte, her an bir şey bekliyordur, charlize mırıldanır

“hava dışarda nasıl sienna?”

genç kadın omuzlarını yerleştirirken mavi gözler ona döner, sienna mırıldanır

“normal? güzel?”

charlize normal, güzel derken sienna sessiz kalır, kelime dağarcığını gözden geçirirken birden gök gürler, ilerdeki pierce ona dönerken charlize eliyle savuşturur, siennaya bakıyor, konuşur

“hava güzel ve normalse, gök gürültüsü birden nerden çıktı sienna?”

sienna bir anda kendini lisede hissederken ne diyeceğini bilemez, charlize devam eder

“bundan sonra hava nasıl diye sorduğumda derecesini, hissedilen dereceyi, rüzgarın hızını ve yönünü, nem miktarını, oksijen ve karbondioksit miktarlarını bana söyleyeceksin-“

“ama onları nerden bulacağım-“ charlize gülümserken tatlı tatlı konuşur

“bilemiyorum.. bir hava kıran bulmaya ne dersin?”

genç kadının omuzları çökerken charlize gülümseyerek tekrar yukarı bakar..

 

 

SOUNDTRACK

MISSY HIGGINS – THE RIVER

 

 

“al bakalım..”

kate elindeki kahve dolu bardaklardan birini delora’ya verir, genç kadın teşekkür ederek sıcak fincanı iki elinin arasında tutarken bir yudum aldığında içi ısınır, kate de lobideki nispeten sessiz bir köşede duran koltukta delora’nın yanına otururken mırıldanır

“burası masadan daha soğuk, sırf ellerim ısınsın diye fincana sarılıyorum..”

delora gülümser

“bir çeşit hastane gibi olduğundan daha soğuk, ben de donuyorum.. gerçi benim donuşum saatlerdir gözümün önüne itilen şeylerin etkisi, ama evet, lenarta soğuktur..”

genç kadın yine usul bir yudum alırken kate kendi fincanına bakıyordur, sorar

“neler gördüğünü anlatmak ister misin? Sonuçta artık beraber çalışacağız, muhtemelen birimiz yere yığılırken diğeri tutacak..”

delora yorgun bir gülümsemeyle iç çeker ve yanındaki kate’e biraz daha dönerek oturduğu yere yerleşir, kate da aynı şekilde yan dönerek koltuğa yaslanırken delora sorar

“biana hakkında ne kadar şey biliyorsun?”

kate james’in yolda verdiği bilgilerden ve okuduğu raporlardan bildiği kadarını anlatır

“su kıran olduğunu, her kötü adam gibi biraz kaçık olduğunu, şimdiye kadar kimsenin durduramadığını ve arada sırada kaptan crash’i mistik yollarla öldürmeye çalıştığını biliyorum..”

delora başını sallarken fincanı ellerinin arasında döndürüyordur

“bir tek ewan’ı değil, ortalıkta olduğu zaman diğer insanları da etkiliyor.. ablam cuslov, wusla ve ben ilk saldırdığı gün kendimizi kaybettik..”

“zihinsel olarak da kontrol edebiliyor yani?”

delora başını sallarken kate kaşlarını çatarak iç çekiyor ve delora’nın şu andaki bitkinliğinden az çok nelerle karşlaştığını anlayabiliyordur..

 

 

“gördüklerim aslında çok basit, ama çok korkunç şeyler..”

“tahmin edebiliyorum.. gördüklerini aslında görmüyorsun, hissediyorsun, değil mi?”

delora aynen öyle diyerek başını sallarken kate genç kadının kolunu sıvazlar, delora devam eder

“ilk beni bayıltan şey biana’ya eş bir gücün doğuşu gibi bir şeydi.. çok karanlık, ama sanki o kadar karanlığın arasında bir çift göz devamlı seni izliyor.. o kadar kötüydü ki kate, sanki ben orada put gibi kalmışım ve o bana inat yapacağı şeyleri birbir gösteriyor.. tam olarak göremiyorum, kimin canını yakacak, tam olarak ne yapacak, ama çok acı veriyordu..”

 

kate kaşlarını çatmış, sanki kendisi görüyormuş gibi acılı bir ifadeyle delorayı dinliyorken sarışın kadın gözlerini koltuktaki bir noktaya dikmiş, her gördüğü ayrıntıyı hatırlamaya çalışarak anlatıyordur

 

“onun acısı daha bitmeden bu sefer o çok basit ama korkunç dediğim şeyi gördüm.. karanlık bir orman, çok sık ağaçlar yok, ama yürümekten artık yol etmiş bir patika var.. küçük bir kız, 9-10 yaşlarında, üzerinde beyaz bir gecelik, ayakları çırılçıplak, koşuyor.. ayağına batan dalların çıtırtısını duyuyorum, hatta kızın ayaklarının acıdığını hissediyorum, ama bir şeyden o kadar korkmuş ki, hiç aldırmadan koşuyor.. hava buz gibi, yanaklarını acıtıyor artık, sonunda patika bitip bir gölün kenarına geliyor, upuzun simsiyah saçları var, o aniden durunca önüne dökülüyorlar..o hafifçe eğilip ay ışığın vurduğu bulanık suya bakınca ben onun bir anda biana olduğunu anlıyorum..”

 

kate gözleri büyüyerek elindeki fincanı biraz daha sıkı tutarken delora gözlerini kapatıyordur, belli ki unutmak üzeredir, son kalan kırıntıları da aklında toparladığında gözlerini açar

 

“bacakları o kadar yorulmuş ki, dizleri titriyor, nefes nefese yere eğilerek elini suya uzatıyor ve duyuyorum kate, su onu çağırıyor, bir an o kadar güvende hissediyorum ki, artık arkamdan beni kim kovalıyorsa, ya da her neyden kaçıyorsam suya inanıyorum, o da inanıyor, ayağa kalkıyor, o küçük adımları yavaş yavaş o bulanık suya giriyor, ilerledikçe suyun sesini daha da net duyuyorum sanki, sonunda siyah saçlarının son tutamı da suya giriyor ve o anda her şey kesiliyor..

 

delora gözleri dolmuş, boş bakışlarla koltuğu izlerken kate elini ağzına kapatmış, sessizce duyduklarını düşünüyordur, biraz sonra elini indirip deloraya uzatır ve genç kadın onun elini tutarken iç çekerek hafifçe gülümser..

 

 

michael ve dorian yürüyorlar, genç adam ona dönerek konuşur

“bir saniye izin verebilir misin?”

dorian başını belli belirsiz sallar, michael ilerleyerek kahverengi saçlı bir kadınla chrisin yanına gider, kadın onu hissedince başını kaldırır ve gülümseyerek konuşurken dorian onun yüzünün aydınlandığını görür, michael genç kadına onu işaret eder, genç kadın ona bakarken dorian bir an kanından akan şiddetle gözlerini kırpıştırır, o sırada kadın ve michael oraya geliyorlardır, michael konuşur

“dorian, tanışmanı istiyorum, sydney, merkez masa hukuk departmanı başkanı..”

dorian onun bundan başka bir şeyler olduğundan eminken yine de el sıkışır, michael devam eder

“sydney ayrıca dövüş ve özgüven tanrıçasıdır dorian..”

dorian boynunu gererken hafifçe ahlar, sydney gülümser

“merak etmeyin senor marcell, durup dururken saldırmam.. demek ateş kıransınız, bir süre dünyada ikame ettiniz mi acaba?”

dorian evet derken sydney gülümseyerek başını sallar

“doğru o zaman.. bir ara sizi hissettim, şiddetinizi kontrol ettim, çok dövüştünüz bay marcell, ateş altına odun koydukça körüklenir, bunu kontrol etmeyi öğrenmeniz lazım..”

dorian gergin bir gülümsemeyle cevaplar

“eminim konunuzda uzmansınız miss-“

“bilsow..” dorian başını sallar

“eminim konunuzda uzmansınız miss bilsow, ancak ateşimi kontrol edebiliyorum, inanı-“ dorian bir anda sağından geçen bir rüzgarla başını çevirir, michael elinde siyah bir saç teliyle ona bakarken ikisine bakar, sonra sydneye dönerken genç kadın konuşur

“ateşinizi kontrol ettiğinizden eminim bay marcell.. o konuda hiçbir şey söyleyemem, ateş tanrısı da aramızda olmadığına göre, yetkilimiz sizsiniz..”

dorian ela gözlere bakıyorken sydney gülümser

“ancak dövüşünüz konusunda eminliğiniz doğru, uzmanım.. ve michael benim meleğimdir, size bu konuda yardım edecek, bir mikrobun sizi ele geçirmesinden çok, bir düşmanın sizi ele geçirmesi beni daha çok endişelendiriyor..”

dorian ona bakarken mırıldanır

“beni dövüşte iyileştirirdiğinizde ben kendimi kaybedersem ne olacak?”

michael gülümserken sydney cevaplar

“ne kadar iyi olursanız olun bay marcell, karşımda yenilmeye mahkumsunuz, endişeniz olmasın..”

dorian ona bakarken tatlı genç kadın tekrar gülümser, ve michaela bakar, sonra chrisin yanına giderken saçları sallanıyordur, dorian bakışlarını michael’a çevirirken genç adam konuşur

“yardımı pek kabul eden bir adam değilsin marcell, belli oluyor.. ama unutma, diğer elementler olmadan var olamazsın.. onlar gelene kadar yanmaya devam etmelisin..”

dorian ona bakarken sorar

“neden beni seçtiniz? ya da neden ben size düşüyorum? ateş konusunda eğitilmem gerekmez mi? hepiniz birimizi eğitecekseniz..”

michael gülümserken cevaplar

“hepinizi eğitmek için gelmedik marcell, aranızda eğitilmesi gerekenler var evet, ancak buraya gelme amacımız tamamen lenarta için.. o arada seninle arkadaş olmak isterim..”

dorian tabii derken michael da tabii der, bakışları onu incelerken dorian bütün meleklerin böyle olup olmadığını merak eder..

 

 

“..en son yunuslarla konuşabildiğimi keşfettim.”

Myra waowlarken eidan onu gösteriyordur

“ama tabii ben balıklarla konuşmuşum, siz balıkları yaratmışsınız gibi bir durum olduğu için, her durumda ezik kalıyorum..”

myra gülerek genç adamın kolunu tutar

“ezik falan değilsin, lütfen.. ben de istediğim zaman okyanusları taşıramıyorum..”

eidan bir an okyanusları taşırdığını hayal ederek gülümserken myra bak, gördün mü diyordur, genç adam yine miss myra’ya dönerken genç kadın masalardan birine dayanmış, elindeki kalemi sallayarak sorar

“şimdi biana’yla aynı güce sahipsin, ama neden onu alt edemiyorsun merak ediyorum..”

“andrea’nın söylediğine göre su kıranlık dişi bir güçmüş, o yüzden ben ölsem de biana’dan daha güçlü olamazmışım miss-“

myra, lütfen..”

eidan myra diyerek kulaklarını ve aklını bayram ettirirken myra devam eder

“mistik kurallar her zaman bozulabilir, ayrıca mutlaka senin de onda olmayan bir gücün vardır..”

eidan bilmediğini söylüyorken masaya oturarak o da kalemlerden biriyle oynamaya başlar

“varsa da kadın karşıma çıkınca korkudan ölüp gideceğim için kullanamayabilirim..”

myra gülerek öyle bir şey olmayacağına emin olduğunu söylüyorken elindeki kalemi bırarak hafifçe yanağını kaşır ve sorar

“sen de suya dönüşebiliyormuşsun..”

eidan aha diyerek en iyi yaptığı şeyin o olduğunu söylerken myra gülümser

“şimdi de yapabilir misin?”

“her zaman yaparım..”

ve genç adam oturduğu yerde tekrar su formuna girerken myra irkilerek bir adım geri atar, arkadaki ofiste oturan james ayağa fırlamışken latty genç adamı kolundan tutmuş, muhtemelen her şeyin yolunda olduğunu anlatıyordur, lobideki meraklı gözler de o tarafa bakıyorken bilen bilmeyenlere anlatıyordur, onların bakışları altında eidan kalemi parmağının ucunda dengede tutma oyunu oynuyorken myra uzanarak genç adamın koluna dokunmak ister ama eli suyun içinden geçerek ıslanırken genç kadın keyifli bir ses çıkararak gülümser..

 

 

SOUNDTRACK

YANN TIERSEN – LARA’S CASTLE

 

 

herkes bir yöne dağılmış, konuşuyor ve alışıyorken andrea ellerini arkasında birleştirmiş, duvardaki ekranlara bakan tanrıçanın yanında sessiz, duruyordur, o sırada eidan suya dönüşmek için gözlerini kapattığında irina o tarafa döner, andrea ona bakarken irina suya dönüşen adama bakıyordur, andrea genç kadının profiline, net bakışlarına, düzgün çenesine, gözlerine, upuzun ve muhteşem saçlarına bakıyorken irina ona döner, genç kadını onu izler bulurken andrea toparlanır, özür dileyecekken irina gülümser

 

“güzelliği incelemek seni utandırmamalı andrea..”

 

andrea başını kaldırarak ona bakar, irina hala gülümsüyor, ahlar

 

“elbette muhteşem bir güzellik değilim, biliyorum-“

“miss michiao-“

“inkar edemeyiz.. ama tutku duyulacak bir varlığım, bunu biliyorum.. beni incelemek istiyorsan inceleyebilirsin andrea, uzun bir süre beraber çalışacağız..”

 

andrea gülümserken cevaplar

 

“sadece.. ilk defa bir tanrıçayı yakından görüyorum..” irina gülümser

“çok farklı değiliz, inan..”

“gerçekten böyle mi görünüyorsunuz?”

 

irina hayır derken cevaplar

 

“gerçek halimle görünürsem, o zaman aklını kaybedebilirsin.. tutku seni çekirdeğinden itibaren yakar, parçalar.. kontrol etmeyi bilmiyorsun.. bu her tanrı ve tanrıça için böyledir, özlerimizi bizi tamamen tanıyanlara, ve kaldırabileceklere gösteririz..”

 

andrea onun ne zaman yürümeye başladığını bilmiyorken onunla beraber yürüyor, konuşur

 

“çocukken dinlediğim masallar vardı, kıranlara dair, tanrılara, tanrıçalara dair.. sonra evreni tanıdıkça, bizi bir tanrı ve bir tanrıçanın yönettiğini öğrendiğimde, bir yerlerde o masalların gerçek olduğuna inandım..”

 

irina gülümserken ileriye bakıyor, konuşur

 

“ah evet.. her gün bir masal yaşarız.. ama masallarımızın kahramanı insanlardır andrea, diğer tanrılar değil..”

 

ve ona dönerken andrea ona bakıyordur, irina konuşur

 

“tanrılar ve tanrıçalar, insanlar için vardır.. onlar nefes almadıkça biz acı çekeriz.. sen toprağın simgelerinden birisin, toprağın insanlara uzanan, onlara mesaj vermek isteyen bir kolusun..”

 

andrea ona bakarken konuşur

 

“yani ben de insanlar için varım..”

“sadece insanlar değil, tüm canlılar için.. toprak olmazsa hiçbir şey olmaz.. bu her güç ve element için geçerlidir andrea, toprak, hava, su, ateş, onlarla bağlantılı rüzgarlar, denizler, fırtınalar, büyümek, gelişmek, duygular, üremek ve ölmek.. hepsi köklerden gelir..”

 

andrea ona bakıyor, onu dinliyorken genç kadın gülümsüyor, konuşur

 

“sana yolunu çizmeyi öğretemeyeceğim, üzgünüm, ancak yolunu beraber keşfedebiliriz..”

 

andrea bunu duyunca içinde kelebekler uçuştuğunu hissederken ilerleyerek onun elini tutar

 

“gerçekten çok mutlu olurum miss michiou! çoğu zaman başka şeylere zarar verme korkusundan gücümü tamamen kullanamadığımı düşünüyorum, oysa gücümü kontrol etmek için onu salmam lazım..”

 

irina gülümserken başını sallar

 

“çok doğru andrea.. gücünün ne olduğunu bilmeden onu kontrol edemezsin..”

 

andrea zeka tanrıçası tarafından takdir edilmişken gülümser, irina onun düşüncelerini suratında okuyabiliyor, bu kibar ve terbiyeli genç kadına gülümserken konuşur

 

“inan andrea, merkez masa, oreondan çok farklı bir kurumdur..”

“tahmin edebiliyorum..”

“evreni yönetmek, büyük ve değişik yetenekler ister, bu yüzden benim de kendimi dahil hissettiğim merkez masa ekibini oldukça farklı bulacaksın.. ancak hiç birinden korkmamalısınız, hepsi yardım gerektiğinde el uzatan insanlardır, sıfatları onları o kadar havaya çıkartmıyor.. benim de öyle.. inan, olmam gereken tanrıça modeli, charlize gibi bir modeldir..”

 

andrea dönerek ilerde, siennayla konuşan sarışına bakarken konuşur

 

“o kötü mü?”

 

irina hafifçe gülerken andrea ona döner, genç kadın cevaplar

 

“charlize en iyi, en tatlı tanrıçalarımızdan biridir.. ama tanrıça olduğunu unutmaz, unutturmaz.. insanları sevmez, olabildiğince az diyalog kurar.. ama eğer kapılarını açarsa, ondan tatlı birisi daha yoktur, tanıdıkça göreceksiniz..”

“pek yanına yaklaşılacak gibi durmuyor..”

 

irina gülerken cevaplar

 

“ona verilen arkadaşınızın çok çekeceği var.. ama çok güçlü ve iyi bir öğretmeni var, umarım farkına varacak kadar açık gözlü olur..”

 

andrea gülümserken konuşur

 

“o sienna, hava kıran, çok iyi ve çok tatlıdır, bilgi açıdır..”

“çok güzel.. çünkü charlize onu bıraktığında çok şey biliyor olacak..”

 

andrea dönerek tekrar ikisine bakarken sienna acı çekiyor gibi duruyordur, genç kadın onları izler..

 

~ crashed405 : where you get to crash 405 times. >